Otelden çıkış yaptıktan sonra otelin girişinde bizi bekleyen kapıyı açan şoförle bindiğimiz Range Rover'a baktım. Erzen yanımda duruyordu. Bir eli dudaklarında kırdığı dirseğini kapının yanındaki masaya koymuş önündeki bilgisayar ekranına bakıyordu.
Bense onunla aramda sıfır mesafeyle yanında oturuyordum, etrafı cahil cühela gibi hiç görmemişçesine incelediğimde yolda akıp giden araçla şehir dışına çıktığımızı anlamıştım. Kaşlarımı çatarak ona döndüm. Dirseğimle kaslı karnını dürttüğümde kafasını çevirip bana baktı. Belime sarılmış kolunu umursamamaya çalışarak, "Şehir dışında olduğunu söylememiştin?" diye sordum.
"En büyük donanımlı evim orada. İstersen yalılardan birine de geçebiliriz."
Duraksadım.
Bu adam kimdi ki bana böyle bir teklif yapıyordu?
Ya da ben kimdim ki böyle bir teklif alıyordum?
Niye beni önemsiyordu? Niye sahiplenircesine davranışlar sergiliyordu?
Etkilenmişti belki de.
Beğenmişti.
Bu yüzdendir belki.
"Yok fark etmez, öylesine sordum." diyerek önüme döndüm. Burnunu yine boynuma dayarak derin yakıcı bir buse koyduğunda gözlerimi yumdum. Yapma be adam yapma!
"Sen neyi nasıl istersen öyle olacak unutma bunu."
Tabi tonla para veriyordu iyi hizmet istiyordu.
Bunu anlamamak için aptal olmak lazımdı.
"Anladım tamam ama şu kolunu gevşetsen mi biraz? Bunaldım." dediğimi yaptı, gevşetti ama bırakmadı.
Ama ben bırakmasını istedim.
Aradan geçen dakikalar sonunda gelmek istediğimiz yere varmıştık. Büyük siyah parmaklıklı demir kapılar iki yana açılırken merakla etrafı izlemeye başladım.
Araba yeşilin hâkim olduğu dev arazide ilerlerken ev göründü, ortada kocaman bulunan süs havuzunun etrafında dönerek evin benim deyimimle şatonun önünde durdu. Şoför önce benden taraf olan kapıyı açarken Erzen'e döndüm. Başıyla in diye işaret etti. Önüme dönerek arabadan indiğimde bedensel temasımız kopmuştu.
Ben iner inmez kapım kapanırken şoför bagajdan dolanarak Erzen'in de kapısını açmıştı.
Evin önünde durdum. Kafamı kaldırdım. Evin dışı çok güzeldi. İki katlıydı ama genişliğine bakarsak çok odalı olduğunu tahmin ediyordum.
Birden belime kol sarıldı, el karnıma baskı yaptı. Kulağımda onun nefesini hissettim. "Hadi."
Çift kanatlı koyu bir kapı açılırken siyah etek, beyaz gömlek beyaz önlük ve beyaz bandana takmış genç hizmetli kadın bizi karşıladı. "Hoş geldiniz Erzen Bey." Bu da yetmedi bizi solda 3 hizmetli bir bahçıvan diyebileceğim yardımcılar da karşıladı. Bir kadın öne çıktı. Diplerine beyazlık gelmiş karamel rengine boyamış olduğunu tahmin ettiğim kadın 50'lili yaşların sonunda olmalıydı. Buna rağmen dinç duruyordu.
"Hoş geldiniz Erzen Bey."
"Hoş bulduk Neriman," Neriman? Anan yaşında kadına böyle mi hitap edilir?
"Seni Dilayda ile tanıştırayım," Kaşlarım çatıldı. İsmimi nereden biliyor diye soracağım ama... "Kendisi bundan sonra benimle beraber yaşayacak." Evet geçici olsa da.
Kadın bana döndü, gülümsedi. "Hoş geldiniz Dilayda Hanım."
"Bana sadece Dilayda diyebilirsiniz."
"HAYIR!" Erzen'in sert ve otoriter kokan sesini duyunca kaşlarım çatıldı. Bana baktı sonrasında Neriman Hanım dahil yardımcılarına baktı. "Dilayda Hanım diyeceksiniz," Kapı da açıktı. Muhtelemen kapının girişinde gördüğüm üç beş korumalar da duymuştu. Gerçi daha fazla olduğuna emindim. "Bir şey istediğinde talep ettiğinde anında yerine getireceksiniz!"
Neriman Hanım, "Tamam Erzen Bey. Siz hiç merak etmeyin." dediğinde bana döndü. "Odanı görmek ister misin?" Başka ne yapacaktım ki zaten?
Başımla onayladım.
İki yanda da bulunan sarmal merdivenlerin birinden yukarı çıkmaya başladığımızda evin aslında üç katlı olduğunu fark ettim. En son kata geldiğimizde tek kapı vardı ve bir dakika? Tek kapı varsa tüm katı mı kaplıyordu oda?
Koca bir siktir?
Erzen çift kanatlı olan kapının her iki tarafını da açarken beni belimden çekerken odanın ortasına kadar getirdi. Şaşkınlıkla odayı inceliyordum. Gözüme çarpan tam karşımda büyük cam vardı ve sanki HD olarak orman manzarası izliyordum. Ağaçların tepeleri ve gün batımı birleşince muhteşem görünüyordu ki bunun ardında göl olduğunu düşünürsek... Allah'ım!
"Sana evi gezdireyim ama uzun sürer şimdilik odayı bilmen yeterli." Ona kulak kesildim. "Sağ tarafta spor aletlerin bulunduğu kısım var, buradan da bir basamak inerek kapalı havuza, saunaya gidebilirsin. Burada da," Sol tarafı gösterdi. "Bizim kalacağımız oda var, yatak odası köşede iki tane banyosu var, arka tarafta jakuzi bulunuyor. Benim çalışma odam ise yatak odasının hemen karşısı." Bulunduğumuz yer ise sadece orta bir alandı, antre de diyebilirdik ve duvarları kapı tarafı hariç boydan boya kitaplıktı.
Erzen'in nefesini boynumda hissettiğimde öpeceğini sandım ama aksine beni çekerek yatak odasına getirdi. Yatak büyük ve bir basamak üste konumlandırılmıştı. Oldukça rahat görünüyordu. "Burası da bizim için."
Ona baktım ters ters. "Gördüm kör değilim." Belimi sıktı. "Seninle güzel şeyler yaşayacağımız yer, iyi bak." Dişlerimi sıktım. Ardından beni yine çektiğinde ona karşı koyamadan beni büyük kıyafet odasına soktu. Kendi kıyafet odası sansam da başta, tamamen kadın kıyafetleriyle dolu olduğunu görünce dilim tutulmuştu.
Orta yerinde de büyük siyah mermerde ve çekmecelerde oluşan ada bir yer vardı. Takılar, makyaj ürünleri, aynalar... Ne ararsam vardı.
"Her şey istediğin gibi, hepsi burada var, beğenmezsen kartım da burada." Gösterdiği karta baktım. Elime aldım. Dilayda Kirazli.
Bir hışım ona döndüm. "Sence bir orospu için bunlar fazla değil mi?"
Kaşları çatıldı, kasıldı, çenesi seğirince de sinirlendiğini anlamıştım. "Kendini bir daha öyle bir ithamda bulunursan sana hayatını dar ederim!" Beni ada masaya sıkıştırarak yüzüme eğildi. "Bir daha asla sorgulamayacaksın, kendine haksızlık etmeyeceksin! Duydun mu beni!"
Dudaklarımı yaladım. Onun dudaklarına baktım. Öpülesiydi.
Dudaklarına hafif bir buse kondurduğumda kasıldığını hissetmiştim, nefesinin sıklaştığını da.
"Ama benim kim olduğumu biliyorsun, buna rağmen beni böyle şımartman egomu okşamadı değil..." Sinsice sırıtarak yüzümü yüzüne yaklaştırdım. Dudaklarımı gezdirirken kollarımı boynuna doladım.
"...bunları iyi bir hizmet almak için yaptığını da biliyorum," Dudaklarım onun çenesine doğru indi. "Şimdi almaya ne dersin peki?" der demez beni belimden tutarak masaya oturttuğunda kalçam siyah mermerde tok bir ses çıkardı. O yüzünü boynuma gömerken boynumu öptüğünü, yaladığını hatta emdiğini fark edince inledim. Gözlerimi yumdum.
Eli kalçalarımda gezinirken dudakları çeneme çıktı, anlık göz göze geldik, dudaklarıma yaklaşıp sertçe dudaklarımı öpmeye başladığında hızlıydı, hırslıydı. Ben hiç böyle olmamıştım.
Öylesine iyiydi ki zevkine asla doyamıyordum.
Birden beni kaldırıp kucağında taşırken bacaklarımı beline sardım. Dudaklarımız halen birbirinden ayrılmamışken loş bir ortama girmemizle beni jakuziye getirdiğini anlamıştım. Beni indirip ateş eden gözleriyle soymaya başladığında hırladı. "Çıkar şunları!" Üzerime giydiğim bluzla pantolonu çıkarırken ardından iç çamaşırlarımı da alıp yerde bırakmıştım. Uzun siyah belime kadar gelen dalgalı saçlarımı omuzlarımın üstüne alırken uçları göğüslerimi hafif kapatıyordu.
Erzen'in gözlerine baktığımda aynı o geceki bakışlarla karşılaştım. Tutkulu şehvet dolu bakışları.
Sinsice gülümseyerek ona sırnaştım. Ancak beni engelledi. "Çıkar." Anlamsızca ona baktım. "Beni de soy." demesiyle dudaklarım kıvrıldı. "Canıma minnet," dedim sıcak nefesimi yüzüme vururken.
Üzerine jilet gibi oturan siyah ceketini ardından kaslarından dolayı yırtılacakmış gibi duran beyaz gömleğini üzerinden soydum, pantolonuna geldiğimde sinsice gülümsedim. Canım biraz yaramazlık yapmak istiyordu.
Avucumu onun erkekliğine bastırırken nefesinin kesilişine şahit oldum. Halbuki sadece pantolonun üstünden dokunuyordum ona. Dişlerini sıkıyordu.
Ona haz verdikçe ben haz alıyordum. Avucumu bir iki sefer daha aşağı yukarı kaydırdıktan sonra fermuarını indirdim. Siyah baksırı gözüktü. Pantolonu dibi boylarken baksırının ön tarafını aşağı çektim ve onun oldukça büyük elime avucuma sığmayan erkekliğini elime aldım. Parmaklarımı etrafına sarabildiğim kadar sardım. Okşayıp birden sıktığımda kafasını kaldırdı. Derin bir haz alıyordu.
"SİKTİR!"
Gülümsedim. "Onu yapıyorum ya zaten..."
Başını eğdi, gözlerimiz kesişti. Nefes nefese kalmıştı. Dudakları kıvrıldı. Bir kez daha erkekliğini sıktığımda hırladı ama gözlerimizin bağını koparmadı. Sinsice gülümsedi. Eli saçlarıma enseme giderken, "Güzelim, yandın sen. Çünkü seni öyle bir sikeceğim ki..." dediğinde parmaklarımın arasındaki o iri sıcak şeyi sıkabildiğim kadar sıktım. Hırlamaları artmıştı.
Birden dayanamayıp beni arkama döndürüp sırtımı göğsümü yasladı. "Bana öyle bir haz verdin ki ben şimdi seni öyle bir azdıracağım ki, ayakta orgazm olacaksın!" Bunları demesi bile bacaklarımı birbirine bastırmama neden oluyordu. Beni boydan boya olan aynanın önüne getirdi. Bir dolap kapağıydı bu ve aynadan yapılmıştı. Genişti.
Kolu karnıma sarıldı. Aynadan görüntümüze baktım. Onun gözlerine baktığımda beni tepeden tırnağa süzüyordu. "Öyle güzelsin ki," Kulağımda ılık nefesini hissettim. "Seninle sonsuza kadar sevişebilirim."
Alayla gülümsedim. "Öyle bir hakkın yok maalesef, doksan dokuz gecen kaldı."
"Artık doksan sekiz."
Gözleri göğüslerimde oyalanırken erkekliğini popomun arasında hissedebiliyordum ta girişime kadar. Bu kadar büyük olması beni fena derecede orgazm olmama sebep oluyordu. Elinin içi genital bölgeme gidince ve oradan arkama doğru kayınca istemsizce inledim. Başımı arkaya onun geniş omzuna dayadım. Diğer eli göğüslerimdeki saçlarımı iteklemişti, göğüs ucumla beraber oynuyor, onları sıkıyordu. Diğer eli de gittikçe arkaya kaydığında zevkten başım dönecek bayılacağım sandım.
"Islak ve sıcacıksın. Her zaman hazırsın benim için."
INSTAGRAM: cordolorem
TikTok: cordolorem