Uyandığımda gözlerim saate ilişmişti. 12:46. Derin bir nefes alıp yataktan doğruldum. Dün akşam o herifi son görüşüm olmuştu. Sabah uyandığımda evde çıt bile çıkmıyordu. Bende tekrar uyumuştum. Şimdi ise artık uyku falan istemiyordum. Hayattan bezmiş bir şekilde üzerimdeki pikeyi ayaklarımla ittirdim. Lavaboda elimi yüzümü yıkayıp aynanın karşısına geçtim. Yüzüm çökmüştü.
Umursamadan gardırobun kapaklarını açıp beyaz bir pantolon ve askılı siyah bir bluz giydim. Saçlarımı dağınık bir topuz yaparak kapıya yöneldim. Kilitli değildi. Bu sevinmeme ve şaşırmama neden olmuştu. Bu odanın dışına çıkmamam gerektiğini söylemişti ve kapıyı da kilitlememişti. Nasıl bir salaktı bu böyle?
Sağ taraftaki merdivenlerden inip salona bir göz attım. Kimse yoktu. Eğer o adam evde değilse tekrar kaçabilirdim. Ama bu sefer yakalanmadan şehre inmem gerekiyordu. Yani toprak yolda Eymen'in arabayı yönlendirdiği tarafa gitmeliydim. Diğer yolun orman olduğunu dün çok iyi anlamıştım ne de olsa.
"Bende seni bekliyordum."
"Hih!"
Arkamdan gelen sesle irkilip arkama döndüm. Eymen denen adam altında siyah bir eşofmanla karşımda dikiliyordu ve saçları da dağınıktı. Asıl sorun ise üstünün çıplak olmasıydı.
Adamı kesmen bittiyse diyorum hani.
Yutkunup bakışlarımı gözlerine çıkardım. Yeşil gözleri keskin bir şekilde bana bakıyordu.
"Odanın kapısını kilitlememişsin?"
Soru sorar gibi çıkmıştı sesim. Bana doğru bir adım atıp tepeden bakmaya başladı. Gözlerine bakmak yerine çenesine bakıyordum.
"Sana kıyabilmek ne mümkün?" diye fısıldadı. "O an endişe ve korkudan ne yaptığımı bilmiyordum. Sen benim sevgime inanmıyorsun, Sara."
Kafamı kaldırıp gözlerine baktım. Yoğun bir şekilde bana bakıyordu. "Beni serbest bırak." dedim. "Belki o zaman inanırım."
Kafasını iki yana salladı. "İnandıracağım." dedi. "Ama bırakmam."
Yanımdan geçip gittiğinde dişlerimi sıkıp gözlerimi kapattım. "Adi!" diye fısıldayıp ayağımı sertçe yere vurdum.
"Hadi gel, sana ben kahvaltı hazırlayacağım!"
Mutfaktan bana seslendiğinde gözlerimi açıp derin bir nefes aldım. Açlık grevine mi girsem?
O an midemden gelen sesle bunu es geçip başka fikirler düşündüm. Kendimi keseyim daha iyi ya! Başka türlü nasıl kurtulacağım ben bu heriften?!
Sinirle mutfağa girip sandalyeye oturdum. Bana kısa bir bakış atıp dolaptan tava çıkardı. Göz devirerek ellerimi çeneme koydum. Bir de ona yardım etmeyecektim tabi ki.
"Senin işin gücün yok mu ya?" diye sordum. "Gidip çalışsana sen." Güldüğünü duyduğumda kaşlarımı çattım. Hayır, komik olan neydi yani?
"Bütün her şeyi senin için erteliyorum." dedi. Yumurtaları çırparken bana omzunun üzerinden kısa bir bakış attı. "Anlayacağın, bütün işim gücüm sensin yani." Göz devirip tip tip sırtına baktım.
O sırada kapı çaldığında elini silip mutfaktan çıktı. Oflayarak camdan dışarıyı seyrettim. Eymen tekrar mutfağa geldiğinde bu sefer yalnız değildi. Arkasından takım elbiseli, genç ve esmer bir adam girince bakışlarım onu buldu. Adam bana baktıktan sonra Eymen'e dönüp;
"Afiyet olsun." dedi.
"Sağ ol koçum. Ekmekleri masaya bırak ondan sonra şirkete bir uğra. İşler birikmiştir şimdi."
Eymen arkası dönük bir şekilde konuşurken genç adam elindeki ekmek poşetini önümdeki masaya bırakıp gözlerini bana çevirdi. Rahatsızca yerimde kıpırdanıp bakışlarımı başka tarafa çevirdim.
"Ben kaçar."
Adam mutfaktan çıktığında kısa süre sonra dış kapının sesi duyuldu. Bir saniye. Dış kapı şuan kilitli değildi o hâlde. İkinci bir kaçma planını kafamda tartarken Eymen tavayı masaya koyup kahvaltılıkları çıkarmaya gitti.
"O adam kimdi?" diye sordum. Neden bilmiyorum ama onda kötü bir şeyler sezmiştim. Zeytini ve peyniri masaya koyarken;
"Okan'dan mı bahsediyorsun?" dedi. "O benim sağ kolumdur."
"Hmm" Tarzında bir ses çıkarıp önüme döndüm. Eymen geri kalan şeyleri de getirdiğinde karşıma oturmuştu. Bana gülümseyip;
"Afiyet olsun güzelim." dedi. Çatalı sıktım.
"Bana güzelim deme demiştim." Ellerini havaya kaldırıp ben masumum bakışı attı.
"Üzgünüm, unutmuşum."
Bilmem kaçıncı kez göz devirip kahvaltıya başladım. Ama onun bakışlarını sürekli yüzümde hissetmem kafamı kaldırmama neden olmuştu.
"Ne bakıyorsun?"
Gülüp çayından bir yudum aldı. Bunu yaparken gözlerini gözlerimden çekmedi. Bende ona inat tam gözlerinin içine baktım.
"Karşımda güzel bir manzara varken, bir şeyler yemem zor oluyor açıkçası."
Hayatımda ilk defa beyaz tenli olmama lanet ettim. Yanaklarımın kızarmasını umursamadan kaşlarımı çatıp bön bön ona baktım.
Kahvaltı bittiğinde kaldığım odaya çıkıp beklemeye başladım. O evden çıkarsa bende arkama bakmadan kaçacaktım. Kapı kilitli değildi tahminlerime göre. Ama aşağı inip kapının yanına gidersem beni görebilirdi. Evden çıkmasını bekleyecektim.
Ya evden çıkmazsa?
İç sesimin karamsarlığı benimde umutlarımı yitirmeme sebep oluyordu. Dudaklarımı kemirip odada dolanmaya başladım. Gidip onunla yüz yüze konuşacaktım. Evet! Bunu yapmalıydım. Artık bu saçmalık bitmeliydi.
Anî kararımla odadan çıkıp hızla merdivenleri indim. Salonda, kanepenin üzerinde oturmuş telefonuyla ilgileniyordu. Beni fark edince telefonu sehpaya bırakıp ayağa kalktı. Bakışlarım kısa süreliğine sehpadaki telefona iliştiğinde boğazımı temizleyip yanına gitti.
"Bir sorun mu var?" diye sorduğunda karşısına dikilip "Senden âlâ sorun mu olur?" diye sordum. Kaşlarını çatıp bana doğru bir adım attığında bende bir adım geriledim.
"Sara, ne diyorsun?"
"Konuşmamız gerek." dedim. "Adam akıllı."
Beni koltuğa oturtup kendisi de karşımdaki yerini aldı. Ciddi bir yüz ifadesiyle bana bakarken ben de kafamda yapacağım konuşmayı düzenliyordum. Gerekli sebepler bulursam belki beni bırakabilirdi.
"Bak," dedim. "Beni yanında istiyorsun, anlıyorum. Ama sende beni anla." Ellerimi birbirine kenetleyip öne doğru eğildim. "Yalnız yaşıyor olsam da benim bir evim var, okulum var."
"Yalnız değilsin." dedi ve kaşlarını çattı. "Artık ben varım."
Sakin olmaya çalışarak derin bir nefes aldım. Şuan bu koltuktan fırlayıp üzerine atlamak ve boğazına yapışmak istiyordum!
"Ama yine de yalnızım o evde. Ve benim evim orası. Yaşam yerim de orası."
"Ama artık senin evin burası. Ve burada ben varım. Yani artık yalnız değilsin."
Ayağa kalkıp "Ya ben yalnız kalmak istiyorum kardeşim sana ne?!" diye bağırdım. Gözlerimi kapatıp 'sakin ol Sara' dedim içimden ve koltuğa tekrar oturdum. Ona baktığımda sinirlendiğini gördüm.
"Ne demeye çalışıyorsun?" dedi. "Bu saçma konuşma da ne böyle?"
Alayla güldüm. "Saçma? Asıl saçma olan senin yaptıkların be!" Yine ayağa kalkıp bağırmaya başlamıştım. "Bi sal beni yetti be! Evcil hayvanın mıyım oğlum ben senin?!" O da ayağa kalktığında artık dönüşü olmayan bir tartışmaya girdiğimizin farkındaydım
"Anlamıyor musun? Ölürüm de bırakmam diyorum sana!"
"Ya geber bana ne!"
Bana doğru bir adım attığında bende bir adım geriledim. Sehpanın üzerindeki kuş abajurunu ona fırlattım. Eğilip kurtulduktan sonra üzerime gelmeye devam etti.
"Oğlum bak git!" diye tıslayıp koltuğun arkasına geçtim. Blöf yapabilirdim aslında.
Gözüme kestirdiğim beyaz vazoyu kaptığım gibi yere fırlatıp parçalanmasını sağladım. Eymen'in şaşkın bakışları arasında eğilip kırık parçadan bir tanesini aldım ve sol elimin bileğine dayadım. Kararlı bir şekilde ona baktığımda endişeli bakışlarıyla karşılaştım. Gözleri yüzüm ve bileğim arasında mekik dokurken elini bana doğru uzatmış ve doğru kelimeleri arıyordu.
"Sakın yaklaşma!" dedim. "Ya beni bırakırsın, ya da kendimi keserim!"
***
S.D.