BÖLÜM 15- Zor zamanlar

1006 Words
"Alexis olmaz, böyle bir şeyi nasıl düşünebilirsin?" "Elimde değil!" "Eğer duyulursa öldürürler!" "Kaçabiliriz, bütün bunlardan kaçabiliriz!" "Bizim ekranlarda ne izlediğimizin farkında mısın, sokakları gözetliyoruz. İnsanları gözetliyoruz! Kaçabileceğimiz bir yer yok..." Gökçe başını önüne eğdi, çaresizdi. O an Seçki çenesinden tutup kafasını kaldırdı. "Dedemden bana kalan boş bir ev var. Bu tür buluşmaları duymuşsundur. Orası bizim gizli yerimiz olabilir. Sana adresi atarım. İzin gününde buluşalım." Gözleri parlıyordu konuşurken. Gökçe'nin kulağına yaklaşıp fısıldadı. "Sana dokunmak için sabırsızlanıyorum!" Tüyleri diken diken olmuştu Gökçe'nin. Biraz ötede onları izleyen Cemre'den habersiz çok yakınlaşmışlardı. İzin gününde Seçki'yle buluşmak için evden çıktığında askerler tarafından tutuklanıp sorguya alınmıştı ve suçlu ilan edilmişti. "Gökçe! İyi misin?" dedi Akay omuzlarından tutmuş, sarsıyordu onu. Donup kalmıştı Gökçe. Varion'un yanından hızla çıkıp gidişini görmemişti. Atlas, ağlayan Arin’in gözyaşlarını siliyordu. Sevmek sevilmek başkaları için kolaydı, kendisi içinse imkansız! Omuzlarını tutan elleri itti. "İyiyim!" dedikten sonra Arin’in yanına koştu. Koluna girip odadan çıkardı. "Gel, bir şeyler hazırlayalım. Acıkmışsındır." "İstemiyorum. Yalnız kalmak istiyorum." dedi Arin. Gökçe onu odasına götürüp yatırdı. Başucunda oturup uyuyana kadar saçlarını okşadı. O gece buraya geldiğinde Akay'a söylediklerini duymuştu. "Ben denek olmak istemiyorum... Saygı görmek istiyorum... Sevilmek istiyorum, Vera gibi..." "Yaşamak istiyorum..." Akay, o gece evi karanlıkta bırakmıştı. Arin bahçede havuzun başında karanlığa doğru bakarken yukarıda ay onu parlatıyordu. Yıldızlar sanki selamlıyordu, ay onu aydınlattığı için daha bir mutluydu. Arin’in ağzından o sözler dökülürken Gökçe sanki hayatının en büyük sırrını ondan duyuyormuş gibiydi. O zamandan beri hayrandı bu kadına. Akay, Atlas'la terasta oturuyordu. Sessizlik hakimdi. Sigarasını yaktı Atlas. "Evlilik, sevdiğinle güzeldir..." dedi Atlas sigarasını içine çekerken. Akay önünde duran bahçesinde gözlerini gezdiriyordu. Duymamazlıktan geldi. Atlas sigarasını tekrar içine çekti. "Sevdiğinle olmak... Ne demek istediğimi anlıyor musun?" Ayak sesleri geldi. Gökçe belirdi kapıda. "Anlıyorum hem de çok iyi anlıyorum dostum!" dedi Akay. Atlas'ın karşısına geçip oturdu Gökçe. Bir bacağını ötekinin üzerine atıp havada kalan bacağını sallamaya başladı. Kaşları çatık, suratı asıktı. "Onu, gerçekten öptün mü?" Kafasını evet anlamında salladı Atlas. Derin bir iç nefes aldı Gökçe sonra aldığı nefesi verdi. Sakinleşemiyordu. Akay elini yumruk yapmıştı. O kadar çok sıkmıştı ki acıyordu. Böyle zamanlarda alaycılığı tutardı. Yüzündeki sırıtış canının yanmasındandı. "Mesafeni koru, karım olacak!" Gökçe ters bir bakış attı ona. Akay kahkaha atmaya başladı. Kontrol edemiyordu kendini. Gülmekten gözlerinden yaş gelmeye başlamıştı. Gökçe'nin sinirleri bozulmuştu. "Of!" dedi. Sonra ayağa kalktı Gökçe. Atlas'a doğru yürüdü. Elini uzattı, sesini incelterek konuşmaya başladı. "Gelsene yalnız konuşalım senle!" Bir tek Atlas'la böyle konuşurdu. İşte en çok bundan nefret ederdi. O yumuşak sesi duyduğunda delirirken o yalnızca Atlas'a öyle konuşurdu. Atlas arkasına yaslandı. Başını hayır anlamında sağa sola salladı. "Hadi, lütfen Atlas!" dedi o yumuşak sesiyle. "Burada konuşalım Gökçe, otur hadi!" "Gel hadi!" diye elini tutup çekiştirmeye başladı Gökçe. "Adam istemiyor anlamıyor musun?" dedi Akay. Duymamazlıktan geldi Gökçe. "Gökçe!" Cevap vermedi Gökçe. Tüm ilgisi elini tutmaya çalıştığı adamdaydı. Eğildi kulağına bir şeyler fısıldayıp kıkırdadı. Arkasından geçen gölgeyi görmemişti Gökçe. Kolunda bir el hissedip irkilmişti ardından o el onu çekmeye başlamıştı. Nasıl olduğunu anlamadı. Arin’in yanındaki odalardı. Kapıyı sertçe kapatmıştı Akay. Duvara yaslanmıştı Gökçe. Konuşmadı, bekledi, arkası dönük Akay'ın öfkesinin yatışmasını bekledi. Ara sıra olurdu böyle. Alışmıştı artık bu duruma. Bir süre sırtını duvara yaslanıp bekledi. Akay ona dönüp iki elini duvara dayadı. Şimdi bedeni onun güçlü kolları arasındaydı. Hiç bu kadar yakınlaşmamışlardı. "Ne yapmaya çalışıyorsun Gökçe?" "Seni ilgilendirmiyor, en yakın dostum benim o." Akay biraz daha yaklaştı ona. O kadar çok yakınlaşmıştı ki burnu onun burnuna değiyordu. Nefesini hissediyordu Gökçe. Aklından onu öpmek geçti. Neden olmasın diye sırıttı kendi kendine. İkisi odada yalnızdı. Kendisi için deliren bu adamla birlikte olabilirdi. Onu kıskandırmak hoşuna gidiyordu. O kadar kolay olmayacaktı bu öpüşme, biraz zorlayacaktı. "Nasıl bir dostluk bu! Seviyor musun onu?" "Evet tabii ki!" diye sırıttı Gökçe. Akay'ın yüreğine bir bıçak saplandı ve onun sözleri o bıçağı daha derine saplıyordu. "Seviyorsun ama o seni sevmiyor!" "Saçmalıyorsun Akay, bu yaptığın ne! Neden bu kadar yakınlaşıyorsun?" Gözlerini kapattı Akay. Burnun ucuna küçük bir buse kondurdu. Sonra dudağını kaldırmadan küçük küçük öpücükler kondurmaya devam etti. Dudakları aşağıya kaydı. Üst dudağıyla burnunun arasına dudağını yerleştirdi. Alt dudağının bir kısmı onun üst dudağına değiyordu. Öpmeye başladı orayı. Gökçe dudağına hafifçe değen bu alt dudağı öpmemek için direniyordu. Sistem tarafından baskılanan cinselliği utanmadan yaşamak zordu onun için. İçindeki sıcaklık doruklardaydı. Gökçe onun dudaklarını öpmeye cesaret edemedi onun yapmasını bekledi. Akay ise burnunun altına öpücük kondurmaya devam ediyor bir türlü onun dudaklarını öpmüyordu. Bu dayanılmaz istek Gökçe'yi sarhoş etmek üzereyken büyük bir gayretle Akay'ı itti. "Bir daha bunu yapma!" diye bağırdı. Akay ise çoktan sarhoş olmuştu. Gözleri kapalı, elleri dudaklarındaydı. "Neden böyle davrandığımı bilmiyor musun yoksa bilmemezlikten mi geliyorsun?" dedi Akay sakin bir ses tonuyla. Gökçe cevap vermeyince bir şeyler söylemek için ağzını açacakken evin içini birdenbire bir ses doldurdu. Yüksek frekansta insanın beynini bulanıklaştıran bir ses... Kulaklarını kapattı ikisi de... Akay bağırdı. "Arin'e git!" sonra kapıyı açtı. Odadan önce o çıktı. Atlas terastan salona gelmiş ortada duruyordu. Kulaklarını kapatmıştı. Gökçe, Arin’in olduğu odaya yöneldi ama kapı, o girmeden açılıverdi. Arin korkuyla dışarı attı kendini. Ses kesildi. "Ne oluyor?" diye bağırdı Arin. Atlas ve Akay birbirlerine baktı. Salonun ortasında ekran açıldı. Bir görüntü belirdi. Görüntüde takım elbise giymiş bir adam vardı. Önünde mikrofon, konuşma yapmaya hazırlanıyordu. "Sevgili vatandaşlar, bugün sabah saatlerinde gerçekleşen bir operasyonu sizinle paylaşacağım. Hakkında ağır suçlamalar olan iki zanlıyı bulmak için kırmızı bölgelere geçildiğinde bir halk isyanıyla karşı karşıya kaldık. Bize saldıran halka karşı sükunet çağrısı yapsak da maalesef çağrılarımız olumlu karşılanmadı. İsyanı bastırmak için ateş açıldı. Uzunca bir süre direndiler. Ama en nihayetinde isyan bastırıldı ve iki zanlı tutuklandı. Birazdan izleyeceğiniz görüntüler isyan sırasında çekilmiştir. Güvenlik ve huzurun koruyucusu olarak hiçbir dezenformasyona izin vermemek adına bizzat bu açıklamayı yapma gereğini gördük." dedi ve ekranda şimdi üzerine ateş açılan insanların görüntüsü vardı. Gökçe, ağlamaya başladı... Çığlık çığlığa. "Onları öldürdüler, hepsini." diye bağırdı. Gözlerinden yaşlar akıyordu. Görüntü kapandı. Atlas dizlerinin üzerine çöktü. "Bu, bu muhaliflerin yayınlayacağı görüntüler değil miydi?" Akay; "Bu demek oluyor ki her şeyi biliyorlar!" Akay, muhaliflerin bütün evlerin sistemlerini hackleyerek bu görüntüleri izlettireceğini biliyordu. O da muhaliflerin parçasıydı. İnsanlara yönetimin zulmünü anlatmak için ilk adım buydu ama olmamıştı. Yenilginin bütün acısı tüm hücrelerine girmişti. Onu gördü sonra. Gökçe'yi...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD