Gözüm kapalı gittiğim yol uzun sürmüştü. Tahminen 2 saat kadar gitmiştik. Araba durunca derin bir nefes aldım. Yanımda ki adam kıpırdanıp gözlerimde ki örtüyü çekince karanlığa alışan gözleri mi kırpıştırdım. Bir süre sonra gözlerim ışığa alışınca inen adamın peşinden bende indim.
Önünde durduğumuz yapı çok büyük ve güzel görünüyordu. Bu kadar büyük ve büyük bahçeli bir ev görmemiştim. Hayran kaldım desem yalan olmazdı.
"Gidelim mi?"
Başımı beni izleyen adama çevirip başımı salladım. Jeremy denen adam önümden yürümeye başlayınca bende peşinden yürümeye başladım. Bizim hemen ardımızdan diğer korumalar geliyordu. Villanın içine girince beni alt kata bodruma indirder. Onlardan kurtulmak iki dakikamı ancak alırdı ama eşim için sakin kalmalıydım.
İnsan olduğu için ona ruh eşi tanımını anlatmak kolay değildi. Büyük ihtimalle inanmayacak beni epey uğraştıracaktı. Jeremy önünde durduğumuz kapıyı açınca içeriye girdik. Jeremy odaya göz gezdirip bana döndü.
"Bir süre seni burda ağırlayacağız. Sonrasında patron senin için verdiği kararı açıklar."
Konuşmak istemediğim için yine başımı yukarı aşağı sallayıp onu onayladım.
"Bedenin kaç?"
Kaşlarım çatıldı.
"Bu elbise ile duramazsın sanırım sana yeni kıyafetler getirmek zorunda hissediyorum kendimi"
"38" dedim hafif kekeleyerek ve
"Te-teşekkür e-e-ederim" dedim. Mecbur olmasa da bana kıyafet getireceği için minnettardım. Jeremy başını sallayıp odadan çıkarken
"Odada banyo var orda ihtiyaçlarını karşılayabilirsin. Birde yemek olarak ne seversin?" Diye sordu. Hiç düşünmeden
"Et" diye cevap verdim. Jeremy'nin yüzünde hafif bir tebessüm oluşunca biraz utanmış hissettim. Kurt kadın olduğum için başka gıdalar beni fazla kesmezdi. Et bizim için ana yemekti. Jeremy odadan ayrılıp kapıyı kilitleyince derin bir nefes aldım. Kapı beni durduracak bir şey değildi ama öyle görünmesini sağlamak zorundaydım.
Odada göz gezdirip banyoyu bulduktan sonra ihtiyacımı karşılayıp aynaya baktım. Gerçekten perişan görünüyordum. Tüm gün koşmuş, ardından bir adamı bayıltmak zorunda kalmıştım. Küçük kulübeyi bulana kadar epey yürümüş, yaralı ruh eşi mi bulunca onun için nöbet tutmak zorunda kalmıştım. Kurt adam olsaydı hemen iyileşecek olan bedeni normal insan olduğu için kolay iyileşmeyecekti.
Ayna da ki görüntüm kesinlikle hoşuma gitmemişti. Kesin beni çok çirkin bulmuştu. Sert bir soluk bırakıp odaya döndüm. Yatağa uzanıp biraz dinlenmeye çalıştım.
2 saat kadar sonra
Kulağıma dolan adım sesleri ile doğruldum. Jeremy yine geliyordu hemde elinde yemek vardı. Kapının önünde durup kapıyı çaldıktan sonra kilidi açıp tepsiyle içeriye girdi. Tepsiyi komodinin üzerine koyup
"Burda bir aşçımız olmadığı için yemeği dışardan sipariş verdik. Umarım seversin ve birde senin için bulduğum bir kaç kıyafet getirdim"
Kıyafetler eşimindi koku hafifte olsa vardı ama kullanılmamış görünüyordu. Demek ki giymemişti ama kokusu bir şekilde üzerine sinmişti. Kıyafetleri yatağın üzerine atıp bana baktı
"Teşekkür e-ederim" dedim hafif tebessüm ederek. Jeremy odadan ayrılınca hemen yiyeceklere baktım. Tavuk ve salata vardı, iki dilim de ekmek. Aslında bunlar bana yetmezdi ama idare edecektim.
Yemeği mi afiyetle yiyip tepsiyi kenara koydum. Dylan'ın kıyafetlerini alıp banyoya geçtim. Kapıyı kilitleyip güzel bir duş aldıktan sonra üzerime iç çamaşırı olmadan takımı giydim. Banyoyu el çabukluğu ile toplayıp odaya döndüm. Kendimi çok yorgun hissettiğim için yatağa girip örtüyü üzerime çektim. Eşimin iyi olduğunu biliyordum bunu hissediyordum. O yüzden çok duramayıp uykuya daldım.
***
1 hafta sonra
1 haftadır Jeremy dışında kimse gelmiyordu odaya. Eşimin durumunu sormuş iyi olduğunu öğrenmiştim. Zaten ona bir şey olsa bunu hissederdim. Yanımda getirdiğim koku bastırıcı ilacı aldıktan sonra odanın içinde turlamaya başladım. Gerçekten çok sıkılmıştım, hatta sıkıntıdan patlıyordum.
Tanrı sesimi duymuş gibi bir süre sonra güzel kokusu burnuma dolmaya başladı. Kokusu hafifti ama yaklaştıkça artıyordu. Kokusunu derince soluyup içime hapsetmeye çalıştım. Onun etrafımda olması bile bu kadar güzel bir his iken kim bilir tamamlanınca ne kadar güzel hissettirecek.
Koku yaklaşmış kapının kilidi açılınca derin bir nefes aldım. Kapıyı açıp yavaş yavaş odanın içine yürüyüp tekli koltuğa oturdu. Bakışları yüzümü ve ardından tüm bedenimi taradı. Jeremy'nin aldığı eşofman altı ve tişört giyiyordum.
"Yatağa otur konuşacağız" dedi emir vererek. Bu adamın emir verme sorunu mu vardı? Sürekli emir vermesi beni sinirlendirse de karşısına geçip yatağın kenarına oturdum. Bakışlarımız birbirimizin yüzünde dolaşıyordu.
"Senin hakkında neden hiç bir bilgi yok? İsmin ne?"
Derin bir nefes alıp ne cevap vereceğimi düşünmeye başladım. Benim hakkımda bilgi bulamayacağını biliyordum. Çünkü yoktu hiç gerek olmamıştı.
"Layla" dedim tek seferde.
Tek kaşı havalandı
"Ailen yok mu?"
Başımı sağa sola salladım hayır anlamında.
"Nerde yaşıyordun? Daha doğrusu hakkında neden en ufak bir bilgi yok? Bu imkansız bir durum"
Ellerimi iki yana açarak bilmediğimi anlatmaya çalıştım. Dylan bıkkın bir nefes verip
"Düşmanlarıma mı çalışıyorsun? Beni şüphelendiriyorsun"
Kaşlarım gerçek bir şaşkınlıkla çatılmıştı. Ben onun hayatını kurtardım ve o bana düşmanları için çalıştığımı mı söylüyordu?
Dylan bıkkın bir nefes verip
"Neden benimle kalmak istiyorsun o zaman?"
Eşim olduğun için tabiki yoksa çekilecek dert misin?
"Eve i-ihtiyacım va-var" dedim yine kekeleyerek. Dylan'ın bakışları sorgulayıcıydı.
"İlk defa senin gibi biriyle karşılaştım. Cidden şaşkınım."
Ah şaşırmaya henüz yeni başladın sevgili eşim. Sonradan şok bile olacaksın.
"Se-seni ko-koruyabilirim"
Tek kaşı ilgiyle havalandı
"Bir kaç adam dövdün diye kendini Süpermen zannetmiyorsun değil mi? O adamlar görünenin minik bir kısmı, benim hayatım çok daha tehlikeli"
"Sorun de-değil" dedim anlamasını umarak. Eşimi korumak için her şeyi yapardım.
Dylan bana bakıp düşünmeye devam etti.
"Seni bir kaç testten geçirip birde kimlik kartı çıkarmam lazım. Umarım buna değer" dedi düşünceli bir şekilde. Değecekti ama onun şüphelerini aşmak için epey uğraşmam gerekiyordu.
"O-olur" dedim uzatmayarak. Dylan ayağa kalkınca bende kalktım.
"Ya-yaran na-nasıl?" Diye sordum.
"İyiyim merak etme. Sadece kan kaybından bilincimi kaybettim"
Başımı salladım sadece
"Burda kalmaya devam et. Canın sıkıldıkça üst kata çıkıp gezebilir, yemeğini mutfakta yiyebilirsin. Gözümün üstünde olduğunu sanırım söylememe gerek yoktur?" Diyince yine kaşlarım çatıldı. İki lafından biri güvensizlik arkadaş. Neyse güvendiririz.
"Yarın tekrar geleceğim. Kendini iyice toparla dövüş alanında ne kadar iyi olduğunu görelim"
Başımı yukarı aşağı sallayıp yarın gücümü nasıl kontrol etmem gerektiğini düşündüm. Tüm adamları elimde kalacaktı haberi yoktu garibimin. Neyse artık bir şeyler düşünecektim. İnsanların gücüme karşı koyma ihtimali yoktu, o yüzden yavaş vurma tekniklerini çalışmam lazımdı diğerlerinin aksine. Buda güçlü olmanın verdiği dezavantajdı işte.
Dylan odadan çıkınca kapıyı kilitlemedi. Bunun verdiği rahatlıkla kapıyı açıp merdivenleri çıkmaya başladım. Etrafta kimse yoktu. Oturma odasına girince etrafa göz gezdirip pencerenin önüne geldim. Dylan dışarda Jeremy'ye bir şeyler anlatıyordu ve yüzünü buruşturmasından yarasının acıdığını anlamıştım ama yapacak bir şeyim yoktu. Onun tek çaresi doktordu. Dylan'ın konuşması bitmiş olmalı ki arabaya bindi ve uzaklaşmaya başladı.
Kurdum ondan uzak kalmayı hiç istemiyordu ama bizimle kalmasını nasıl söyleyebilirdim. Kal desem sanki kalacak mıydı hem? Derin bir nefes alıp bahçeyi izlemeye devam ettim.
Layla: 170 boyunda, 65 kilo, kumral kahverengi gözlü 20 yaşında
Dylan: 190 boyunda, 85 kilo, kahverengi saçlı yeşil gözlü 28 yaşında.