8. Bölüm

1392 Words
808. Gün: Doğum Günü -Geçmiş- Gitmeyecektim. Gitmem için hiçbir neden yoktu yani sonuçta. Alt tarafı iki gün önce tanıştığım birinin doğum günüydü yani. Tamam, kendimi kandırmakta pek iyi değildim. Belki giderim diye iki gündür aralıksız resmini çizmeye çalışıyordum. "Of Buket saçmalıyorsun cidden." Kendi kendime söylenip resmin son dokunuşlarını yaptım ve telefonuma baktım. Çağatay'dan birkaç mesaj vardı. Beklediğim kişiden hiçbir bildirim olmadığı için birazcık üzülsem de sandalyeden doğrulup derin nefes aldım. "Bora'yla hiçbir şansın olmadığını biliyorsun Buket. Böyle yapmaya devam edersem kendimden kesinlikle uzaklaştıracağım Bora'yı. Ve ben onunla arkadaş kalmak istiyorum." Kendi kendimle konuşmayı bırakıp tekrar telefona baktım. Çağatay'ın mesajlarını açtım hızla. Çağatay Çakır: Sana konumu atmıştım ama kayboldun sanırım? (11:35) Çağatay Çakır: İstersen olduğun yeri konum at, seni alayım? (11:38) Çağatay Çakır: Tamam, kendimi kandırmayı bırakıyorum (11:45) Çağatay Çakır: Gelmeyeceğini söylemiştin ama geleceğine kendimi inandırmıştım (11:45) Çağatay Çakır: Rahatsız ettiğim için üzgünüm (11:45) Siz: Hala konumdaki yerde misin? (12:08) Çağatay Çakır: Evet :) (12:08) Telefonu kapatıp saçlarımı taradım ve resimimi elime alıp hızla evden ayrıldım. Büyük bir şehirde yaşamadığımız için kaybolma gibi bir şansım yoktu zaten. Düz giderek her yere varabilecek bir şehirde yaşamanın avantajını her saniye yaşıyordum. Sahilin biraz ilerisindeki bir kafenin önünde durduğumda gülümsedim ve resimimi göğsüme bastırıp derin nefes aldım. Burada olmalıydı. Yeni ortamlara girince, hele ki içlerinde yakın bir arkadaşım olmayınca, çok geriliyordum. Çağatay'ı azıcık tanıyordum ve şu an onun doğum günündeydim. Ne güzel. Kafenin içine girdim ve bakışlarımı kafenin içinde gezdirdim. Neredeyse kimse yoktu kafede. Çağatay'ı bulmam zor olmadı bu yüzden. Kaşlarım çatıldı onu gördüğümde. Kafasında kral tacı vardı ve etrafında saçma doğum günü süsleri vardı ama yalnızdı. Daha fazla dikilmeyi kesip yanına ilerledim ve elimdeki resimi masaya bırakıp başında dikildim. Ayağımla ayağına dokunduğumda mavi gözlerini bana çevirmişti. "Gerçekten geldin." Dedi hafif şaşkın bir sesle. "Mesajda geleceğimi belirtmiştim zaten." Dedim ne yapmam gerektiğini tam olarak bilemeyerek. Ellerimi arkamda birleştirip hafifçe salladım. Bu sırada Çağatay kalkıp kollarını hafifçe aralamıştı. Normalde samimi olmadığım insanlarla sarılmazdım ama Çağatay epey üzgün görünüyordu bu yüzden ellerimi arkamdan çekip kollarımı beline getirdim ve sarıldım. O da beni kendisine çekip sarıldığında sadece bir şey düşünüyordum. Neden yalnızdı? Birkaç saniyelik kısa sarılmamızdan sonra karşısındaki sandalyeye oturdum ve merakla baktım. "Sanırım çok geç kaldım. Herkes gitmiş." Çağatay, kafasındaki kral tacını çıkarıp oturduğu koltuğa bıraktı ve başını iki yana salladı. "Kimse gelmedi. Seni de gelmen için zorladım, üzgün-" "Hayır, zorlamadın. Sadece hediyeni bitirmeye çalışıyordum." Masaya bıraktığım resimi ona doğru uzattığımda yüzünde minik bir gülümseme oluşmuştu. "Hiç gerek yoktu." Resmi kendisine çevirdiğinde gülümsemesi daha da genişledi. İlk defa birisine resmimi gösterdiğim için gergince onu izliyordum. Tepkisine bakılırsa gerçekten beğenmiş gibi duruyordu. "Bu... gerçekten çok güzel olmuş. Nasıl iki günde bitirdin?" Derin bir nefes alarak arkama yaslandım ve şakaya vurarak konuştum. "Bitirmek için uykumdan kıstım ama beğendiysen hiç sorun değil." Çağatay gülümseyerek çizdiğim portresini inceledi. Yanağında minicik bir gamze gördüğümde bakışlarımı başka yöne çevirdim. "Bugün benim için gerçekten kötü geçiyordu ama sen gelince en iyi doğum günüm oldu. Çok teşekkürler." "Arkadaşların seni ekti mi? Benim doğum günümde sadece Bora oluyor yani seni anlayabilirim." Çağatay bakışlarını kaçırdı ve dirseklerini masaya yaslayıp yanaklarını da iki eline yasladı. Buradan bakınca minik bir çocuğa benziyordu. Sanırım giderek şirinleşiyordu gözümde. "Gerçekten arkadaşlarım olmadığını fark ettim. Okul bittiğinde arkadaşlığımızın kalmayacağını biliyordum ama en azından doğum günü mesajı atabilirlerdi." Yanakları hemen kızarırken oturduğum yerden kalkıp yanına ilerledim ve koltuktaki kral tacını başına yerleştirip yanına oturdum. "Hadi doğum günü çocuğu, üzülmenin hiç sırası değil. Tamam, birbirimizi hiç tanımıyor olabiliriz ama ben seni eğlendiririm. Kalk bakalım." Ayağa kalktığımda Çağatay resmini eline aldı ve birlikte kafeden ayrıldık. Aslına bakılırsa onu nasıl eğlendireceğimi bilmiyordum ama üzgün birini görünce istemsizce yapıyordum bunu. Adımlarımız sahile doğru ilerlerken aklıma bir fikir geldi ve Çağatay'a döndüm. Hafif esen rüzgar saçlarımı önüme getirdi. Elimle saçlarımı uzaklaştırırken bakışlarım Çağatay'daydı. "Sahile son varan suya atlasın!" Çağatay'ın omzuna hafifçe vurup şaşkın bakışlarına aldırmadan koşmaya başladım. Yazın en sevdiğim şey çiçekli elbiseler giyip denize atlamaktı. Babam eve ıslak dönmeme alışık olsa da bundan pek hoşnut değildi ama yapacak bir şey yoktu. Suyu seviyordum. Bakışlarımı arkaya çevirdiğimde Çağatay'ın neredeyse bana yetiştiğini fark edip istemsizce çığlık attım. Kazanmama çok az kalmıştı, bunu başarabilirdim. Bora'yla hep iddiaya girerdik ve o benden hızlı koşmasına rağmen hep benim bir adım gerimde kalırdı. Nedenini sorduğumda 'düşersen tutabilmek için' demişti ve ben tekrar aşık olmuştum ona. Aklıma bir anda Bora gelince istemsizce yavaşladım. Çantamı kenara bırakırken Çağatay cebindeki telefonu ve cüzdanını çantamın üzerine bıraktı. Denizin birkaç metre uzağındaydık. Etrafta kimse yoktu. Umarım telefonlarımız çalınmazdı. Çağatay elime uzandığında itiraz etmedim. Birlikte birkaç metre ilerimizdeki denize ilerlerken son anda onu durdurdum. "Ayakkabıları çıkaralım." Çağatay rüzgardan ve koşmaktan dağılmış saçını düzeltti ve derin nefesler alarak başını salladı. Birkaç saniye içinde ayakkabılarımızı da çıkartıp denize ilerlemiştik. "İkimiz de kaybettik." Dedi Çağatay kollarımdan tutarak. "Ya da ikimiz de kazandık." Dedim iddialı bir şekilde. "Bunu zaman gösterecek, çicek." Bir anda beni kendisine çektiğinde ikimiz de suyun altına gömülmüştük. Onun kollarından kurtulup su yüzeyine çıktım ve yüzüme yapışan saçlarımı geri ittirip etrafıma bakındım. "Çağa-" Tam seslenirken bir anda dibinden çıktığında derin nefes alıp yüzüne baktım. Sarı saçları yüzüne yapışmıştı. Üzerindeki beyaz tişörtü de çoktan bedenine yapışmıştı. "Korktun mu?" "Boğulursan seni kurtarmam imkansıza yakın. Yani tabii ki korktum." Çağatay güldü ve başını hafifçe yana eğdi. "Ben yüzme kursuna gidiyorum. Korkmana gerek yok. Ama ben de korktum." "Neden?" "Gelmezsin diye." Ne cevap vereceğimi bilemediğim için suya dalarken Çağatay da daldı ve ellerini bana uzattı. Gözümü kapattım ve ben de ellerimi ona uzattım. Çağatay ellerimizi birleştirdiğinde nefesim neredeyse tükenmişti bu yüzden su yüzüne çıktım. Çağatay da birkaç saniye sonra su yüzüne çıktı. Ellerimiz hala suyun altında beraberdi. Çekmedim, o da çekmedi. "İki gün önce seninle ilk göz göze geldiğimizde iyi anlaşacağımızı hissetmiştim. Belki Bora gibi bir akradaş olamam ama seninle arkadaş olmak isterim." Bir elini elimden ayırıp yüzüme yapışan saçlarımı kulağımın arkasına ittirdi. Ben de boşta kalan elimi suyun altından çıkartıp yüzüne yapışmış olan sarı saçlarını karıştırdım ve gülümsedim. "Bugün samimi davrandım ama hep öyle değilimdir, bana ne kadar katlanacaksın bakalım?" Çağatay güldü. "Büyük konuşmak istemem bu yüzden bilmiyorum. Ama sen... bilmiyorum farklısın. Yani diğer arkadaşlarımdan." Konuşmanın yönü kaydığı için elimi Çağatay'dan çektim ve sudan çıktım. "Diğerlerinden hiçbir farkım yok." Çağatay da peşimden geldi. "Tabii ki var. Sen beni tanımadan doğum günüme geldin ama onlar yıllardır arkadaşımken gelmedi." Çağatay'a döndüm ve gülümsedim. "Gerçekten arkadaş olalım o zaman." "Ya sonradan arkadaştan fazlası olmak falan istersem?" Sorusu boğazıma takılınca hafifçe öksürdüm. "Bence istemezsin. Eğer öyle bir şey olursa da o zaman düşünürüz." Ayakkabılarımın yanına ilerlerledim ve ayaklarımın ıslak olmasını umursamadan ayakkabılarımı giydim. En başından Bora ile arkadaş olurken de böyle konuşsaydık keşke. Belki o zaman ona farklı gözle bakmak aklıma gelmezdi ve her saniye aklıma girmezdi. Çağatay'a döndüm düşüncelerimi kesip. "Umarım bugün eğlenmişsindir. Ben gerçekten eğlendim çünkü." "Hayatımdaki en iyi doğum günümdü, Buket. Çok teşekkürler." Yerdeki çantamı aldım ve Çağatay'a telefonunu uzatıp gülümsedim. "İyi ki doğdun sarışın." İlerlemeye başladığımda istemsizce gülümsemiştim. Arkamdan Çağatay seslendiğinde duraksayıp ona baktım. "Bir gün yeniden görüşelim çiçek." "Söz veremem." Dedim gülerek ve önüme dönüp cevap vermesine izin vermeden hızla ilerledim. Neden bana çiçek diyordu acaba? İleride sorardım elbet. Islak halde yolda yürürken bana bakan kişiler bir daha dönüp bakıyordu ama umurumda değildi çünkü bu şekilde suya girmeyi seviyordum. Tamam, pek iyi bir görüntü olmasa da ben böyle mutlu oluyordum işte. Bizim apartmanın birkaç metre ilerisinde ilerlerken demir parmaklıklarda duran Bora'yı fark edip duraksadım. Onsuz denize girdiğimi şimdi fark edecek ve büyük trip yiyecektim. Telefona baktığı için beni fark etmedi ama ben elimi telefonunun önüne görürdüm ve salladım. Bakışları bana döndü ve kahve gözlerine odaklandım. Şimdiye kadar ara sıra aklıma gelip kalbimi yoklamıştı bütün gün ama onu görünce kalbim tekrar yaşadığımı hissettirircesine atmıştı. İşte bundan nefret ediyordum. Bora'sız da yaşıyordum ama onu görünce yaşadığımı hissetmem berbattı. "Saatlerdir seni arıyorum ama açmıyorsun." Bakışları üzerimde gezindi ve kaşları kalktı. "Ben de tam seninle sahile inip iddiaya girelim diyecektim ama sanırım Bartu ile çoktan yaptın bunu." Kollarını göğsünde birleştirdiğinde ıslak saçlarımı sallayıp onu da ıslatmaya çalıştım. "Yo Bartu ile gitmedim." Bora'nın kaşları çatılırken ona sarılıp ıslatmaya çalıştım ama beni durdurup hafif kızgın sesiyle konuştu. "Kiminle gittin o zaman? Tek başına gitmeyi sevmezsin sen." "Im... anlatacağım ama önce içeri geçip giyinmem gerek yoksa hasta olurum. Hadi gel." Bora, normalde kolunu omzuma atardı ama tripli olduğu için benden birkaç adım uzakta ilerledi. Ondan başka birileriyle bir şey yapmama kızıyordu ama onun sevgilisi varken ben kızamıyordum. Ne adil ama. Tabii o bana aşık değildi. Ben ona aşık olduğum için bu yanlış oluyordu. Belki... onu kalbimden silebilirdim? Çok zor olamazdı herhalde.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD