11. Bölüm Part:1

4160 Words
"Cenaze Mi Nişan Mı?" Rüzgarın hafif esintisi hızlanan ve tozu dumana katan Asi ile sertleşmiş ve yüzüme vurarak saçlarımı geriye savuruyordu. Ellerim iki yanımda açık bir şekilde havayı kucaklıyorken gözlerimden akan yaşlarla görüşüm puslanmıştı. Ellerimi tekrar sıkıca kayışlara atarken arkamdan yaklaşan başka bir at sesini duyuyordum solumda kalan uzun asfalt yolun hemen yanında geniş büyük kurak bir arazide at koşturuyordum ve çiftlikten epeyce uzaklaşmıştım. Ama benim yanımda zorla durduğunu söyleyen abim peşimden geliyordu şu an, sargılı elimin tersiyle göz yaşlarıma vurup silerken hızla arkama baktım. Bakmaz olaydım keşke. Abim değil Boran Asparşah geliyordu peşimden. Kim olarak hangi akılla? Ne amaçla? Boran Asparşah! Ona attığım kısa şaşkınlık dolu bakışlarım birer öfke okuna dönüp ona saplanırken tekrar önüme döndüm ve kayışları sıkıca tutup daha da hızlandım. Yaklaşıyordu ama ben daha da hızlanıyordum. "Gece, dur bir kaza çıkacak şimdi!" Bağırması ile yanıma geldiğini farkettim. "Defol git be! Rahat bırakın beni!" Diye bağırdım ona, ondan biraz öne geçerken pes etmiyordu. "Lan kadın! Dur lan dur bir şey olacak şimdi." Konuşmasını umursamadım ve daha da hızlandım, onu geçtim ama bir süre sonra tekrar bana yetişti. "Gece, güzelim bak bir sakin ol, gel konuşalım fenalaşacaksın şimdi." Diye yine bağırırken ses tonu oldukça ılımlı olmaya çalışıyordu. Bir dakika ne!? Güzelim mi? "Düzgün konuş benimle ben kimsenin güzeli falan değilim! Adi herif!" Diye bağırdım, abimde hep böyle söylerdi. Pislik herif! Hızımı iyice artırırken Boran Ağa'yı geçtim. Bir süre sonra arkamdaki sesler kesilmişti. Demek ki gitmişti. En iyisi. Çorak arazinin sonuna doğru giderken yavaşlayıp bir uçurumun kenarına geldim, Asi'yi bir demir direğe bağlarken kendimi uçurumun ucuna kadar götürdüm. Yüzüme çarpıp saçlarımı savuran rüzgar benliğimi okşarken, çenem titriyordu, abim benim canımdı benim yanımda ailemin zoruyla kalmamalıydı. Annem ve babamdan göremediğim ilgiyi onda bulmaya çalışırken beni böyle yüzüstü bırakmamalıydı. Gözlerimden Yanaklarıma ve ordan çenemle buluşup yere düşen göz yaşlarım içimi rahatlatmak yerine daha da bunaltıyordu. Ben içimdeki hislerle boğuşurken; Belime dolanan iri kollarla korkudan çığlığı bastığımda, uçurumun kenarından belimden tutup kaldırarak uzaklaştırdı beni tutan kişi. Elimi kollarına koyup tırnaklarımı geçirirken, "Bırak lan ırz düşmanı, gebertirim seni duydun mu!!" Diye çırpınarak ayaklarına vurmaya çalışıyordum, iki koluda beni tamamen tutarken ayaklarımın uçları yere zar zor temas ediyordu. "Kimsin lan sen kim! İMDATTT, BIRAK HAYVAN ÇEK KOLLARINI!" "Ulan kadın bir sakin ol! Duymuyor musun beni." kulağımın dibinde bağıran ses ile olduğum gibi kaldım. Korkudan dikkat etmediğimden burnuma dolan toprak kokusuyla biraz rahatlarken beni tutanın Boran Ağa olduğunu anladım. Rahatlayan bedenim hızlı nefeslerimi düzene sokmaya çalışırken, korkudan az önce berbat bir hâle girdiğimi hatırladım. Ayaklarımın yerle teması ile titreyen dizlerim yüzünden belimdeki kollara sıkıca tutundum çünkü henüz sakinleşmiş değildim. Titriyordum. Beni saran kollarının arasında yan döndürdü bedenimi, sol kolunu belimden karnıma doladı ve sağ eliyle de önüme düşen saçlarımı geri atıp kulağımın arkasına sıkıştırdı, "Sakin ol, iyi misin nefes alabiliyor musun?" Art arda sorduğu sorular ile çenemden tutup kaldırdı başımı, yüzlerimiz oldukça yakındı gözleri yüzümü talan ederken benim nefesim kesildi astımdan olmadığını net bir şekilde hissedebiliyordum. "Gece cevap versene, iyi misin?" dedi yumuşak bir sesle çenemdeki eli yanağıma giderken yavaşça parmağının tersi ile okşamaya başladı, gösterdiği bakışlarından bile belli olan şefkatli tavrı beni öyle bir duruma sokmuştuki konuşamıyordum sanki dilim lâl olmuş gibiydi. Abim niye bana öyle kötü davranmıştı ki. Bu adam şirket odasındaki acımasız adam değil miydi şimdi. Orda acımasız olan adam burada sert ve çatık kaşlarına rağmen şefkatli bakışlar atıyordu tıpkı sokakta ona çarptığımda bana yardım ettiği gibiydi. Kaşlarım çatılırken onun kolları arasında ve bana dokunmasına nasıl izin verebildiğime şaştım, kesinlikle iyi değildim. İlk önce yanağımda gezinen elinden kurtuldum başımı çekerek, eli havada kalırken kollarından da çıktım onu iterek. Bir iki adım gerilerken titreyen dizlerim ve ayağıma takılan taş yüzünden dengemi kaybettim, Boran Ağa anında bana doğru tekrar hareket edicekken elimi kaldırarak durdurdum ve dikleştim. Bu çok fazlaydı ölümüne nefret ettiğim bir kişiyle böyle yakın bir temasa giremezdim. "Sakin ol." "Sakinim ben zaten." dedim ters bir ifadeyle. Alt dudağını sinirli bir şekilde ısırdı ve üzerime doğru geldi. "Senin derdin ne ha!" diye birden gürlemesi ile irkilip kaldım olduğum yerde. Ama susmadı aksine daha da yükselerek bağırmaya başladı, "Amacın kendini öldürmek mi?! Ne işin vardı uçurumun dibinde." Gözlerim şaşkınlıkla irileşirken ne cevap vericeğimi şaşırdım cidden bunu mu düşünmüştü. Tabi ya. Uçurumun ucundan hızla kucaklayıp almasının başka ne gibi bir nedeni olabilirdiki. "Ben kendi canıma kıyacak olsaydım çoktan kıyardım zaten! Asıl sizin, daha doğrusu senin derdin ne." Siması daha da sertleşirken bana doğru eğdi yüzünü, "Benim derdim ortada, kendini düşünmeyen aptal bir kız çocuğunun peşinde koşmak!" dedi, ağzım o şeklinde açıldı. Bu da ne demek. Başımı dikleştirdim kim olursa olsun isterse başbakan olsun yine de karşı dururdum her kelimesine, o kim oluyordu ki, "Sen kimsin de benimle uğraşıcaksın ha, sana benimle ilgilen diyen mi var!" dedim sesimi yükselterek. Durmadım üzerime eğilmesi ve yakınımda olduğundan çokça hırslı ve öfkeli olduğumdan göğsünden ittirdim sertçe. Geriye doğru gitmesede sarsıldı ve dikleşti bakışları kararmaya başlarken durmadım. "Hangi hakla peşimden geliyorsun!" derken bir kere de daha vurdum göğsüne. Ardı ardına yumruklarken göğsünü, "Niye rahat bırakmıyorsun beni! Kurtulamayacak mıyım ben senden." diye bağırdım aynı zamanda. Bileklerimi bir eliyle tutup durdururken diğer eliyle belimden tuttuğu gibi bedenine yapıştırmasıyla sesimi kesmek zorunda kalmıştım. Hızlı nefeslerimiz birbirimizin yüzüne vurup aramızda yükselip hafif esen rüzgara karıştı. Gözlerimiz birbirine tutunmuştu göz yaşlarım ardı arkası kesilmez şekilde akıyordu. Ellerimi çekmeye çalıştım ama olmadı göğüslerimiz arasında tuttuğu yetmezmiş gibi sıkıştırmıştı birde. Bakışları göz yaşlarıma değdiğinde yutkundu, "Ağlama." dedi sadece kısık ve zorlanan bir sesle. Bense içimdeki nefretle, "Allah belanızı versin!" dedim dişlerimin arasından. "Böyle söyleyince için rahatlıyor mu cidden." "Çok... İçimde tutucağıma yüzünüze vuruyorum işte! Adi pislik." dememle ellerimi bırakıp anlayamadığım bir hızla çenemi tuttu. "Bana bak, benim sabrımı sınama." Dedi ama sesi kızgın değil sertte değildi daha çok yalvarır gibiydi. Çenemi kurtarmak için bileğini tutup kafamı çektim ama nafileydi olmuyordu. Belimdeki eli daha da sıkılaştı, çenemi sert tutmuyordu ama bırakmıyorduda. "Bırak beni Asparşah!" derken çenemi biraz yukarıda tuttuğumdan dudaklarım büzülmüştü ve bakışları anında dudaklarıma kaydı. "Bırakmazsam ne yaparsın." Dedi nefesini yüzüme vurarak. Bakışlarım benden bağımsız onun dudaklarına kayarken içim titredi yaklaşıyordu gitgide yüzüme ve ben tek bir cevap bile verebileceğimi düşünmüyordum. Korkuyordum, göğsüm hızla kalkıp inerken onun sert göğsü yüzünden eziliyordu ve o çok yaklaşmıştı. Hatrıma düşen şirketteki görüntüler ve onun pis cümleleri gelince bu kadar savunmasız kaldığım için kendime lanetler ettim. Tüm gücümle onu ittiğimde boşluğuna geldiği için anında geriledi ve daha itilmenin şokunu atlatamadan yüzü yana savruldu, attığım tokatla. Savrulan yüzü hâlâ yana yatmışken ellerini yumruk yaptı vücudu gerildi bu giydiği siyah gömleğin esnemesinden anlaşılıyordu, çenesi seğirdi dişlerini sıkarken. Sinirlenmişti... hemde fazlasıyla. Bir Ağa'ya attığım tokatı ve içimden gelen cesaret dalgasının geçiceğini anlamaya başladığımda içimdeki son cesaret kırıntıları ile de durmadım, parmağımı ona doğru doğrulttum, "Sen ne adi bir insansın be karın varken, bir kıza nasıl dokunursun! Bana nasıl bu kadar yaklaşırsın! Hani sizin namus diye bahsettiğiniz kavramlar ha! Bu yaptığın çok mu doğru. Sen kimsin Boran Asparşah." diye öfkeyle bağırdım. Başını hızla bana çevirirken sertleşen yüzü ve buz gibi bakışları ile olduğum yerde titredim korku ile son cesaret kırıntıları sanırım uçmuştu. Bir bana bir de ona uzattığım parmağıma bakarken havada unuttuğum elimi hızla indirdim ve sertçe yutkundum. Hiç iyi bakmıyordu. Bana doğru adımlaması ile gözlerim korkuyla büyürken adımlarını kesen ortama yayılan bir ses oldu. Bu ses onun cebinden gelen telefonun sesiydi, çünkü benim telefonum Hevdem'de kalmıştı. Sert bakışlar içersinde telefonu çıkarıp kulağına yerleştirdi, "Söyle Ferman. Buldum buldum, iyi merak etme... Evet, biraz fazla uzağız ama şimdi geri dönüyoruz zaten... Tamam bekleyin geliyoruz." Telefonu kapattı. Abimin adını duymak bile kanımı fokurdatmıştı elimi sinirle saçlarıma attığımda tepemde olan tokama takıldı elim sinirle onu da çıkarıp attım yere ve arkamı dönüp uçurumun dibine yürüdüm. Hâlâ hazmedemiyordum abimin dediklerini, bu nasıl olabilirdi ya. Resmen dayandığım dağ yıkılıp gitmişti. "Ferman ile derdin neyse anlat belki bir çözüm buluruz." dediğinde hızla döndüm siniri geçmiş gibiydi. Benimle dalga mı geçiyor diye düşünmeden edemiyordum şu an. "Sağol ya! Gördük nasıl derde derman bulduğunu. Şirket odasından nasıl ağlayarak çıktığım hâlâ aklımda. Sen mümkünse git milletin derdini çöz!" Dedim tükürür gibi. Sabır diler gibi bir nefes aldı, "Bak haklısın ama bazı şeyleri kabul etmelisin artık anlıyor musun?" Gözlerimi kaçırırken, "Bok kabullenirim!" Diye mırıldandım kısık sesle. "Ne dedin?" diye sordu, duymamıştı. "Tabikide kabullenmeyeceğim, Boran Ağa. Elbet bulurum bir çıkar yolunu." Diyerek meydan okurcasına baktım ona. Yüzü alaylı bir ifade aldığında dudakları kibirle kıvrıldı iki yana, "Napıcaksın, yine Güneş'i mi kışkırtıcaksın yoksa." dedi. Hafif esen rüzgârda açık olan saçlarım yüzümün önüne düşüp önümü kapattığında parmağımla çektim saçlarımı, "Senin karın kendisi yaptı, beni kışkırtan oydu damarıma bastı bende krizi firsata çevirdim. Hoş oda bir işe yaramadı aksine batırdı." Diye cevapladım, işimi batırdığını hatırladıkça daha da hırçınlaşırken devam ettim. "Alt tarafı seni ikna edecekti ama aptallık bende 3 yılda dinletememiş şimdi mi dinletecek!" dediğimde Sırıtmaya başladığını gördüm bu resmen beni çıldırtmaya başlamıştı. "Sen dinletirsin o zaman." Demesiyle kaşlarımı çattım, "Karım olunca, söz dinlerim seni ufaklık." demesiyle bu seferde kan beynime sıçradı. "Sen seni var ya!" Diye yükseldiğim sıra dibime kadar girip, "E beni var ya, naparmışsın?" Diye sordu yüzüme doğru. Kelimelerim ağzımın içine yuvarlandı. "Baban o kadar haklıymış ki seni saklamakta kimseye göstermemekte," dedi kehribarları yoğun bir şekilde yüzümü incelerken. Ağırca nefeslendim, "Böylesine mükemmel bir varlığı daha önceden farketseydim eğer Mardin'i birbirine katar yakardım senin için." Bakışları sözleri her hareketi fazla yoğun ve ilgiliydi, en önemlisi tüm bunları bana karşı yapıyor olması beni korkutuyordu düpedüz. "Ne yazık ki ben seninle aynı duyguları barındırmıyorum Boran Ağa. Senin için değil Mardin'i ocağın altını bile yakmam ben!" Dediğimle yüzü düşeceğine güldü kısıkça pislik herif. "Dönelim biz en iyisi." dedi ve arkasını döndü. Boran Ağa'ya cevap vermek istedim küfür etmek bile istedim ama sonra hiçbir işe yaramayacağını anladım. Olduğum duruma psikolojimin verdiği ruhsal hallerim beni iyice yorarken tek istediğim bi an önce yatağıma girip günlerce içinden çıkmamaktı. Elimin ağrısı artmaya başlamıştı fazla zorlamıştım bu yüzden zonklamaya başlamıştı. Boran Ağa biraz ileri gidip arazide etrafına bakmaya başladığında bende Asi'nin yanına gittim, ipini demir direkten çözerken zorlansamda açmıştım. "Ufak bir sorun var." Boran Ağa'nın sesi ile arkama döndüm, elini ensesine götürüp gergince kaşıdı, bu hali içime bir sıkıntı düşürmüştü. "Ne sorunu?" Diye sordum sakince. Elini iki yana açtı ve, "Arkandan binerek geldiğim at yok." Demesiyle hızla etrafa baktım. Çorak bir arazide yol geçen asfaltta dahil tek bir canlı dahi yoktu. Göründüğü kadar atıda yoktu ortada. Yanıma kadar geldiğinde Boran Ağa, "Evet sorun var, var ama beni ilgilendiren bir sorun değil." Dedim omuz silkerek ve atıma dönüp kayışlarını kafasından sırtına doğru atmaya çalıştım. "Ne demek beni ilgilendirmiyor!" Sert çıkan sesi ile irkilsemde belli etmedim ve işime devam etmeye çalıştım, "Beni ilgilendirmez işte ata sahip çıkamayan sensin." Kolumdan tutup kendine çevirdi hızlı bir hareketle, "Senin suçun ama! Seni uçurumun dibinde görünce atlayacaksın sandım yüreğim ağzıma geldi." dedi dişlerini sıka sıka. Önce kolumu tutan eline baktım sonra yüzüne, içimden defalarca kez sabır çektim. "Bak ağam bir kere söyledim gene söylüyorum ben canıma kıy-mam." dedim ve kolumu sakince çektim elinden. "Biliyoruz anladık." Diye homurdandı. Göz devirdim artık sıkılmıştım buradan. Yaralı elimi tutup avucunun içine alması ile şaşkınca ona baktım, "Elin kanamış! Tabi kanar zaten yaralısın birde üstüne bu elle at bindin, ya sen hiç mi kendini düşünmezsin." Diye azarlamaya başlaması ile hâlâ tepki veremeden ona bakıyordum. Acaba Güneş'e de bu kadar ilgili miydi? Gerçi ben elin kızıyım Güneş karısı, elbet ona daha çok ilgi gösteriyordur, doğru olan buydu. "Çok canın yanıyor mu?" diye sorması ile transtan çıkar gibi sarsıldım. O konuşana kadar ona baktığımı bile fark etmemiştim. Gerçekten dinlenmem lazımdı. Elimi çekmek istedim ama bileğimden tutmasıyla kıpırdatamadım. Sertleşen yüz ifadesi ile sinirlendirmiştim onu. "Bana bak kadın, az önce bir dünya laf ettin sustum ama canımı sıkma rahat dur! Söyle ağrın var mı?" Bence ben bugünlük kafa tutma kotamı doldurmuştum ve cidden takatimde kalmamıştı. Sanki bütün enerjim tamamen çekilmiş gibi hissediyordum artık. "Acıyor." dedim titrek bir sesle gözlerim buğulanırken boğazım düğümlendi, kaşları çatıldı ve onun yutkunduğunu gordüm ne yapacağını bilemez gibi görünüyordu, "Acıyor ama sorun yok dikişli olduğu için biraz yanıyor zorladığım için kanadı biraz o kadar. Burada yapcak bir şey yok zaten." Dedim zor ama ruhsuz bir sesle, "Gidelim artık." Elimi elinden çektim. Asi'nin kayışlarını tek seferde kafasından sırtına doğru geçirdim, "Tamam sen bin bende arkana bineceğim." Demesiyle, "Ne!" Diye bağırdım farkında olmadan. Yüzünü sesim yüzünden buruşturdu, "Ne yapmamızı bekliyorsun acaba. Saat geç oldu birazdan gün batıcak, çiftlikte uzak, e bende yürüyerek gelemeyeceğime göre." Dedi. Haklıydı ama ben onunla aynı ata binemezdim ya, banane sahip çıksaydı atına o zaman. Asi'nin yüzünü okşayıp öptüm, "Merak etme sen canım benim, ben hayatta sana bir beygir bindirmem," diye fısıldadım kulağına yakın bir şekilde. Boran Ağa anlamaz bakışlar atarken Asi'nin yüzünü okşadım, "Sen çok kilolusun benim Asi'm seni taşıyamaz," dedim, o ise bir ata bakış attı bir kendine, "Senin atın bu güçle benim üç katımı taşır emin ol." demesiyle omuzlarım düştü kaybetmişlikle. Tekrar Asi'ye baktım iyi görünüyordu bizide alırdı ama ben onunla binmek istemiyordum. "Asi öyle herkesi almaz üstüne hem, belki senide istemez. Sonuçta sahibi de senden haz etmiyor." Bu seferde böyle dediğimde sabır diler gibi başını gökyüzüne kaldırdı derin bir nefes alırken inip kalkan göğsü siyah gömleğini germiş ve düzelmişti, tekrar bana bakması ile, "Sen sahiden beni burada bırakıp tek başına gitmeyi mi düşünüyorsun." Dedi ters bir ifadeyle hemen cevap verdim. "Elbette, tam olarak böyle düşünüyorum." Yine kaşlarını çattığında erkenden yaşlanacağını anladım bu adamın, bu ne ya kaşları hiç düzelmiyor hep bi aksi, "İyi yürü git o zaman." Dedi tersleyerek ve geri geri gitti. Cidden gitmeme izin mi veriyordu, yani rahat bırakıyordu beni. E bu harika zaten umurumda da değil, arasın adamlarını gelsin alsınlar, banane kardeşim benim atım seni niye taşışın. Omuz silktim ve atıma döndüm, kayışına tutunmaya çalıştım ama elimin acısıyla kısık bir inleme kaçtı ağzımdan, dişlerimi sıkıp tekrar denediğimde ayağımıda üzengiye attım ama tam binecekken gücümü dengeleyemediğim için sendeleyip indim, tekrar elime saplanan sancıyla iki büklüm olup elimi sıktım. Ulan çiftlikte tek seferde binmiştim şimdi noluyor ya, adama rezil oldum resmen. "Yardım istersen burnun düşmez merak etme!" Gelen aksi sesle doğruldum hızla, bu adamın önünde acı çekmek isteyeceğim son şey bile değil kesinlikle. "Hemen doğrul tabi, benim önümde acı falan çekemezsin şimdi, öylede gururlusun." Söylenmesi ile şokla açıldı gözlerim adam içimi okuyodu resmen. Atı önüme getirdi ve başını okşayıp sevmeye başladı."Gel seni bindireyim de git, İyice meraklanmasınlar." Dedi yumuşak sesiyle. Elini uzatıp yanına cağırdı, usulca yanına gittim, ses çıkarmayışıma karşın dudaklarında küçük bir tebessüm belirdiğinde görmezden geldim onu. Önüne geçtim, tek isteğim bir an önce defolup gitmekti burdan. Ellerinin ikisinide belimde hissetmemle titredim ve öne doğru adımladım refleks ile. Ama belimden daha sıkı tutarak izin vermedi, avucumu atın sırtına yasladığımda zorlukla yutkundun nabzım boğazımda atıyordu sanki. Saçlarımın arasında hissettiğim nefes yalvarırım onun ki olmasın Allah'ım lütfen. Ayağımı Üzengiye yerleştirip eyere ellerimi koydum, "Hadisene yardım ediyordun en son!" Sesim beklediğimden daha soğuk çıktığı için mutlu oldum içten içe. Sert bir soluk verdiğini duyduğumda belimdeki ellerini sıkılaştırdı, "Seni yukarı doğru iticeğim sende sadece dirseklerinden tutunarak çıkmaya çalış tamam mı?" Dediğinde kulağımın dibinde olması pekte iyi değildi. "3 diyince yüklen koluna." Sadece başımı hızlı bir şekilde salladım, "Dilin yok mu kızım senin!" Diye homurdandığını duyduğumda göz devirdim sadece. Belimdeki elini sıkılaştırdığında ayağımı sabitledim üzengiye, "Bir... iki... Üç." diyip kaldırmaya çalıştığında vazgeçip, "Dur, dur!" Derken kolumuda ayağımıda çektim ama Boran Ağa'nın beni havaya kaldırması ile benim ata tutunmayıp geri çekilmem Asi'yi ürkütüp bizden uzaklaşmasına neden olurken ben yüzüstü yere kapaklanmaktan beni tutan eller sayesinde kurtulmuştum. Sırtımı sertçe göğsüne yasladığında hızlı nefesler alıyordum ve Boran Ağa'nın karnıma doladığı kollarına tutunmuştum. Bu duruma nasıl geldiğimi bile anlamamıştım tek bildiğim suçlunun ben olduğuydu. "Amacın ne senin! Neyin peşindesin. Tutmasam kavuşuyordun Allah'ına!" Sert sözleri bağırmasada yeterince netti. Adam haklıydı ne diyebilirdimki. Konuşmam gerekiyordu ama önce kollarından çıkmam gerekiyordu bu yüzden koluma baskı yaparak açmasını belirttim, "Ellerini çek artık." Dediğimde tek seferde bıraktı, hızla ardıma döndüm, benden hemen bir cevap bekler gibiydi. Çünkü onunda ata binmesine karar vermiştim bir anda ve atın üstünde onun önüne binemezdim. Yeterince bitik bir haldeydim ve onun kuşatılması altına giremezdim, bu yüzden ben onu kuşatıcaktım. Hızlı nefeslerim yüzünden kuruyan dudaklarımı ıslattım önce ve kafamı hafifçe iki yana sallayarak önüme düşen saçlarımı geriye ittim. Dikkatli bakışlarına karşılık verip kehribar rengi gözlerine baktım, "Sende bin diyecektim, o yüzden vazgeçtim binmekten." Gözlerini kısıp dediklerimi aklında tartar gibi bir hali vardı, "Bunun için inmene ne gerek vardı, ben senin arkana binerdim değil mi?" dedi sorgular gibi, gömleğimi düzeltir gibi yapıp bakışlarından kaçtım sorusuna ne cevap vericeğimi bilemedim. "Ne zannediyorsun sen!" Diye gürlemesi ile olduğum yerde sıçrarken direkt ona baktım sinirden çenesi seğirdi, "Sapık falan mı zannettin beni! Sana istemediğin halde dokunacak değilim heralde Gece." adımı dişleri arasında bastırarak söylemesi ile derince yutkundum, haklıydı ama sadece rahatsız hissedicektim kendimi işte. Birde çiftlikte o şekilde de görünmek istemiyordum bir yandan. Her şey o kadar karışık geliyordu ki şu an ne yapacağımı bilemez haldeydim. Boran Asparşah sessiz kalışıma karşın büyük bir hayal kırıklığı ile baktı bana ve bu öyle bir şeydiki bir an için nefesimin kesildiğini düşündüm. Kırılmıştı, o kadar hakarete susan adam bu hareketime kırılmıştı. Belki haklı olabilirdi ama sonuçta ülke genelinde o kadar iğrenç haberler duyulup görülüyordu ki insan babasına bile güvenemiyordu. "Seni tanımıyorum tamam mı, bir kadın olarak kendimi her türlü korumam gerek ve bundan rahatsız olacağımı düşündüm, ne hissettiğin ya da ne düşündüğün umrumda değil." Söylediklerimle sadece kafasını salladı o hayal kırıklığı hâlâ ordaydı ama. Atın yanına ilerleyip sırtına atladı tek seferde yanıma doğru yavaşca sürdüğünde, "O zaman ben sana güvenebilir miyim?" Demesiyle kaşlarımı çattım, "Bakma şöyle tut elimi bin arkama." Dedi elini uzatırken. Arkasına binmek çok daha iyi bir fikirdi kesinlikle. Elimi avucuna bıraktığımda sıkıca tuttu. Üzengiye basıp onun elinden destek alıp arkasına oturdum yavaşça. "Motor değil bu, o yüzden kollarını dola bana. Arka arkaya bir düşersin bu sefer bende tutamam seni." Sesinin soğuk çıkması tuhaf hissettirsede umursamadım. Kollarımı yavaşça belinden karnına doladım sıcaklığını gömleğinin altından dahi hisstemem hiç normal değildi ve hareketimle bedeni kasıldığında buna anlam veremedim. "Sıkı tutun." Dedi ve yavaşça hareket etmeye başladı. Ona tamamen yapışmış durumdaydım zaten daha neyine sıkı tutucaktım acaba. Geldiğimiz yönden geri gidiyorduk gün batmaya başlıyordu ve çifliktekiler meraktan patlamışlardır muhtemelen. Yavaş yavaş ilerleyen Asi ve üzerime çöken yorgunlukla fark etmeden alnımı Boran Ağa'nın sırtına yasladım, omuzları yine gerildi zaten hiç rahatlamamıştıda acaba benden rahatsız mı oluyordu? Tabi rahatsız olur karısından başka bir kadının ona dokunması rahatsız etmişti belkide. Kollarımı yavaşça çözünce geri çekmeme izin vermeden bileğime yapıştı, "Ne yapıyorsun!" Dedi sert sesiyle, alnımı çektim, "Şey, ben rahatsız olduğunu düşündüm de." Sesim yorgun çıkmıştı. Bileğimi karnına bastırarak beline doğru sararken, "Rahatsız falan değilim onuda nerden çıkardın?!" dedi. Hızlanan at ile kollarımı hafif doladım, "Bedenin geriliyor çünkü. Bende hoşnut değilim bu durumdan ama yapcak bir şeyde yok işte." dedim laf atarak biraz. "Rahatsız falan olmuyorum." Dedi daha çok homurdanır gibi, "Sen sarıl sıkı sıkı ben hızlanacağım, hadi." dedi eş zamanlı olarak Asi'yi de hızlandırarak. Kollarımı karnına dolarken karın kaslarını hissettiğimide es geçemiyecektim. Yanlız benim Asi'de normalde kimseyi kendine yaklaştırmaz ama Boran Ağa ağzını açmadan istediklerini anlar gibi hareket etmeye başlamışlardı. Ama ben sorarım bunu sana Asi. Üzerime çöken yorgunluk ve dibinde olduğum beden yüzünden başımı koyabilicek en iyi yer onun sırtı gibi duruyordu, yanağımı sırtına yasladım yine gerildiğini hissetsemde umursamadım sanırım dünden beri aldığım ilaçların ağırlığıydı bu üstüme çöken. Asi hızlandıkça saçlarım rüzgara karşı koyamayıp savruldu. Gözlerim kapanmamak için savaşırken daha da sıkı sarıldım kollarımın arasındaki bedene, hâlâ at üstünde gidiyorduk ve ben Boran Ağa'nın sesini duysamda ne dediğini anlamamıştım. Kolumun üstünde bir el hissettim sıkıca tuttmuş sanki düşmemi istemez gibi hem at sürüyor hemde beni tutuyordu. Bu görüntü kaşlarımı çatmama neden olmuştu. Gözlerimi usulca kapattığımda burnuma dolan koku ve sıcaklık ile kendimi tatlı uykuya bıraktım. Nasıl olsa hem az kalmış hemde Boran Ağa tutuyordu. • Boran Ağa kızın uyuduğunu anlamıştı Asi'yi yavaşlatırken tek eliyle kızın iki kolunu da tutmaya çalışıyordu, zaten düşmesine izin vermezdi ama her hangi bir ihtimal dahi bırakmak istemiyordu. Kızdan yayılan koku ve sıcaklıkla mest olurken uyuduğu için sevinmişti biraz çünkü at üstünde bile rahat durmuyordu, inattı aslında bu atın adı değilde direkt Gece'nin adı Asi olmalıydı diye düşününce gülümsemeden edemedi. Bir süre daha ilerleyen at, etrafı kızıllık kapladığında çiftliğe ulaşmıştı, çiftliğe ana kapının olduğu yönden gelmişlerdi ve uzaktan da olsa kapıda bekleyen kişileri seçebilimişti, hiç biri gitmemişti. Boran atı iyice yavaşlattığında Ferman ile Merih hızla Asi'nin önüne gelip dururken herkes Boran'a sıkıca sarılmış Gece'ye ve Gece'nin kolunu tutmuş olan Boran arasında bakışları ile mekik dokuyor olayı anlamaya çalışıyorlardı. Ferman elini Gece'nin koluna doğru uzatıp dokundu ve Boran Ağa'ya bakıp "Gece iyi mi!" Diye endişe ile sordu, gözlerinden benliğine akan endişe ve pişmanlık herkes tarafından açıkça belli oluyordu, Boran karnı üzerinde duran kolları biraz daha sararken, "İyidir, bir sorun yok sadece halsiz düştü o kadar." Dedi tok sesi ile. Merih, "Diğer at tek başına dönünce telaş yaptık abi, seni de aradık ama..." dediğinde Boran Ferman'a baktı, "Atı bağlamayı unuttuğum icin kaçmış telefonuda..." Dediğinde karnındaki elleri gösterdi Ferman'a, "Bu şekilde açamazdım herhal değil." dedi. Güneş gözlerinde büyüyen ateşle izliyordu olanları, kocası o kızla aynı at üzerindeydi, kız ona sarılmış Boran onu tutuyordu, hele arkasından o gidişi yok muydu canı ne cok yanmıştı nefesi kesilmişti adeta, içinde büyüyen öfke ve kıskançlık onu daha da saldırgan bir hale getiriyordu ve ne varki Güneş bilindiğinden daha fena çok daha kurnaz biriydi ve sevdiği adam için yapamayacağı şey yoktu da. Ferman, "Tamam ben alırım şimdi onu." Diyip kıza uzandığında Boran kafasını salladı. Ferman Gece'nin beline doğru uzattı elini Boran'da kızın elini çözmesini bekliyordu. Merih'de atın diğer tarafında durmuş n'olur n'olmaz diye bekliyordu, belki kız kendi tarafına düşerse tutmak için, gerçi abisi Boran Ağa pek izin verir gibi durmuyordu ama. Boran sıkıntıyla bir nefes alıp kızın kenetli iki kolunuda yavaşca kavrayıp açmaya çalıştı ama işte tam o anda kız daha da sarıldı ve yüzünü Boran'ın sırtına sürttü, bu hareketiyle kaskatı kesilen Boran hareket bile edemedi bakışları karnında sıkılaşan ellere gidince yutkundu en ağırından hemde. Kalbi patlayacaktı şimdi hızdan. Ferman sert bir soluk çekti içine kardeşi cidden uyuyordu ve bu hiç iyi değildi zira kolları arasında hissettiği şey yüksek ihtimalle ya yastığına ya da yatağına sarıldığını zannediyordu ama tam aksine bir adama Boran Ağa'ya sarılıyordu. Gece'nin yüzü saçları yüzünden görünmüyordu ve Asi de artık yerinde durmuyordu çünkü yorulmuştu o kadar yolu üzerinde iki kişiyle gelmiş ve hâlâ taşıyordu, atın halini anlayan Boran at huysuzlanmadan inmesinin gerektiğini biliyordu, "At huysuzlanmadan insek iyi olur aksi hâlde inmemize gerek kalmayacak." Demesi ile Ferman kafasını salladı hızla tekrar Gece'yi indirmek için hareketlendi bu esnada Hevdem'de ablasına sesleniyordu uyanması için ama kız öyle güzel bir uykuda gibiydiki kimseyi duymuyor gibiydi. Boran Merih'in sırıtan yüzüne sert bir bakış atınca Merih'in gülüşü yüzünde dondu, Boran tekrar kızın kolunu açmak için hareketlendi ama nafileydi sanki kız o açmaya çalıştıkça daha da sıkıyordu, "Gece, hadi kalk." dedi seslenerek Boran, "Gece." diye seslendi tekrar. Gözlerimin üstünde inanılmaz bir ağırlık var gibiydi boğuk sesler geliyordu kulağıma ama anlamıyordum, boğazımda doluluk başımda keskin bir ağrı varken vücudum halsiz düşmüş gibiydi kendimi hiç iyi hissetmiyordum. "Gece, kalk hadi." Kulağıma dolan kalın tok ses tanıdıktı bu Boran Ağa'ya aitti ama niye kalk diyordu ki? Belimde ve kollarımda baskı vardı biri beni dürtüklüyordu, başımı yasladığım yere sürterken yavaşça ayırdım yaslı olduğu yerden başımı, yavaş yavaş soluklanırken elimde bir yanma hissettim ve bu inanılmaz bir acıya dönüşüyordu sanki batma var gibi, muhtemelen yaram sızlıyordu bu durum gözlerimi doldurdu bir duygusallık çökmüştü üzerime. Kolumu okşayan sıcak el beni biraz daha kendime getirdiğinde, "Gece, iyi misin." Bu ses abime aitti başımı sesin geldiği yere çevirdim, ama ben neden yüksektim ve abim niye benden kısaydı ki? Bu nasıl olur?! Önce önümdeki sert bedene baktım sonra abime sonra etrafıma sonra tekrar önümdeki bedene derken her şeyi kavramıştım artık, ellerimi hızla çektim Boran Ağa'dan resmen rezillik adamın karısının önünde yaptığım hareket tam bir rezillikti adama ahtapot gibi yapışmıştım. Sızlayan elim ile hafifçe inlerken, "Abi, yardım et." diyebildim sadece, yalvarırım gidelim burdan. Abim hemen elini belime yerleştirince bende omuzuma yasladım elimi acısada daha cok diğer elime yüklendim. Attan abim sayesinde indiğimde dengem sarsılırken abim hızla kucağına aldı beni, ben ise kimseye bakamadım utancımdan bu yüzden abimin omuzuna başımı koyup gizlemeye çalıştım. Abim, "Eyvallah Boran Ağa unutmam bu iyiliğini." dedi mahçup bir sesle. "Bunun bir iyilik olmadığını iyi biliyorsun Ferman," dedi sert ses tonuyla, ne anlatmaya çalıştığını anlamadım, "Her neyse eli iyi değil, kanaması fazla olmadığı icin dikişler atmamıştır, temiz bir pansuman yapın ve ağrı kesici verin kıza." Sanki bir doktormuş gibi konuşmuştu fazla ciddi. Abimin kafasını salladığını hissettim, arkasını donüp yürümeye başlayacakken Boran Ağa durdurdu bizi, "Bu arada neden kavga ettiniz bilmiyorum ama bir daha Gece'nin canını sıkıcak bir durum olursa bu kadar sakin karşılamam bilesin Ferman." Diye tehdit etti açık ara. Abimin beni tutan elleri sıkılaştığında cevap bile vermeden yürümeye başladı. 🔗🔗🔗 Çapayı toprağa daha sert bir şekilde batırarak kazdım, açılan çukur yeterli gelince küreği kenara bıraktım. Elimin tersiyle alnımı sildim, terlemiştim, sabahın köründen beri güneş altındaydım ve çok terlemiştim. Dizlerim üzerinde doğrulduğumda yanımda bulunan son çiçek saksını elime alıp yavaşca çıkardım çiçeği köklerine zarar vermemeye çalışarak, tıpkı diğerleri gibi güzel bir şekilde eşelediğim toprağa yerleştirmeye başlarken işittiğim ses ile kısa bir an duraksasamda umursamamazlıktan geldim. "Abla yardım etmeme izin vermedin ama daha fazla güneş altında durmasan mı, başına güneş geçti resmen." diyen Hevdem'e cevap vermedim. Yüzüne bile bakmadım. Konağın arka bahçesine kasa kasa çicek ekmiş etrafı mis gibi kokuturken renklendirmiştimde, ısınmaya başlayan havalar ile harika bir şekilde açıcaklardı. "Hâlâ küs müyüz?" diye mırıldandı ama yine kayıtsız kaldım, tek istediğim beni yanlız bırakmasıydı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD