8 .BÖLÜM

955 Words
Yeni güne gözlerimi açtığımda ilk gördüğüm şey Harun’un yüzü oldu. Uykuda daha sakindi. Kaşları çatık değildi. Dudakları sert bir çizgi halinde durmuyordu. Durup onu izledim. Nefesinin düzenini, göğsünün yavaşça inip kalkmasını… Sanki hepsini ezberliyordum. Elim istemsizce havalandı. Parmak uçlarımla kirpiklerine dokundum. Uzun biçimli kirpikleri vardı. Kıskanmadım desem yalan olurdu. Hafifçe kımıldandı ama uyanmadı. Ardından kirli sakallı yanağını okşayarak dudağına doğru indim. Bir erkeğe göre kalın dudakları vardı. Alt dudağını okşadım. Tam elimi çekecekken gözlerini açtı. “Böyle bakma,” dedi kısık bir sesle. “İnsan yanlış şeyler düşünebilir.” Kalbim hızlandı. “Uyku sersemi bakmışım öyle,” dedim. Yüzünü okşayan elimi tutup avuç içime bir öpücük kondurdu. Ne olduğunu anlamadan beni altına aldı. Bedeninin ağırlığını üzerime vermemişti, yoksa pestilim çıkardı. Karın kasları çelik gibiydi ve sıcacıktı. Bu temas iyice nefesimi kesiyordu. “Gözlerinle yedin yavrum beni,” dedi. “Hııı, neee?” diye fısıldadım. Heyecandan saçmalıyordum işte. Cevap vermedi. Yüzü yüzüme yaklaştı. Nefeslerimiz karıştı. Dudakları dudaklarıma o kadar yakındı ki… Bu anı bölen telefonun sesi oldu. İkimiz de irkildik. Harun’un yüzü bir anda değişti. O sıcaklık gitti. Yerine tanımadığım o sert ifade geldi. Telefonu aldı. Ekrana baktı. “Lanet olsun,” dedi fısıltıyla. Hızla ayağa fırladı. Gece çıkardığı gömleğini ve ceketini üzerine geçirdi. “Gitmen mi gerekiyor?” dedim. Sesim kırılmıştı. “Evet,” dedi kısa bir şekilde. “Şimdi çıkmam gerek, acil işim var.” Yanıma geldi. Bir an durdu. Sanki bir şey söylemek istiyordu ama vazgeçti. Dudağıma hızlı bir öpücük kondurdu. “Kapıyı kilitle,” dedi. “Kimseye açma.” “Harun…” Durdu. Geri döndü. Gözlerime güven verir gibi baktı. Kesin patron sorun çıkarmıştı. Bu kadar kolay oradan kurtulamayacağımı biliyordum zaten. “Birazdan döneceğim.” Sonra gitti. Dış kapı kapandı. Yatakta yalnız kaldım. Yastık hâlâ onun gibi kokuyordu. Ve ben şunu düşündüm: Bu adam sadece beni korumuyordu. Aynı zamanda benden kaçıyordu. Zaten huzursuz olduğum için canım bir şey yapmak istemedi. Onun yastığına sarılarak uyumaya çalıştım. Kapı sertçe çalındığında içime kötü bir his çöktü. Neredeyse kapıyı kıracaklardı. Hiç sesimi çıkarmadan bekledim, belki çalar çalar giderdi. Yerimden fırladım. Kalbim kulaklarımda atıyordu. Bir kez daha vuruldu kapı. Bu kez sabırsız, buyurgan. Kapının dibine yaklaşıp nefesimi tuttum. Patronun buz gibi sesi duyuldu. “Gülruu, seni sürtük, orada olduğunu biliyorum. Aç lan kapıyı.” Açmamam gerektiğini biliyordum. Ama kilit dışarıdan açıldı. Nasıl olduğunu anlayamadım. Kapı aralandığında o iğrenç yüzünü gördüm. Üzerindeki pahalı paltoya, rahat duruşuna rağmen gözlerinde bir seri katilin soğukluğu vardı. Yanında iri yarı iki adam vardı. “Bak hele,” dedi alaycı bir gülümsemeyle. “Küçük fare buraya saklanmış. Sen benden kurtulabileceğini mi sandın lan?” Geri çekildim. “N–nasıl buldunuz beni?” Yaklaştı. Çok yaklaştı. Parmağıyla çenemi kaldırdı. “Senin gibi fahişeler,” dedi, “bir tek kendini zeki sanır. Sen dostun Harun gammazladı seni.” “Yalan söylüyorsun, bilerek yapıyorsun,” diye inanamazcasına konuştum. Bir yandan deli gibi başımı sağa sola sallıyordum. Gözlerimden yaşlar sicim gibi süzülmeye başladı. İç sesim acımasızca konuştu. Salaksın sen, adama güvendin, o da sattı seni. Kolumdan sertçe tuttu. Canım yandı ama bağırmadım. “Bırak beni,” dedim titreyerek. “Kendim gelirim.” Güldü. Halime güldü. Benimle, kedinin fareyle oynadığı gibi oynuyordu. “Bu yaptığın cezasız mı kalacak lan?” deyip çok sert bir tokat geçirdi. Dengemi kaybedip yere kapaklandım. Dudağımın kenarından sızan kanın sıcaklığını hissettim. “Ortadan kaybolduğunda bir sürü zarar ettim seni sürtük. Bugün birçok müşteriye çıkıp borcunu ödeyeceksin lan.” ‘’Alın şunu’’ Yanındaki korumalar beni yerden kaldırmadılar. Sürüklediler. Ayaklarım zemine takıldı, dizlerim acıyla sızladı ama umurlarında bile olmadı. Patron önden yürüyordu. Hiç arkasına bakmadan. Karar çoktan verilmişti ve ben Haruna inanıp ordan kurtulacağımı sanmamın bedelini çok ağır ödeyecektim. Debelenmeye başladım. Patron “Akıllı ol fahişe akşama hakkını verecekler zaten” dedi. İçim ürpermişti. Tecavüze uğramak istemiyordum ,o pis ellerin bana dokunmasından bıkmıştım. Harun’a o kadar kırgındım ki ama şimdi çıksa gelse beni bunların elinden alsa affederdim onu. Gurursuzdum işte ben. Kimsem yoktu ve ondan medet umuyordum. Koridor kapkaranlıktı. Kapının dışında gün ışığı vardı ama bana ulaşmıyordu. Işık, bir yerlerde kesilmişti sanki. İçimdeki umutla birlikte. Beni kapıdan çıkardıklarında yüzüme soğuk hava çarptı. Derin bir nefes aldım, belki kaçarım diye kolumu kurtarmaya çalıştım. Kolum daha sert sıkıldı. Koruma bana dik dik baktı. “Deneme bile,” dedi kulağıma eğilerek. “Nereye gideceksin?” Cevap yoktu. Zaten soru da değildi. Arabanın lüks aracın kapısı açıldı. Arka koltuğa bir çuval gibi fırlatıldım. Kaçış ihtimali bırakmayan türden beni aralarına sıkıştırdılar patronda öne geçti. Kapı kapandığında çıkan ses, bir kilit gibi düştü içime. O an anladım; bu sadece bir yolculuk değildi. Bu, geri dönüşü olmayan bir çizgiydi. Araba hareket etti. Şehir akıyordu dışarıda. İnsanlar vardı. Sabahına yetişmeye çalışanlar, kahve içenler, gülenler… Camın arkasında başka bir dünya, benim içinde olmadığım. Patron telefonu ile oynuyordu. Rahattı. Fazlasıyla. “Bu sefer iyi para veren biri var yalnız biraz sadistmiş,” dedi umursamazca. “Borç defterini kapatırız belki. Tabii uslu durursan.” Kalbim göğsümü parçalayacak gibiydi ama sesim çıkmadı. Ağlamadım. Ağlamak, hâlâ bir şeylere itiraz edebilmekti. Ben o eşiği çoktan geçmiştim. Harun gelmeyecekti. Bana 1 günlük bir tatil yaşatmış ve yine çöplüğüme atmıştı. Her kavşakta, her yavaşlamada, her dur kalkta içimden aynı cümle geçti: Şimdi gelir. Gelmedi. İç sesim yine gerçekleri yüzüme çarptı. ‘’Seni bir kere kurtardı diye fedain mi sandın onu aptal kız! Sen onun neyisin de senin için bu adamları karşısına alacak.’’ Telefonum cebimde değildi. Çantam yoktu. Kimliğim, adım, geçmişim… Hepsi benden uzakta kalmıştı bir kurtuluş yolu yoktu. Ben sadece bir borçtum artık. Rakamlarla ifade edilen bir yük. Yol ne kadar sürdü bilmiyorum. Zaman, kavramını yitirmişti. Araba durduğunda müzik gürültüsü duyuldu. Kürkçü dükkanına dönmüştüm. Ağır müzik, şuh kahkahalar ,kapı önünde sigara içen adamlar. Neon ışıklar. Burası 7 /24 doluydu. Çok fazla şey vadeden, hiçbir şey vermeyen türden lanet bir yerdi. “İndirin sürtüğü” dedi patron. İşte kabus yine başlıyordu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD