Yirminci Bölüm

2228 Words
Valerie kendisini öpen adamdan bir adım uzaklaştığında, hala neler olduğunu tam anlamıyla kavrayamamıştı. Lucas'ın içeride meydana gelen olaylar karşısındaki tepkisizliği kendisini rahatsız hissettirse de, kaşlarının altında koyulaşmış gözleriyle Lucas'a bakarak bir açıklama bekledi. Lucas'ın bir saniye içinde değişen ifadesi ise kendisini bir kere daha şoka uğrattı. Az önce rahatça kendisini öpen adam, bir anda içeride meydana gelen olaylar konusunda endişeye düşmüş gibi davranmaya başlamıştı. Valerie'nin elini tutup içeriye sürüklerken, "Hemen buradan uzaklaşmalıyız Leydim," diyordu. Valerie ise sürüklenmesi üzerine iyice huzursuzlaşmaya başlamıştı. Ayaklarını yere sıkıca bastırarak hareketsiz kaldı. "Lordum," dedi sertçe. Lucas dönmeyince tekrar etti. "Lordum, bir saniye durur musunuz?" Lucas durup Valerie'nin yüzüne baktı. Gözlerinde titreşen eğlence pırıltılarını saklayamazken, ciddi durmaya çalışıyordu. "Evet?" diye sordu. Valerie adama aptal olduğunu ima eden bakışlar attıktan sonra sinirle elini kurtardı. "Bana neler olduğunu anlatmadığınız sürece hareket etmek istediğimi sanmıyorum," dedi. Lucas kızın inadına sinirlense de belli etmemeye çalıştı ve sabırla nefes aldı. "Duymuyor musun? İçeride bir karışıklık çıkmış olmalı. Sizi böyle uygunsuz bir ortamda korunaksız bırakamam. Gidelim Valerie. Bana izin verirseniz, sizi buradan çıkarayım." Yeterli açıklamadan mahrum bırakıldığı halde yeniden sürüklenmeye başlayan Valerie ses çıkarmadan, Lucas'ı takip etti. Lucas'ın hedefi belliydi. Adrian'ın cansız bedeni ile karşılaşmak için bakması gereken tek yer, kalabalığın yoğunlaştığı ve geri kalanların bakışlarının yöneldiği taraftı. İnsanları takip eden Lucas'ın gördükleri ise, görmek isteyeceği görüntüden bağımsızdı. Adrian'ın yere çömeldiğini ve bir başka adamı tutmaya çalıştığını gördüğünde bir anda hissettiği panik duygusuyla sarsıldı. "Lanet olsun!" diye tısladı sinir ve nefretle. Valerie'yi bırakıp ona döndü. "Buradan hemen uzaklaşın Leydim," diye uyardıktan sonra kalabalığın tersi yönde hızla koşmaya başladı. Olmayan parasını beceriksiz bir tetikçiye yatırmıştı. Sonuçtan öyle emindi ki, finali görmeden kendisine kuracağı yeni hayat için planlar yapmaya başlamıştı. Ama kaderin yanıldığını gösterme konusundaki yeteneği muazzamdı. Lucas bir kez daha ters köşe olmuş, beklemediği sonuçlarla başarısızlığın kelime anlamına uymuştu. Olay yerinden kimselere görünmeden uzaklaşmaya çalışırken gözleri bu manzaranın yaratıcısını bulmaya çalıştı. Ancak baktığı hiçbir yerde o adamı göremeyince derinden gelen küfürlerine engel olamadan, ardı ardına saymaya başladı. Lanet adam, Lucas'ı burada bırakıp kaybolmuştu. Belki de baloyu terk edenlerin arasına karışıp, çoktan Westcliff'ten ayrılmıştı. Paniği hızla yükselişe geçen Lucas, arabaların bulunduğu kalabalığa doğru hareketlendi. Bütün arabaları gözden geçiren Lucas kendi kiralık aracının yerinde olmadığını gördü. Yürümeyi bırakıp ellerini dağınık saçlarının arasına sokarak çekiştirdi. Gizli bir el maddeselleşip boğazını sıkıyor gibiydi. "Tanrım, şimdi ne yapacağım ben?" diye inledi. Hesapsızca giriştiği eylemin bedelini ödemek üzereydi. Valerie balkondan Lucas'la beraber çıktığını kimsenin görmediğini umuyordu. Ancak, Miranda'yı tutmaya çalışan Heaven'ın yardım arayan gözleri çevrede gezinirken şahit olmaması gereken bu tabloya zorunlu şahitlik yapmıştı. Ancak anın getirdiği şartlardan dolayı, o an için bunu yok saymış, Miranda'nın Aleksander'ın üzerine kapanıp genç adamın iyice nefessiz kalmasını önlemeye çalışmıştı. Kurşun Aleksander'ın sağ omzundan girmiş, fazla hasar vermese de, hızıyla sersemletmişti. Kanaması vardı, ancak durdurulamayacak gibi değildi. Adrian kuzeninin başında yaranın bulunduğu bölgeye tampon yaparken, sakin kalmaya çalışıyordu. Olay yerinde bulunan uşaklarından birine en yakın doktora ulaşmasını söylemiş, diğerlerini ise misafirleri güvenle uğurlamalarını tembihlemişti. Önceliği bu kalabalıktan kurtulmak ve Aleksander'ı yukarıya taşıyarak doktor gelene kadar uyanık tutmaktı. Tüm bunlardan kurtulduğu zaman, bu işin peşine düşecek, bu alçakça saldırıyı gerçekleştiren kişiyi bulacaktı. Bulduğunda ise, bunu planlayan kişi bu dünyaya gelmemiş olmak için Tanrı'ya yalvaracaktı. Bir süre sonra misafirler birer birer ayrılmış; Heaven, Adrian, Miranda ve Aleksander koskocaman salonda bir başlarına kalmışlardı. "Aleks, aşkım… Lütfen iyi olduğunu söyle bana," diyerek ağlayan Miranda hala Heaven'ın kolları arasındaydı. Karısının gözyaşlarına dayanamayan Aleksander ayağa kalkmak ve iyi olduğunu göstermek istiyordu ancak Adrian'ın baskısı altında doğrulmaya çalışsa da, başaramıyordu. Adrian'a pis bir bakış attı. "Bıraksana beni," diye mırıldandıktan sonra Miranda'ya döndü. Karısının güzel gözlerine aşkla bakıp güven vermek ister gibi göz kırptı. "Sorun yok sevgilim, ben iyiyim," dedi. Miranda Heaven'a döndü. Artık sinir krizinin eşiğinde olmadığını, kendisini toparladığını belirtmek ister gibi ellerini tutup, sıktı. "Artık iyiyim Heaven," diyerek tutuşundan kurtuldu. Yere, Adrian ve Aleksander'ın yanına çömeldi. Aleksander'ın sol elini tutarak ona destek verdi. Bu sırada içeriye giren uşak, bütün misafirlerin güvenli bir şekilde yolcu edildiğini söyledikten sonra, Aleksander'ın kaldırılmasında Adrian'a yardım etti. Beraber dikkatle taşıdıkları Aleksander'ı Miranda ile birlikte kaldıkları odaya çıkardılar. Yukarı çıkmalarının üzerinden kısa bir süre geçmişti ki, doktorun geldiği bildirildi. Adrian Heaven'a bir baş işareti yaparak Miranda'yı dışarı çıkarmasını istediğini anlatmaya çalıştı. Heaven bunu hemen anlayarak Miranda'nın koluna girdi ve dışarı çıkarmaya çalıştı. Ancak Miranda ayak diredi. "Hayır, çıkmayacağım. Aleksander'ı yalnız bırakamam!" Heaven Adrian'a çaresiz bir bakış attı. "Fakat Mir, senin de dinlenmen gerekiyor. Çok korktun. Belki de bir şeyler içip kafamızı dağıtmalıyız." Adrian başını sallayıp Miranda'yı arkasından itmeye başladı. "Heaven haklı. Aşağıya inin ve dinlenmeye çalışın. Miranda, kocanın iyi olduğunu gördün. Bundan sonrası erkek işi; karışmanı da, burada olmanı da istemiyorum." Miranda Adrian'ın son sözlerini duyana kadar birkaç adım atmıştı ancak duyduklarıyla tekrar durdu. Arkasına döndü ve Adrian'a öldürmek istermiş gibi baktı. "Çıkarabiliyorsan çıkarsana. Erkek işiymiş!" Derin bir soluk verip Heaven'a döndü. Yüzünde alaycı bir ifade vardı. Adrian'ı gösterip güldü. "Duydun mu Heaven, erkek işi dedi," diyerek kocaman bir kahkaha attı. Sinirleri iyice bozulmuştu. Aleksander da yatırıldığı yerden karısının inat ettiğini duyup, hafifçe doğruldu. Canı çok yanıyordu, ancak bunu karısının anlamaması için ifadelerini sabit tutmaya çalışıyordu. Kurşun saplandığı yerde kalmış olmalıydı. Çıkarılıp, yarası alkolle temizlenmeden bu acı sona ermeyecekti. Gittikçe hislerini kaybeden kolunun bir an önce tedavi edilebilmesi için, karısının buradan çıkması gerekiyordu. "Sevgilim," dediği anda Miranda'yı yanı başında buldu. Miranda elbisesinin katlarına aldırmadan yüksek yatağın önünde eğildi ve Aleksander'ın elinden tuttu. "Aleks, bir şeye mi ihtiyacın var? Canın mı acıyor? Söyle aşkım, senin için ne yapabilirim?" Aleksander gülmeye çalıştı. Miranda'nın elini tutan elinin üzerine diğer elini koyup sıktı. "Merak etme. Deminden beri söylediğim gibi, ben çok iyiyim. Ancak senin inat etmene üzülüyorum. Beni üzmek istemiyorsan hemen şimdi aşağıya inmeni, dinlenmeni istiyorum." Miranda Aleksander'ın karşısında davranışının çocukluğundan dolayı utandı. Dudaklarını dişlerken, bakışlarını kaçırdı. "Özür dilerim," diye mırıldandıktan sonra ayağa kalkıp kapıya yöneldi. Heaven da şaşkın bakışlarını 'Ne yapmalıyım?' der gibi Adrian'a çevirdi. Adrian gözlerini kapatıp, başıyla Miranda'nın gittiği yönü gösterdi. Genç kız başını sallayıp Miranda'nın arkasına takıldı. Birlikte mutfağa indiklerinde, Heaven sıcak bitki çayı yapmayı teklif etti. Ancak Miranda bunu reddederek bir içki istediğini söyledi. Heaven böyle bir durumda Adrian'a danışmadan Miranda'ya içki verecek kadar akılsız değildi. "Mir, bence içki içersen Aleksander'ın sana ihtiyacı olduğunda ona yardımcı olamayabilirsin," diyerek Miranda'yı bu fikrinden vazgeçirmeyi denedi. Konu Aleksander olduğunda Miranda'yı ikna edemeyeceği hiçbir şey olmadığını da böylelikle öğrenmiş oldu. Miranda uysal bir şekilde başını sallayıp içki fikrini askıya aldı. "Bitki çayı da istemiyorum," dedi. "Bende uyku yapıyorlar. O zaman da Aleksander'a yardım edemem. Bana sadece su ver." Heaven arkadaşına gülümseyerek isteğini bir bardağa doldurdu. Miranda'nın önüne koyarken, "Al bakalım," diye mırıldandı. Sonra da onun karşısına geçip oturdu. "Daha iyi hissediyor musun?" Miranda önüne konulan bardaktan bir yudum su alırken başını salladı. "Çok korktum Heaven," dedi. "Eğer Aleksander'a bir şey olsaydı ben yaşayamazdım." Heaven yeni yeni hissettiği duygulardan dolayı Miranda'nın ne demek istediğini anlıyordu. Eğer vurulan Aleksander değil de, Adrian olsaydı o da aynı tepkileri verirdi. Anın getirdiği heyecandan ve korkudan düşünemedikleri, düşünmeyi erteledikleri konular bir bir akıllarına geliyordu. Heaven Lucas'ın buraya davet edilme ihtimalinin olmadığını bir şekilde biliyordu. Onun burada olması ve bu vurulmanın gerçekleşmesi tesadüf olamazdı. Heaven ablasının da Lucas ile birlikte olmasına anlam veremiyordu. Kendisine engel olma şansı tanımadan Miranda'ya döndü. "Mir, bir şey sorabilir miyim?" dedi. "Tabii." "Adrian'ın kuzeni Lucas'ı tanıyor musun?" Miranda kaşlarını çattı. Adrian'ın kuzeninin hiç de hoş olmayan şöhretini duymuş, kendisiyle tanışma imkanı bulamamıştı. Bu konuda eksik kaldığını ise düşünmüyordu. Varlığı ile yokluğu arasında bir fark yaratmayacak ender insanlardan biri hakkında konuşuyorlardı şu anda. Hatta belki de yokluğu faydalı bile olabilirdi. "Şahsen tanışmadık, ama elbette biliyorum," diye cevap verdi. Heaven dudaklarını dişleyip bakışlarını Miranda'dan çekince genç kadın bu sorunun öylesine sorulmuş bir soru olmadığını anladı. "Neden?" diyerek Heaven'ın üzerine gitti. "Bu gece onu burada gördüm. Davetiye göndermiş olma ihtimalin var mı diye merak ettim." Miranda kaşlarını çattı ve başını hızla iki yana salladı. Aptal birisi değildi. Adrian'ın huzurunu kaçıran bir insanı bu eve, Adrian'ın burnunun dibine misafir diye sokmazdı. Zaten zorla aldığı o büyük davet iznini, böyle bir şey yaparak kötüye kullanmazdı. Bir süre sessizlik içinde düşününce Heaven'ın aklındaki düşünceler, kendi benliğinde de yer edinmeye başladı. Kaşları daha derinden çatıldı. "Bununla Lucas'ın bir alakası olduğunu düşünüyor olabilir misin?" Heaven Miranda'nın sorusunu onayladı. "Evet, bununla kesinlikle bir ilgisinin olduğunu düşünüyorum." Miranda bir anda oturduğu yerden fırlayıp çıkışa yönelince Heaven genç kadını kolundan tutup durdurdu. "Önce sakin olup mantıklı bir şekilde düşünelim," diye uyardı. Fakat Miranda'nın sakin olmaya da, mantıklı düşünmeye de niyeti yoktu. "Baksana," dedi Heaven'a. "Kocam o haldeyken, benden mantıklı düşünmemi mi istiyorsun? Sence de bu biraz gülünç değil mi Heaven?" Heaven Miranda'nın haklı olduğunu biliyor olsa da, onu sinirle hareket etmekten alıkoymak zorundaydı. "Ne söylesen haklısın," diyerek sinirden titreyen genç kadını yatıştırmaya çalıştı. "Fakat acele bir karar vermemiz, Adrian'ın bu konudaki hassasiyetini etkileyecektir. Onun başının derde girmesini istemiyorum." Heaven'ın sözlerindeki haklılık payı Miranda'yı düşünmeye iterken, tekrar yerine oturdu. Aniden, "Sen Lucas'ı nereden tanıyorsun?" diye sorduğunda Heaven'ı hazırlıksız yakaladı. Genç kızın yaşadıkları zihninde tekrar tekrar canlanırken başını iki yana sallayarak görüntülerin hakimiyetinden kurtulmaya çalıştı. "Davetsiz bir ziyaretine ev sahipliği yapmak zorunda kaldık diyelim," diyerek soruyu geçiştirdi. Daha sonra bu konudan uzaklaşmak ve aklındaki diğer konuyu biriyle paylaşmak adına tereddütle konuşmaya başladı. "Sana söylemem gereken bir şey daha var Mir," dedi. Miranda genç kızın sesindeki tereddüdü algıladığı için kaşlarını kaldırdı. Bir cevap vermesine gerek yoktu. Heaven'ın konuşmasını beklediğini davranışlarıyla  belli ediyordu. "Bugün…" diyen Heaven durup derin bir nefes aldı ve Miranda'nın yüzüne baktı. Tek seferde söyleyeceklerini söyleyiverdi. "Valerie'yi Lucas'la birlikte balkondan çıkarken gördüm." Miranda duyduklarının üzerinde bir süre düşünmek zorunda kaldı. "Bu saldırıda onun da parmağı olduğunu mu düşünüyorsun?" Heaven başını iki yana salladı. "Hayır, Valerie çok acımasız biri olabilir. Hatta bazen haddini aşıp, fazlasıyla korkutucu da olabilir. Ancak birisini öldürmeyi düşünecek kadar ileri gitmez. Ben sadece, ablamın adının Lucas gibi bir adamla birlikte anılmasını istemiyorum. Eğer bugün Lucas'la birlikte ortadan kaybolduğunu gören bir başkası da varsa, Valerie de suçlanabilir." Miranda Heaven'ı anladığını belirtmek ister gibi başını salladı. "Peki benden ne yapmamı istiyorsun?"diye sordu. Heaven omuz silkti. Bu durumda ne yapılması gerektiğini o da bilmiyordu ki… "Bunu öğrenebilmemiz mümkün mü? Yani, Valerie ile Lucas' birlikte görüp görmediklerini?" Miranda dudaklarını birbirine bastırıp başını iki yana salladı. "Yarın sabah bütün sosyete gazeteleri bu davetle ilgili yazılar yazacak. Aleksander'ın vurulduğu bu saldırı baş sayfaları süsleyecek. Bu konu böylesine göz önündeyken hiç kimse Valerie'den bahsetmeyecektir. En azından Lucas'ın suçlu ilan edilmesine kadar…" Bu Heaven'ın içini rahatlatmayacaktı. Fakat sırf Valerie'yi koruyabilmek adına, Lucas'ın arandığını herkesten saklamalarını da isteyemezdi. "Eğer," diyip sustu. "Eğer Lucas'ın arandığı ortaya çıkarsa…" Miranda Heaven'ın ne demek istediğini anlamıştı. "Endişelenme," diyerek sözünü kesti. "Lucas'ın haberinden sonra hiç kimsenin aklına ablan gelmeyecek. Herkes bu haberin dedikodusuna dalmışken, ablanı gören biri olsa bile unutulup, gidecek." Heaven'ın içi, Miranda'nın söyledikleriyle biraz da olsa rahatladı. Onlar aşağıda sohbet ederken, doktor yukarıda Aleksander'ın omzundaki kurşunu çıkarmıştı. Yarası alkolle temizlenip, dikiş atılmış; Aleksander dinlenmesi için rahat bırakılmıştı. Genç adam sesini karısına duyurmamak için bütün müdahale süresince çenesini sıkmaktan yorgun düşmüştü. Adrian doktoru geçirip, kuzenini odasında bıraktıktan sonra çalışma odasına geçti. Bütün çalışanları toplayarak her birini tek tek sorguya çekti. Amacı işe yarar bir bilgiye ulaşmaktı. Ancak salonda çalışanların hiçbirisi silahın patladığını görmemiş, şüpheli kimseyle karşılaşmamıştı. Adrian öfkesinden kuduruyordu. Sesini alçak tutmaya bile uğraşmıyor, çalışanların önünde delirmiş gibi bağırıyordu. "Nasıl olur da bir tekiniz bile buna sebep olan kişiyi göremez? Bu evde rahatça uyuyamayacaksam, sizin burada işiniz ne lanet olsun!" Kadınlar birbirlerine korku dolu gözlerle bakarken, bir yandan da işlerinden olma telaşını yaşıyorlardı. Pek çoğunun geçkin yaşı yeni bir ev ve yeni çalışma ortamına alışmaya müsait değildi. Erkekler ise genç Kont'un haklılığını görseler de, bu konuda ne yapmış olmaları gerektiğini bilmiyorlardı. Pek çok soylu yanında silah taşırdı. İçeriye giren konuklardan birisinin elinde bulundurduğu silahı kullanmayı akıl edeceğini nasıl tahmin edebilirlerdi? Adrian hedefin gerçekten de kuzeni olup olmadığını bilmediği için, Aleksander'a düşmanının olup olmadığını sormuştu. Genç adamın Adrian'la birlikte giriştiği işe onlarla birlikte ortak olmaya çalışan ve dışarıda kalan insanların dışında başka kimseyle herhangi bir husumeti yoktu. Onlardan da, birkaç işe yaramaz tehdit mektubu dışında hiçbir hareket görmemişti. Bir süredir o mektuplardan da almıyordu. Adrian tüm bunlardan dolayı hedefin Aleksander değil, kendisinin olduğunu düşünmeye başlamıştı. Yine de Aleksander'a gelen mektupların sahiplerini de şüpheliler listesinde tutmakta fayda vardı. Kendisinin ise Aleksander'dan bile daha az düşmanı vardı. Westcliff'ten dışarı çıktığı sınırlı zamanlarda kimseyle kavga etmemiş, ters düşmemişti. Zaten kimse de Adrian'a bulaşmak isteyecek kadar çıldırmış değildi. Fakat Lucas, Adrian'a diş bileyen tek insandı. Lucas... Adrian bir anda aydınlanır gibi oldu. Kimin peşine düşeceğini hissetmişti. Atlardan ve arabalardan sorumlu olan genç delikanlıya döndü. "Bugün Bay Byron'u burada gördün mü?" diye sordu. Genç çocuk Adrian'ın kendisiyle konuşmasından dolayı paniğe kapılıp kekelemeye başladı. "Ha-han-hangisini Lordum?" Adrian çocuğun üzerine yürüyüp yakasına yapıştı. "Kaç tane Byron kaldı Antony?" diye kükredikten sonra, kendisini toparlayıp çocuğu serbest bıraktı. "Lucas'tan bahsediyorum. Onu burada gördün mü?" Diğerlerine dönüp, hepsine hitaben, "Kuzenimi bu evde gören oldu mu?" diye sordu. Antony başını salladı. Vücudu zangır zangır titrerken, Adrian'ın öfkesinin kendisine yönelik olmadığını biliyordu. Buna rağmen korkusunun önüne geçemiyordu. "Be-ben o-onu gördüm Lordum," dedi. Adrian tekrar ona yönelince iki adım geriledi. "Lord Aleksander vurulduktan sonra dağılan kalabalığın arasında o da vardı. Greenwood Kontu'nun arabasının ayrılıp ayrılmadığını sordu ve sonra ortadan kayboldu." Adrian işe yarar bir bilgiye ulaşmış olmanın getirdiği rahatlıkla ve dikkatsizliğinden dolayı kendisine yönelen siniriyle  kapıya yöneldi. Çalışma odasının kapısını arkasından çarpıp çıkarken kendi kendine söyleniyordu. Lucas şimdi gerçekten de sona yaklaşmıştı. Adrian bu sefer onun yakasını bırakmayacak, kimseye bırakmadan işini bitirecekti. Kapı sertçe çapılıp, Adrian çıkarken geride kalanlar rahat bir nefes almıştı. Antony ise, uzun süredir nefes almadığını, aldığı ilk nefesle yere yığıldığında anlamıştı.  
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD