Bölüm 15: Kayıp

1365 Words
Sis dağıldıktan sonraki ilk birkaç dakika, TCG Barbaros'ta şok ve inkâr hakimdi. Köprüüstünde, Halil'in kaybolduğu kanat kapısının önünde toplanan mürettebat, önce birbirlerine bakakaldı. Dışarıda, artık masmavi ve sakindi. Ay ve yıldızlar pırıl pırıldı. Sanki o yoğun, boğucu sis hiç var olmamış, sadece kolektif bir halüsinasyonmuş gibiydi. Ama gerçekti. Ve Halil yoktu. "MAN OVERBOARD! TÜM MÜRETTEBAT ALARMDA!" Kaptanın gürleyen sesi, donakalmış herkesi harekete geçirdi. Geminin sirenleri acı acı ötmeye başladı. "HEMEN ARAŞTIRMA-KURTARMA PROSEDÜRÜNE GEÇİN! KÖPRÜÜSTÜ KAMERA KAYITLARINI KONTROL EDİN! SON YERİNİ TESPİT EDİN!" Gemi, anında bir arı kovanı gibi hareketlendi. Işıklar yandı, motorlar yavaşladı, gemiyi geniş bir daire çizerek geriye döndürmeye başladılar. Spot ışıkları güçlü demetler halinde karanlık suları taramaya başladı. Can simitleri atıldı. Suya inmeye hazırlanan hızlı botlar hazırlandı. Ancak içlerinde bir şey, bu prosedürlerin boşuna olduğunu fısıldıyordu. Özellikle de köprüüstündekiler için. Onlar sisin nasıl aniden geldiğini, elektroniklerin nasıl çıldırdığını, o sessizliği ve ardından Halil'in boşluğa karışışını görmüşlerdi. Bu, sıradan bir denize düşme vakasına benzemiyordu. Güverteye çıkan ilk ekip, Halil'den geriye kalan tek şeyi buldu: Kopmuş deri ipi ve küçük, solgun muskayı. İpi inceleyen astsubay, "Kopma izi taze. Sankı çekilip koparılmış gibi," diye mırıldandı. Muskayı eline aldığında, parmaklarına yayılan anormal soğukluktan irkildi ve hemen plastik bir delgeçli torbaya koydu. Kamera kayıtları ise tam bir hayal kırıklığıydı. Sis bastırdığı andan itibaren, tüm dış kameraların görüntüsü statik beyaz gürültüye dönüşmüştü. Sis dağıldıktan birkaç saniye sonra görüntüler normale dönmüştü, ancak o kısa, kritik zaman diliminde hiçbir şey görünmüyordu. Sanki sis, sadece görüşü değil, elektronik kayıtları da yutmuştu. Arama çalışmaları tüm gece boyunca devam etti. NATO tatbikatı komutasına durum bildirildi, bölgedeki diğer gemiler de aramaya katıldı. Deniz düzdü, akıntı zayıftı. Eğer Halil suya düşmüş olsaydı, bir şekilde izine rastlanması gerekirdi. Hiçbir şey bulunamadı. Ne bir kişi, ne bir yelek, ne de bir başka iz. Güneş doğduğunda, arama faaliyetinin odağı "kurtarma"dan "ceset bulma"ya doğru kaymaya başladı, resmi olmasa da. Gemideki atmosfer ağırdı. Bir asker, bir arkadaş kaybetmenin verdiği yas ve şokun yanı sıra, yaşanan olayın doğaüstü tuhaflığına dair bastırılmış bir korku da vardı. O makine dairesindeki olayı yaşayan dört kişi, bileklerindeki morluklara bakıp sessizce birbirlerine bakıştılar. Köprüüstündekiler, sisin içindeki o belirsiz silüetleri konuşmamaya ant içmişlerdi, ama düşüncelerinden silemiyorlardı. Halil'in kayboluşundan birkaç saat sonra, Ahmet, SAT kampındaki yatakhanesinde, anlamsız bir panikle uyandı. Kalbi göğsünde deli gibi çarpıyordu, ter içindeydi. Rüyasında, Halil'i görmüştü. Halil, yoğun bir sisin içinde duruyor, ona doğru bakıyor ama konuşamıyordu. Ardından, Halil'in boynundaki muska ipi kopmuş ve muska yavaşça suya düşerken, Halil de sisin içinde eriyip gitmişti. Ahmet, hemen telefonuna sarıldı. Halil'den hala bir cevap yoktu. Endişesi katlandı. Yetkilileri aramak, Barbaros'un durumunu sormak için bir yol bulmaya çalıştı. Ancak, özel bir operasyon biriminde yeni olduğu için, doğrudan bir savaş gemisinin durumu hakkında bilgi alamazdı. Sabah erkenden, eğitim sırasında, birliğinin komutanı onu yanına çağırdı. Komutanın yüzündeki ciddi ifade, Ahmet'in içini dondurdu. "Ahmet," dedi komutan, sesi alçak ve resmiydi. "TCG Barbaros'tan bir haber geldi. Tatbikat sırasında... personel kaybı yaşanmış." Ahmet'in nefesi kesildi. Ayakta durmakta zorlandı. "Astsubay Çavuş Halil Yiğit," diye devam etti komutan, bir kağıda bakarak. "Dün gece, beklenmedik bir sis perdesi nedeniyle yapılan arama çalışmalarına rağmen, gemiden kaybolmuştur. Olay, denize düşme olarak kayıtlara geçmiştir. En kısa sürede arama-kurtarma çalışmalarına devam edilecektir. Ailesine bilgi verilmiştir." Kayıp. Denize düştü. Ahmet, bu kelimeleri duydu ama anlamlandıramadı. Halil, denize düşecek biri değildi. O, disiplinli, dikkatli, geminin çelik gövdesine güvenen bir denizciydi. Bu bir kaza olamazdı. Bu... bu bir tasfiye idi. "Komutanım," diye zorlukla çıkardı sesini, "detaylar nedir? Sis? Nasıl bir sis?" Komutan, Ahmet'in yüzündeki şoku ve derin endişeyi gördü. Halil'in Ahmet'in eski okul arkadaşı ve dostu olduğunu biliyordu. "Ahmet, üzüldüğünü biliyorum. Ama şu an elimizdeki bilgiler bunlar. Tatbikat sırasında anormal bir meteorolojik olay bildirilmiş. Geminin kayıtları ve ifadeler inceleniyor. Askeri soruşturma başlatılacak. Sen şu anda burada, görevindesin. İhtiyacın olursa, birim psikoloğuyla görüşebilirsin." Ahmet, başını salladı, ama gözleri bomboştu. Komutanın sözleri, ona ulaşamıyordu. Zihninde, Demir'in uçuruma yuvarlanan arabası, Celil'in deli gibi silah çektiği kafe ve şimdi de Halil'in sisler içinde kayboluşu vardı. Hepsi bağlantılıydı. Zincir kırılmamış, sadece bir halka daha, sessizce ve iz bırakmadan yerinden çıkarılmıştı. O günün geri kalanını bir otomat gibi geçirdi. Eğitimlere katıldı, talimatları uyguladı, ama zihni çok uzaktaydı. Akşam, izin alarak kampın dışına çıktı. Sessiz bir telefon kulübesi buldu ve denemek için Halil'in numarasını bir kez daha aradı. Cevap yoktu. Sonra, elindeki tek somut bağlantıya, cebindeki Celil'den kalan tabancaya dokundu. Soğuk çelik, parmaklarına bir tür garip teselli veriyor gibiydi. O silah, son bir temas noktasıydı. Ertesi gün, daha fazla dayanamayarak, resmi kanalları zorlamaya karar verdi. İlk olarak, okuldaki eski nöbetçi subaylarından birine ulaşmaya çalıştı. Yüzbaşı Demir'in ölümünden sonra, o geceyi bilen ve temas eden tek kişi oydu, artık o da yoktu. Ancak, Demir'in esraflarından biriyle iletişim kurabildi. Adam, Demir'in ölümünden sonra evinde tuhaf olayların arttığını, eşinin sürekli kabuslar gördüğünü ve sonunda taşındıklarını anlattı. "Cem Bey, o olaydan sonra hiçbir zaman aynı olmadı," dedi sesi titreyerek. "Sürekli 'o çocuklar' ve 'gölgeler'den bahsederdi. Araba kazası... bana öyle geliyor ki, kaçmaya çalışıyordu." Bu konuşma, Ahmet'in teorisini doğruladı. Temas eden herkes risk altındaydı. Peki ya şimdi? Halil kayıptı. Sıra kendisine mi gelmişti? Yoksa... Halil gerçekten ölmüş müydü? Yoksa onu, tıpkı Selin'i "ele geçirdikleri" gibi, alıp götürmüşler miydi? "Onların amacı neydi? Sadece öldürmek mi, yoksa bir şekilde kendi aralarına katmak mı? Bu düşünce onu daha da ürpertti. Halil'in mesajı aklına geldi. Yarım kalmıştı: "Sis var. Burada. Senin orada ne..." Ne demek istemişti? "Senin orada ne..." yapıyorsun? Yoksa "Senin orada neyin var?" mı? Ya da "Senin oradaki şey ne?" Belki de Halil, Ahmet'in başına gelecek bir şeyi sezmişti. Birkaç gün sonra, resmi soruşturmanın ön bulguları açıklandı. Rapor kuru ve teknikti: "Personel kaybı, olağandışı meteorolojik şartlar (yoğun ve lokalize sis) ve muhtemel insan hatası (güvertede emniyet kemeri kullanılmaması) kombinasyonu sonucu meydana gelmiştir. Gemide herhangi bir teknik arıza veya güvenlik ihlali tespit edilmemiştir." Aileye tazminat ödeneceği, Halil'in isminin "şehit" değil, "eğitim zaiyatı" olarak kayda geçeceği bildirildi. Ahmet, bu sonuçları duyunca öfkeden deliye döndü. İnsan hatası? Halil? Bu bir yalandı. Ama kimseye gerçeği anlatamazdı. Anlatsa da inanmazlardı. Ona deli gözüyle bakarlardı. Tıpkı yıllar önce, o gecenin ertesinde herkese anlatsaydı olacağı gibi. Halil'in kaybı, Ahmet için sadece bir arkadaşını kaybetmek değildi. Bu, geçmişe dair son bağlantısının da kopması demekti. Yatakhane grubundan geriye kalan tek kişi oydu. Yasin, İsmail, Celil ve şimdi Halil. Beş kişilik zincirin dört halkası silinmişti. Ve Ahmet, zincirin hem son halkası, hem de belki de ilk nedeni gibi hissediyordu kendini. O gece, kampın izole bir köşesinde, elinde Celil'in tabancasıyla oturdu. Silahı inceledi. Temiz, bakımlı, ölümcül bir araçtı. Onu koruyabilir miydi? Koruyamazdı. Yasin'i, İsmail'i, Celil'i koruyamamıştı. Halil'i koruyamamıştı. Silah, fiziksel dünyaya karşı etkiliydi. Ama onlar fiziksel değildi. En azından, tam olarak öyle değillerdi. Onlar düşünceyi, duyguyu, korkuyu besleyen bir şeylerdi. Ahmet, silahın namlusuna baktı. Bir an, çok kısa bir an, bu işi bitirmenin en kolay yolunun bu olduğunu düşündü. Diğerleri gibi. Ama sonra, içinde bir kıvılcım parladı. Öfke. Saf, katıksız bir öfke. Bu öfke, çocukken arkadaşlarının inancına duyduğu küçümseyici öfkeye benzemiyordu. Bu, adaletsizliğe, çaresizliğe ve bu kadim, gizli düşmana karşı duyduğu yeni bir öfkeydi. Hayır. Ölmeyecekti. Kaçmayacaktı. Artık savunmada da kalmayacaktı. Silahı beline yerleştirdi. Ayağa kalktı. Sert, kararlı adımlarla yatakhaneye doğru yürüdü. Okyanusun ortasında kaybolan Halil, Demir'in uçurumdaki arabası, Celil'in kanlı gemisi... Bunlar rastgele olaylar değildi. Bir desen vardı. Ve Ahmet, bu deseni çözmeye yemin etti. Artık sadece bir kurban veya bir kaçak değildi. Bir avcı olacaktı. Belki de avlanacak şeyin ne olduğunu tam olarak bilmiyordu, ama onu anlamak, onun kurallarını öğrenmek ve en sonunda da onu durdurmak için her şeyi yapacaktı. Yol haritası netleşmişti. İlk adım, hayatta kalmak ve güçlenmekti. SAT eğitimini en iyi şekilde bitirecek, fiziksel ve zihinsel olarak kendini mükemmelleştirecekti. İkinci adım, araştırmaktı. Celil'in anlattığı Selin vakası, Üsteğmen Demir'in ölümü, Halil'in kayboluşu... Bunların hepsi izdi. Ve üçüncü adım... üçüncü adım, onlarla yüzleşmekti. Artık saklanmayacak, muskanın arkasına sığınmayacaktı. Çünkü muska artık yoktu. Tek silahı, kendi iradesi ve öfkesi olacaktı. Kampa döndüğünde, gözlerindeki ifade değişmişti. Korku ve yasın yerini, buz gibi bir odaklanma ve sönmeyen bir öfke ateşi almıştı. Artık sadece hayatta kalmak için değil, bir hesap sormak için yaşıyordu. Ve hesaplaşmanın zamanı geldiğinde, hazır olacaktı. Uzaktan, Akdeniz'in derinliklerinde, TCG Barbaros, kayıp personeli için son bir saygı duruşunda bulunup rotasına devam etti. Güvertede, o kopmuş muska ipinin bulunduğu yer, artık sadece boş bir noktaydı. Ama denizin derinliklerinde, sisin gizeminde ve Ahmet'in yüreğinde, Halil'in kayboluşu, asla kapanmayacak bir yara ve asla bitmeyecek bir savaşın başlangıç işareti olarak kalacaktı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD