7.BÖLÜM

969 Words
Harun’un göğsüne yaslandığımda ilk fark ettiğim şey kalbinin sesi oldu. Hızlıydı. Ama panik gibi değil… Uzun süredir tetikte yaşayan birinin kalbi gibiydi. Bir süre öyle kaldık .Konuşmadık. Sadece derin nefeslerimizin sesi duyuldu. Gecenin sesi vardı etrafta .Uzaktan bir araba geçti. Bir sokak lambası titredi. Ama bana en yakın olan şey Harun’un varlığıydı. Sonra beni yavaşça kendinden ayırdı. Bakışları değişmişti. Az önceki o öfke, o sahipleniş yerini daha kontrollü bir şeye bırakmıştı. Sanki kendi çizgisine geri dönmüştü. “ Bugün burada kalamazsın,” dedi. Ses tonu sertti ama altında bir endişe vardı. Gerçekten de bugün burda olursam patron beni kesin öldürecekti. Cebinden anahtar çıkardı. Sade, siyah bir anahtar. Onu takip ettim hemen yakındaki siyah bir arabaya yöneldi. Arabaya binerken etrafı dikkatle süzdü. Bu bir alışkanlıktı. Sanki refleks gibi. “Bir şey mi var?” dedim çekinerek. “Yok bişey” dedi. Beni geçiştiriyordu. Sessiz kaldım. Araba çalıştığında içim ürperdi. Bu ses… Kaçışın sesi gibiydi. Bir süre sessiz kaldık. Sonra dayanamadım. “Harun…” “Neden yaptın bunu?” Direksiyonu biraz daha sıktı. Zaten hızlı olan arabayı iyice hızlandırdı. Cevap vermesi zaman aldı. “Bazı yerlerde susmak…” dedi. “İnsan olmaktan vazgeçmek gibidir.” Boğazım düğümlendi. Beklediğim cevap bu değildi. Sanki bana gösterdiği yakınlıktan pişman olmuş gibi soğuk tavırlı bir hali vardı. “Patron senden korkuyor,” dedim fısıltıyla. Ağzını arıyordum ama pek konuşkan değildi artık. Dudaklarının kenarında çok belli belirsiz bir gülümseme belirdi. Ama gözleri hâlâ ciddiydi. “Kapısında çalışan birinden neden korksun ki ‘’ Arabayı sıradan bir apartmanın önünde durdurdu. Ne dikkat çeken, ne de ürküten bir yerdi. Tam olması gerektiği gibi. “Burada kalacaksın,” dedi. “Kapıyı kimseye açmıyorsun. Ben gelmeden çıkmıyorsun.” “Peki ya sen?” dedim. Kapıyı kapatmadan önce bana döndü. Bakışları bu kez daha yumuşaktı. “Benim halletmem gereken şeyler var, Gülru.” İndim. Ama tam kapıyı kapatacakken kolumdan tuttu. “Bak,” dedi. “Yaşadıklarının hiçbiri senin suçun değil. Ve yalnız değilsin.” Bu sözler… Kalbime dokundu. Araba uzaklaşırken arkasından baktım. Farlar karanlıkta kayboldu. O an içime bir his düştü. Harun beni sadece bu hayattan çıkarmıyordu. O, bu hayatın içine bilerek girmişti. Ve ben… Onun planında olmayan tek şeydim. Kapı kapandığında, odada ilk kez gerçekten sessizlik oldu. Ama bu sessizlik huzurdan değil… Sonrası olmayan bir cümle gibiydi. Harun’un bıraktığı ceket hâlâ omuzlarımdaydı. Kokusu sinmişti üstüme. Metal, soğuk hava ve onun tenine karışmış bir şey… Adını koyamadığım ama içimi sakinleştiren bir koku. Yatağın kenarına oturdum. Ellerime baktım.Hâlâ titriyordu. Az önce yaşananların gerçek olduğuna inanamıyordum. Biri beni korumuştu. Bir yabancı… Hiçbir karşılık beklemeden. Ama içimde bir yer huzursuzdu. Çünkü Harun’un bakışlarında sadece öfke ya da şefkat yoktu. Orada bir yük vardı. Sakladığı bir şey… Sanki uzun zamandır kaçtığı bir hayat. Pencereye yürüdüm. Sokağa baktım. Arabasını göremedim. Bir an, ya geri gelmezse diye düşündüm. Sonra bu düşünceye kendim bile kızdım. Onu tanımıyordum ki. Birkaç kere bakışmıştık. Adını bile yeni öğrenmiştim. ‘’Bide öpüştünüz ve sana sözler verdi.’’ İç sesim yine konuştu. Tanımadığın bir adamla öpüştün ve ondan hoşlandın’’ Ama kalp… Kalp bazen tanımayı beklemezdi. Yatağa uzandım, dizlerimi karnıma çektim. Sessizce ağladım. Kimse duymasın diye yastığa gömülerek. Ağlarken aklıma onun sesi geldi: “Şu an güvendesin.” Bu cümleyle birlikte gözlerim kapandı. Uyandığımda hava hâlâ karanlıktı. Kapıdan gelen hafif bir tıkırtı sesi… Yerimden fırladım. Kalbim ağzımdaydı. Patron yerimi bulup beni öldürmeye mi geldi diye düşündüm. Kapı yavaşça açıldı. Harun içeri girdi. Yorgundu. Göz altları çökmüştü. Ama beni görünce durdu. “Dinlenebildin mi?” dedi alçak bir sesle. Başımı salladım. Yanıma geldi ama oturmadı. Sanki mesafe koymaya çalışıyordu. “Buraya kimse gelmedi,” dedi. Rahatça kalabilirsin. “Sen…” dedim, sesim kısıktı. “İyi misin, yorgun görünüyorsun?’’ Bu soru onu durdurdu. Bir an sustu. Sonra omuzlarını hafifçe düşürdü. “Alışığım,” dedi. Ama bu bir cevap değildi. Ceketini sandalyeye bıraktı. Bana baktı. “Gülru,” dedi. “Benimle beraber kaldığını kimseye söylemeyeceksin.’’ Kalbim sıkıştı. “Ve bazı şeyleri de sorgulamayacaksın.” Başına bişey gelmeden seni kurtarmamı istiyorsan şartlar bunlar tamam mı? Kalbimde bir yerler çıtırdadı sanki. İç sesim bana güldü. ’’Salak kız seni öptü yakın davrandı diye kendini bişey mi sandın. Ucuz bir eskortsun işe seni napacak ki ‘’ Ağlamamak için kendimi sıktım. ‘’T-ttamam diye kekeledim. Ben sana rahatsızlık vermeyeyim artık sağol herşey için’’ deyip hızla ayaklandım. Kapıya yöneldiğim an arkamdan adımı söyledi. “Gülru.” Durmadım. Bir adım daha attım. Kapıyı açtım. O an kolumdan tuttu. Çok sert değildi ama beni durduracak kadar güçlüydü. Kaçmamı engelleyen bir tutuştu sadece. “Nereye gittiğini sanıyorsun,” dedi. Kapıyı sertçe çarpıp beni kapıyla arasına sıkıştırmıştı. Yapılı bedeninden gelen sıcaklık beni mayıştırıyordu ve bir demir kadar sert karın kaslarını çok net hissediyordum. Başımı kaldırıp gözlerine baktım koyu yeşil gözleri zehirli bir katran yeşiline dönmüştü “Öyle demek istemedim, doldurma hemen gözlerini.” dedi. “Ben—” Durdu. Nefes aldı. “—seni korumaya çalışıyorum.” Omuzlarım çöktü. Tüm gücüm bir anda gitti. “Ben başına bela olurum,” dedim kısık bir sesle. “Her zaman öyle oldu. Naletliyim ben” Bir an hiçbir şey söylemedi. Sonra elini bıraktı kolumdan, avuçlarını yüzüme koydu. Başparmağı titreyerek yanağımdan aşağı indi. “Saçmalama,” dedi. “Hadi çok uykum var’’ deyip beni bir çırpıda kucağına aldı. Atik hareketlerle yatağa yerleşti beni de sanki bir bez bebek gibi yanına yatırdı. Kaslı kollarıyla bedenimi sarmaladı. Gücü karşısında hareket edemiyordum arkam ona dönük olacak şekilde iç içe geçmiştik. Başımı kaldırdım. “Ben—” “Şşşşş çok konuştun uyucam’’diye beni susturdu. Bende hareketlenmeye başladım. Hem beni kırıp hem de kendiyle uyumaya zorluyordu öküz herif! Ben hareket ettikçe onun sertliği bana sürtünüyordu bir anda hareketi kestim. ‘’ Uslu bir kız ol’’ deyip beni bacaklarıyla da sarmaladı artık hareket edemiyordum. Başını sarı saçlarımın arasına gömmüştü ve derice soluyordu. Bu çok garip ve huzurlu hissettirdi. İçimden ılık bişeyler aktı sanki. Bir sonra bende yorgunluğuma yenik düştüm onun güzel kokusuna ve sıcaklığına dayanamayıp gözlerimi usulca kapattım.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD