Bölüm 7 ❝En Çok Tüketen Acı❞

1668 Words
"Kapıyı kilitlemiştim!" diyerek söylendiğimde, kilide baktı. "Kilitlememişsin?" dedi rahat bir tavırla. Kaşlarımı çatarak hayretle mırıldandım. "Hızlı ol, çıkmamız gerekiyor." dediğinde kapının pervazına yaslanmıştı. "Beni mi izleyeceksin?" dedim duruşumu değiştirmeden. "Evet, her zaman yaptığım gibi." Bıkkınca bir nefes verdi. "Ne?" Beni direkt dikizleyen kötü adamı mı oynayacaktı? "Saçlarını kurut." "Şuan yarı çıplak sayılırım, dışarı çık." "Umrumda mı sence?" "Senin olmayabilir ama benim umurumda Alaz!" "Umurunda mı? Dekolteli elbiseler giyerken aklın neredeydi?" "Aynı şey değil." dedikten sonra bir anda beynimde bir şimşek taktı "Sen...Gerçekten beni mi takip ettiriyordun?" dedim ellerimi şaşkınca indirerek. Bakışları bir kez olsun vücuduma kaymamıştı, direkt gözlerime bakıyordu. "Hem de her saniye ama atladığın nokta, bizzat ben takip ediyordum." Başımdan başlayarak belime inen ürpertiyle yutkundum. Alaz Elezer aslında gölgem gibi hep beni takip ediyordu. Ne zamandır izliyordu beni? Ondan şikayetçi olduğumdan beri mi yoksa ilk vurduğu andan beri mi? Kasılmıştım ama o gayet rahat duruyordu. "Kimsin sen?" dedim sesimdeki dehşetin beni ele vermediğini umarak. "Kim miyim?" dediğinde doğrularak banyoya girdi, ellerimi kendime yeniden sıkıca sararken bir yandan da kurutma makinasını tutmaya çalışıyordum. "Neden üzerime geliyorsun?" Ellerini cebine koyarak tam karşımda durdu, gözleri alayla kısılırken, dudakları tehlikeyi haber verircesine kıvrıldı. Neden kitaplardaki kötü adam karakterinin beden bulmuş hali gibiydi? Yoksa ben okuduğum kitabın yarısında uyuya mı kalmıştım? Hem de 2-3 sene kadar? "Hiç düşündün mü? Ares seni neden terk etti?" Sesi erkeksi ve toktu. Henüz kapanmamış yarama tuz basarken çektiğim acıyı zevkle izledi. Uzun kirpiklerinin gölgesi altındaki kahve gözleri annemin mezarındaki toprakla aynı renkti. Bana bu kadar ölümü çağrıştırması normal miydi? "Hayır çünkü nedenini biliyorum. Düşünmeme gerek yok." Boğazımı temizleyerek konuştuğumda kaşları havaya kalktı. "Öyle mi? Peki nedeni neymiş?" "Bu seni ilgilendirmez, Alaz." dediğimde elbette ki aldatıldığımı bildiğini biliyordum. "Emin misin?" "Neyin peşindesin?" dediğimde, zihnime hücum eden ihtimaller selinde kaybolmuştum. Bir şeyleri yeni yeni kavradığımda en baştaki domino taşı devrilerek diğer taşları harekete geçirdi. Gerçekler önüme kırmızı halı gibi cüretkâr bir şekilde serilirken nefesimi tuttum. "Sendin...Bunca şeyin başıma gelmesinin sebebi sendin! Sen ne yaptın da beni aldattı?" Dolan gözlerim ve titreyen sesimle kısa bir anlığına şaşırdığını gördüm. Değişen ruh halime ayak uyduramadığımda, nefret bir kurtuluş gibi bana kapısını açtı. Ağlama faslını çoktan geçmiş olmalıydım. "Şerefsiz herif! Sana ne yaptıysam çok iyi yapmışım! Her şeyi hak ediyorsun sen her şeyi! Yine olsa yine yapardım aynısını!" diye bağırdım söylediklerimin ne hissettireceğini düşünmeden. Saç kurutma makinasıyla ona vuracağım sırada bileğimi sıkıca kavradı. Parmakları etime gömülürken acıyla inledim. Sırtımı sertçe dolaba yasladığında dişlerimi birbirine geçirdim. Kurutma makinası elimden kayıp ayağına düşerken hiçbir acı ifadesi göstermeden bir elimi başımın üzerinde diğer elimi başımın yanında sabitledi. Az önce yine yapardım diyerek fazla ileri gitmiş olmalıydım hatta fazla ileri gitmiştim çünkü ne yaptığımı bilmiyordum belki de haklı taraf oydu. "Bırak!" dedim hem salak hem de gururlu kadını oynarken. Ona ne yaptığımı bile bilmezken siniriyle nasıl kumar oynardım? Bileklerimi daha çok sıkarken gözlerine kat kat örtülen nefretle sertçe yutkundum. Beni öldürecek miydi? O sözlerden sonra elbette öldürecekti. "Bir daha yapardın öyle mi?" Sinirle konuştuğunda gözlerimi kırpıştırdım, neydi ki bu adam? İlah mı? "Bırak..." Kafamı eğerek fısıldadığımda kendimi nasıl aklayacağımı düşündüm. "Cevap ver!" "Alaz." "Sana soru sorduğumda bana cevap ver! " diye bağırdı bileklerimi daha çok sıkarken, öyle bir bağırmıştı ki kulaklarım çınladı. "Özür dilerim, öyle söylemek istemedim." Yaşadığım utançla kafamı sonuna kadar eğdim, gerçekten korktuğum için gururumu bu kadar ayaklar altına almama gerek var mıydı? "Yüzüme bakarak söyle." "Hayır. " "Yüzüme bakarak söyle." Yineledi. Kafamı tereddütle kaldırdığımda omuzlarına bakıyordum. Tek suçlu ben miydim? Alaz, Ares, Efruz hatta Sare onların hiç hatası ya da suçu yok muydu? Neden herkes bir anda bana yüklenip sonra beni bu psikopat adamla baş başa bırakmıştı? "Neden ağlıyorsun?" dediğinde kendime geldim ve yanaklarımdan aşağı kayan yaşları hissettim. Kahverengi gözleri öfkeyle kısılmıştı ve kaşlarını sonuna kadar çatmıştı. Ağlamam bile mi onu bu kadar rahatsız ediyordu? "Neden mi?" dedim çatallaşmış sesimle "Çünkü canımı yakıyorsun." diyerek bahanemin arkasına sığındığımda güler gibi bir ses çıkardı. "Sen buna acı mı diyorsun?" dediğinde şaşkınca yüzüne baktım, Alaz daha ilk andan nasıl ağlamayı keseceğimi bana öğretmişti. Başka bir şoka girerek ağlamayacaktım. Gerçekten çivi çiviyi sökebilir miydi? Bu nasıl mümkündü ki? "Ne?" "Alış bunlara." dedi bileklerimi bırakarak. Hayatımı mahvedeceğini söylerken kastettiği şeyin acı olduğunu düşünmemiştim, hayır düşünmüştüm ama fiziksel acı olacağını düşünmemiştim. Hatta aklıma bile gelmemişti. Ne yani kadın olmam...Hayır cinsiyetimin önemi yoktu, neden bu yanılgıya kapılmıştım? O bir katildi neden kadın olmamın bir önemi olacaktı ki? Ben neler saçmalıyordum? "Ne yani bana acı çektirerek mi hayatımı mahvedeceksin?" Cansızca güldü. "Nasıl bir acıdan bahsettiğimize bağlı." dedi ardından devam etti, "Fiziksel mi? Psikolojik mi?" Bedenim bu iki acıyı da şiddetle protesto ederken sessizce Alaz'a baktım. Sahi hangi acıdan bahsediyorduk? Eğer fiziksel değilse az önce neden öyle demişti? Beterin beteri var mesajı mıydı? Ruhun öyle bir acıyacak ki bedenindekileri hissetmeyeceksin demek miydi? Ama bu iki acıyı da çekmek olurdu değil mi? Benimle dalga geçtiğini biliyordum bu yüzden ona cevap vermeyecektim. "Hangisinin seni daha çok tüketeceğine bağlı." dedi benim yerime. "İkisinin de beni tüketme derecesi aynı." dedim düz bir sesle, neyden kaçıyordum ki? Geleni kabul edip çabucak bu işi bitirmeliydim. Bir anda kaybolan alayın yerini nefret almıştı. Benden bu kadar nefret etmesini sağlayan şey neydi bilmiyordum ama gözünü karartacak kadar güçlüydü. "Benden neden bu kadar nefret ediyorsun? Bari onu bileyim eğer haklıysan karşı koymayacağım." İlk defa koyu kahverengi gözlerine, korkmadan baktığımda, irislerinin rengi öfkeyle daha da açılmış, bal rengine çalıyordu. Suçumu bilirsem belki ona hak verirdim. "Gerçekten bilmiyor musun? Yoksa sabrımı mı deniyorsun?" "Bilmiyorum. Senin gibi bir adama ucu dokunacak ne yapmış olabilirim ki?" Pek çok şey olabilirdi çocuklar dışında insanlara sıcakkanlı değildim, bir doktordum isteyerek veya istemeden bir şey yapmış olabilirdim bunun da yanı sıra pek de iyi bir insan değildim. Belki de merhametsizliklerim bana geri dönüyordu? Cansızca güldüğünde sesinin her bir tonuna hüzün işlenmişti, gerçekten kötü bir şey yapmış olmalıydım. Bu adamın ses tonunu bu kadar değiştiren şey eminim ki benim başıma gelse ben de onu vururdum. "Öğreneceksin güzelim. Ölmeden birkaç dakika önce sana söyleyeceğim merak etme." Arkasını dönüp banyodan çıktığında, yaşadığım sarsılmayla tutunacak bir yer aradım. İç sesim hala kaçmayışımın delilik olduğunu haykırırken onu destekleyen mantığım beni harekete geçirmişti. Saçlarımı hızlıca kuruttuktan sonra masanın üzerinde duran beyaz triko kazağı hızlıca üzerime geçirdim. Banyodan çıkıp odaya kısa bir göz attığımda Alaz'ın olmadığını fark ettim her ne kadar her yerden fırlayacak bir adam olsa da risk almak zorundaydım. Az önceki konuşma ve hala yanan bileklerimden sonra her türlü ölüydüm ben. Yatağın kenarında duran spor ayakkabıları ayağıma giydiğimde tam olan tek şey onlardı, bu dar pantolonla hem eğilmek hem de nefes almak çok zordu aynı zamanda kazağın kolları da biraz kısa gelmişti. Odadan çıkıp uzun koridora göz gezdirdiğimde kırmızı duvarlar ve koyu kahverengi kapılarla klasik bir hava oluşturulmuştu. Klişe olacaktı fakat saraya benziyordu. "Alaz?" sesim çatladığında boğazımı temizledim, bir yerden çıkmaması dua ederken. Herhangi bir cevap gelmediğinde odadan çıkarak kapıyı yavaşça kapattım. Saçlarımı sol omzumun üzerinde topladıktan sonra uzun koridorda yürümeye başladım. Burası ev olmak için fazla büyük ve lükstü. Koridorun sonunda karşıma çıkan koca merdivene şaşkınca baktım. Tavandaki avize neredeyse ömür boyu çalışsam ancak parasını çıkaracağım türdendi. Merdivenin beyaz parlak mermerleri zenginlik haykırıyordu. Basamakları yavaş yavaş inerken evi izlemeye devam ettim. Tavanı ile zemin arasındaki mesafe oturduğum binanın ikinci katına bakıyorum gibi yüksekti. Şaka yapmıyorum. Her şey o kadar güzel ve ihtişamlıydı ki, düşüncelerim susmuş bana eşlik ediyorlardı ve etrafımdaki her şey para diye çığlık atıyordu. "Merak etme temizliğini sen yapacaksın." Alaz'ın sesiyle irkildim ve basamaktan kayarak dizlerimin üzerine yere düştüm. Dudaklarımın arasından kaçan inilti acıdan çok sitem taşıyordu. Başımı kaldırıp bana tepeden bakan adama baktım. Parmaklarını etime gömecek şekilde kolumu tutup beni ayağa kaldırdığında dengemi sağlayamamış tekrar dizlerimin üzerine düşmüştüm. Kendime gelerek geri çekildiğimde kolumdaki eli bileğime indi ve kelepçe gibi kavradı beni tekrar nazik olmayan bir şekilde kaldırdı, bu kez düşmemek için insanüstü çaba harcamıştım. Yürümeye başladığında büyük adımlarına ayak uydurmaya çalıştım. "Biraz yavaş yürür müsün?" dediğimde omzunun üzerinden dönüp bana kısa bir bakış attı ve net bir cevap verdi, "Hayır." Kapıyı açıp evden çıktığında, kalp atışlarım kulaklarımda yankılanıyordu, avuç içlerim yanarken parmak uçlarım buz gibiydi ısı dengesini sağlamak için parmak uçlarımı avucumun içine bastırdım. "Nereye gidiyoruz?" dediğimde cevap vermedi. Ölecek miydim? "Yokmuşum gibi mi davranacaksın?" Arabanın kapısını açıp beni sürücü koltuğunun yanındaki yolcu koltuğuna itekledi. Kapıyı sertçe kapattıktan sonra arabanın önünden dolaştı ve sürücü koltuğuna yerleşti. "Kemerini tak." dedi yine memnuniyetsiz bir ifade ile. Dediğini yaparak derin bir nefes aldım ve yine koltuğa gömüldüm. Beni nereye götürüyordu? Sorgulamak yerine sessizce yolu seyretmeye başladığımda, rahatsız düşüncelerimde kaybolmuştum. Aklıma bir anda gelen yüz, beklemediğim bir etkiyle sarsılmamı sağlamıştı. Ares. Nefesim kesildiğinde boğazıma oturan yumru gözlerimi yaşartmaya yetmiş hatta artmıştı da. İçinde bulunduğum durumu unutarak, duygularıma yöneldiğimde, kırık kalbim bir teselli bekliyordu. Ne diyebilirdim ki? Ben salağın tekiydim. Artık hayatımda olmayan birisini unutmak zorundaydım. Böyle bir şeyin nasıl tesellisi olabilirdi? Gözlerimi kapattığımda sağ gözümden iri bir damlacık süzüldü. Elimin tersiyle ıslak yanağımı silerken Alaz'ın bakışları kısa bir anlığına bana kaydı. Bir süre ifadesizce gözlerime baktıktan sonra tekrar yola odaklandı. "Sevgilin pardon nişanlın hatta eski nişanlın seni terk ettiği için üzgün olmalısın." dediğinde sesinde alaydan çok ukalaca bir tını vardı, yaptığı ile mi övünüyordu? "Sen bunu nasıl anlayabilirsin ki?" dedim alayla. "Aşk basit insanların işidir, anlamak ya da tahmin etmek çok da zor değil yani." dediğinde cansızca güldüm ama sesimin titremesine engel olamamıştım. Neydi bu ben zeki ve kötü adamım sen salak ve duygusal kadınsın senaryosu mu? "Aşk kalpsiz katillerin işi değil." dedikten sonra bakışlarımı Alaz'dan çekip camdan dışarıyı izlemeye başladım. Peki bu neydi? Ben merhametliyim sen ise kalpsizin tekisin diyen salak kadın senaryosu mu? Ah... Şöyle bir düşündüğümde, bu zamana kadar yaşadıklarım bana hiçbir destek sağlamıyordu. Karamsar bir insan olmamıştım ancak pek mutlu anım yoktu. Renksiz dünyamı renklendiren iki insan vardı. Annem ve Ares. Annemi kaybettiğimde Ares'e sığınmıştım. Ancak artık oda yoktu. Düştüğüm karanlıktan beni kim çıkaracaktı? Hiç kimse. Bundan sonra yalnızdım. Bu adamdan bana yardım etmesini beklemek çok saçmaydı, bu adamla ilgili olan her şey çok saçmaydı. Kahretsin bir manyağın yanındaki koltukta oturuyordum. "Gerçekten seni aldatan bir adam için üzülüyor musun?" dediğinde şaşkınca ona döndüm. "Bununla ilgili ne biliyorsun da imalarda bulunup duruyorsun?" "O piç benim kardeşimle seni aldattı."dedi öfkeyle, uzun bir kılıç kalbimden girip sırtımdan çıkmış gibi irkildim. Ne demişti?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD