Hevdem önüme geçip üzerime gölgesini düşürürken yavaşça diz çöktü önümde, "Abla nolur yapma, seni bu kadar kırabiliceğimi düşünemedim." Gelen üzgün ve pişmanlık dolu sesi ve dedikleri hiddetle ona bakmama neden olmuştu.
Gözlerim buz gibi bir soğuklukla onun kahverengi gözlerine tutunurken, "Sizin tek suçunuz da bu zaten Hevdem," diye öfkeyle verdiğim karşılıkla gözleri büyüdü şaşırmıştı birden bire verdiğim tepkiye, "Siz sadece kendini düşünen bencil insanlarsınız, karşınızdakinin duygularını önemsemeyen ya da görmezden gelen!" Gözleri dolmuştu pişmanlıkla, "Abimde sende hataları yapıp özür dilemekten vazgeçin! Başımdaki dertler yüzünden boğulurken biraz nefes almaya calışırken bir de siz boğuyorsunuz beni. Yalvarırım beni bir salın bir rahat bırakın." Sözlerimin netliği ve keskinliği ile gözlerini kırpıştırırken yenilmişlikle ayağa kalktı, dolu gözlerinden bir damla düşürmemeye çalışarak, "Özür dilerim abla, gerçekten özür dilerim." dedi ve gitti.
Ben ise arkasından bile bakmadan işime devam ettim.
At çiftliğine gittiğimiz günün üzerinden tam bir hafta geçmişti, normalde pazartesi olacaktı aptal söz ve nişan ama Boran Ağa'mız eve geldiğimiz akşam Babamı bizzat arayıp, "Gece'nin sağlığı şuan için her şeyden önemli, bir dahakine böyle bir olaydan hemen haberdâr olmak isterim ve Gece kendini daha iyi hissedene kadar isteme işini hafta sonu pazar gününe erteliyoruz." demişti. Ağamız lütfetmiş ve beni düşünerek erteletmişti bunu ama gelin görün ki normalde geçmeyen günler ışık hızı ile buhar olup uçmuş ve Pazar gününe gelmiştik.
Saat öğlen sularıydı ve iki saate gelirlerdi ama ben arka bahçemizde üzerimdeki tulumla oturmuş çiçek dikiyordum. Hazırlanmam için gelen annemide yengem Leylay'ı başımdan savmıştım sert bir şekilde.
Elimdeki dikişler dün alınmıştı yaram kapanmıştı ama yinede ince bir sargıyla belirli aralıklarla merhem vurup ince sargı çekiyordum üstüne.
Abim o günden beri benimle yoğun uğraşlarla diyalog kurmaya konuşmaya çabalıyordu ama nafileydi çünkü yüzüne dahi bakmıyordum, öfkeliydim ama çokça kırgın önce olanları hazmetmem gerekiyordu ama izin vermiyorlardı bile. Özellikle Boran Ağamız o günden sonraki gün mesaj atmıştı bana, başta şaşırsamda bakmıştım mesajına ve aynen şöyle yazıyordu.
"Elin nasıl iyi oldun mu?"
Hiç bir cevap yazmadım üstelik mesajlarını görüp görmediğimide bilmiyordu çünkü bu özelliği kapatmıştım. Ama aradan geçen bir kaç saat sonra tekrar mesaj attı.
"Alt tarafı bir kelime yazabilirsin! İyi veya kötü?!"
Daha bu yazdıklarını algılayamadan, birde şunu yazmıştı.
"Benim tikler niye mavi olmuyor?!"
"Aktifsin biliyorum! Cevap versene!"
O gün bir daha yazmadı bende cevap vermedim. Ona olan öfkem ve onun bu hadsiz davranışları beni çileden çıkarıyordu, hayır yani iyi olsam ne olmasam ne. Sanane!
Hem ben bilmiyorum sanki, iyiyim desem kesin isteme gününü erkene çekerdi. Bıraksın bu düşünceli insan profilini. İki yüzlü bir adiden fazlası değildi gözümde.
Sonraki günde sabah atmıştı mesaj, kalkar kalkmaz gördüğüm mesajla delirmiş bir hışımla kalkmıştım yataktan.
"Müstakbel nişanlına tek bir cevap vermekten aciz misin gerçekten?"
İnsan olsaydı önce bir günaydın yazardı ama bu! Üstüne birde müstakbel nişanlı diyordu. Bu durum cidden dalga geçilecek bir konu muydu?! Sözde benden büyük olan olgun olan oydu ama asıl o fütursuzca davranıyordu! Üstelik cevap vermek zorunda değildim gitsin karısı versin ona cevabı.
"Renasla konuşuyorsun bana bir cevabı çok görüyorsun. İnsan gibi soruyoruz nasılsın iyi misin diye, bu kadar inatçı olmak zorunda değilsin!"
Attığı bu mesajda beni delirtirken bu sefer Hevdem de yanımdaydı ve onun söyledikleri beni kızdırmaktan çok kırmıştı.
"Abla görmüyor musun koskoca Ağa bir lafına muhtaç. Bu kadar inatçı olmasan mı, bak Zara'yı okuldan alırken sordu bana seni iyi olduğunu söyledim ama senden duymadan rahat ediceğe benzemiyor." dedikleri ağzım açık kalırken Hevdem susmadı, "Hem belki evlenmeden bir şeyler hissedersiniz birbirinize belli mi olur. Gerçi Boran Ağam kesin hissediyordur hem var ya sen at üstünde gittiğinde nasıl arkandan geldi biz bile anlayamadık, geri gelirkende seni öyle bir tutuyordu ki hiç bırakmak istemezmiş gibi. Bence inat etme sende ona cevap ver hem kaynaşırsınızda seninde önyargıların azalır belki bak valla Boran Ağa o kadar kötü biri değil." Hevdem sözünü bitirdiğinde gözümden akan yaşların daha yeni farkına varıyordu ki telaş yapmıştı.
Elimin tersi ile duygusuzca akıttığım yaşları sildim, "Daha yirmi bir yaşıma yeni girdim." Kaşları çatıldı ne demeye çalıştığımı anlamaya çabalıyordu, "Okulum bitmedi, son senemdeyim ama bak şu an neredeyim," konuşmak istediğinde susmasını belirttim kaşlarımı kaldırarak, "Hayallerimi en iyi sen bilirsin, kendi ayaklarımın üzerinde durmak mesleğimi icra edebilmek, bir atölyem olması ve benzeri bir çok şey ve ben tüm bunları çocukluğumdan beri töreye kurban gideceğimi bile bile kurdum vazgeçmedim!" Sesimde sert bir ton hakim olmaya başlamıştı.
"Ve sen kalkmış benden evli bir adamla aşna fişne yapmamı istiyorsun. Hevdem ben evleniyorum farkında mısın! Kim ikinci kadın olmak ister?! Kim kocasını paylaşmak ister?! Kim kocasının karısıyla aynı evde yaşamak ister, kim o kadar nefret edildiği kişi arasına girmek ister? Ben istemiyorum bunları, bunlar benim karakterimede yapımada ters! Ben gencecik yaşımda evlenmek istemiyorum, tüm bunları kabullenmek istemiyorum!" Yaptığının farkına varan Hevdem pişmanlık ve dolu dolu olan gözlerle bakıyordu.
"Günlerdir gram huzurlu uyku uyuyamıyorum boğazımda bir yumru var yutkundukça geçmiyor daha da büyüyor omuzlarıma çok büyük bir yük bindirildi ve ben o yükün o sorumluluğun altına girmek istemiyorum. Her Allah'ın günü bu işten ailemden kimsenin canına bir şey olmadan nasıl kurtulurum diyip duruyorum! Lanet olsun ki beni düşünmeyen ilk fırsatta yakan ailem için ben yanıyorum ama kimse bunu fark etmiyor! Bir senle abim vardı ikinizde gittiniz artık!" dememle Hevdem göz yaşlarını aldırmadan koluma yapıştı, "Abla valla yanlış anladın, ben onu demek istemedim." Desede dinlemedim, kolumu ondan çekip salondan çıktım. Çıkarken kapının önündeki gözü yaşlı annemide görmezden geldim.
İşte Hevdem ilede bu yüzden konuşmuyordum, tabiki uzun süre böyle olmayacaktı ama biraz bir şeylerin ehemmiyetine ciddiyetinin farkına varması gerekiyordu. Biraz burnu sürtse fena olmazdı.
Daha sonraki günlerde Boran Ağa'nın attığı tek tük mesajla onu her türlü engelledim telefonumdan. Kimseyle uğraşacak gücüm yoktu artık.
Engelimden sonra ulaşamaz sandım ama o Zara'nın telefonundan aramıştı bu sefer, bende Renas'dır diye düşünüp cevaplamıştım telefonu.
"Beni engelleyince ulaşamıyacağımımı sandın! Alt tarafı sağlığınla ilgili bir soru sordum! Bu kadar abartmana gerek yok ne bu tripler ayrıca çocuk musun sen ha!" Konuşması bendeki bütün ateşi fitillemişti bu yüzden ağzıma geleni söylemiştim ona da.
"Evet çocuğum sende bu cocukla evleneceksin de mi! Sen kimi kandırıyorsun ha sağlığınla ilgili bir soruymuş, dürüstçe söylesene iyisen gelip hemen bitirelim şu işi diye! Birde insanlık yaparmış gibi davranmıyor musun, güldürme beni Boran Ağa safi şov seninkisi! Kime yaranmaya çalışıyorsun bilmiyorum ama gözümdeki igrenç merteben daha da düşüyor bilesin! Hem senin karşında o bildiğin kadınlar yok hele karın Güneş hiç yok! Sana cevap vermiyorsam istemiyorum demektir tamam mı! Sende biraz olgunlaş da genç bir kızın seninle konuşmak istememesini trip zannetme, sen kimsinde sana trip atacağım ben! Ben senin adını bile duyduğumda midem bulanırken hem de." Öyle büyük bir öfkeyle konuşmuştum ki ne dediğimi sonrasında ben bile hatırlayamadım tam olarak, ama Boran Ağa dut yemiş bülbül gibi sustuğunda cevap veremiyeceğini anlayıp telefonu suratına kapatmıştım.
Ondan sonrada bir daha hiç ulaşmaya çalışmamıştı ve bu cok iyi olmuştu. İşte gereksiz bir haftam böyle geçip gitmişti.Toprağı iyice düzeltikten sonra etrafıma baktım büyük bahçenin bir kısmı sadece çiceklerden oluşuyordu ve insanın içini rahatlatıyordu.
Arkamdan gelen tıkırtılardan kısa bir bakış attım omuzumun üstünden, Leyla yengem ve Annem durmuş bana bakıyorlardı, korkudan yanıma gelemiyorlardı vereceğim tepkiden çekiniyorlardı. Bu durum sırıtmama neden olsa da yapacak bir şey yoktu.
Ayağa kalkım ve üzerimi sirkeledim toz topraktan, onlara bakmadan yanlarından geçerken ardı sıra takip etmeye başladılar beni konağın ön kısmına çıktığımda etrafta yoğun bir koşuşturma hakimdi. Nüvit yengem ve kızı Fisun ise avluya kurulan karşılıklı koltuklardan birine oturmuşlardı ve çay içiyorlardı, beni gördüklerinde onlara bakmadım bile. Yanlarında etrafla ilgilenen Aysun'a seslendim merdivenlerin başında durduğumda.
"Aysun!" Diye seslenmem ile bana döndü.
"Buyur Hanımağam." Demesi ile, "Arka bahçeyi temizlersin, olur mu." diye sordum, "Ben hallederim Hanımım." Dedi.
Merdivenleri çıkmaya başladığım an Fisun'un konuşması ile elimin altındaki korkuluğu sıktım ve yavaşça ona dödüm.
"Aa, hanımım sen daha hazırlanmadın mı?" Dedi sahte bir şaşkınlıkla, arka bahçede olduğumu biliyordu pek tabi. "Gerçi sende haklısın hazırlansan ne, hazırlanmasan ne, sonuç olarak seni almak zorundalardı." Diyerek annesiyle gülmeye başladı.
"Yenge, yemin ediyorum bir gün şu kızın çalı süpürgesi saçını tek tek yolucam ha!" Yengemin anneme kızgınlıkla söylediği kelimelere göz devirdim, sanki önceden yapmamış gibi söyleniyor birde.
Merdivenlerin iki basamağını inip Fisun'a yaklaştım baştan aşağı onu süzerken yüzüme alaycı bir gülüş takındım beni istemeye geliyorlardı ama Fisun herkesten çok daha abartılı bir şekilde hazırlanmıştı tabi ben nedeninide biliyordum.
"Beni öyle ya da böyle alırlarda seni napıcağız Fisun ya," dedim dedim alayla, kaşları catıldı, etraftaki çalışanlarla birlikte çoğu kişi bizi dinliyordu, "Yani bakınca senin koca adayların kesin olarak Ağa olmak zorunda ya hani heh ben onu diyorum işte. Aklı başında kimse seninle ilgilenmez ilgilense anaları izin vermez çünkü senide ananıda tanıyan tanıyor. Allah aşkına Fisun kim seni alır ha, tek derdi zengin kocayla evlenip hanımağa olmaya meraklı, herkesi kendinden küçük gören kendi hiçbir işini doğru düzgün göremeyen baba parası çatır çutur yiyip evde gelenin geçenin dedikodusunu yapan bir boşboğaz olduğunu biliyorlar." Yüzü beyazdan mora dönerken yüzümdeki sırıtma iyice büyüdü ve öfkeyle araladı ağzını, "Sen kimsin de benimle böyle konuşursun ha, senin hanımlığın bana sökmez Riva!" Demesiyle kısa bir kahkaha attım.
"Bunu en son dile getirdiğinde kapımın önünde yere kapanmıştın Fisun." Dedim sırıtarak. "Bırak bu ayakları Fisun, senin fırsatçı biri olduğunu bilmiyorum sanki ben yalan mı ha! Yalan mı söylesene." Dedim sesimi yükselterek ve üzerine yürüyerek, "O ananla oturup böyle planlar yapmıyor musunuz, abim Ağa olacak diye ona bile yavşayan karaktersiz birisin sen! Sevsen tamam diyeceğim aşka saygım sonsuz benim, aranızda 20 yaş farkıda olsa ses etmem ama sırf Riva Aşiretinin gelecekteki Ağası Ferman olacak diye ona yalakalık yapıp yanına girmedin mi sen!" Rezil olmuş gibi sarsılmıştı anneside öyle arkada büyük bir şokla bakıyordu bana ama gerçekler buydu.
"Ama abim senin yüzüne bile bakmıyor sen onun kardeşim diyebileceği biri bile değilsin Fisun. Benden büyüksün ama zerre kadar akıl yok sende," derken parmağımla şakağına baskı uyguladım, "Annenin eteklerinin arkasından çık ve ona uymayı bırak kendin ol! Ne istediğini sen seç hayatını sen yönet kararları sen ver, ömrün boyunca büyük bir pişmanlık yaşamamak için karakterini düzelt ve kimseyi değil kendi içinin sesini dinle! Yıllar önce yaptığın hataları tekrar etme kalbinin sesini dinle. Bir zamanlar seni sen olduğun için seven insanı kırıp yaktığın gibi kendinide yakma." Hiçbir şey diyemedi anneside sesini çıkaramadı öfkeden kudursada ona kaldırdığım elim sayesinde susmuştu. Dediklerimi söyleyip rahatladıktan sonra arkamı dönüp odama çıktım.
Üzerimdeki toz toprak tulumu çıkarıp kirli sepete attıktan sonra soyunup duş kabinine girdim ve iyice temizlenene kadar çıkmadım, ne kadar zaman geçti bilinmez ama parmaklarımın buruşmasından çıkmam gerektiğinin farkına varıp çıktım ve havluma sarıldım. Odaya geri döndüğümde gardırobumun kapağına asılı olan beyaz tül elbiseye baktım, Lalezar hanım göndermişti istemede giymem için ama elbette giymeyecektim.
Bugün benim en güzel en ışıltılı günüm değildi.
Bugün benim en kötü en karanlık günümdü.
Bu sebeple beyaz değil siyah giyecektim, parlak değil mat seçecektim.
Üzerimdeki havluyu göğüslerimden ayırıp ayaklarımın ucuna düşmesini sağladım, kapım kilitli olduğu için kimse destursuz dalamazdı bu yüzden rahattım.
Beyaz elbiseyi alıp güzelce katladım ve dolaptaki üst rafa koydum. Giyecek elbisemi çıkarıp yatağa koydum, üzerime iç çamaşırlarımı giydikten sonra saçımdaki havluyu çözüp çıkardım ıslak saçlarım çıplak sırtıma değdiğinde ürperdim aynı esnada da kapım tıklatıldı ve Hevdem'in sesi duyuldu; "Abla Asparşah Aşireti geldi araçlardan iniyorlar, hazır mısın?" Diye sordu, içime büyük bir sıkıntı çöktüğünde nefes almakta zorlandım ama bunlar bana tanıdık gelen hislerdi artık.
"Hazırlanıyorum Hevdem!" Dedim sadece, bir süre sonra ayak sesleri ile gittiğini anladım. Giyinmeye devam ederken oldukça yavaştım, beklesinlerdi banane.
Üzerime uzun kollu straplez göğüs dekolteli diz altımda olan ve sağ bacağından yırtmacı olan siyah bir elbise gitmiştim ve tam olarak bedenime oturmuştu. Ayaklarımada siyah stilettolar.

Saçlarımı kuruttum ve dümdüz bir fön çektim kulaklarımın arkasına sıkıştırarak sırtıma dökülmesine izin verdim, yüzüme makyaj olarak sadece siyah sürme çektim. Takı olarakta sağ elime siyah bir şahmaran taktım.
Abimin tasarımı olan siyah taşlardan oluşan şahmaran esmer tenimde hoş durmuştu, kendimi şöyle bir süzünce baştan aşağı iç açıcı bir şekilde simsiyah olduğumu gördüm. Tek renk içindeki bedenimdi gözlerim bile rengi solmuş arka planda kalmıştı. Turuncuya yakın saçlarım düz olduğu için kalçalarıma kadar inerken hâlâ bir şeyler eksik diyordum içimden ve düşünürken aklıma gelen detayla hemen komidin çekmecemi açtım ve içinden siyah şalımı çıkardım, saçlarımın yarısına örtüp boynuma dolayıp geriye doğru attım.
İşte bu! Takı desen takı elbise desen elbise makyaj desen makyaj. Tam bir kız isteme kombini. Kim böyle bir günde siyah giyer tabiki ben! Buna rağmen bu kadar asil durmam normal miydi peki?
Kapıyı açıp derin bir nefes eşliğinde çıktım odadan böylece sesler netleşti etraf insan kaynıyordu konağa sığamayanlar sokaklara dökülmüş yetmemiş damlara çıkmıştı, bok vardı sankide gelmişler birde utanmadan, ben dedim bunlara içerde salonda yapalım diye ama yok illede millet görecek inanacaklardı!
Merdivenlere yöneldim topuklu ayakkabımın çıkardığı sesler etraftaki uğultuyu yavaşça kesti ve herkes topuk sesinin geldiği yöne döndü, yani bana. Siyah şalın altından her inişimde dalgalanıp sallanan uzun saçlarım ile tüm endamım ve dik duruşum ile indim merdivenleri.
İlk kata geldiğimde kattaki avluya baktım bütün kadınlar buradaydı hem Riva'dan hem Asparşah'dan, Hevdem, Fisun, Leyla ve Nuvit yengem şaşkınlık içerisinde bakarken ifadesiz bir sekilde önüme dönüp inmeye devam ettim etraftaki insanlarında gözü bendeydi. Merdivenler bittiğinde bakışlarım avlu ortasına kurulmuş koltuklara ve oturanlara kaydı, annemler bana şok olmuş biçimde dehşetle bakıyorlardı erkeklere hiç bakmadım bile soğuk bakışlarımla alana doğru yürüdüm.
Ne o sesiniz kesildi hayır yani hayatınızda hiç mi simsiyah giyinen biri görmediniz kardeşim. Önlerinde durduğumda odağım sadece Bertan Ağa'daydı, diğerleri ilgilendirmiyordu zaten.
"Hoş geldiniz, çok çok sefalar getirdiniz Ağam." dedim sahte olduğu belli gülümsemem ile.
Başını aşşağı yukarı salladı sert bir duruşla, gözlerim yanındaki mahlukâta kaymamak için direniyordu, "Hoşbulduk gelin kızım, sağ olasın." Demesi ile içimden; tabi sağolacam olmayayımda etrafı kan gölüne çevirin demi! dedim.
Yavaş adımlarla onların karşısına en başa annemin yanına oturdum yavaşça.
Bertan Ağa boğazını temizlemek ister gibi yavaşça öksürünce başımı oraya bakma gafletine düşürdüm. Boran Ağa sert ve kararmış bakışlarla bana daha doğrusu bacağımdaki yırtmaca bakıyordu, bakışları bana çıkınca daha da karardı öfkeyle. Olduğum yerde kıpırdanırken sağ bacağımı yarısını açıkta bırakan yırtmaca baktım o kadar da abartıcak bir şey yoktu canım. Hem buna alışsa iyi ederdi Ağa'mız banane.
İfadesiz bir şekilde ya da umursamazca hiç düzeltmeden bakışlarımı ondan çektim, yanlız üzerine giydiği jilet gibi siyah takım elbiseyle nasıl uyumluyuz anlatamam.
Karşımızda Asparşah Aşireti onların karşısında Riva Aşireti duruyordu, onlarda Gurbet hala yanında abisi Bertan Ağa, Boran ağa Lalezar Hanım, Merih ve akrabaları olduğunu düşündüğüm dört adam varken en sondaki adam tamamen sarışın bir gençti ve bu adam yanılmıyorsam şirkette gördüğüm adamdı.
Bizim taraftada babam, Kubar amcam, Jiyan Amcam, abim, Serkan, Mustafa abim annem ve ben vardık sadece.
"Evet sonunda bir araya gelebildik ha Kalender Ağa." Diyen ve sessizliği bozan Bertan Ağa 'ya döndü bakışlar, Gurbet hanımın bana olan kin dolu bakışlarını görmezden gelmem oldukça zordu ama kayıtsız kalmam şu an için daha iyiydi.
Babam sesli solukla, "Öyle oldu bilirsin bizde bir söz verildi mi tutulur." dediğinde yukarıdaki kadınlarda dahil herkes buradaki konuşmaya dikkat kesilmişti. Ve ben oldukça gergin olmama rağmen soğuk kanlı durmaya çalışıyordum.
Bertan Ağa ufak bir gülümsemeyle cevap verdi sadece, daha sonra bana döndü ben ise bakışlarımı kaçırmak yerine daha da dikleştirerek kendimi ona baktım,"Gelin kızımızda pek güzelmiş tam Asparşah Aşiretine yaraşır şekilde. Gece Asparşah, oldukça iyi olacak." Demesiyle hızla konuştum.
"Gece Riva!" sesim keskin bir tonda yankılandı etrafta, "Benim soyadımda ismimle beraber okunur yani Riva çıkarılmayacak. Tabii olursa." Son kelimemi mırıldanarak söylesemde anlamışlardı, annemin uyarır gibi dürtmesine sert bir şekilde baktım, Bertan Ağa sinirlenmemiş aksine gülüşünü büyütmüştü, "Doğru sen Riva'ydın değil. Sorun olmaz sonuç olarak bir Asparşah olacaksın." Demesiyle sert ve derin bir soluk çektim içime. Boran Ağa'nın bakışlarının bilincinde olmama rağmen yinede onunla herhangi bir temas kurmak istemiyordum. Tek istediğim şu lanet anın bitmesiydi.
"Gece bizim en değerlimizdir Bertan Ağa, onu size sağlam veririz lakin en ufak bir zarar görecek olursa davanız umrumda bile olmaz!" Diye sert bir dille birden bire parlaması ile kaşlarımı çattım. Jiyan amcam cidden bana ve Hevdem'e hatta Fisun'a bile düşkündü tıpkı bizimde ona olduğumuz gibi. Boran Ağa dizinin üzerindeki elini yumruk yaparken duruşundan akan hükümdarlık havasını herkes görür gibiydi bu yüzden babasına yöneltilen soruya kendi karşılık verdi.
"Siz merak etmeyin Jiyan Riva, bu iş her iki tarafta barışa girmesi ve kan dökülmemesi için yapılıyor davayı reddetmeniz bize değil size zararı olur bunu da bilesiniz ve neyle tehdit ettiğinize dikkat edersiniz!" Sert bir dille uyarması ile Jiyan amcam oturduğu yerde dikleşti hırsla, "Benim umurumdamı sanıyon sen Boran Ağa!" Demesi ile ortam daha da kızıştı, babam,"Jiyan! Sakin olasın, yeri değil." Diye uyarması ile abim sabır çeker gibi kafasını salladı.
"Güya buraya kan davasını bitirmeye geldik değil." diye alayla konuşan kişi Gurbet hanımdan başkası değildi.
Bunun üzerine Boran Ağa, "Hala!" diye tısladı dişleri arasından, halası bakışlarını kaçırırken Jiyan Amcam yine durmadı.
"İllede barış olacaksa ben yeğenimi evli bir adama kuma vermem!" demesi ile herkes amcama döndü, şaşkınlık ve kafa karışıklığı ile amcama baktığımda bunları konuşmanın zamanının çoktan geçtiğinin farkında değil miydi anlamamıştım. Amcam kesinlikle bir şeyler çeviriyordu ama ne?
Bertan Ağa öfkeyle babama baktı, "Bu da ne demek olur Kalender!" dedi.
"Karar değiştirme şansınız olduğunu mu sanıyorsun sen Jiyan! Karşı çıkmak için çok fazla geç kaldın, ne var ki artık bu evliliği durduramazsın." Diye sakin bir öfke ve kibirle konuştu Boran Ağa.
Jiyan amcam alaylı bir ifade takınırken Boran Ağa'ya doğru eğildi oturduğu koltukta. "Ben bu evlilik olmayacak demedim ki," dediğinde kaşlarım derinden çatıldı tıpkı diğerleri gibi, "Ben Gece'nin seninle değil başka bir Asparşah ile yani Merih ile evlenmesini istiyorum diyorum." Demesi ile herkes birbirine şaşkınlıkla baktı ben ise öylece kalakaldım oturduğum sandalyede.
"Buna asla izin vermem!" Diye kükredi sesi tüm konakta yankılandı adeta Boran Ağa'nın, hiddetle ayağa kalktı sandalyesi devrildi arkaya, Jiyan Amcam da ayağa kalktığında karşı karşıya geldi onlarla birlikte herkes ayaklandı tabi, bende dahil. Birde kan dökülmesin istiyorlar şimdi bir kişi daha ölecek ondan sonra kimse alamayacaktı bu işin sonunu.
Bu sefer Kubar amcam araya girdi, "Jiyan doğru söyler, olacaksa en münasibi Merih'tir." Diyerek arka çıkması ile Merih adeta pimi çekilmiş bomba gibi girdi olaya, "Bunu asla kabul etmiyorum ben!" Dediğinde yanındakı başka bir adam tuttu onu, "Bırak Civan abi! Kabul etmiyorum anlıyor musun?"
Boran hiddetle Jiyan amcamın ceketinin yakalarını tuttuğunda yüreğim ağzıma geldi. "Seni gebertirim lan, bilerek söylüyorsun demi bunları ha!" Mustafa ve Ferman abim Boran'nın elini tutarak durdurmaya çalıştı bırakması için, bende hızla onların yanına vardım dayanamayarak, "Çek ellerini amcamın üstünden Boran Ağa!" Hiddetle bana döndü bırakmadan, "Sen karışma." Dedi dişleri arasında.
Ortamın iyice kızışması ve olayların buraya gelmesi zaten canım burnumdayken bu olanlar iyice zıvanadan çıkarmıştı beni, üstelik abim Ferman'da Mustafa abimde kızgın birer boğalar gibi her an saldırıya geçebilirdi, bu yüzden Boran Ağa'nın arkasından geçip Mustafa abimin omuzuna elimi koydum, "Mustafa abi sen çekil Allah aşkına, hallediceğim be-" lafımı tamamlayamadan Mustafa abimin omzundaki elimi sertçe tutup beni ondan uzaklaştırdığı gibi arkasına alan kişi o kadar hızlıydı ki ne olduğunu bile kavrayamadım, "Dokunmayacaksın ona!" diye kükreyen Boran Ağa ile gözlerim irice açıldı, dondum tek kelime edemedim.