"O ağzını topla önce, yoksa alay etmek ne gösteririm sana! Göğsünü gere gere Güneş Asparşah diyen sensin ben değil üstelik kimliğinde soyadın bile Asparşah değilken birde kalkmış bana mı diyorsun alay ediyor, kumalığa meraklı diye." Diye çıkıştım sertçe.
Söylediklerimle bariz bir şekilde bozulan Kuyumcu dükkanı hemen kendini toplayıp sanki hiç zoruna gitmemiş gibi konuştu, "Önemli olan kimlikte yazması değil tamam mı dinide olsa onun karısıyım ben!" Dedi üste çıkmaya çalışarak. Etrafta olan bir kaç kadında alenen bizi izliyordu.
İşte tam o an beynimde adeta bir ampul yandı.
Duruşumu dikleştirdim, yengem korkuyla bakarken bana Güneş'e çevirdim bakışlarımı tekrar, "Madem onun karısısın o zaman ne diye bu evliliği durdurmuyorsun! Lafa gelince karısıyım icraata gelince hemen kocanızdan korkup kaçın bi lafına diz kırıp oturun 'haklısın ağam, sen ne dersen o ağam' dersiniz." dedim yarı alaylı çokça sert tavrımla.
Kesinlikle iyi gidiyordum ne kadar kızarsa kocasını o kadar iyi ikna ederdi. Bir ihtimal.
"Sen ne diyorsun be!" Diye Güneş'in cırlaması yanımdaki kadın Güneş'in önüne geçti, "Yeter Güneş! laf atıp sonra cevabını alınca hemen parlamayın alay falan etmedi kaşınan sendin, kin ve nefret dolu bakışlarınızla olayı buraya getiren sizsiniz." Dedi kadın net bir tavırla.
"Sen karışma Pare! Çekil şuradan!" diyerek kadını itti, demek adı Pare'ydi Boran Ağa'nın kaçarak evlenen kardeşi, tanıdıklık hissi oradan geliyordu demek, Boran Ağa ile simaları benziyordu. Güneş kadını yana itip tam karşıma geldi.
"Bana bak kızım, kendine gel haddini bil karşında Boran Ağa'nın karısı var, tabiki ne derse onu yapacağım o benim kocam çünkü." dedi kocam kelimesinin üstüne bastıra bastıra. Ya sabır ya hak! Dayan Gece, dayan.
"Demek arkamızdaki soyadlarına güveniyoruz he!" dedim yüksek sesle aynı anda aradaki mesafeyi sıfırlayarak, "Asıl sen haddini bil, karşında Riva Aşiretinin Hanımağası var, bana saygı duymak zorundasın ve kocanın kim olduğu umrumda bile değil!" Bunu beklemediğinden şaşırmıştı diğerleri gibi. Yutkunurken gözlerini kaçırdı geri adımlayarak uzaklaştı benden az önceki kavgacı kadının havası bir anda sönmüş gibiydi. Kibirli bir gülüş dudaklarımda belirirken yengem ve Pare memnun olmuş şekilde bakıyorlardı. Aynı şekilde bizi izleyen kadınlarda hayretle.
Son hamlemide yapmak istediğimden tekrar yaklaştım Güneş'e yaklaştım yüzünün yan tarafına kulağına doğru, "Bak, kocan olup olmaması umrumda değil tamam mı, bana böyle kin gütmen hiç iyi değil sonuç olarak yakında aynı konakta yaşayacağız ve..." diyerek daha da yaklaştım. Leyla ve muhtemelen Güneş'in annesi olan topal kadın yanımızda çember olmuşlardı ama o kadar dip dibe değildik o yüzden kelimelerimi duymuş olucaklarını pek sanmıyordum. "Aynı kocayı paylaşacağız her konuda, yerinde olsam benimle iyi geçinirdim çünkü olaya mantık açısından bakılınca kuma olan ben değil sen oluyorsun ve inan bana benimle uğraşmak istemezsin o yüzden kocanı ayart ve bu işten vazgeçir karısısın ya hani." diyip doğruldum, göz kırpmayı da ihmal etmedim. Bembeyaz olmuştu ve gözleri irileşmişti, onaylamazca salladım başımı. Keşke kiminle aşık attığını bilseydi. Şimdi gitsinde kocamdır ne isterse yaparım dediği adamın aklına girsin bakalım girebiliyor mu.
Olayı çözmeye çalışan yengemin koluna girdim "Hadi yenge gidelim evde bir sürü işimiz vardı." diyerek eve yönelttim ve yürümeye başladık.
"Ne söyledin o çiyanada dut yemiş bülbüle döndü." Diye sordu merakla.
"Doğruları ve olacakları, kocam diye diline pelesenk ettiği kelimenin ağırlığını anlattım ona sadece." Yengem anlamdığına dair attığı bakışlara gülümseyerek karşılık verdim.
Umarım onu fitillemem işe yarardı. Aslında kesinlikle bu şekilde davranmak istemezdim ama bana resmen saldırmaya kalkıp küçümsemeye kalktı hemde mahalle ortasında o kadar kadının arasında beni aşağılamaya kalkması sinirimi dahada fırlatmıştı
Kendi kaşınmıştı, o fettansa ben daha da fettandım.
🔗🔗🔗
Güneş Gece'nin lafları yüzünden iyice kızgın deli danalara dönmüştü çünkü haklıydı biliyordu, bir yandanda kızın güzelliği ve dik duruşuda sinirlerini bozmuştu. Yüzü masum görünsede kesinlikle fena biriydi bunu anlamıştı ayrıca fit ve boylu vücudu ile oldukça çekiciydi bir bakanın dönüp tekrar bakacağı bir kızdı, hele o saçları yok muydu hem gür hem doğal hemde uzundu, Boran Ağa'nın şüphesiz en sevdiği şeydi uzun saç; kız kardeşi Zara saçını kesmek istediğinde nasıl kızdığını hatırlıyordu, sonra kızın kendi saçı diye ona bırakmıştı Zara'da sırf abisi seviyor diye saçını kesmemişti şimdide sadece dirseklerine kadar uzatıyordu, Mara'da uzun saç kullanıyordu ama o da fazla uzatmazdı belli bir sınırı vardı, Güneş ise hiç haz etmezdi uzun saçtan bu yüzden omzunda tutardı zaten Boran Ağa hiç bu konularda laf söylemezdi kendisine, aslına bakılınca Boran Ağa Güneş'e hiç karışmazdı, bu yüzden rahattı Güneş.
Odasında dört dönerken Boran Ağa'nın birazdan odaya geleceğini biliyordu, yemeği az önce yemişlerdi saat uyumak için erkendi ama o Boran Ağa'yla konuşması gerektiğini söylemiş odasına çıkmıştı. Üzerine dolabındaki en güzel geceliklerinden birini giymişti dolabın aynasına tekrar bakıp kendini süzerken Boran Ağa da içeri girmişti.
Boran Ağa Güneş'i gecelikle görünce sıkıntıyla sessiz bir nefes verdi ve gözlerini kaçırdı, Güneş önüne gelip elini göğsüne yerleştirip alttan alttan Boran Ağa'ya bakınca Boran'da mecburen Güneş'in gözlerine baktı. Daha sonra bir adım geri çıkıp teması koparırken odadaki camın önüne geçip sigarasını çıkardı ve dudaklarına yerleştirdi. Bulduğu her fırsatta sigara içiyordu bağımlının ötesi olmuştu.
"Noldu Güneş, konuşmam gerek dedin konuş o zaman işlerim var anlat hadi." Derken sigarasını yakmıştı.
Güneş Boran Ağa'nın ondan kaçmasına bozulsada umursamadı ve adımlayarak adamın arkasına geçip sarıldı, sarılması ile Boran Ağa sinirlensede ses etmemişti çünkü uzasın istemiyordu konuşması.
"Ağam, ben senin karınım benden kaçma lütfen."
"Senden kaçmıyorum işim var diyorum!" dedi sakin kalmaya çalışarak.
"Ama ben seni özledim," derken eliyle göğsüne daireler çiziyordu.
Boran Ağa sıkıntıyla göğsünü şişirdi şu an sadece rahat bir nefes almak istiyordu ama bu mümkün değil gibi görünüyordu, sigarasından son bir nefes çekip camın kenarında bulunan küllüğe bastırdı ve söndürdü daha sonra göğsündeki elleri tutup kaldırdı ve Güneş'e döndü omuzlarından tutarak yatağa doğru götürüp oturttu oda yatağın ucuna yanına oturduktan sonra elini avuçlarının arasına aldı.
Güneş yatağa ilerlemeleri ile sevinsede çok geçmeden düşündüğü gibi kocasının ona dokunmayacağını anlamıştı.
"Güneş, sıkıntın ne ise söyle bilirim bu hallerini sabahtan beri oturduğun yerde bile rahat durmadan kıpırdanıp durdun n'oldu ananlara gittin bugün sen bir şey falan mı dediler," diye sorunca Boran, Güneş gözlerini kaçırdı. Boran Ağa Güneş'in gözlerini kaçırması ile çenesini tutup kendine çevirdi bir şeyler dönüyordu ama anlayacaktı.
"Ağam ben çocuk istiyorum!" Dedi pat diye. Boran Ağa ise anında ellerini çekti hemen, Güneş sıcak ellerin yokluğunu hissedip üzülsede şu an bunu düşünemezdi. "Hem vakti gelmedi mi ikimizde de bir sorun yok, seninde yaşın geldi baba olmak için neden olmasın ki zaten."
Boran Ağa anında, "Çocuk falan istemiyorum. Kafam zaten kalabalık kapat bu konuyu!" Dedi net bir sesle. Bebek falan istemiyordu zaten yeterince derdi vardı babasıda bu konuda üzerine gelsede tek lafı ile kapatıyordu hep konuyu. Tuhaf bir şekilde gönülsüzdü bu işe içinde bir boşluk var gibi hissediyordu o yüzden bu konudan hep uzak durmaya çalışıyordu zaten çocuk yapmak bu kadar basit bir konu muydu.
Güneş birden yükselip dikleşti, "Ağam başın üç yıldır kalabalık hep zaten! Napacaksın yoksa o kadından mı çocuk yapacaksın!" Diye sesini yükseltmeye başlaması ile Boran Ağa sinirle ayağa kalktı, bu kadının derdi başkaydı şimdiye kadar baskı yapmadığı hâlde birden böyle istemesi normal değildi.
"Güneş kes sesini! Ne saçmalıyorsun sen, çocuk falan yok!" Diye bağırdı Boran, ama Güneş'in bu sefer korkup sinmeye niyete yoktu oda kalkıp Boran'ın karşısına geçti her ne kadar korksada.
"Saçmalık falan değil o kadınla evlenmeyeceksin! Seni onunla paylaşmam, çocuk falanda yapamazsın SEN BENİMSİN!" Güneş'in öfkeyle bağırıp Boran'ın göğsüne indirdiği yumrukları tuttuğu gibi Güneşi yatağa attı, Güneş yatağa düşüşü ile şaşırsada hızla başını öfkeden boyun damarları kabarmış Boran ağasına dikti korkuyla.
Boran ağa işaret parmağını öfkeyle karşısındaki kadına sallayarak konuşmaya başladı, "Sakın! Sakın bir daha üzerimden hak iddaa etmeye kalkma, ben hiç bir zaman senin olmadım kimseninde olmam! Gece bu eve gelecek ve ikinizde bunu kabul edeceksiniz sorun çıkarmayacaksınız!"
Güneş olduğu yerde toparlandı ve tekrar korksada Boran'ın karşısına geçti çünkü biliyordu bağırıp çağırsada el kaldırmazdı zaten yatağada sert bırakmamıştı.
"Gece ile karşılaştım bugün,"dedi kısık sesle. Daha sonra bakışlarını şaşkınlıkla açılmış gözlere çevirdi gözlerinden yaşlar akmaya başladı.
"Ne!" Diye şaşkınlık nidası dökülmüştü dilinden Boran'ın, adını duymak bile zelzeleye uğratıyordu, "Nasıl ve nerede karşılaştın."
"Anamlardan çıkarken o da yolda Pare'yle konuşuyordu tanımıyorduk biz yanına gidince direkt yengesi geldi, sonra bizi tanıştırınca tanıdım ama o Gece denen kadın alay etti benimle benim kuma olduğumu yakında bu evin hanımının o olacağını ve onunla iyi geçinmem gerektiğini söyledi sonuçta yakında konağı sonra seni onunla paylaşacakmışım o yüzden seni ikna edip bu evlilikten döndürmem gerekiyormuş öyle dedi. Boran Ağam lütfen evlenme o kızla bizi mahveder o çok fena biri." Dedi yalvarırcasına.
Boran şaşkın olsada başını hızla iki yana salladı, "Evleneceğim! Sende eğer kaldıramıyorsan kapı orada istediğin zaman gidersin. Sana sunduğum teklif en başından beri hâla geçerli beni nasıl kabul ettiğini unutma ona göre davran bu senin için en iyisi olur," dedikten sonra kapıya yöneldi çıkacağı vakit duyduğu "Seni seviyorum ve hiç bir yere gitmem!" sözleri ile başını umutsuzca iki yana salladı kapıyı sertçe çarparak avluya indi.
Boran Ağa bir yandanda şaşkındı Gece kimse ile alay edecek birine benzemiyordu ki bence etmemiştide kesin Güneş bir yerlerde kendini katarak bir şeyleri eksik söylüyordu. Ama bir yandan kesin Güneşi fitillemiştir diyede düşündü kesin yapardı. Demek Güneşi kışkırtıp üzerine salardı ha, o görürdü şimdi.
Salona yöneldi ve babasıyla konuşacağına söyleyip onu dışardaki balkona çıkardı.
"Hayırdır oğul sorun nedir." derken balkondaki sedirlere oturdular. Kavga sesleri gelmişti dışardakilere ama karı koca arasına girilmez diye konuşmadı o konuda Bertan ağa.
"Sorun yok baba ama şu evlilik işini hızlandıralım artık diyorum," dedi Boran sert sesiyle. Babası kaşlarını çattı bu evliliği istemeyen adama ne olmuştuda durduk yere hızlandıralım diyordu.
"Hayırdır oğul iyi misin sen ne bu acele evlenecen zaten."
"Bir sürü işim var ve bu evlilik çok uzadı artık hemen olsun bitsin, millette laf yapmaya başladı en iyisi budur." Demesi ile Bertan ağa biraz düşünüp onayladı oğlunu haklıydı.
"Haklısın zaten kızı neden almıyorlar, kan davası bitmedi mi, birbirlerinimi kandırıyorlar, kızda bir sorun mu var diye daha birsürü laf ediyorlardı tabi ağızları torba değilki büzesin." Diye sinirle solurken konuştu Bertan Ağa. Doğruydu bunlar, birkaçını halletsede hepsine yetişemiyordu.
"Ben diyorum pazartesi söz ile nişanı birlikte yapalım." diye fikir sundu Boran ortaya.
"Olur tamam ama üç gün sonra fazla erken hazırlık yapması lazım gelin hanımların." Dedi düşünerek Bertan ağa.
"Her neyse, onlar halleder sen ara Kalender ağayı haber et baba şimdiden." demesi ile Bertan ağa hayretler içerisinde telefonu alıp aradı.
Telefon bir kaç çalıştan sonra açıldı. Bertan ağa Kalender ağa ile konuşurken yer yer sesler yükseldi yer yer alçalırken sonunda Kalender ağa sinirle kabul edip telefonu kapatmıştı. Tabi Boran'da bu duruma içten içe seviniyordu. Bir süre daha babasıyla bu konuyu konuşup kalktı ve oradan uzaklaşırken cebinden telefonunu çıkardı, 'Gece Riva' yazan numaraya mesaj attı.
🔗🔗🔗
"Abi yeter rahat bırak beni ya." Dedim bıkkınca.
"Sus çok konuşma çarparım ağzının ortasına, öksürüğünü duydum kötü olmadan al iç şunu." diyip elindeki naneli bitki çayını bana verdi. Kaşlarımı çattım. Sinirle aldım elinden kupayı. Kibirli bir gülüş sergilerken onu takmadım ve üzerimdeki hırkaya daha da sarılarak konağın terasından görünen Mardin manzarasını seyretmeye başladım.
"Hepsini bitir onun." Diye Abim yine konuşunca ona döndüm bana bakmıyor telefonda mesajlaşıyordu, ılımış bitki çayını tek seferde hepsini kafama diktim bitirdim ve bıraktım sehpaya, "Abartıyorsun sadece bir iki öksürük." dedim.
Bakışlarını hızla bana çevirdi, "bir iki öksürük ile başlar sonra anlamadan kriz geçirirken bulursun kendini," dedi, haklı olabilirdi, acaba kriz geçirdiğimi öğrense ne olurdu tabiki beni mahvederdi en önemlisi neden olduğunu falan sorarsa ve ona o ağa bozuntusu ile görüştüğümü söylersemde benim canımı okurdu yani en azından bağırıp çağırırdı çünkü onlardan hazetmiyordu.
"Hadi ben aşşağıdayım sende fazla kalma burada,"diyip saçımı karıştırıp gitti. Hava fazla soğuk değildi kış bitmişti ama hâlâ kuru soğuk vardı, yada ben fazla hassastım bu konuda çünkü ufak bir soğukluk bile hassas bünyemi sarsıp hasta ediyordu beni.
Manzarayı izlerken aklımda deli sorular vardı, abim beni yengemden alırken yengemden Gündeş'ten bahsetmesini istememiştim. Acaba ikna edebilmiş miydi ya da edebilecek mi? O kadında o potansiyeli göremesemde umut etmekten başka çaremde yok gibiydi.
Nenemde yaklaşık iki saat kadar önce Van'a evine dönmek için yola çıkmıştı, içimde onun gitmesine karşında büyük bir boşluk vardı her şey üst üste geliyordu.
Daha fazla oturmadan kalktım ve odama geçmek için alt kata indim, odama geçmek için inerken annemin seslerini duydum bağırıyordu, sesler odasından geliyordu adımlarımı hızlandırıp odalarının kapısına gelince sesler daha da netleşti, aralık olan kapıya yaklaştım.
"Sen ne diyorsun Kalender, çok erken Gece hayatta kabul etmez." Diye konuştu annem umarım aklımdan geçen şey değildir.
"O zaten kabul falan etmiyor ki, en iyisi bu, aradılar söylediler ne kadar erken o kadar iyi insanlar laf yapmaya başladılar bir an önce olsun bitsin." Cevapladı bağırarak babam. Olamaz bu kadar değildi demi.
"Ne yapacağız peki nasıl söyleyeceğiz ben hayatta konuşmam Riva'yla!" Diye karşı çıktı annem.
"Ben konuşurum sen hazırlıklara başla pazartesi nişanımız var." Demesiyle bakışları bana döndü. Bense donmuş gibiydim ne bekliyordumki zaten. Gözleri irileşmiş bir şekilde bana bakıyorlardı, yavaşca arkamı dönerken abim ve Hevdem'inde olduğunu gördüm, bakışlarından konuşmaları duydukları belliydi.
Onlara bakmadan hızla odama girdim ve kapıyı sertçe kapattım ellerimi saçlarımdan geçirdim. Nefeslerim sıklaştı ve hızlandı umursamadım.
Odada volta atarken cebimde olan telefonumun mesaj sesi yükseldi. Telefonu sinirle elime alırken mesaj kısmında 'Boran Asparşah' Yazması ile gözlerim şaşkınlıkla irileşti o aptal kadın bir bok yapamamış herşeyi berbat etmişti. Mesaja hızla girdim ve okumaya başladım.
'Güneşi kışkırtıp üzerime salman hiç hoş bir davranış değildi Gece hanım ama bunu toyluğunuza veriyorum, o yüzden kendinizi bu tür oyunlara değil 3 gün sonraki söz ve nişanımıza odaklanmanızı istiyorum müstakbel nişanlıcığım." yazıyordu evet tam olarak bu.
Toyluğuma veriyormuş.
Gece hanımmış.
Müstakbel nişanlıcığımmış.
Öfke bir tür karınca istilası gibi vücudumu en üstünden saç diplerimden başlayıp ayak parmak uçlarıma kadar inip dolaşmaya başlamış gibiydi. Gözlerim sinirden dolan yaşlardan yanıyordu telefon elimden kayıp düşerken kafamı çevirmem ile gözgöze geldiğim cam sürahiyi sapından tuttuğum gibi duvara vurarak paramparça ederken hırsla çığlık attım.
Sesleri duyup odama dalan abimin gözleri elimde kalan daha çok elime batmış olan sürahinin sapına ve akan kanlara bakıyordu dehşetle.
Hızla yanıma gelip avucumu eline alırken arkasından Hevdem'de gözünde yaslarla bana bakıyordu annem ile babamında olayı anlamaya çalışır hallerine bakmak istemeyerek gözlerimi onlardan çektim ve ağlamaya başladım. Yanıma gelip saçlarıma dokunan annem ile daha da ağlamaya başladım.
Ağlamam hıçkırıklar karışırken abim bağırarak annem ile babama yanımdan uzaklaştırdı annem ağlayarak çıkarken Kalender ağa ise ne yapacağını bilemez şekilde bakıyordu, yumuşak ve şefkatli bakışları ile bana adımlaması ile avucumu tutup kanamasını durdurmaya çalışan abimin göğsüne gömdüm başımı. Hiç birini istemiyordum. Nefret ediyordum.
"Şşhht tamam gülüm hadi sakinleş n'olur... bak hastaneye gideceğiz şimdi tamam mı?" derken saçlarıma öpücükler konduruyordu.
Hevdem'inde lafları ile biraz olsun sakinleştiğimde havlu ile sarılı elimi tutup hızla hastaneye götürdü beni abim.
Bir süre sonra hastaneye gelip elime baktırınca altı dikiş atmışlardı avucuma artık nasıl sıkı tuttuysam cam parçaları kalmıştı avucumda. Şuan elim sargılıydı ve iz kalacak mı diye düşünüyordum umarım kalırdı, çünkü baktıkça öfkemi ve nefretimi taze tutucaktım.
Bu evlilik bir barış anlaşması değil bir ölüm anlaşması olacaktı.
•••••Bölüm Sonu•••••