On Dokuzuncu Bölüm

2433 Words
Düşen bardağın kalıntıları üzerinden geçen Adrian, merdivenlere kısa sürede ulaşarak Miranda'nın yanında inen genç kıza kolunu uzattı. Fakat gözleri Heaven'da değil, Miranda'daydı. Yüzündeki gülümsemeyi korurken, mesafeli sesiyle fısıldadı. "Onun burada ne işi var?" Miranda da Adrian'a aynı yapay gülüşü sundu. İnsanlara bir şov daha sergilemeyi her ikisi de istemiyordu. "Kız kardeşi bu baloya katılabildiğine göre, onun da bize eşlik edebileceğini düşündüm." Adrian dişlerini sıkarken hala gülümsüyordu. "Yanlış düşünmüşsün o zaman! O bir çalışan Miranda. Diğerlerinin ne düşüneceğini hiç önemsemiyor musun?" Heaven kendisinin yanında, kendisi yokmuşçasına konuşan ikilinin diyalogundan rahatsız olarak kıpırdandı. Adrian'ın açıkça onu burada istemediğini dile getirmesi, Heaven'ı yaralamıştı. Ne yaptığını önemsemeden, Adrian'ın kolları arasından sıyrılmaya çalıştı. Ancak kolunu saran kolun sahibi, Heaven ile aynı düşünceye sahip değildi. Adrian Heaven'ın kıpırdanan halinin fazlasıyla farkındaydı. Miranda'yla olan konuşmasına devam ederken, Heaven'ı sıkıca tutmayı sürdürüyordu. Heaven'ın huzursuzluğunun arttığını hissettiğinde konuşmasına ara verip, Heaven'a döndü. "Uslu dur, küçük kedi. Herkesin içinde mükemmel bir tiyatroya oyunculuk yapmak istemiyorsan uslu dur." Heaven, Adrian'ın soğuk sözlerini önemsemeden alayla gülümsedi. "Şu an da, o oyunlardan birine oyunculuk etmiyor muyuz zaten?" diye sordu. Kızın sözlerindeki doğruluk, Adrian'ın yüzünde gerçek bir gülümsemenin oluşmasına neden olurken, Heaven'ın elini kaldırıp dudaklarına götürdü. Konuklarından birisine özel ilgi gösteren bir ev sahibinden başka bir şey değildi o anda. "Bayan Brown, dahiyane gözlemlerinize bir süre ara verip, kendinizi içine soktuğunuz şu duruma ayak uydurmanızı rica ediyorum," diyerek Heaven'a uslu durması gerektiğini hatırlattı. Ancak genç kızın inadı kabarmıştı. Nerede olduklarını umursamıyordu. Şu anda tek istediği odasının güvenli karanlığına sığınıp, Nyks'e sarılarak ağlamaktı. Akacak bir damla bile göz yaşı kalmayana kadar ağlayarak, istenememesinin acısını çıkarmaya ihtiyacı vardı. Gözlerindeki acıyı gizleyemiyordu. Sessiz yalvarışları Adrian tarafından kolaylıkla anlaşılabilirdi. "Lordum, lütfen bırakın beni. Eğer bırakırsanız, odama giderek sizi bir daha rahatsız etmeyeceğim. Buraya gelmem bir hataydı. Siz haklıydınız. Lütfen, şimdi bırakın beni. Gitmeme izin verin!" Adrian Heaven'ın kendi sözlerine alınmış olduğunu anlayarak onu daha sıkı tuttu. Onu burada istemiyor değildi. Onu görebileceği her yerde istiyordu. Gözleri onun yokluğunda, yine onu arıyordu. Ancak Heaven'ın güzelliğinin, doğallığının farkına varacak tek kişi olma isteği ağır basıyordu. Onun bu baloya katılması demek, onlarca değer biçen gözün, genç kızın üzerinde dolaşması demekti. Ve Adrian biliyordu ki, Heaven bir şey yapmadan dursa bile dikkatleri üzerine çekecekti. Onda öylesine çeken bir hava vardı işte… "Çok geç Bayan Brown," diye fısıldadı Heaven'ın kulağına doğru. Bu sırada yanlarından hızla uzaklaşan Miranda'nın farkında değillerdi. İkisi de birbirlerine o kadar odaklanmışlardı ki, genç kadının kocasına gittiğini görmemişlerdi. "Buradaki herkes yarın seni konuşuyor olacak." Heaven Adrian'ın bu söylediklerinin üzerine duraksadı. Kendisi gibi önemsiz bir insanı dedikodu malzemesi yapacaklarsa asillerin canı gerçekten sıkkın olmalıydı. Omuz silkti. "Umurumda bile değil," diye cevap verdi. Adrian genç kızın inatçılığı karşısında derin bir nefes alıp başını sabır diler gibi yukarıya kaldırdı. Gülümsemesini korumak gittikçe zorlaşıyordu. Miranda'dan soracağı hesap ise gittikçe kabarıyordu. "Emri altında çalıştığın kişi olarak, buradan ayrılamayacağını söylüyorsam ayrılmayacaksın demektir. Konu kapandı, Bayan Brown. Şansınızı daha fazla zorlamayın derim." Adrian son sözü söylemenin verdiği neşeyle ilerlemeye devam ederken, Heaven sinirinden tepinmek üzereydi. Kendisini çekiştiren adamın adımlarına zorla ayak uydurmaya çalışmak istemiyordu. Yeni arkadaşı Miranda'nın ve onun kocası olduğunu tahmin ettiği yakışıklı bir adamın yanına gelip durduklarında, gözleriyle etrafı taradı. Herkesin kendi işiyle ilgilendiğini görmek içini biraz da olsa rahatlattı. Oysa birkaç saniye öncesine kadar kendilerini büyük bir merakla seyrettiklerini bilse, bu kadar huzurlu olmazdı. Adrian'ın parçalamak istediği o yakışıklı, o çekici, o sempatik yüzüne bakmamak için etrafını seyretmeye devam ederken gözleri ablasına ve kuzenlerine takıldı. Onların kendi aralarında konuştuklarını gördüğündeyse kaşları çatıldı. Onlardan metrelerce uzakta olması bile konuşmanın seyrini bilmesine engel değildi. Heaven, Valerie'nin bu geceden sonra gerçekleştireceği bir ziyarete kendisini şimdiden hazırlamalıydı. Çünkü ablası bu yaptığını Heaven'ın yanına bırakmazdı. Derin bir nefes alıp düşüncelerini yok saymaya çalıştı. Etrafına bakınmaya devam ettiği sırada kendisini izleyen bir çift göze denk geldiğinde, orada takılı kaldı. Arkadaşının bakışlarını yakalamayı başaran Sally gözlerini büyüterek, uzaktan uzağa hesap sordu. Heaven, Sally'nin anlayacağını bildiğinden, dudaklarıyla 'sonra' dedi. Ve başını sallayarak önüne döndü. Adrian'ın hararetli bir şekilde Miranda'yı azarladığını gördüğünde kulak kesildi. "… doğru olduğunu mu düşünüyorsun?" kısmından yakalamıştı konuşmayı. Konunun hala kendisiyle mi ilgili olduğunu merak ederek dinlemeye başladı. "Vakti gelmişti Adrian," diye cevap verdi Miranda. "Böyle bir şeyin vakti mi olur Tanrı aşkına? Aleksander, karını gözümün önünden çekmezsen istenmeyen durumlar yaşanacak!" Heaven adının Aleksander olduğunu öğrendiği adama döndü. Adam gayet soğukkanlı bir şekilde Miranda'nın yanında duruyor ve bezgin gözlerle Adrian'a bakıyordu. "Üzgünüm dostum, ancak Mir haklı," diyerek omuz silkti Aleksander. Bunun üzerine Adrian daha da öfkelendi. Heaven genç adamın elinin altındaki kol kaslarının gerildiğini hissedebiliyordu. Kendisi bu durumda korkmaya başlamışken, karşısındaki çiftin nasıl olup da sakin kalabildiğine anlam veremiyordu. "O kadın beni kilisede terk edip gitti. Sizler de oradaydınız, lanet olsun! Beni nasıl aptal durumuna düşürdüğüne siz de şahit oldunuz. Ve şimdi onları, beni uğruna terk ettiği adamla birlikte, benim evime, benden zorla kopardığın o izinle birlikte, davet mi ediyorsunuz?" Adrian bir süre durup, ikiliye baktıktan sonra burnundan derin bir nefes bırakıp başını önüne eğdi. Heaven'ı tutmayan elini kaldırıp burun kemerini sıkıştırdıktan sonra, tekrar karşısındaki çifte baktı. "Bakın ne diyeceğim?" dedi. "Siz de onlarla birlikte evimden defolun gidin!" Heaven duyduklarının şokunu yaşarken,bir yandan da kuzenlerinden duyduğu hikayenin ayrıntılarını hatırlamaya çalışıyordu. Konunun hala kendisi üzerinden devam etmiyor oluşuna sevinmişti. Ancak Adrian'ın evliliğin eşiğinden döndüğü kadınla aynı ortamda bulunuyor olmak, istemsizce gerilmesine sebep olmuştu. Hissetmekten ölesiye nefret ettiği duyguları ayaklanırken, dişlerini birbirine bastırıp sessiz kaldı. Kendisine söz hakkı verilmediği sürece, bu konuya karışmayacaktı. Miranda Adrian'ın sinirini anlayabiliyordu. Ancak üzerine bu kadar çok gelmesinden sıkılmıştı. Evinden kovmasını ise önemsemiyordu. Herkesin içinde düştüğü duruma bozulan Adrian, daha sonra bunu düşündüğünde kendisine hak verecekti. O sırada çalmaya başlayan vals müziğiyle kocasına döndü. "Karına bu güzel müzikte dans ederken eşlik etmek ister misin?" diye sordu. Aleksander karısının cilveli sesine gözlerini kısıp, aşkla yanıtladı. "Zevkle." İkisi birlikte salonda dans edenlerin arasına karışırlarken, Adrian'ın Heaven'ı tutan kolu gevşedi. Fırsattan yararlanan Heaven ise hemen Adrian'ın kolundan sıyrılıp birkaç adım uzaklaştı. Adrian kızın kendisinden uzaklaşmasını bile umursayacak durumda değildi. Başını iki yana sallayarak, uzaklaşan çifti gözlemliyordu. "Dikkate bile alınmamak ne güzel bir şey," diye geveledi ağzının içinde. Heaven ise bu sözlere gözlerini devirdi. Öyle garip bir durumun içine düşmüştü ki, kendisi bile durumundan fazlasıyla şikayetçiydi. Adrian'a daha fazla bakmaya tahammülü kalmayana kadar onu izledi. Adamın hala kendisine dönmemesi üzerine ise başını önüne eğdi. Kendisine yaklaşan ayakları da ancak böyle görebilmişti. Hızla kaldırdığı başını, kendisine yaklaşan ayakların sahibine çevirdi. Daha önce katıldığı bir takım balolardan tanıdık gelen adamın adını bilmiyordu. Genç adamın kendisine bakan yüzü gülüyordu. Bu sıcak ifade Heaven'ı da gülümsemeye zorladı. Heaven adamdan rahatsız olmamıştı. Kendisine yaklaşan adam, genç kızın elini alıp dudaklarına götürdüğünde bile bir sorunu yoktu. Henüz başlarında olan müziğin ritmi bütün salona hakim olurken, genç adam Heaven'ı selamladı. "Güzel Leydim, bu dansı bana lütfeder misiniz?" diye sordu. Adrian'ın dikkatini çekmek için bir başka erkeğe ait bu ses yeterliydi. Aniden döndüğünde, Heaven'ın ellerini tutmakta olan elleri gördü. Gördüğü şey Adrian'ın şakaklarındaki damarların tehlikeli bir şekilde kabarmasına neden olurken, iki uzun adımda yanlarına geldiği ikiliye ölümcül bakışlar atıyordu. Heaven'ın boşta olan elini alıp kolunun altına sıkıştırırken, adama ters ters baktı. "İmkansız, McMillan!" diye tısladı adeta. "Çünkü Hanımefendi, sıradaki dansı bana söz vermişti. Şimdi yok ol buradan!" Genç adam  Adrian'ın öfkesinden çekindiği için arkasına bile bakmadan uzaklaşırken, Heaven iradesi dışında gelişen olaylara nasıl bir tepki vermesi gerektiğine karar veremiyordu. Ağzı birkaç kere açılıp kapandı. Ancak hiçbirinde anlamlı bir sözcük çıkmadı. Konuşma yetisini kaybetmiş ya da kelimeleri unutmuş gibiydi. Sonunda sinirle sallanan başını Adrian'ın kendisine çevrilen başına kaldırdı. Gözleri sinirden çakmak çakmaktı. "Sen… Sen ne yaptığınız sanıyorsun!" diye bağırdı. Adrian kendisine bağıran kıza kaşlarını kaldırdı. Heaven'a belli etmeden etrafını taradı bakışlarıyla. Çoğu asilin dans pistinde olduğunu, geri kalanların da onları seyrettiğini gördüğünde tekrar Heaven'a odaklandı. "Seni uyarıyorum Heaven. Bir daha bana sesini yükseltirsen sadece bir öpücükle kurtulamazsın. Yemin ediyorum, altımda zevkten çıldırana ve sen yalvarana kadar sana işkence ederim." Aldığı tehdit karşısında yanakları tepkisiz kalmayan Heaven, dudaklarını ısırarak bakışlarını kaçırdı. Bu adamın gerçekten de hiç utanması yok muydu? "Şimdi az önce de belirttiğim gibi, dans edeceğiz." Piste sürüklenirken, ayaklarını yere sabitlemeye çalışsa da bunda başarılı olamadı. Öfkesinden tütmeye başlasa şaşırmayacaktı. "Bırakın beni Lordum," diyerek Adrian'ı uyardı. "Sizinle dans etmek isteyip istemediğimi bile sormadan yaptığınız bu davranış çok kaba. Lütfen bırakın beni!" Adrian kaşlarını alayla kaldırırken dudakları da bu alaya eşlik etti. "Az önceki adamla dans etmek, benimle dans etmekten daha mı çekici geldi size yoksa Bayan Brown? Öyleyse sizi hayal kırıklığına uğratacağım için çok özür dilerim ancak bu gece benden başka hiç kimseyle dans edemeyeceksiniz!" Pes eden Heaven, hayal kırıklığıyla doluydu. Gözleri yaşlarla dolarken, yutkunmakla yetindi. Dans edenler arasındaki yerlerini alırlarken Adrian'la göz göze gelmemek için gözlerini kaçırıyordu. "Misafirlerinizi rahatsız edeceğimi düşünüyor olabilirsiniz, ama sizi temin ederim ki öyle bir niyetim yok." Adrian kızın yine yanlış anlamış olmasına sinirlendi. Heaven'ın kendisine olması gerekenden biraz daha yakın tutarken, "Gerçekten de öyle düşündüğümü mü sanıyorsun?" diye fısıldadı Heaven'ın kulağına doğru. Heaven yine Adrian'a bakmadan başını salladı. Adrian biraz daha sinirlendiğini hissetse de, yansıtmamak için gayret gösteriyordu. "Kendinin farkında bile değilsin, değil mi?" diye sordu. "Yoksa tam tersi, bunun farkında olduğun için zengin koca arayışında mısınız Bayan Brown? Söylesenize, siz de o koca avcılarından biri misiniz gerçekten?" Heaven'ın ilgisini çekebilmek için bu kadarı yeterliydi. Hızla çevrilen bakışları Adrian'ı buldu. Yüzündeki tiksinti gün gibi okunuyordu. "İğrençsiniz," diyebildi. "Bırakın beni!" Adrian bırakmadı. Genç kızı artık birbirlerinin vücutlarını hissedebilecekleri kadar yakınına çekerken, kızdan yükselen elma ve tarçın kokusunu soludu. Bu kokuyu ne kadar çok özlediğini ise duyumsadıktan sonra anladı. "Sözlerimdeki haklılık payı mı sizi bu kadar çok sinirlendiren Bayan Brown? Bana hiçbir itirazda bulunmayacak mısınız? Ya da bir açıklama yapmayacak mısınız?" Heaven gözlerine hücum eden yaşları geri yollamaya çalıştı. "Buraya gelmeyi ben istemedim," dedi. "Miranda, yani Leydi Miranda, beni buna mecbur bıraktı. Sizin itiraz edeceğinizi söylediğim halde, ısrar etti. Sizinle tanıştığım günden beri irademe el konulmuş gibi Lordum. Burada çalışmak istemediğim halde buradayım. Buraya gelmek istemediğim halde buradayım. Sizinle dans etmek istemediğim halde dans ediyorum. Ve… Ve…" Heaven'ın kızarması üzerine üzerine giden Adrian, soru sorar gibi tek kaşını kaldırdı. "Ve?" Heaven başını Adrian'ın göğsüne gömerek az öncekinden daha kısık bir sesle devam etti. "Sizinle öpüşmek istemediğim halde, her seferinde kendimi sizinle öpüşürken buluyorum." Sözlerini bitirdiğinde kendisini daha da fazla saklamak adına, başını Adrian'ın göğsüne sıkıca bastırdı. Kızdaki çelişkiyi hisseden Adrian şefkatle gülümsedi. Heaven'ı zorladığını her zaman biliyor olsa da, yüzüne vurulması Adrian'ı rahatsız etmişti. Müzik yavaş yavaş sonlanırken, Heaven ile karşılıklı durup birbirlerine selam vererek danslarını sonlandırdılar. Dans pistinden uzaklaşırlarken, Adrian Heaven'ın arkasında kalmıştı. "Özür dilerim…" Gürültünün arasından süzülen bu sözlerle, Heaven gözlerini yumdu. Başını iki yana salladı. "Özür dilemek yerine, biraz daha dikkatli davranarak bu tür davranışlardan kaçınmanız her ikimiz için de daha sağlıklı olur Lordum. Benim bu tür olayları kaldıracak kadar gücümün kaldığını düşünmüyorum." Genç kızın itirafı, Adrian'ı daha kötü hissettirmişti. Sessizlik içinde Aleksander ve Miranda'yla buluştular. Heaven ve Adrian'ın kendilerine yaklaşışını mutlulukla seyreden çift, onların arasındaki gerginliği gözlemlediklerinde birbirlerine baktılar. Miranda, Lillian'dan sonra Adrian'ın hayatına girecek kadının Heaven olmasını deli gibi isterken, bunun bir işaret olduğunu düşündü. İkisi de yüzlerindeki gülümsemeleri sabit tutmaya çalışırken, Adrian Aleksander'ın yanına, Heaven da Miranda'nın yanına geçerek birbirlerinden uzak durmayı tercih ettiler. Miranda Heaven'a eğildi. "Eğleniyor musun?" diye sordu. Heaven yüzündeki hüznü saklama gereği duymadan Miranda'ya baktı. "Keşke beni odamda bıraksaydın Miranda," cevabını verdi. Miranda bunu önemsemeden Heaven'ın koluna girdi. Ona iyice yaklaşıp, eğildi. "O zaman, bir zamanlar Adrian'ın kalbini çalan kadınla tanışma şansını kaçıracaktın. Seni böylesi önemli bir gelişmeden nasıl uzak tutabilirdim," dedi. Hemen ardından, Heaven'a yine söz hakkı tanımadan çekiştirerek bir yerlere götürmeye başladı. İki adım sonra aklına yeni gelmiş gibi arkasına dönüp kocasına gülümsedi. "Bizim tanışmamız gereken birkaç kişi var. Siz keyfinize bakın," diyerek yoluna devam etti. Heaven da mecburen onunla birlikte ilerledi. 'Adrian'ın kalbini çalan kadın' sözlerinden beri Heaven'ın keyfi tamamıyla kaçmıştı. O kadınla tanışmak istemiyordu. İstemsizce yapacağı kıyaslamanın daha şimdiden farkındaydı. Yarı yolda Miranda'nın koluna yapıştı. "Lütfen oraya gitmeyelim," diye yalvardı. Miranda aklı karışmış gibi baktı Heaven'a. "İyi ama, neden?" Heaven hala duruyorlarken, elini Miranda'nın kolundan çekti. "Çünkü…" dedi. Sonra bir süre bekledi. Mantıklı bir açıklama bulmaya çalışıyordu. Fakat hiçbir mantıklı itiraz cümlesi yoktu. "Çünkü ben tanışmak istemiyorum," deyiverdi sonunda. Miranda başını iki yana sallayıp, Heaven'ı tuttuğu gibi ilerlemeye devam etti. "Kabul edilmedi." Sonunda kızıl saçlı bir kadın ve yanındaki adamın yanına vardıklarında durdular. Yanlarına geldikleri kadın Miranda'yı gördüğünde sevgiyle gülümserken, Miranda da ona gülümsedi. "Seni tanıştırmak için sabırsızlandığım biri var Lillian," dedi Miranda kadına. Lillian bakışlarını Heaven'a kaydırdı. Heaven'ın da kendisine baktığını gördüğünde gülümsedi. Birbirlerine olan bakışları çok farklıydı. Lillian dostça yaklaşırken,Heaven'ın bakışları karşısındakini tartar gibiydi. "Lillian, bu genç bayan Heaven Brown ve Heaven, bu da benim arkadaşım Lillian Maine. Yanındaki de eşi, Christian Damien Maine." Christian kibar bir gülümsemeyle tanıştırıldığı genç kızın elini dudaklarına götürüp, ufak bir öpücük kondurdu. Lillian kocasının  kibarlığını sevgiyle izledi. Miranda da tanıştırma olayını atlattıktan sonra onlara gülümsedi. "Umarım sıkılmamışsınızdır," diyerek durumlarını sordu. Christian içecek bir şeyler alma bahanesiyle hanımların muhabbetinden kurtulurken, Lillian başını iki yana salladı. "Hayır, her şey yolunda…" diyerek cevapladı. Sonra Heaven'a dönerek gülümsedi. "Adrian'ın kendisine uygun birini bulmuş olması beni çok mutlu etti," diyerek Heaven'ın kızarmasına sebep oldu. "Be-be-ben…" diye kekeleyen Heaven'ın ağzından düzgün bir sözcük çıkamayınca, yardımına Miranda yetişti. "Heaven, Lorrence'in eşinin yeğeni. Onda hiç kimsede olmayan bir ışık var. Sen de görebiliyor musun?" Lillian bilmiş bakışlarını Heaven'dan çekip, Miranda'ya baktı. Dudakları güzel bir gülümsemeyle yeniden şekillenirken, başını salladı. Bir süre sonra yüzündeki gülümseyiş, anlayışlı bir ifadeye dönüşürken, iç çekti. "Bunu çoktan hak etmişti," diye mırıldandı. Ama yanındaki iki kadın da ne söylediğini çok net duymuşlardı. Heaven utançtan kaçacak yer arayışı içindeyken, Lillian'ın söylediklerinin kendisiyle alakalı olmadığını düşünmeyi tercih etti. Miranda ise hevesle başını salladı. "Evet," dedi. "Evet, bunu gerçekten de hak ediyordu." Bir süre daha Heaven'ın sessizliğiyle taçlanan sohbetlerine devam ettikten sonra, Miranda ve Heaven vedalaşarak Aleksander ve Adrian'ın yanına döndüler. Miranda Heaven'ın Lillian hakkındaki düşüncelerini deli gibi merak ediyordu. Heaven ise o kadını düşünmek istemiyordu. Lillian'ın güzelliği gözlerinin önünde belirdikçe, kendisine kusur bulmak kolaylaşıyordu. Miranda'nın sıkıştırmalarını yanıtsız bıraktı. Ve ancak genç kadının sıkıldığını anladığında rahat bir nefes alabildi. Kadınların döndüğünü gören beyler, aralarındaki konuşmayı sonlandırmışlardı. Aleksander karısını kolları arasına alırken, gülümsüyordu. Bu ikilinin kendi önlerinde özgürce sarılıp, birbirlerinin tadını çıkarabilmelerini kıskanan Adrian Aleksander'ın kolundan tutup Miranda'dan uzaklaştırdı. "Bu kadar sevgi gösterisi yeter," demesinin hemen ardından kulakları uğuldatan bir sesle bir silah patladı. İçeride bulunan bütün kadınlardan bir çığlık koptu. Erkekler bile korku dolu gözlerle silahın hedeflediği kişiyi arıyorlardı. Belki de silahın sahibini arıyor da olabilirlerdi. Ancak onu bulamayacaklarını biliyorlardı. Adrian bütün bu karmaşanın içinde Heaven ve Miranda'ya bir şey olup olmadığını hızlıca kontrol ettikten sonra, üzerine binen yükün sahibine çevirdi gözlerini. Ve gördükleriyle boğazı düğümlendi. Boğuluyor gibi hissetti. Aleksander'ın sert bedeni, olanca ağırlığıyla Adrian'ın üzerinden yere serilirken, içeride kimsenin çıkaramayacağı son bir acı çığlık duyuldu. Aşık bir kadının, sevdiğinin ardından yaktığı ağıtın sesiydi bu; aşka gerçekleştirilmiş suikastın yankılarıydı.  
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD