Arabanın arka koltuğunda, kelepçeli ellerimle camdan süzülen son görüntüye bakarken gözlerim doldu. Evimiz, annemin silueti, babamın dik duruşu... “Bir daha görebilecek miyim?” diye geçirdim içimden. Araba hareket ederken El-Mansur'un soğuk dokunuşuyla irkildim: "Ellerini uzat." Çaresizce uzattığım bileklerime kelepçe takıldı. Siyah bir kumaş gözlerimi kör etti. "Nereye götürüyorsunuz beni?" diye sordum, sesimdeki titremeyi bastırmaya çalışarak. "El-Hadid'e." Cevap kısa ve kesindi. "Aradığınız her neyse, bende değil!" "Ona biz karar veririz." Tam o an... Ani bir fren. Alnım ön koltuğa çarptı. Kulaklarımda çınlama, ağzımda kan tadı. "Kimse kıpırdamasın!" diyen yabancı sesler birbirine karıştı. El-Mansur'un tehditkâr sesi yükseldi: "Kime bulaştığınızı bilmiyorsunuz. Bunu yanın

