18.b.

1381 Words
Kadir sinirle : '' Onunla evlenmeyeceksin duydun mu ? Buradan siktir olup ya gidersin ya da vazgeçtiğini söylersin ,yoksa seni öldürürüm .''dedi . Oğuz şaşkınlığı üzerinden atıp hızla yakalarından tutan kolları itip : '' Kendine gel Kadir sen Mithat'ın akrabası olmasan, ben senin anlayacağın dilden konuşmasını bilirim de neyse.'' Diyerek derin bir nefes aldı. Kadir deli gibi gülerek :'' Konuşsana hadi , ondan uzak duracaksın''dediğinde Oğuz : '' Ne sandın oğlum sen beni emir erin miyim , kiminle evlenip evlenmeyeceğim sana kalmamış sen kimsin ? ''dedi . Kadir hızla yumruğunu Oğuz'un çenesine indirip : '' O kızın sevdiği oğlanım asıl sen kimsin beni seviyor deli gibi , benim önümdeki tek engel sensin '' diyerek tekrar vuracağında Oğuz gelen yumruğu tutup sağ yumruğunu Kadir'in gözüne indirdi. Oğuz sinirle:'' Yer miyim ben lan , o kız seni sevmiyor sevse seni tercih ederdi ama yok beni tercih etti. Geri çekilip uzak dur yoksa elimden bir kaza çıkacak'' dedi. Saplantı ve aşk arasında ince bir çizgi vardır. Bazen aşkımızın anlaşılabilmesi için peşinden gitmemiz gerektiğini düşünürüz ama bu gidişin bizi ne konuma düşüreceğini bilmeden hareket etmiş buluruz kendimizi. Mithat evden çıktıktan sonra Oğuz'un yanına gitti. Karısının durumuyla ilgili konuşup bir yol haritası çizmeliydi. Odaya gireceği zaman bağrışmaları duyup girdiğinde Oğuz'un ayakta , çenesindeki kanla dikildiğini Kadir'in de yerde gözünü tutuğunu görüp : '' Ne oluyor burada bu haliniz ne' diye kendini tutamayıp bağırdı . Doktor Oğuz gülerek : '' Bende bir bilsem , bu deli odamı basıp Birgül'den uzak durmamı istiyor . Yok efendim onu seviyormuş ,şaka gibi..''dedi. Kabullenemeyiş , başkasının düşünmesini bile istemeyişimi derin bir derin bir hakikatin altında yatan bir sır perdeydi. O perdeyi aralayınca kendi benliğimizi bulup karşımızdakine zaaflarımızı göstermekten korkuyorduk. Oğuz da bu buhranın pençesindeydi. Kadir ayağa kalktığında gözünü tutuyordu. Kadir : '' Sen karışma ağam bu bizim aramızda ''demekle yetindi. Mithat bağırarak : '' Sen kim oluyorsun da karışma diyorsun .Ben buranın ağasıyım bunu da geçtim o sevdiğim kız dediğin kişinin babası sayılırım .Beni çileden çıkarma, bir daha seni Oğuz'un ya da Birgül'ün etrafında görürsem yapacaklarımdan ben mesul değilim. Şimdi kaybol buradan '' diyerek sözünü bitirdi. Mithat'ın da Oğuz'u savunmasına sinirlenen Kadir içinden - bu burada kalmayacak – diyerek odayı terk etti. Büyük acıların başlangıcı ufak kırılmalar ve incinmeleri olduğu evredir. Mithat kendini sandalyenin üstüne bırakıp : '' İyi misin birader '' dedi. Oğuz patlayan dudağını ovalayıp : '' İyiyim de , hayırdır bu saate aklına gelir miydim ?'' deyip sandalyesine oturdu. Dudağına pamuğu bastırıp tampon yapıyordu. Mithat :'' Bir sorunum vardı ama senin durumun daha önemli hemşireyi çağırayım mi ?'' dedi. Oğuz içinden Kadir'in dediklerini geçiriyordu , Birgül'ün bir ihtimal de olsa onu sevme ihtimali.. İhtimaller canını acıtan bir cam parçasıydı. Gün geçtikçe ,temas ettikçe daha da kanatıyordu. Gülümseyen Oğuz : '' Hafif bir yumrukla ölecek değilim ya boşver sen beni anlat bakalım ''dedi. Mithat derin bir nefes verdi . kolay değildi . Kendinde konuşacak gücü bulup: '' Karımda kist var ve tedavi etmem lazım eğer tedavi etmezsem ilerleyecek ,  edersem de çocuğumuz olmayacakmış al bu raporları anlarsın''  diyerek koltuk altına sıkıştırdığı dosyaları uzattı. Oğuz dosyaları incelerken Mithat'ın aklına karısın geldi taze gül gibiydi. Gülün yapraklarının al benisi Mithat'ı cezp etmişti. Kokusuyla mest olmuştu . Daha yaşayacakları yeni günleri ve gelecekleri vardı. Oğuz dosyaları indirip ciddiyetini toplayarak :'' Peki tedaviye ne zaman başlayacaksınız ? Ailen ne diyor çocuğunuz olmaması konusunda ?'' diye sıraladı cümlelerini.. Mithat arkasına yaslanıp : '' Kimse bilmiyor  Berfin de bir kısmını biliyor. Çocuğu olmayacağını bilse  hele asla olmayacağını bilse olmaz bu ameliyatı . O yüzden kimseye duyurmadan halletmeliyim ''dedi. Oğuz şaşkın bakışlarıyla :'' Yanlış mi anladım karının haberi yok sadece ameliyat olacak teferruatları bilmiyor . Ailende bilmiyor ve sen çocuğu olmayacağını bile bile ameliyat edeceksin . Kuma mi alacaksın Ağam ?  ''dedi sonunda sinirlenerek. İnsanların kusurlarında yararlanan insanlardan nefret ediyordu Oğuz . bu kusurlarını kendi lehine çevirenlerden daha çok. Mithat derin bir nefes verip sinirle :'' Saçma sapan konuşma ,  ne kuması arkamdan kısır demelerine alıştım en fazla yerime başkasını getirirler .Zaten ilk evliliğim zehirdi şimdi Berfin ile az da olsa huzur buldum gerekirse ağalıktan da feragat ederim yerime layık birini bulurum karım iyi olsun yeter :'' diye bitirdi cümlelerini. İnsan sevmeye başlayınca, yaşamaya da başlar. Oğuz şaşkınlık ve gururla : ''Vay be Mithat sen bunları söyleyecek miydin? Eskiden değişmem ben ne dersem o  , diyen Mithat aşk mi bu kadar değiştirdi ? '' dedi. Sevmeye başlayınca, eskisinden bambaşka bir insan olduğumuzu anlarız. Mithat başını sallayarak : '' Aşk mi bilemem . Ama eski ben değilim insanlar çocuğun olduğunda olgunlaşırsın ya da büyürsün derler ama sanırım yaşadığım olaylar beni olgunlaştırdı. Çocuğum olmasın bütün gün karım ve ailemle mutlu olsam da yeter bana ''dedi iç çekerek. Oğuz arkadaşına üzülerek : '' Peki ben bu ameliyatı ve gereken her şeyi kimseye duyurmadan hallederim .Ama karını bilgilendir bu durumdan sonra öğrenirse aranız iyi olmaz '' diye uyarma ihtiyacı hissetti. Mithat yüzünü avuçlayıp : '' Bilemiyorum neyse sen her şeyi zaten gizli tutarsın bir şey olursa telefondan bilgilendirirsin '' deyip ayaklandı. Oğuz arkadaşını onaylayıp kapıya kadar eşlik etti. Berfin bütün gün Mithat'ı düşünmüştü. Bu yüzden tekrar Hocanın yolunu tuttu. Geçen sefer istediklerini almış ve bu sefer olacaktı diye kendini umutlandırdı. Saç teli ve atletini vermişti kocasına bir şeyler yazan hoca getirdiklerini yakmış tekrar suya katmış içine değişik eşyalar ekleyip sonunda bitirip yapacaklarını listelemişti. Kocasının kıyafetlerine sıkacağı suyu vermiş . Gece giyeceği kıyafete okuyacağı dualarına kadar aklındaydı. Eve geldiğinde ilk iş kocasının bütün kıyafetlerine sıktı suyu kalanı sakladı. Dualarını yaptı . En sonunda akşam yemeğine yardım etmek için aşağı indi yemekler yenmiş kahveler içildiği sıra Ziya bey yeğenine dönüp : '' Haberin olsun belki düzgün birini duyarsın Kenan ile Kadir'i de evlendirmek istiyorum . Senin marabalarında ya da aklında biri olursa bana söyle ''dedi. Mithat şaşkınlıkla amcasına baktığında iki kardeşte başlarını eğip sustu. Sıra kendilerine geleceklerini bilse de Bahar evlenip gittiğinde zannediyorlardı. Bu kadar hızlı olması şaşırtmıştı. Mardin hanım söze girip : '' Ziya istersen ben hallederim sen tasalanma bulurum eli yüzü düzgün hem bana nasip olmadı hiç olmaz mi ?'' dedi heyecanla. Kadir kendini tutamayıp fısıltıyla : ''Sanki oyuncağını ödünç istiyor .'' dedi. Mithat kaşlarını çatarak annesine bakmakla yetinmişti. En sonunda müsaade isteyip odasına girdi. Duşunu alıp kurulanarak odasına girdiğinde karısını kırmızı transparan kırmızı geceliğini giydiğini görünce kendini tutamayarak havlusunu düşmesini umursamadan karısının boynundan öpüp : '' Kar parçası neden bu kadar güzelsin ''dedi. Öpücüğün etkisiyle Berfin : '' Daha makyaj yapacaktım ''kocasına dönüp : '' Gerçekten güzel miyim ''dedi mutluluktan mest olmuş bir ifadeyle .. Mithat bu sefer karısının anlından öpüp : '' Bir kere sevdaya tutulmaya gör; Ateşlerde yandığının resmidir. Aşık dediğin, Mecnun misali kör; Ne bilsin alemde ne mevsimidir. Dünya bir yana, o hayal bir yana; Bir meşaledir pervaneyim ona. Altında bir ömür döne dolana Ağladığım yer penceresi midir? Bir köşeye mahzun çekilen için, Yemekten içmekten kesilen için, Sensiz uykuyu haram bilen için, Ayrılık ölümün diğer ismidir.'' Deyip karısını kucaklayıp yatağına yatırdı. Berfin kocasının göğsüne kedi misali tırmanıp : '' Sesin ve şiirin güzelliği içine kattığın duygular çok güzel ''dedi . Mithat gülerek biraz nüktedan bir sesle : '' Hoşuna mi gitti kar parçası '' dedi Berfin başıyla onaylayınca Mithat : '' Ben sana mecburum bilemezsin Adını mıh gibi aklımda tutuyorum Büyüdükçe büyüyor gözlerin Ben sana mecburum bilemezsin İçimi seninle ısıtıyorum. Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor Bu şehir o eski mudur Karanlıkta bulutlar parçalanıyor Sokak lambaları birden yanıyor Kaldırımlarda yağmur kokusu Ben sana mecburum sen yoksun. Sevmek kimi zaman rezilce korkuludur İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur Tutsak ustura ağzında yaşamaktan Kimi zaman ellerini kırar tutkusu Bir kaç hayat çıkarır yaşamasından Hangi kapıyı çalsa kimi zaman Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu Fatih'te yoksul bir gramofon çalıyor Eski zamanlardan bir cuma çalıyor Durup köşe başında deliksiz dinlesem Sana kullanılmamış bir gök getirsem Haftalar ellerimde ufalanıyor Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem Ben sana mecburum sen yoksun. Belki haziran da mavi benekli çocuksun Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor Bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden Belki Yeşilköy'de uçağa biniyorsun Bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor Belki körsün kırılmışsın telaş içindesin Kötü rüzgar saçlarını götürüyor Ne vakit bir yaşamak düşünsem Bu kurtlar sofrasında belki zor Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden Ne vakit bir yaşamak düşünsem Sus deyip adınla başlıyorum İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin Hayır başka türlü olmayacak Ben sana mecburum bilemezsin. '' dedi sonunda karısını dudaklarına kapanıp benliğini karısının benliğine katarak. **** kota 5 takip 35 voe 40 yorum.  bol bol yorum yapmayı unutmayınız lütfen (1307 Kelime) 
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD