PERSONA BÖLÜM 1
İnsanlar görüntüleriyle karşılanır konuşmalarıyla uğurlanırlarmış.
Bu işte bir terslik var cihetinde ben vücudumun genişliği kadar geniş bir gönülle hastalarımı karşılarken onlar fikirlerinin ve bakışlarının dar ağacında beni idam ediyorlar.
Az evvel odamda bulunan hasta iç sesim gibiydi. Bana şu halinle inandırıcılığın olduğunu mu sanıyorsun diyordu bakışlarıyla. Muhtemelen ona verdiğim diyet listesi ve tavsiyelere bir kaç gün uyacak ve şu listenin işe yarar bir yanı olsaydı kendisine faydası olurdu diyecek ve bırakacak diyeti. Bunun için de beni suçlayacak. Bunu onun gibi sadece bakışlarıyla değil sözleriyle de yüzüme vuran bir çok hastamdan biliyorum. Aralarında iyi niyetliler de oluyor meraklılarda. Eşref saatimse ve anlattığım takdirde beni anlayacağını düşündüklerimle konuşmayı tercih ediyorum. Size de bir sürü kan testi yaptık kilo artışına sebep olan hormon bozukluğu vs altında yatan başka bir sebep varmı diye? Ben de hormon bozukluğu var tedavi oluyorum. Anlamak isteyen hak veriyor kesinlikle ve ben kendimi temize çıkarmış olmanın rahatlığını yaşıyorum. Bu müthiş bir duygu... Yalan söylediğim kısmına artık vicdanım tepki vermeyi bıraktı.
Bir müddet bu duygu ile kendimi iyi hissedip sonra kelin ilacı olsa başına sürer, terzi kendi söküğünü dikemez miş gibi atasözlerini iç sesime cevap niteliğinde söyleyip bu defa gerçek bir diyete niyet ediyorum.
Hastane dışında daha mutluyum özgürüm çünkü. Odamın kapısında yazan "Diyetisyen Ayla Akay" alnım da yazılı değil ya. Yıllar var ki büyük bir savaşın içindeyim. Lakin hep mağlup tarafta kalmak yeterince yorucu...
Her şeyden kaçtım ama hepsinden çok bıktığım bu kilolardan kurtulmanın bir yolunu bulamadım.
Bütünün parçası olduğumuz söylemleriyle kafam öyle meşgul ki bu ara. Ama kendimi sabote etmekte ki kabiliyetim ile bu bütünü yine geniş bedenimle özdeştiriyorum. Bütün de kapladığım yer için suçluluk duyarak. Varlığım bir fazlalık gibi hissetmek çok can yakıcı. Bunun sebebi sevilmemek mi? Her yerde bilbordlara yazılmış gibi karşıma çıkan "Kendinizi sevin" deyişi de ayrı bir saçmalık. Tabiki seviyorum kendimi kim sevmez ki? Amma ve lakin hani karşıdan görüldüğün halini hayal etmek yok mu? Buna hiç gelemiyorum. Karşımda ki ile empati yapmaktan yorgun düşüyorum. Ona hak vermemek mümkün değil! Her neyse ben sempatiye de empatiye de veda ettim artık...
İçinde bulunduğum bu yuvarlak dünya ile yuvarlanmaktan başka bir seçim hakkım yok şimdilik. Sonra ne yapacaksam uzaya çıkacağım sanki. Nerede kalmıştık bütünün parçası mı demiştik. Evet evet kocaman bir yaş pasta dilimi...
Evet işte bunun gibi şeyler kimse konuyu dağıttığımı söyleyemez... Bu hikaye bittiğinde bir matruşka vereceğim elinize... Kat kat sarıp sarmaladığınız, iç içe geçen birbirinin alanında birbiriyle bağlantılı iyi veya kötü bilmiyorum işte. Çünkü iyi ve kötüyü insanlık dünyasında keskin bir çizgi ile ayırmak çok güç hatta imkansız. Hiç kimse masum değil hiç kimse günahsız değil. Dünyada yaşamak demek masumiyetimizi kaybetmek demek olmalı!
Evet, 'bütün' demiştik değil mi işte bu
'bütün' geçmişten günümüze ve geleceğe akan bir nehir gibi denilebilir. Başını sonunu sormayın işte anladığımı anlatıyorum. Her şey enerji anlamında birbirine bağlı ve devamı gibi olduğundan atalarımızın deneyimleri duyguları da bize geçiyor bizimle yaşamaya devam ediyormuş yada biz onunla yaşamaya devam ediyoruz galiba. İşte tam burada isyan ediyorum. Benim sırtımda ki yükler ne olacak acaba. Yoksa ben kendimi sorumluluktan mı kurtarmaya çalışıyorum diyorum. Beynim yanacak! Yağlarım yansaydı keşke, böyle düşünürken bir deri bir kemik kalırdım. Söylemesi bile heyecan verici, lütfen gerçek olsun bu. Bir gün kalkayım ve tüm fazlalıklardan kurtulmuş olayım.
Ne kadar kızsam kızamıyorum şu atalarıma. Atam dedem benimi düşünecekti ben kendimi düşünmezken. Ben lanetlendim biliyorum!
Psikoloji çok popüler oldu şu son yıllarda. Muhtemelen covit süreciyle insanlar evlerine kapandılar. Ve iç seslerine de kulak verdiler. O hiç susmayan iç seslerini duymak zorunda kaldılar. Bu sürecin en güzel yanıda üniversitelerin eğitimini online olarak evindeki halka açması. Sertifikaların cazibesi öyle çekici ki... Bir kaç kurs bende aldım. Lakin benim derdim ölçülerimin büyüklüğü
olduğundan hiçbir sertifika ilaç olmadı. Beni ameliyat etmeyi kabul etmeyen o cerrahtan sonra ise kimsenin kapısını çalma cesaretini kemdimde bulamadım. ilk reddedilişte neden böyle oldum. benim kilolarım var fakat ruhumda öyle bir zayıflık var ki anlatamam. Nasıl beslemem gerekiyor onu?
Eğitimden eğitime koşan arkadaşımda benim için yeni bilgiler var mı merak ediyorum. Yürüyüş yapmak istediğim için hastaneye gidip gelirken araba kullanmıyorum. Ancak vakit bulabildiğim bir etkinlik oldu çıktı bu yürüyüş. Yürürken konuşmak beni zorlasada zamanın nasıl geçtiğini eve ne ara geldiğimi anlamadan yolum tükeniyor. Bu hayatı oyalanarak yaşamak dışında bir kârım var mıdır acaba diye sormadan edemiyorum çoğu zaman...
Sesimin en şakrak en şen tonunda "Alo Hayrişim" diyorum açtığının işaretini anladığım an onun alo demesini bile beklemeden. Hayrişim dememden pek hoşnut olmadı gibi! Nasılsın diyorum önce bir hal hatırını sormak babından. İyiyim diyor iyi olur tabi istediği her şeye sahip en kıymetlisi mutlu olduğu bir bedeni var. "Benim için neler biriktirdin?" diyorum açık söyleyim denize düşen yılana sarılır misali benimkisi. Niye mi? Çünkü sesinde ki git başımdan alt yazısını okumamak için ciddi his engelli olmak lazım. Ama konuştukça ortam ısınıyor bana kilo sorunumun muhakkak bir travması olduğundan bunu bulmam ve dönüştürmem gerektiğinden bahsediyor.
Bunu duymuştum ama şimdi elime kazma kürek alıp eskiyi mi eşip duracağım. Hem ben ne çektim o günleri atlatana kadar. Bu hiç hoşuma gitmiyor. Beni ikna etmek için konuşuyor da konuşuyor onu böyle heyecanlı ve inanmış görmek iyi geliyor bana. Bunu gerçekten benim iyiliğim için mi istiyor yoksa deney mi yapacak üstümde diye bir şüphe düşüyor içime. Ne lüzumsuz bir his beni sabote eden bir iç sesim olduğuna emindim ama bu defa kesinlikle kulağından tutup dışarı atılmalıktı bu ses. Uzun uzun anlattı. İkna olduğumdan emin olduğunda bu defa onun iç sesi onu rahat bırakmamış olmalı ki bir psikologtan yardım almak zorunda olduğumu anlattı artık eve geldiğimi söyleyene değin.
Nefes nefese kalmıştım yine. Kendimi zorla içine sığdırdığım korselerden kurtulup kan ter içinde kalmışlığımla duşa girdim. Eski travmalar kilo almaya başladığım zamana denk gelen olayları hatırlamaya çalışıyordum. Bu yemek yerken TV izlerken her an aklımdaydı. Hangisini seçmeliydim. O kadar çok canımı yakan şeyler yaşamıştım ki...
Ertesi gün işten çıktığımda bir psikologa gitmeyi kafama koymuştum artık. Lakin hastanede ki psikologa gitmektense direk honi takıp gez daha iyiydi. Başka bir klinik bakmalıydım.
Randevusuz olmazdı tabi. Bilgisayardan bölgede ki klinikleri özel psikologları taradım. Aklımda ise derdimi nasıl anlatacağımın provası. Geçmiş travmalar tavuk gibi bağır çağır kaçışmaya başlamışlar bense kümese dalmış tilki gibi önüme gelene atlıyordum... Onların hemen oracıkta boğazını sıkıp bırakmalıydım gelincik gibi. Ah ne iyi olurdu...