Yarım saat boyunca tuvalette öylece kalmıştım. Ama ne gelen vardı ne de giden. Salak gibi bir de beklemiştim. Sinirle tokayı çekip saçlarımı özgür bıraktım. Yatağın üzerine oturdum ve etrafı süzmeye koyuldum. Hemen bir plan yapıp buradan kurtulmam lazımdı. Yoksa bu adamdan çekeceğim vardı.
"Of of of!"
Ayağa kalkıp pencereye gittim. Perdeyi kenara çekip aşağı sarktım ve daha dikkatli baktım etrafa. Hiç kimse yoktu. Bahçenin dışında nereye doğru gittiğini bilmediğim toprak bir yol vardı ve karşı taraf bildiğin ormandı. Bahçede tatlı bir köpek kulübesi vardı ama içinden çıkan köpek hiç de tatlı değildi. Siyah, büyük, sivri kulaklı ve tehlikeli bir şeye benziyordu. Tasması takılı olsa da biraz ürkmüştüm.
"Aynı sahibin gibisin!"
Köpeğe doğru bağırdığımda köpek kafasını yukarı kaldırıp bana baktı ve havlamaya başladı. Korkudan bir adım geriledim. Aşağıdan kapı sesi gelince tekrar aşağı sarktım. Eymen denen adam köpeğin yanına gelip onu sakinleştirdi. Köpek hâlâ bana bakıyordu. Ama artık havlamak yerine hırlıyordu. Eymen kafasını kaldırıp bana baktığında perdeyi çekip yatağa oturdum. Yüzünü ne kadar az görsem o kadar iyiydi!
"Salak herif!" diye fısıldayıp karşımdaki gardırobun kapaklarını açtım. İçinde kendi giysilerimi görünce ağzım açık kaldı. Bu adam gerçekten psikopattı!
"Ruh hastası manyak!"
Artık üzerimdekilerle duramayacağımı anladığımda dolaptan iç çamaşırlarımı, kot pantolonumu ve beyaz bir tişörtümü alıp üzerime geçirdim. Tekrar camdan aşağı baktığımda Eymen'in arabaya bindiğini gördüm. Sevinçle yüzümde büyük bir gülümseme oluşurken dikkatle onu izledim. Bahçeden çıkıp toprak yolda sağa doğru sürdü ve gözden kayboldu. Hemen bu evden kaçıp toprak yolda ona ters istikamette yani sol tarafa gitmem gerekiyordu.
Koşarak odadan çıkıp aşağı indim ve kapıya uçtum. Kilitliydi. Oflayıp ellerimi belime koydum. Beyaz spor ayakkabılarımı görünce kaşlarımı çattım. Adama bak sanki karı-kocaymışız gibi davranıyordu. Sinirle ayakkabılarımı ayağıma geçirip salona girdim. Bahçeye açılan boydan boya cam sürgülü kapıyı çekmeye çalıştığımda açılmadı. Dişlerimi kemirip temkinli bakışlarımı etrafta gezdirdim. Duvarın köşesinde gördüğüm kameraya dil çıkardım. Ben kaçtıktan sonra doya doya izlerdi artık.
Gözlerim yemek masasına kaydığında oraya adımlayıp sandalyelerden birini kaptım. Tekrar camın önüne geldiğimde sandalyeyi iki elimle de sıkıca kavrayıp derin bir nefes aldım. Yapabilirim! Yapabilirim! Yapabilirim!
Sandalyeyi geriye doğru iki kere sallayıp cama fırlattım. Cam tuzla buz olurken ellerimi kulaklarıma bastırıp gözlerimi sıkıca yumdum. Bir kaç saniye sonra yavaşça ellerimi çekip gözlerimi de açmıştım. Sırıttım. Bu kadardı işte.
Tam dışarıya doğru bir adım atacakken evin içinde siren sesleri yankılanmaya başladı. Resmen bütün ev büyük bir alarm sesiyle kaplanmıştı. Sanırım bu camı kırmamdan kaynaklanıyordu. O salak herif geri dönmeden buradan toz olup gitmem gerekiyordu. Hızla bahçeye çıktığımda o kulübedeki köpekle karşılaştım. Eve doğru havlıyordu. Beni görünce hırlamaya başlayıp tasmasından kurtulmaya çalıştı.
"Cici köpek seni."
Şirince sırıtıp yavaşça bahçeden çıktım ve toprak yola baktım. Fazla vakit kaybetmeden o adamın gittiği yolun tersine doğru koşmaya başladım. Alarm sesi ve köpeğin havlaması hâlâ devam ediyordu.
Kurtulmuştum sonunda o şizofrenden!
***
"Ölüyorum!"
İsyan bayrağımı çekmiş bir şekilde yerde otururken ellerim ile toprağı eşeliyordum. Yorgunluktan ayaklarım sızım sızım sızlıyordu. Çok yorulmuştum ve çok da acıkmıştım. Hava kararmak üzereydi. Saatlerce bilmediğim bir dağ başında bilmediğim patika yollara sapmıştım.
"Ah Sara ah!"
Elimle başıma vurup dişlerimi sıktım. Kaybolmuştum işte. Kalbim zaten korkudan patlamak üzereydi. Etrafta sürekli baykuş sesleri duyuyordum. Üstüm başım hep toprak olmuştu. O Eymen denen adam kesin çoktan aramaya başlamıştır beni. Kurtuldum derken daha da dibe batmıştım.
"Ne yapacağım ben şimdi?" diye hayıflandım çaresizce. Sesim titriyordu korkudan. Akşam olmadan bu ormandan çıkmam gerekiyordu.
Ellerimi yere bastırıp yavaşça doğruldum yerden. Ayağa kalkıp üstümü başımı silkeledim. En son kameraya dil çıkaran ben, şimdi ağlayacak hâldeydim. Tişörtümün kenarını yırtıp saçımı sıkıca topladım. Sürekli önüme düşüp sinirimi bozuyorlardı.
"Hadi ama Sara," diye mırıldandım. "Nesin sen? Tarzan'ın torunu mu?"
Burnumu çekip kuru bir ağacın dalını kırdım. Bununla kendimi savunmaktan başka çarem yoktu. Tam bir adım atacakken duyduğum uluma sesiyle olduğum yere çivilendim. Kurt muydu o?
Yok canım, böcekler uluyor.
Hemen çığlık atarak koşmaya başladım. Telaştan elimdeki dal parçasını da yere düşürmüştüm zaten. Bağırarak koşmaya devam ettim ve bir ağaca tosladım. Kıçımın üzerine düşerken anlımın acısıyla da yüzümü buruşturdum. Kafamı yavaşça kaldırdığımda kaşlarım çatıldı.
Ağaçlar ne zamandan beri ayakkabı giyer olmuşlardı?
Ya da ne zamandan beri takım elbise giyer olmuşlardı?
Kafamı hızla kaldırıp izbandut gibi ayakta duran adama ve arkasındaki orduya baktım. Gözlerim sonuna kadar açılırken yerde geri geri gitmeye başladım. Siyah gür kaşları çatılmış, arkaya doğru taradığı saçları ve yüzündeki ifade ben kötüyüm diye bağırıyordu.
"S-siz de k-kimsiniz?"
Korkudan elim ayağım titremeye başlamıştı. Adam parmağını kulağındaki siyah kulaklığa koyup; "Kızı bulduk efendim." dediğinde daha ne kadar fazla korkacağımı tarttım kafamda. Ama adamın elindeki siyah kabzalı silahı görünce gözlerim kararmıştı. Sesler ve görüntü silikleşmeye başladığında elimi başıma götürdüm. İzbandut kılıklı adamın arkasından biri çıkıp yanıma geldi ve kafamı yere düşmekten son anda kurtardı.
"Sara hanım iyi misiniz?"
Gerisi karanlık..
***
Gözlerimi niye bir türlü açamıyordum? Göz kapaklarımın üzerinde sanki filler tepişiyordu. Zar zor kırpıştırmaya çalıştığım da tek gördüğüm şey karanlık olmuştu. Kaşlarımı çatıp gözlerimi ovalayarak yattığım yerde doğruldum. Üstüme baktığımda hâlâ aynı kıyafetlerle olduğumu gördüm. Gözlerimi kırpıştırıp odada gezdirdim bakışlarımı. Kaçırıldığımda gözlerimi ilk açtığım odaydı burası. Bu da demek oluyordu ki bulmuştu beni.
"Sonunda uyanabildin?"
Sağ taraftan duyduğum sesle yerimden sıçradım. Eymen denen adam tekli koltukta oturmuş beni izliyordu. Ne zamandır buradaydı?
"Bu odaya girdiğinden beri buradayım."
Sanki aklımı okumuşçasına konuştuğunda gözlerimi belerttim. Büyücü falan mıydı?
"S-sen.."
"Evet ben, Sara."
Kaçtığım için bana işkence yapmayı falan mı düşünüyordu acaba? Ona doğru dönüp yatakta bağdaş kurdum.
"Ne yapacaksın bana?"
Karanlıktı ama pencereden sızan ay ışığı sayesinde yüzünün bir kısmını görebiliyordum. Yüzünde ne kadar sert bir ifade olsa da, gözlerindeki endişe elle tutulur cinstendi.
"Senin için ne kadar korktuğumu tahmin bile edemezsin!" diye fısıldayıp birden ayağa kalktığında irkildim. Odanın içinde bir oraya bir buraya yürüyüp elini saçlarına daldırdı. "O lanet olası ormanda başına bir şey gelse ne yapacaktım ben?!"
Gözlerimi sıkıca yumup susmasını bekledim. Yoksa ağzının ortasına yumuğu geçirecektim.
"Senin bunu tekrar edeceğini biliyorum." dedi. "O yüzden bu odadan bir daha çıkamayacaksın. Bana başka çare bırakmadın, Sara."
Gözlerimi açıp boş boş ona baktım. Bir tepki vermediğimi görünce kaşlarını çattı. Alayla sırıttım ve yatağın başlığına yaslanıp ellerimle oynamaya başladım.
"Buradan kurtulduğumda," diye fısıldayıp tamda gözlerinin içine baktım. "Bu sefer kameraya değil, tam da yüzüne karşı dil çıkartacağım, Eymen Kılıçarslan!"
***
S.D.