9.BÖLÜM

756 Words
Patronun adamları, Gülru’yu kulübün en üst katındaki, "özel misafirler" için ayrılan o loş ve ağır parfüm kokulu odaya fırlattılar. Gülru, dizlerinin üzerine düştüğünde dudaklarından bir hıçkırık kaçtı. Burası, her köşesi acı ve aşağılanma kokan o odaydı. "Hazırlan!" diye kükredi Patron kapıdan çıkmadan önce. "Birazdan gelecek adamın şakası yok. Canını yakarsa sakın bağırayım deme, parasını peşin ödedi." Kapı üzerine kilitlendiğinde, Gülru köşedeki yatağın kenarına büzüldü. Harun’un ihaneti, dudağındaki sızıdan daha çok yakıyordu canını. Gerçekten satmış mıydı onu? Bir gecelik şefkat, bu son için miydi? Yaklaşık on dakika sonra kilit tıkırtıyla döndü. Gülru gözlerini sımsıkı kapattı. İçeriye ağır, otoriter bir adım sesi girdi. Kapı arkadan sertçe kilitlendi. Gelen adamdan yayılan koku; pahalı sert bir alkol ve... ve tanıdık bir erkeksi esansın karışımıydı. Gülru başını yavaşça kaldırdığında, karşısında devasa bir silüet gördü. Adamın üzerinde siyah bir takım elbise, yüzünde ise gözlerini tamamen kapatan koyu renkli, şık bir gözlük vardı. Sert çene hattı ve kirli sakalları, loş ışıkta bir heykel gibi duruyordu. Adam hiç konuşmadan ceketini çıkarıp kenara attı. Ardından gömleğinin kollarını yavaşça, sanki bir kurbanı parçalamaya hazırlanan avcı gibi katladı. "Lütfen..." diye fısıldadı Gülru, sesi titreyerek. "Yapmayın..." Adam bir adımda yanına geldi. Güçlü elleriyle Gülru'nun çenesini kavradı ve yüzünü kendine doğru kaldırdı. O an, adamın dudaklarında beliren o çarpık ve karanlık gülümseme Gülru’nun kalbini durduracak gibi oldu. Adam, gözlüğünü tek bir hamleyle çıkarıp komodinin üzerine bıraktı. Bu Harun’du. Ama sabahki şefkatli adam değil; gözlerinde vahşi bir arzu ve dizginlenemeyen bir öfke taşıyan, gerçek bir yırtıcıydı. "Sana kapıyı kilitle demiştim yavrum," dedi Harun, sesi bir bıçak kadar keskin ve derindi. "Söz dinlememenin bir bedeli olduğunu biliyorsun, değil mi?" Gülru şaşkınlıkla "Harun... sen... beni sattın sandım," diye kekeledi. Harun, Gülru'yu belinden kavrayıp tek hamlede yatağa fırlattı. Üzerine bir gölge gibi çöktüğünde, vücudunun sertliği ve sıcaklığı Gülru'nun tüm savunma mekanizmalarını altüst etti. "Seni kimseye bırakmam," dedi Harun, dudaklarını Gülru'nun boynuna gömerek. Sesi hırıltılıydı. "Seni bu piçlerden satın aldım Gülru. Bu gece, borcun sadece bana. Ve inan bana, tahsilat konusunda hiç nazik olmayacağım." Harun’un elleri, Gülru’nun üzerindeki ince kumaşı hoyratça çekip çıkarırken, Gülru hem korku hem de damarlarında tutuşan o yoğun şehvetle sarsıldı. Harun’un öpücükleri sabahki gibi yumuşak değildi; cezalandırıcı, sahiplenici ve yakıcıydı. Gülru’nun elleri Harun’un geniş omuzlarına tutundu. Bu adam onun kurtarıcısı mıydı yoksa en büyük günahı mı, artık bilmiyordu. Tek bildiği; dışarıdaki gürültülü müziğin ve neon ışıkların çok uzağında, bu loş odada Harun’un sert dokunuşları altında yeniden doğduğuydu. ‘’Uslu bir kız olmamanın sonuçlarını öğreteceğim sana yavrum." Harun’un elleri Gülru’nun üzerindeki o son kumaş parçasını da vahşice yırtıp attığında, odadaki loş ışık kızın titreyen bembeyaz tenini ortaya çıkardı. Harun bir an durdu; aç bir kurt gibi kurbanını süzdü. Bakışları Gülru’nun dehşetle inip kalkan göğüslerinde, oradan ince beline ve bacaklarına indi. "Ya seni öldürselerdi ya gelemeseydim," dedi Harun, sesi yatağın gıcırtısına karışan derin bir hırıltı gibiydi. "Şimdi bu itaatsizliğinin cezasını ruhun duyana kadar çekeceksin." Harun, Gülru’nun narin bileklerini tek eliyle başının üzerinde sabitledi. Diğer eliyle kızın dolgun göğüslerini sertçe kavradı. Baş parmağıyla meme uçlarını ezercesine yuvarlarken, Gülru’nun ağzından kontrolsüz bir inleme döküldü. Harun eğildi; dudakları kızın boynunda, köprücük kemiklerinde aç izler bırakıyordu. Diliyle Gülru’nun tenini yalayıp geçerken, aniden göğüslerinden birini ağzına aldı. Bir bebek gibi hırsla sömürdü. Dişlerini hafifçe geçirdiğinde Gülru acı ve zevk karışımı bir çığlıkla kalçasını havaya kaldırdı. Harun’un sertleşmiş, devasa varlığı kızın bacağına sürtünüyor, kumaşın üzerinden bile yakıyordu. Harun kendi pantolonunun kemerini sert bir hamleyle çözdü. Gülru, adamın serbest kalan iri, damarlı ve her an patlamaya hazır gibi duran erkekliğini gördüğünde nefesi kesildi. Bu, o küçük odayı ve Gülru’nun narin bedenini tamamen dolduracak kadar heybetliydi. "Bana bak Gülru," dedi Harun, kızın bacaklarını iki yana sertçe açıp arasına yerleşirken. "Bu gece aldığın zevki ömrün boyunca unutmayacaksın." Gülru o kadar ıslanmıştı ki Harun’un bu edepsiz laflarına tepki veremiyordu. Harun, o devasa varlığını Gülru’nun daracık, ıslanmış kadınlığına tek bir hamleyle, köküne kadar sapladı. Gülru’nun gözleri fal taşı gibi açıldı, başı geriye düştü; o kadar derine girmişti ki kız nefesinin kesildiğini hissetti. "Harun... Çok büyük... Dur..." diye inledi Gülru, elleriyle adamın kaslı sırtını tırmalarken. Harun durmadı. Her darbede daha sert, daha derine, adeta Gülru’nun içine mühürlenmek ister gibi vurdu. Odanın sessizliğini tenin tene çarpma sesi ve Gülru’nun tizleşen inlemeleri dolduruyordu. Harun’un damarlı aleti her çıkıp girişinde Gülru’nun duvarlarını kazıyor, kızı delirtiyordu. Harun eğilip kızın dudaklarını sertçe öperken, kalçalarını daha hızlı hareket ettirmeye başladı. "Benimsin," diye gürledi Harun, "Bu gece de, yarın da... Kimse dokunamaz sana!" Gülru, zevkin doruklarında, Harun’un altında eriyip giderken içindeki o boşluğun ilk kez bu kadar sert ve dolu olduğunu hissetti. Harun son bir hamleyle kendini kızın en derinine hapsettiğinde, her ikisi de ter içinde, nefes nefese birbirine dolanmış haldeydi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD