7. Bölüm

1722 Words
806. Gün: Yeni Çocuk -Geçmiş- Okul balosundan sonra kalbimin yerinde değildi sanki şu birkaç gündür. Sevdiğim bir şarkıda sevdiğimle dans etmiştim ama... İçimde büyük bir huzursuzluk vardı. Sanki Asel'e ihanet etmişim gibi kötü hissediyordum kendimi. Keşke bu sevgi işleri bu kadar karmaşık olmasaydı. Telefonuma gelen bildirimle derin düşüncelerimden çıkıp yataktan doğruldum ve telefonuma uzanıp tekrar yattım. Mesaj tabii ki Bora'dandı. Bora: Beş dakikaya kapındayım. Hazır ol. "Bu kadar erken haber verdiğin için sağ ol kıvırcık oğlan." Kendi kendime söylenip yataktan doğruldum ve dolabıma bakmaya başladım. Ergenliğin verdiği hislerle kendimi tam anlamıyla anlayamıyordum. Hislerim, sevdiğim şeyler hemen değişiyordu. Dün pembe giyinmek isterken bugün simsiyah giyinmek istiyordum. Bazen saçımı normal bırakmak bazen de kimsenin yapmadığı gibi çılgın topuzlar yapmak istiyordum. Kendimi bulmaya çalışıyordum sanırım. Acaba hangi kız ben olacaktım? Bunu yıllar gösterecekti. Bugün siyah kot pantolonomu ve siyah tişörtümü üzerime geçirdim. Kahverengi saçlarımı at kuyruğu yapıp aynada kendime baktım. Yüzümü kaplayan çillerimi inceledim öylece birkaç dakika boyunca. Bazen çok çirkin geldikleri için kapatıyordum ama bugün güzel gelmişlerdi gözüme. Makyaj yapmak istemediğim için aynadan uzaklaştım ve küçük sırt çantamı alıp odamdan çıktım. Babam işte olduğu için hemen evden çıkıp merdivenlere yöneldim. Merdivenlerin ortasında Bora ile karşılaşınca istemsizce gülümsedim. "Kapıma kadar geliyorsun bakıyorum." Bora gülerek bir merdiven yukarı çıktı ve boylarımızı eşitledi. Eşek çok uzamıştı bu iki buçuk senede. "Yolda kapmasınlar seni diye tabii ki." Bora kolunu omzuma attığında istemsizce birkaç merdiven inmeye başlamıştım. O da benimle beraber iniyordu. "Herkes de Buket gelsin de kapalım onu diye bekliyordu zaten." Diye söylendim bir kaç adım sonra. Bora'nın güldüğünü hissediyordum ama kafamı çevirip bakmadım, bakamadım. Bakarsam kalbim hızlanırdı. "Kızım dünyanın çivisi çıkmış. Saf olma kaparlar seni cidden. Neyse ki Bora abin var." Kaşlarım istemsizce kalktı ve bakışlarım Bora'nın keskin yüzüne döndü. Abi ne ya? Şakası bile kötü şu an. "Senden bir ay büyüğüm ben." Diye söylendim kolundan kurtulup apartmanın demir kapısını açarken. "Teknik olarak büyüksün ama beden olarak ben seni geçtim küçük kız. Yani artık abimsin." "Bunu kabul etmiyorum. Boş boş konuşma Bora ya. Hadi gidelim." Bora peşimden gelirken gülüyordu ama ben hiç eğlenmiyordum şu an. Abi diyor ya. Şaka gibi cidden. Sevdiğim çocuk bana abi muamelesi yapıyor of. Bir süre sessizce yürüdük sokaklarda. Bora'yla her zaman gittiğimiz bir kafeye gidecektik yine. Daha doğrusu Asel, Bora ve ben gidecektik. Normalde yine kaçacaktım ama Bora şebeklik yapıp ikna etmişti, ben de onu kıramayıp gelmiştim işte. "Asel nerede?" Diye sordum yolu yarıladığımızda. Bora elleri cebinde saçma salak bir şarkı mırıldanarak yürüyordu ama sorumla beraber şarkı söylemeyi kesip kahverengi gözlerini bana çevirmişti. "Aa sana söylemeyi unuttum ben. Kuzeniyle beraber gelecekti Asel. Sorun olmaz di mi sana?" "Yok sorun olmaz. Hatta daha iyi olur. Sizin aranıza giren tek kişi ben olmam." Güldüm ama doğruydu dediklerim. Kendimi kara çalı gibi hissediyordum bazen. Hatta neredeyse her zaman öyle hissediyordum da neyse. "Aramıza falan girmiyorsun Buket. Asel de seni çok seviyor ve gelmeyince sen özelikle keşke gelseydi diyor. Yani hiç endişelenme." Gülümseyip konuyu kapattım. Zaten kafenin önüne gelmiştik. Asel kafenin önünde yanındaki sarışın çocukla konuşuyordu. Asel'le kuzen oldukları anlaşılacak kadar belirgindi. İkisi de sarı, güzel saçlara sahipti. Yüz hatları gerçekten birbirine benziyordu. Asel, bizi fark ettiğinde gülümseyerek yanındaki çocuğu dürttü ve Bora'ya ilerleyip sarıldı. Onlardan birkaç adım geride durup sarılmalarını izledim birkaç saniye boyunca. Sonra dayanamayıp başka yere çevirdim bakışlarımı. Çocuğun yüzüne mesela. O da benim gibi bir adım uzakta, kuzenini izliyordu. Gözlerinin maviliğini birkaç adım ilerisinden görebiliyordum. Onu incelediğimi fark etmiş olacak ki bakışlarını bana çevirdi ve gülümsedi. Ne tepki vereceğimi şaşırdığım için minik bir gülümsemeyle beraber bakışlarımı ondan çektim ve Asel'e çevirdim tekrardan. Bora'dan ayrılmış bana doğru geliyordu. Gülümsememi genişleterek kollarımı araladım ve bana sarılmasına izin verdim. "Nasılsın Buket?" Kulağıma doğru konuştuğunda kollarımı sardım iyice. "İyiyim. Sen nasılsın asıl?" Kollarımızı ayırdık ve birbirimizin yüzüne bakıp gülümsedik. Kötü biri değildi, şeker bir kızdı ve Bora'yı mutlu ediyordu ama azıcık da olsa kıskanıyordum onu sanırım. "Her zamanki gibi iyiyim." Gülümsedi ve arkasını çevirdi ama kuzeni çoktan yanımıza gelip gülümsemişti. "Asel'in beni tanıştıracağı yok anlaşılan. Ben Çağatay." Çağatay, elini bana uzattığında gülümsedim ve elini tutup hafifçe salladım. "Ben de Buket." Çağatay gülümseyip bakışlarını iyice yüzüme odakladı. Sanki bütün ilgisini benim üzerime vermiş gibi bakıyordu ya da ben kafayı yiyordum. Büyük ihtimal ikinci seçenek doğru olandı. "Güzel isimmiş Buket." Dişlerini gösterek gülümsediğinde elimin hala onun elinin arasında olduğunu fark edip bakışlarımı ellerimize çevirdim. "Ben de Bora." Çağatay, bakışlarını benden aldı ve elimi de böyle kurtarmış oldum. Çağatay ve Bora birbiriyle erkekçe tokalaşmayı yaptıklarında kafeye girmek için ilerlemeye başlamışlardı. Biz de Asel'le birkaç adım gerilerinden gidiyorduk. "Çağatay sanki bir duraksadı seni görünce. Tabii ben de duraksarım senin gibi güzel kızı görünce." Asel gülüp koluma girdiğinde gözlerimi devirdim. "Şakanın sıradı değil Asel. Alt tarafı bir tokalaşma." "Kuzenimi tanıyorum Buket hanım. Kesin akşama senin numaranı isteyecek. Ben de vermemek için kıvranacağım. Tabii sen de istersen konu değişebilir." Asel kıkır kıkır gülerken çocukların oturdukları masaya yavaş yavaş ilerliyorduk. "Kuzenin yakışıklı bir çocuk olabilir ama şu an biriyle sevgili olacak kafada hissetmiyorum kendimi. Hem her şeyi abartıyor olabilirsin Asel." "Neyi abartıyormuş benim kuzenim?" Çağatay merakla sorduğunda Asel gülümseyerek Bora'nın yanına oturdu. Ben de mecburen Çağatay'ın yanına oturmak zorunda kaldım. "Hiç, önemli bir şey değildi." Diye ağzıma geveleyip masada duran menüyü açtım ve kimseyle muhattap olmamak için menüyü dikkatlice incelemeye başladım. Aslında alacağım şey belliydi ama kendimi bu ortamdan kaçmak isterken bulmuştum bir anda. Belki de karşımda gülüşen Bora ve Asel yüzündendi. Aslında bu hallerine alışıktım, neden takıyordum ki bu kadar? Burada çalışan ve artık bizi epey tanıyan kız masaya doğru ilerlediğinde istemsizcr menüyi kapatıp bizimkilere döndüm. "Ne içeceksiniz?" Genelde siparişlerimizi Bora söylediği için o sormuştu. "Çilekli milkshake." Dedik Çağatay'la aynı anda. Bakışlarım yanımdaki sarışın çocuğa döndü istemsizce. "Cidden çilekli milkshake mi seviyorsun?" Dedi heyecanla. "Evet. Herkes sever zaten." Dedim sıradan bir şey söylermiş gibi. Çevremdeki herkes seviyordu yani bu kadar şaşırılacak bir şey değildi. "Benim çevremdeki kimse sevmiyor. Ondan garipsedim." Dedi yüzündeki gülümseme büyürken. Bakışlarım yüzünde gezinirken sanki gamze görmüş gibi oldum ama çok incelemeden tekrar önüme döndüm. Bora siparişleri söylediğinde masaya döndü. "Ee anlat bakalım Çağatay. Biraz seni tanıyalım." Çağatay yerinde kıpırdanıp saçlarını düzeltti ve konuşmaya başladı. "Ben Çağatay. Asel'in kuzeniyim ve liseye geçtim. Yani inşallah geçmişimdir. İki gün sonra doğum günüm." Hakkında hiçbir şey öğrenemesek de dikkatimi doğum günü çekmişti. "Yani ikizler burcusun?" Dedim sorarcasına. Burçlara karşı olan ilgimi yüzümden anlayabilirdi. Mavi gözlerini Bora'dan ayırıp bana çevirdi ve bu sorudan bıkmış bir şekilde cevapladı. "Evet ikizlerim ama özelliklerini taşımıyorum cidden. Kararsız değilim, bir şeyi istersem benim olana kadar savaşırım." "Sakin ol koçum." Bora seslendiğinde Çağatay, Bora'ya bakıp gülümsedi ve nefes alıp tekrar bana döndü. "Yani ben burcumu kabul etmiyorum." Kollarımı göğsümde bağlayıp başımı hafifçe sağa yatırdım. "Bora da aslan burcu olduğunu kabul etmiyordu başlarda ama dibine kadar aslan burcu. İkizler kararsız olabilir ama diğer bir çok özelliği sana uyabilir. Çok takma kafana." İçeceklerimiz gelirken bakışlarım Bora'ya döndü. Çağatay'ı incelerken yakaladığım için merakla Bora'yı izlemeye dalmıştım. "Senin burcun ne?" Çağatay'ın sorusunu duymamıştım Bora boğazını temizleyene kadar. Utanıp gözlerimi kaçırdım ve Çağatay'a baktım. Rezil olmuştum yine. "Pardon gözüm dalmış. Sence hangi burcum?" "Ben biliyorum ama sana söyleyemem kuzen." Asel atladığında gülümseyerek susmasını işaret ettim. Çağatay'la birbirimize döndük. "Gözlerine odaklandım ve hep sulu olduğunu fark ettim. Bu da seni duygusal ve epey kırılgan yapıyor. Burçlardan çok anlamam ama ya balık ya da yengeç burcu olduğunu düşünüyorum şu an. Hatta biraz daha zorlamama izin verir misin?" "Verdim gitti." Diye mırıldandım. Burç konusu en sevdiğim konuydu resmen. Birinin beni inceleyip burcumu tahmin etmesi de çok hoşuma gidiyordu. "Bakışların hep arkadaşın Bora'da. Arkadaş değil de farklı bakıyorsun sanki." Bir anda yüzümde oluşan o gülümseme silindi ve kendimi sakinleştirmek için zorladım. İkizler burcu patavatsızlığı işte diye kendimi sakinleştirmeye çalışsam da bütün vücudumda tek bir şey geziyordu sanki; sinir. Bora'nın boğazını temizlediğini duysam da ona bakmadım. Bakarsam yüzümden bir şeyler anlaması çok normaldi. Çağatay'ın açıklamasını bitirip itiraz etmeyi bekliyordum. "Sanki o senin çocuğunmuş da sen onu koruyan bir anneymişsin gibi. Bildiğim kadarıyla yengeçler anaç olur. Sen yengeç burcusun." Dedi gülümseyerek ama benim aklımda sadece bir cümle geçiyordu. Çok korkmuştum başka birinin Bora'yı sevdiğimi dile getirmesinden ama neyse ki korktuğum olmamıştı. Olmaması, ortamın gerilmediğini göstermezdi. Bakışlarımı Çağatay'dan aldığımda Asel'in kaşları kalkık bana baktığını görüp tekrar Çağatay'a bakmak zorunda kalmıştım. "Yengeç burcu olduğum konusunda haklısın ama anaçlık konusunda değil. Anaç nasıl olunur bilmiyorum ben. Bora da ilk gerçek arkadaşım olduğu için fazla yakın davranıyorum ama dışarıdan farklı anlaşılmasını istemem. Biz... sadece arkadaşız. Bu kadar." Bora'ya yumruğumu uzattığımda Bora hafifçe vurdu ama yüzündeki o ifade geçmemişti. İşte bu beni korkutuyordu. Ben de onu sevdiğimi söylemeyi biliyordum. Sadece iki kelimeydi zaten. 'Seni seviyorum' ve her şey biterdi. Bora'nın beni sevmediğini ve sevmeyeceğini gözlerinden anlayabiliyordum. O iki kelimeyle aramızdaki bu arkadaşlığı da kopartıp atamazdım, yapamazdım. Dayanabildiğim kadar dayanacak, Bora'ya söylemeyecektim. Her sevgilisinden ayrıldığında yanında yine ben olacaktım ama sadece arkadaş olarak. Ortamın gerginliği yavaş yavaş geçti ve birkaç saat boyunca saçma konular hakkında konuştuk. Ayrılma vakti geldiğinde Çağatay'la birkaç adım geriden yürüyorduk ama konuşmuyorduk. "Burç konusunda dediğim şey için üzgünüm." "Sorun değil. Bir daha görüşürsek bu kadar bilmiş konuşmazsın olur." Bakışlarım mavi gözlerine kaydı. Gerçekten mahçup görünüyordu. Pot kırdığını anlamış olabilirdi. Umarım anlamamıştır yoksa işler iyice karışır. "Hatamı telafi etmek istiyorum Buket. Doğum günümde birkaç arkadaşımla buluşacağız. Sen de gelmek ister misin?" "Hiç gerek yok Çağatay. Sana kırgın ya da kızgın değilim. Şimdiden mutlu yıllar." Ondan uzaklaşacağım sıra bana seslendi. Adımlarımı durdurdum ve merakla yüzüne baktım. "Gelmeni çok isterim. Lütfen gel." Dik duran omuzlarımı indirdim ve gülümsemeye çalıştım. "Eğer işim olmazsa gelirim. Söz vermiyorum." Çağatay gülümsedi ve telefonunu çıkartıp bana uzattı. Tek kaşımı kaldırmaya çalışarak ona baktım. Parıldayan mavi gözlerini bana dikti ve elini saçlarına daldırıp gülümsedi. "İşin olmasın diye sana arada hatırlatırım doğum günümü diye şey etmiştim. Çok mu şey ettim?" Gülerek başımı iki yana salladım ve telefonunu elime alıp numaramı yazdım. Ardından ona verip tekrar hatırlattım. "Söz vermiyorum bak. Yeniden doğum günün kutlu olsun." Beni tekrar durdurmasın diye hızla ilerlerken arkamdan seslendi yeniden ama durmadım. Sadece sesini dinledim. "Doğum günümde görüşürüz çiçek!" Derin bir nefes alıp köşeden döndüm. Bora ve Asel çoktan gitmişlerdi. Aklım Bora'da takılı kalırken kalbimin solunda hafif bir sızı hissettim. İşte yine başlıyoruz. Bora, Çağatay çıkarım yaparken gerçekten çok gerilmişti. Eğer onu sevdiğimi öğrenirse benimle bir daha konuşmayacağına adım kadar emindim ve bu beni üzüyordu. En çok üzen şeyse arkadaşımın sevgilisi varken hep onu düşünmemdi. Bu... bu çok kötüydü ama nasıl durduracağımı bilmiyordum. Kalbim tek Bora'yı istiyordu ama Bora birisiyle mutluydu. "Ne yapacağım ben?" Diye mırıldandım kendi kendime. Of Buket, kim bilir kaç ay daha bununla uğraşacaksın.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD