6.BÖLÜM

811 Words
Kapı adamın üstüne düştüğü anda odanın havası çatladı sanki. Adamın çığlığı, demirin betonla buluşan sesi, aynadaki küçük kızın kahkahası… Hepsi birbirine karıştı. Zihnim bana yine oyun mu oynuyordu? İri bir beden içeri girdi. Harun gelmişti. Elindeki levye kanat izi gibi havada savruluyordu. Yere yapışan adam daha ne olduğunu bile anlayamadan Harun onu kenara tekmeyle itti. Öyle bir tekmeydi ki duvara çarpan bedenin sesi tüm binayı inletmişti. ‘’Noluyor lan’’ diye acıdan inleyen adamın “Gel bakalım ben seni nasıl sikicem piçç kurusu ‘’deyip suratına bir tekme daha geçirdi. Harun’un sesi öfke değil dümdüz bir hüküm gibiydi. Arkada patron belirdi .Muhtemelen olanları izleyip gelmişti. Olmayan kapıya bakıp dona kaldı. “Harun! Ne oluyor lan—” Harun ona bile bakmadı. Sanki tüm dünyada sadece ben vardım. Ben yerde çökmüş, nefes nefese, gözüm yaş içinde, tir tir titreyerek ona bakarken Harun bir anda önümde çömeldi. Sertçe çenemi tuttu, başımı kaldırttı. “İyimisin?” dedi. Sesi hem sertti hem titriyordu. “Bir şey yaptımı sana ?” Ben konuşamadım. Harun’un parmakları çenemi tutuşu bile tüm vücudumu titretiyordu. Zorla nefes aldığımı görünce, bir şey koptu onda. Beni kolumdan tutup öyle bir çekti ki göğsüne çarpıp kaldım. “Bir daha seni böyle görürsem… bir daha ağlarsan… bir daha sana istemediğin el değerse—” Nefesi kulağımın dibine vurdu. “Burayı yakarım Gülru. ” Elim belinin oraya değdiğinde onun da titrediğini fark ettim. Harun öfke dolu görünüyordu ama dokunuşu titreyen bir canlının son sabrı gibiydi. Patron bir adım attı. “Harun! Kenara çekil. Naptın lan müşteriye senin görevin kapıda, burda değil!” Harun gözünü bile kırpmadı, arkasını dönmeden başını hafifçe çevirdi. Öyle bir bakış attı ki patron geri adım attı. “Geri dur,” dedi Harun. “Kıza zarar veriyordu bende görevimi yaptım.” O cümle içime bir şey sapladı ki yıllardır hasret olduğum bir sahiplenişti bu. İlk defa birisi beni korumuştu. Patron garip bir şekilde Haruna laf söylememişti . yerdeki bedene bakıp. Tamam lan gönderirim birini alırlar bunu. Sende çok oyalanma burda deyip çıkıp gitti. Sonra Harun yüzüme döndü. Yanağımdaki rimelin izine baktı. Parmaklarını kaldırdı ve naifçe sildi. Aynı anda nefesimi kesen bir şey oldu: Harun yüzümü aniden iki eliyle kavradı. O an dayanamadım. Zaten tüm hislerim çökmüştü. Harun’a doğru hamle yaptım, o da beni yarı yolda yakaladı. Dudaklarımız çarpıştı. Nazik değildi. Yumuşak değildi. Kontrolsüzdü. Harun belimden tutup beni sertçe kendine çekti; ben de parmaklarımı gömlek yakasına geçirdim. O öfkeden titriyordu, ben korkudan, ikisinin karışımı bizi çıldırtıyordu sanki. Harun nefesimin arasından fısıldadı: “Seni buradan çıkaracağım.” “Kimse sana dokunamayacak artık.” “Ben varım.” Ona inanmak istedim belki de başka bir çarem olmadığı içindi ona bu denli inanamam. Oysa tanımıyorduk bile birbirimizi sadece arada bakışıyorduk. Ben ilk defa bir erkeği isteyerek öpmüştüm. Harun kolumdan tuttuğu gibi beni odadan çıkardı. Mekanın içinden geçerken locadaki patronun bakışları üzerimizdeydi. Harun bir an bile durmadı, sadece omuz hizasında öyle bir bakış attı ki patronun gırtlağına korku çöktü. Kimse arkamızdan tek kelime edemedi. Bu işte bişeyler vardı ama çözmek için daha zaman gerekiyordu. Harun bir korumayadı ama patron bile onu ezemiyordu. Arka planda bişeyler döndüğünü hissettim ama şimdilik sırası değildi. Koridorun sonundaki metal kapıyı Harun tek hamlede açtı. Soğuk hava içeri doldu. Gecenin karanlığı bile içerideki pislikten daha temizdi. Ben dışarı çıkar çıkmaz dizlerimin bağı çözüldü. Harun kolumu bırakmadı; tam tersine daha da kavradı. “Derin nefes al,” dedi. Nefesimi tuttuğumu o an farkettim. Sesi hâlâ sertti ama bu sanki onun mizacıydı. Ben nefes almaya çalışırken omuzlarımın titrediğini fark ettim. O an Harun’un bana bakışı değişti. “Gülru.” Adımı öyle söyledi ki yıllardır hiç kimsenin varlığımı görmediğini fark ettim. Harun ceketini omuzlarıma koydu, içinde kaybolmuştum resmen. Yüzümü kendine çevirdi. “Bak bana,” dedi. “Şu an güvendesin.” Gözlerim doldu. Kaçmayı düşünmedim, uzaklaşmayı düşünmedim. Tam tersine… Harun’a doğru çekildim. O an Harun bir şeyi kaybetti içinde. Sabır mıydı, öfke miydi, yoksa kontrol duygusu mu bilmiyorum ama bir anda elini enseme attı. “Beni korkuttun,” dedi kısık bir sesle. Sanki bu cümle yıllardır boğazında düğümlenmişti. “Özür—” demeye çalıştım ama bitiremedim. Harun başımı geriye doğru hafifçe kaldırdı, başparmağıyla yanaklarımdaki yaşları sildi. Parmaklarının sıcaklığıyla tüm soğuk rüzgâr yok oldu. Ve bir anda… hiçbir şey söylemeden dudaklarımı sertçe kendine çekti. Bu öpüşme içerideki gibi kontrolsüz değildi. Daha yoğun… Daha kararlı… Sanki beni hayata döndürmek ister gibi. Onun kalın sıcak dudakları benim çatlamış kırmızı boyalı dudaklarıma nefes veriyordu. Harun bir elini belime koydu, beni tamamen kendine yasladı. Nefesimizi bile paylaşamaz olduk. Rüzgâr eserken Harun yüzümü avuçlarının arasına aldı, bana bakıp hırıltı kadar bir fısıltıyla konuştu: “Seni buradan götüreceğim, Gülru. Bu yerden, bu hayattan. Sana dokunmalarına izin vermeyeceğim.” Sonra alnımı alnına yasladı. Nefesi dudaklarımı ıslatıyordu. Ben gözlerimi kapadım. Belki ilk kez… gerçekten güvende hissettim. Bir yabancıdan gelen vaatlere inandım. Neden nasıl demedim sorgulamadım. Sessizce kabullendim. Harun başımı göğsüne çekti, eli saçlarımda gezindi. “Sana söz veriyorum,” dedi. “Burayı birlikte terk edeceğiz.”
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD