Lucas sabah güneş doğmadan önce, kimselere görünmeden Westcliff sınırlarından ayrılmıştı. Adrian sabah kahvaltıda Lucas ile karşılaşmadığında ve uşaklardan onun çoktan gittiğini öğrendiğinde oldukça keyiflendi.
Keyfine pürüz yalnızca Heaven ile ne halde olduklarını bilmemesiydi. Genç kız akşam yemeğinde olduğu gibi, sabah kahvaltısında da servise gelmemişti.
Önündeki jambon tabağından kendi tabağına birkaç parça alıp, soslu yumurtalara uzandığında servis yapan genç kıza döndü.
"Bayan Brown rahatsız mı?" diye sordu.
Sally, Lord Westcliff'in kendisiyle konuşması oldukça garip bir durummuş gibi irkilip ürperirken, kekelememeye çalışarak cevap verdi.
"Ha-hayır, Lordum."
Adrian aldığı cevapla kaşlarını çattı.
"O halde neden kendisi gelmedi?"
Sally, Kont'un sanki Heaven bunu her zaman yapıyormuş da, bugün ihmal etmiş gibi hesap sormasına daha da çok şaşırdı.
"Be-ben bi-bilmiyorum," dediğinde, Adrian eliyle Sally'i savuşturdu. Sally de gitmesi gerektiğini anlayarak, saygılı bir reveransın ardından yemek salonundan uzaklaştı.
Genç kız arkadaşı hakkında söylenen hiçbir söze inanmasa da, Kont'un ona olan davranışları duruma şüpheyle yaklaşmasına sebep oluyordu. Heaven geldiğinden beri Lord Westcliff'in davranışları değişmişti. Çalışanlarıyla belli bir resmiyet içinde tek düze ilişkisi olan adam dengesizleşmişti. Kimi zaman neşesiyle çalışanlarına sevecen davranan genç Kont, kimi zaman da öfkesiyle yeri göğü inletiyor, kimseleri yanına yaklaştırmıyordu. Hiçbir çalışanını özel olarak sormayan adam, Heaven'ı sık sık sorar olmuştu.
Sally Heaven ile konuşması gerektiğine karar verdi. Bu merakla duramaz, içi içini yerdi. Heaven ve Kont arasında nasıl bir bağ vardı? Sally bu gizemi çözmek zorundaydı.
Heaven sabah erkenden uyanmıştı. Yatağından çıkıp mutfağa gitmek ve bütün gün kendisinden ölesiye nefret eden insanlarla beraber vakit geçirmek gibi bir isteği olmasa da, sorumluluklarının bilincinde, zorla ayaklandı.
Odasında bulunan bir çanak taze sudan aldığı bir tas suyun yardımıyla yüzünü temizledi ve dolabında bulunan az sayıdaki giysilerinden birini seçerek üzerine geçirdi. Nyks bu sabah Heaven'dan önce uyanarak genç kızı uyandırmamıştı. Minik kedi hala mırıltılarla uyuyordu. Heaven kedisinin uyanmasını istemediği için parmaklarının ucuna basarak kapıya gitti ve yine dikkat ederek kapıyı araladı.
Mutfağına çıktığında orada kimse yoktu. Bu Heaven'ı rahatlattı. Kendisini bile bile ateşe atan insanlara bir çift laf etmezse mutlu olamazdı.
Adrian için bir kişinin yiyebileceğinden daha fazlasını hazırladığı kahvaltılıkları servis arabasına yerleştirip mutfaktan çıkacakken, arkadaşı Sally'nin içeriye girmesiyle olduğu yerde kaldı.
"Günaydın," diyerek gülümsedi. Sally de aynı sıcak tebessümle karşılık verdi.
"Günaydın."
Heaven'ın servis arabasını hazırladığını görünce, "Yine harika bir sofra hazırlamışsın," dedi.
Heaven aldığı iltifatla gülümsese de, mütevazılığı iş başındaydı.
"Abartma, yerimde olsan sen de aynılarını yapardın."
Sally başını iki yana sallarken dudaklarını büzdü.
"Maalesef canım, ben bıçak tutmayı bile bilmem. O yüzden oda temizliği yapıyorum ya."
Heaven arkadaşının söylediklerine kıkırdarken servis arabasına takılan gözleriyle derin bir iç çekti. Kendini işine verdiğinde aklına gelmeyen gerçekler, işi bittiğinde varlıklarını olanca hızıyla yeniden hatırlatıyorlardı. Hazırladıklarının her biri Adrian içindi. Ve Heaven dün Adrian'ı tokatlamış, ardından öpücüklerinde kendinde kaybetmiş ve son olarak da onu odasından kovmuştu. Heaven bir Kont'u kendi malikanesinde, kendisine ait bir odadan kovmuştu!
Adrian'ın gözüne bir müddet görünmese iyi olacaktı. Korkusu Adrian ile ilgili değil, kendisiyle alakalıydı. Genç adamın sıcacık kollarının rahatlatıcı varlığına sığınmaktan ve dünü, bugünü, geleceği unutturan öpücüklerinden biraz daha tatmak için ona yalvarmaktan korkuyordu.
Gülüşü sonlanırken Heaven gözlerine yerleştirdiği rica yüklü bakışlarını arkadaşına dikti. Sesinin de gözlerindeki anlamı taşıdığına emin olarak, "Senden bir şey isteyebilir miyim?" diye sordu.
Sally, Heaven'ın bakışlarındaki yalvarışı görmese bile, teyzesini kaybettiğinden beri sahip olduğu tek arkadaşının bu isteğini geri çevirmezdi. Onu başıyla onayladı.
"Ne istersen…" dedi.
Arkadaşının kabulü üzerine rahatlayan Heaven minnettar olarak genç kıza hızla sarıldı ve aynı hızla geri çekildi. Servis arabasının çekme yerini arkadaşının elleri arasına tutuşturarak, "Benim yerime yukarıya servis yapabilir misin?" diye sordu.
Kafası karışan Sally anlamasa da kabul etti. Ama gözlerindeki sorular Heaven'ı korkutmamıştı.
"Benim diğerleriyle halletmem gereken ufak bir sorun var da," diyerek gerçeklerden kaçtı.
Sally arkadaşının dün olanlardan bahsettiğini anlayarak, anlayışla karşıladı. Servis arabasını mutfaktan dışarı sürerken bir eliyle Heaven'ın kolunu sıvazladı.
"Kendini çok fala üzmemeye bak," diye tavsiyede bulundu.
Heaven arkadaşının kendisi adına endişelendiğini gördüğünde, içinde sakladıklarının ezintisini hissetti. Arkadaşı uzaklaşırken bir süre kapıda arkasından baktı. Sonra mutfağa dönerek işlerini yapmaya devam etti.
Kısa bir süre sonra çalışanlar mutfağa birer birer doluşmaya başladılar. Heaven'ı gören herkes genç kıza günaydın derken, Heaven onlara sessizliğiyle cevap veriyordu. Genç kıza yaptıkları bütün kötülüklere rağmen, Heaven'ın bir saygısızlığıyla karşılaşmayan tüm hizmetçi ve uşaklar, karşılaştıkları muameleyle şaşırıp kalmışlardı. Birbirlerine göz atıp durumun ne olduğunu anlamaya çalıştıkça işin içinden çıkamayacaklarını fark ederek buna bir son vermeye karar verdiler. İçlerinden biri yine gözlerin girdiği bir savaşta vekil seçilirken, işine konsantre olan Heaven'a yaklaştı.
"Heaven?" diye seslenen yaşlı Sophie, kızın sert bir tavırla kendisine dönmesiyle olduğu yerde kaldı. Kadın Heaven'ın kolunu tutarak, "Sen iyi misin?" diye sordu.
Heaven titreyen dizlerinin kendisini yarı yolda bırakmamasını dileyerek, küçük bedenini tamamen Sophie'ye çevirdi. Hiçbir şey olmamış gibi gelip, bu soruyu sormaları Heaven'ı daha da çok kızdırıyordu. Kolundaki elden silkelenerek kurtuldu.
"Hayır, iyi değilim," dedi. "Peki neden iyi değilim, biliyor musunuz?" diye devam etti.
Yaşlı kadın beklemediği çıkışın ve davranışın ardından iyice afallayarak başını iki yana salladı. Kadının konuşmasını beklemeyen Heaven, devam etti.
"İyi değilim, çünkü kötülüğümün dokunmadığı insanlar tarafından hor görülüp, dışlanıyorum." Sözlerinin hedefini bulduğuna emin olduktan sonra alayla gülümsedi.
" İyi değilim, çünkü her ters davranışlarına sabırla yaklaştığım insanlar tarafından, kötülüğüyle nam salmış birinin yanına savunmasızca yollanabiliyorum. Söylesene Sophie, benden bu kadar nefret etmenizin sebebi nedir? Ben daha bu eve gelemden önce aranızda anlaşmış gibi, hepiniz bana karşı böylesiniz."
Sophie yaptıklarının bu kadar can yaktığını duyduğu için utandı. Diğerlerine çevirdiği bakışları hiçbiri ile kesişmeyince kaşlarını çattı. Hepsi sanki bunun tek suçlusu Sophie imiş gibi, onu bir başına bırakmıştı.
Heaven yaşlı kadının bakışlarının kaydığı yönü gördüğünde, karşısındaki çalışanlara baktı. Hepsi konuşmanın muhatabı yalnızca Sophie imiş gibi işlerine dalmış numarası yapmaktaydı. Bu iki yüzlü davranışa daha da kızan genç kız, "Bu söylediklerimi Sophie'ye söylemiyorum. Bizi dinlediğinizi biliyorum. Ve hepinizden mantıklı bir cevap bekliyorum," diye bağırdı.
Ellerindeki işleri bırakan çalışanlar, mahcubiyetlerini kaçırdıkları gözlerinde saklıyorlardı. İçlerinden herhangi birinin ağzını açıp da konuşmaya yüzü yoktu. Ama Heaven her birine beklentiyle göz gezdirdiğinde, Sophie yine kendisini konuşmaya mecbur hissetti.
"Senin gelişin Sandy'nin gidişine sebep olduğu için seni aramızda istemiyorduk," dedi açık yüreklilikle. Heaven Sandy'nin bir önceki aşçı olduğunu Sally ile olan konuşmalarından hatırlıyordu. Ancak onun gidişine sebep olduğu saçmalığı hakkında en ufak bir fikri yoktu. Tereddüt kokan sesiyle bunu dile getirmekten de çekinmedi.
"Sandy'nin gidişi derken ne demek istiyorsun?"
Sophie genç kızın her şeyden habersizmiş gibi çıkan sesine kızarak, daha kararlı bir şekilde konuşmaya başlamadan önce, burnunu havaya dikerek genç kıza kötü bakışlar atmayı ihmal etmedi. Kızdığı için kızaran yanakları tombul yüzünde iki elma şekeri gibi duruyordu. Heaven bu kadar kızgın olmasa, yaşlı kadının yanaklarını sıkmak isteyeceğini düşündü.
"Bilmiyormuş gibi davranma. Sen buraya gelebilesin diye, uzun zamandır aramızda olan bir arkadaşımız Londra'daki evlerden birine gönderildi. Sen olsan kendin için ne düşünürdün?"
Duyduklarıyla gerçek anlamda bir şok yaşarken, beyni olanları reddetmek istiyordu.
"Fakat… fakat, benim gerçekten hiçbir şeyden haberim yoktu," demeye çalıştı. Heaven'ın sesindeki ciddiyet ve yüzündeki ifade yalan söylemediğinin kanıtıydı. Diğerleri de Heaven kadar şaşkındı. Neye inanmaları gerektiğini bilmiyorlardı.
"Ama nasıl olur?" diye sordu oturduğu sandalyeden Dawson. Diğerleri de başlarını sallayarak ve tek kelimelik itiraz sözcükleriyle onay verdiler.
Heaven ona dönüp omuz silkti. Buraya yeni bir aşçıya ihtiyaç duyulduğu için gelmemiş miydi yani?
Bu sırada mutfaktan içeriye giren Sally'nin de yüzünde anlaşılmayan ifadeler yer alıyordu. Girer girmez Heaven'a kayan gözleri, söylenmeye hazır sözcüklerle parlıyordu. Aklında başka sorular döndüğü için ortamdaki gerginliği algılayamamıştı. Ama bu ortamdan bir an önce ayrılıp Adrian'a hesap sormak isteyen Heaven, arkadaşının da başka bir derdinin olduğunu çözebilmişti.
"Neler oluyor?" diye sordu.
Sally omuz silkti. Burada, herkesin içinde konuşmayacaktı. Karanlık çöktüğünde, herkes uykuya daldığında konuşabilirlerdi.
"Yok bir şey," diye mırıldanıp masaya geçti. Daha sonra bir konuşmanın ortasına düştüğünü fark ederek, "Neyi bölüyorum?" diye sordu.
Heaven da arkadaşı gibi omuz silktikten sonra, "Yok bir şey," dedi.
Herkes bir bir işinin başına dağılmadan önce, Heaven'ın yanına yaklaşarak özür diledi. Heaven her ne kadar bunların basit şeyler olmadığını söylemek istese de, yumuşak kalbi buna izin vermiyordu. Her özür dileyene buruk bir gülümsemeyle karşılık verip, omuz silkiyordu.
En sona kalan Sophie, bir anne sıcaklığıyla sardığı kızı bırakırken, "Sana bir şey yaptı mı?" diye sordu. Heaven'ın neyden bahsettiğini sormasına gerek yoktu. Kimi kast ettiğini anlamıştı. Başını salladı.
"Lord Westcliff tam zamanında oradaydı," diyerek, başına bir şey gelmesinin ucundan döndüğünü belirtti. Sophie bir süre bir şey söylemese de, sonradan başını sallayıp olayı burada kapattığını açıkça ortaya koydu ve işini yapmak üzere o da mutfaktan ayrıldı.
Sally sona kalmıştı. Ama oradan ayrılmak gibi bir niyeti varmış gibi de görünmüyordu. Haftalık yemek listesinden günün menüsüne bakan Heaven, malzemeleri aramaya koyulmuşken peşinden kilere giren Sally, sepetten bir elma kaptı. Kararlı adımlarla Heaven'ı takip etmeye devam etti.
Bu takip olayında pes eden Heaven olmuştu. Derin bir iç çekip, elindeki malzemeleri ortadaki tezgaha bırakırken, "Pekala, ne oldu?" diye sordu.
Sally neden bahsettiğini anlamamış gibi, "Ne demek istiyorsun?" dedi. Bakışları şüphe uyandırıyordu. Heaven çektiği bir tabureye çökerken, Sally'e çatılmış kaşlarıyla baktı.
"Ne demek istediğimi anladığına eminim. Bir şeyler söyleyecek gibisin ama söylemekte zorlandığın çok belli. Söyle de beni de, kendini de bu dertten kurtar!"
Sally de başka bir tabureyi Heaven'ın dibine sürükledi. Kendini tabureye bırakırken, bir eliyle de masaya tutunuyordu. Oturduktan bir süre sonra başını iki yana salladı. Ne söylemesi gerektiğini düşünüyor gibiydi. Sonunda karar vermiş olacak ki, "Bunu şimdi konuşmayacağız," dedi. "Aklıma takılan bir sürü şey var ancak akşam odana gelmem daha doğru olacak. Ya da bir değişiklik yapıp sen bana gelmeye ne dersin?"
Heaven arkadaşının haline gülüp başını salladı. Stres dolu bir hayatın içinde Sally gibi neşe saçan bir arkadaşa sahip olduğu için şanslıydı. O olmasaydı bu malikaneye bir dakika bile katlanamazdı.
"Beni kolay kolay rahat bırakmayacaksın, değil mi?"
Sally kocaman sırıtırken göz kırptı.
"Beni tanıyorsun," diye cevap verdi. "Şimdi bana neler olduğunu sen anlat."
Ve Heaven Sally'i ikiletmedi. Mutfakta olan biteni eksiksiz anlatıp, ondan bir yorum bekledi. Sally kaşlarını çatmıştı.
"Aslında benim de seninle konuşacaklarım bunlara yakın konulardı," dedi. Heaven bir şey söylemeyince devam etti.
"Kont Westcliff bana rahatsız olup olmadığını sordu. Senin iyi olduğunu söylediğimde de sinirlendi. Neden senin gelmediğini merak etti. Sana söylüyorum Heaven, bu adam daha önce böyle değildi. Bana dürüstçe onunla bir ilişkinin olmadığını söyleyebilir misin?"
Duyduğu soruyla sesinin kontrolünü yitiren Heaven, "Ne?" diye bağırdı. Sally telaşla Heaven'ın ağzını kapatırken, "Sessiz ol, biri bizi duyabilir!" diye uyardı.
Arkadaşının elini ağzından ittiren Heaven kaşlarını ortada birleşene kadar çattı.
"Tanrım, Sally!" diye inledi. "Bunu da nereden çıkardın?"
Sally omuz sikti.
"Seni neden yargıladıklarını sanıyorsun?"
Bu sefer omuz silken Heaven olmuştu. Sally arkadaşının bu kadar saf olmasına deli olarak derin bir iç çekti.
"Senin Kontla o anlamda bir ilişkin olduğunu ve rahat bir ilişki yaşayabilmeniz için buraya getirildiğini düşünüyorlar."
Duyduklarıyla bir anda ne söyleyeceğini bilemeyen Heaven, "A-ama, ama…" diyip sustu. "Eğer Kont'un metresi olsaydım, yukarıdaki odalardan birinde kalır, tüm çalışanların hizmetlerinden sonuna kadar yararlanırdım. Yapılan hiçbir şeyden mutlu olmaz, sorun yaratmak için yer arardım. Bir metresin yaptıkları bunlar değil mi Sally? Benim yaptığım gibi sabahtan akşama kadar mutfakta mı çalışır bir metres?"
Sally arkadaşının sözlerindeki haklılık payıyla susar kalırken, Heaven oturduğu yerden ayaklanıp belindeki önlüğü çekti. Sally onun ne yaptığını merak etmişti.
"Nereye gidiyorsun?"
Öfkeyle kararmış gözlerini Sally'e diken Heaven, kararlılıkla başını kaldırdı.
"Kendini bilmez bir Kont bozuntusuna hesabını bildirmeye!" cevabıyla birlikte mutfaktan ayrıldı. Bir Kont'a baş kaldırmaya cesaret eden tarihin en büyük aptalı olarak yerini almak için çok çabalamasına gerek kalmayacaktı.