BÖLÜM BEŞ-Sultan Ahmet

905 Words
Ne?" dedi Varion şaşkınlıkla. "Dün geceki film!" diye hatırlattı Arin gülerek. "Ha! Evet..." dedi Varion gözleri aşağı doğru kayıyordu. Arin, Varion da bir tuhaflık seziyor ama ne olduğunu anlayamıyordu. "Bir sorun mu var?" diye sordu Arin. "Hayır... Sadece sen gerçekten ilgimi çektin!" dedi Varion utanarak. "Ne demek bu? Hala film repliği mi söylüyorsun?" diye sorarak şaşkın şaşkın baktı ona Arin. "Yok, saçmaladım. Boşver beni. Acıktın mı sen?" diye sordu Varion şefkatle. Kafasını salladı Arin. "Ben de seninle birlikte yemek yapmak istiyorum." "Peki! Küçük hanım başlayalım!" dedi Varion ve buzluğu açıp taptaze sebzeleri çıkardı. Biberleri uzattı Arin'e. "Bunları doğra sen!" Arin hemen işe koyuldu ama pek beceremiyordu. Varion işini titizlikle yaparken ara ara ona göz ucuyla bakıyor ve gülümsüyordu. Varion; "Sen otur, dinlen..." Bir sandalye çekti Arin ve oturdu. "Bugün yine film izlesek olur mu?" diye sordu Arin. "Olur... Tabii ki!" dedi Varion doğradığı sebzeleri tavaya koyarken. Arin onu yemek yapışını izlemekten keyif almıştı. Her şey eski usuldü. Varion; "Arin, filmi izlerken ne hissettin?" "Esas kahramanlarımız nasıl hissediyorsa öyle! Çok güzeldi. Her şey daha bir anlamlı. Belki de nostaljik olduğundan... Bana öğretmeye çalıştığın bu mu? Hissetmeyi öğrenmem mi?" Varion yemeği karıştırmayı bırakıp elini bezle temizledi. Ve biraz soluklandı. Sonra karşısındaki sandalyeyi çekip oturdu. "Aslında neyi öğrenmen gerektiğini ben de bilmiyorum. Neden toplumu, sistemi sorgulamadığını anlamaya çalışıyorum. Özgürlüğümüzü neden sistemin eline teslim ettiğimizi anlamaya çalışıyorum. Belki de kendime bile söylemeye cesaret edemediğim isyan cümlelerini senin ağzından duymak istiyorum. Seni denek olarak kullanmak fikri o zaman daha az suçlu hissettirir bana. Suçlayacağım başka biri olur o zaman. Sistemi suçlarım. Benim bir sorumluluğum olmadığına beni ikna etmeni istiyorum belki de. Vicdan, belki de vicdan denilen o duyguyu bastırmaya çalışıyorumdur." dedi. Arin; "Ne çok şey söyledin. Bütün bunlara ne cevap verebilirim ki! Sistemi nasıl suçlayabilirim ki! Dünya büyük savaşlar atlattı, İnsan başka bir ırk yarattı ve o yarattığı ırk dünyayı kurtardı. Geçmiş geleceği şekillendirdi. İnsana denk hatta ondan da kıymetli yeni ırkla yaşamaya başladı. İzlediğim bir belgeselde şu cümle çok hoşuma gitmişti. Şöyle diyordu, Dünya hep böyleydi, kast sistemi her yerde vardı. Sadece bu kadar net adlandırılmamıştı, bu kadar cesur konuşulmamıştı. Dünyayı hep imtiyazlılar yönetiyordu... Hep böyleydi, hep birileri hastalanır ve bir çaresi olmasına rağmen sistemin hep bir bahanesi olurdu? İşe yaramaz olanların yaşamasının bir anlamı yok! Ben de öyleyim. İşe yaramazım... Bilimci değilim, ailem imtiyazlı değildi, yaptığım işi herhangi bir YP benden daha iyi yapar. Ben işe yaramam artık... Sistemin beni çöpe atması normal! Hep böyleydi... Geçmişte her şey daha kibar daha gizliydi. Geçmişte sadece illüzyon vardı. Özgürlük illüzyonu... Bahsettiğin şey şu efsane olan kelimeyse onun uydurulmuş bir inanç olduğunu herkes bilir; aşk..." Varion; "Ya birlikte olma arzusu, seni şu an öpmek istiyorum... Tıpkı filmdeki gibi... Bu bir özgürlük değil mi? Öpeceğin, seveceğin, birlikte yaşayacağın insanı seçebilmek... Sistemin senin adına karar vermesine izin vermemek..." dedi Varion gözlerini bir saniye olsun onun gözlerinden ayırmadan. Arin; içindeki basınca, kalp atışına bir anlam vermeye çalıştı. İçindeki gıdıklanma çok hoşuna gitmeye başlamıştı. Varion'un gözlerine bakmaya devam etmek istiyor, kulakları onun sesiyle dolsun istiyordu. Karşındaki susmuş adamın tekrar konuşmasını ve içini gıdıklayan o basıncın artmasını istiyordu. Varion ona doğru yaklaşmaya başladı, gözlerini dudaklarına çevirmişti. Arin de onun dudaklarına bakmaya başladı. Dudakları ilk bakışta fark edilemezdi; çünkü dikkat çekmek için var olmamışlardı. Ne belirgin bir dolgunlukları vardı ne de sert bir çizgileri. Rengi soluktu. Alt dudağı, üst dudağından çok az daha doluydu; bu da yüzüne fark edilmez bir yumuşaklık katıyordu. Varion, onun dudaklarına çok yaklaşmışken kendini geri çekti. "Özür dilerim." dedi kalkıp salatasını yapmak için kollarını sıvadı. Arin kendini toparladı. "Ne demek istediğini anlıyorum. Ben Refah İdaresinin ötenazi bölümünde çalışıyordum. Eşleştirildiğim biri vardı, Kayra... Bazen kendi aramızda konuşurduk eşleşmeye ihanet edenleri... Her zaman hayranlık duyardım onlara... Kayra’yla eşleştiğimizde vakit geçirirdik birlikte, arkadaşlarımızla yemeğe çıkardık. Sultan Ahmet'e götürmüştü beni. O tarihi yerde birlikte dolaşırken farklı bir atmosferdeydik..." dedi o günleri anımsarken yüzünde hoş bir gülümseme vardı. Varion elindekileri bırakıp Arin'e koştu. "Sana bir şey göstereceğim!" dedi heyecanla ve kolundaki saatte bir düğmeye bastı. Yukarıdan bir ses duyuldu. Birkaç saniye sonra vızıldayan bir şey etraflarında dolandı. Vızıldayan şey ikisinin ortasında durdu. Arin o küçük şeye baktı. Yuvarlak ve pasparlak küre gövdesinde iki kanat vardı. Varion eliyle minicik küreye dokunur dokunmaz küre ikiye ayrıldı. Hava, ince bir titreşimle katmanlandı. Boşluk doldu. Mutfak, şeffaf bir perdeyle ikiye ayrılmış gibi oldu. Havanın içinde, ışık parçacıkları bir araya gelerek görüntü oluşturdu. Bir ekran değildi bu; çerçevesi yoktu. Sanki geçmiş, mutfağın içine sızmıştı. Sultanahmet Meydanı. Taşlar daha açık renkti. Gökyüzü bugünkünden daha soluk, daha sabırlıydı. İnsanlar ağır yürüyordu; acele yoktu. Kalabalık vardı ama gürültü değil. Ve birden bir ses oradaki meydanla beraber mutfağı doldurdu. Arin irkildi. Sesin nereden geldiğini anlamaya çalıştı. Varion onun yanına geçip elini tuttu. "Ses nereden geliyor?" diye sordu Arin. "Bu çok eski bir hafıza belleği, ses ezan sesi... Güzel mi?" Arin şaşkınlıkla insanları izlemeye devam etti. İçeriye geçip sekronize şekilde hareket etmelerini izledi. "Namaz kılıyorlar! " dedi Varion. Arin; "O kadar güzel ki!" Şimdilerde sadece müze olarak kullanılan o koca yıpranmış mimarinin eski görüntüleri tüylerini diken diken etmişti. "Neden bu görüntüleri daha önce görmedim? Bize izletilen geçmiş savaş, açlık, soykırım... Güzel olan hiçbir şey ekranlarda yok... Varion sen bana napıyorsun böyle?" sordu. İkisi ayakta karşılarındaki ekranda kayıp giden görüntüler... Arin, Varion'un gözlerindeydi... Varion onun gözlerinde... Bu aşk değildi. Bu sistemi sorgulamaya başlayan iki beynin birbirlerinden destek almasıydı. Görüntü kaydı ilerledi. Akşamüstü oldu. Gün batımı, kubbelerin kenarına takıldı. Işık, taşın yüzeyinde oyalanıyordu; sanki acele etmeyi bilmiyordu. Arin gözünü ekrana çevirdi ve karşındaki ekranda gördüğü manzara içini gıdıkladı. Gözleri doldu...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD