PERSONA BÖLÜM 2

1416 Words
Çocukluğum da gezindi düşüncelerim. Tabi ya çocukluğuna inmek gerek deniliyordu ya çocukluk travmalarımı kendim bulmaya kararlıydım. El yordamıyla yürür gibi gezinmekteyim geçmişte. Bakalım neye çarpıp duracağım... Teyzemlere köye gitmiştim. Düğün alışverişi yapmaya gelenler bizim eve gelince annem onlarla önceden göndermişti beni. En sevdiğim şeydi köye gitmek. Köyde bir sürü çocuk vardı. Nerede yattığımız kalktığımızı bilmeyecek kadar yoruluyor bütün gün ahırda tarlada bahçede kah bize buyurulan işleri yapıyor kah koşturup oynayıp duruyorduk. Bu defa işler pek umduğum gibi gitmiyordu. Sürekli çocukları ayak altında olmakla suçlayan büyükler vardı. Önümüze doğru düzgün yemek koyanda yoktu. Resmen aşırıyorduk karnımızı doyurmak için. Teyzemin ailesi çok kalabalıktı şu geniş aile denilen türden. Kocamandı evleri. Tıpkı şenlik yeri gibi gelirdi burası bana. Ama bu defa dedimya yolunda gitmeyen bir şeyler vardı. İncir zamanıydı hergün olgunlaşmış incirleri biz çocuklar kapış kapış yerken ham incirler de dökülüyor olmalıydı. Teyzemin büyük eltisi her defasında gelip bana "bu varya bu hiç az değil ağaçta İncir bırakmadı olmuşlarını yeyip olmamışlarını yolup yolup atıyor, annen bir gelsin söyleyecem seni" diyordu. Halbuki ben o kadar dikkat ediyordum ki yanında olmamış incir var diye olmuşa bile uzanamıyordum oda düşer diye... Ama onun bu suçlaması ile kendimi suçlu hissediyor annemden korkuyordum... Bu konu böyle sürüp giderken iki gün sonra akşam çocuklar bir kenarda oturmuş ayağa kalkmadan oyun oynuyoruz. Taş kağıt makas vs. Teyzemin o büyük eltisi Zekiye bana bakıyordu. Baktım bende ürkek. Bana "Patates kızartmasını sever misin?" dedi. Aaa kulaklarıma inanamıyorum beni seviyormuş bu kadın, ne dediğini duydunuz mu? "Evet" dedim "Severim." Meğer nasıl da yanlış düşünmüşüm hakkında benim doymadımığımı aç kaldığımı farketti. Çocuk halimle bu müşfik davranış karşısında duygulanmıştım. Sofra bezine benzer bir örtü serildi yere. Önce patates kızarsaydı öyle kursaydık sofrayı diye düşünüyorum. Herhalde patates soymak içindir? Küçük bir tabure konuldu ortaya elinde de makas ve tarak işaret etti tabureyi "Gel!" "Ney!" Meğer "Saç kestirmeyi sever misin?" demiş bana. Nasıl da yakıştırmışım! Kaçacak yerim yoktu. Ben böyle anladım da diyemezdim ki sümsük bir kız olmak istemiyordum. Kuzu kuzu oturdum tutam tutam saçlarım önüme düştükçe dudaklarımı ısırmış etrafımda seyirlik bir şeymişim gibi beni izleyenlere belli etmemek için başka şeyler yani güzel şeyler düşünmeye çalışmıştım... Artık burada günler geçmek bilmiyordu benim için. Şu düğün bir an önce olsa annem gelseydi evimize gitseydim. Kardeşlerimi de çok özlemiştim. Yeni doğan ve sürekli ağlayan Mustafa'yı özellikle. Neyse ki o gün geldi artık düğün olacaktı. Çünkü ev çok daha fazla kalabalıklaşmıştı akşama kına gecesi vardı öyle diyorlar, hazırlık yapıyorlardı. Ben saçımın kesildiğini de buna üzülmeyi de unutmuş olduğum bir anda kızların akşama saç yapma telaşlarını gördüğümde düğüne neden önceden gelmek istediğimi hatırladım. Saçlarımı yaptırmak içindi. Annemin eskiyen kot pantolondan dikip üstünü işlediği fermuarlı çok güzel bir çantam vardı. Tel tokalar renk renk kurdelalarım vardı içinde. Sadece saçı uzun olanlar kuaföre gittiler saçlarına simler spreyler sıkılmış saçları çok güzel olmuştur şimdi diye iç çekerek gözlerden uzakta bekledim durdum.. Benim saçım kısaydı neresini yapacaklardı? Haklılardı! Buna ne yapılırdı ki? Evin bahçesinde ki ambara girip hayal kurmak istedim. Yine karnım açıkmıştı. Saçlarım bukle bukle ve üzerinde simler parlıyor ne kadar da güzelim annem de çok beğendi öptü beni. Böyle hayal kurarken uyuya kalmışım. Uyandığımda davul çalıyordu. Düğün başlamıştı demek. Koşarak gittim annemgil gelmiştir diye. Yok herkes var annem yok. Kızlar da kuaförden gelmişler. Ayşe, "Gel Ayla sana da makyaj yapalım" dedi. Nasıl sevindim nasıl? Teyzem yemek yemeyen kalmasın hadi düğün evine gideceğiz diye seslendi. Ayşe bekle geliyorum dedim az yeyim. Koşarak gittim ama sofrada oturacak yer yoktu. Mutfağa baktım teyzemin o büyük eltisi oğluna yemek yediriyordu. Çocuk doydum anne dediği hâlde zorla yediriyordu. Üstelik diğer yemekleri beğenmemiş olacak ki yağda yumurta pişirmiş. Sarısı da nasıl güzel görünüyor. Biraz oyalandım orada belki bana da verir diye umuyordum. "Ne arıyorsun?" diye sert bir sorgulama ile titredim. Şey dedim su içecektim. "Git dışardaki çeşmeden iç" dedi. "Peki," dedim yutkunarak. Annem burada olsaydı oda bana yedirirdi belki! Ama Mustafa doğduğundan beri sürekli ne halin varsa gör bıktım senin nazından diyor... Ayşe'nin yanına gittim. "Sim bitti" dedi "Gel kendi saçımdan sürüyüm ama önce tara saçlarını oğlan gibisin aynı!" Evet işte birisi gerçeği söyledi oğlana benzemiştim aynı. "Saç kestirmeyi sever misin?" Kim oğlana benzemeyi sever ki? Taradık saçlarımı sim sürdük Ayşe'nin saçlarından alıp alıp. Ruj da sürdük yengesininmiş. Başka kızlarada sürdük. Tüm neşem yerine gelmişti. Çok güzel hissediyordum kendimi. İlkokul üçüncü sınıfa giden birisi için fazla bilmiş birisi olduğumu söylerlerdi ama çok güzel en güzel olmak istemek neydi acaba? Düğün evine giden kadınların arasına karıştık küçük kızlar kulübü olarak. Teyzem annem gibi beni unutmuştu iş yapmaktan da canı çıkıyordu gördüğüm kadarıyla. Aferin alacağı birileri vardı demek ki? Murat ve Nermin de benim gibi ortalarda kalmış görünüyorlardı. Ama Nermin'in saçları yapılmıştı hem çok uzundu. Tam benim hayal ettiğim gibiydiler... Teyzem Nermin'e, "Ayla'yı kaybetmeyin birlikte oynayın" dedi. "Annem gelecek mi teyze?" dedim. Mustafa'nın ateşi varmış gelmemiş "Baban geldi, annen sabah gelin almaya gelecekmiş " dedi. Kolum kanadım kırılmış gibi oldu. Annemi her geçen gün kaybediyordum. "Peki!" dedim. Kına gecesinde dağıtılan kırık çerezlerin düğün salonuna götürüldüğünü gördüm o sırada, bütün üzüntüm geçti. Leblebiyi çok severdim. Hemen takıldık peşlerine. O yolu nasıl gittim bilmiyorum. Yaşlı bir Teyzenin yanına koydular çuvalı. Nermin, Ayşe ve ben kedinin ciğere baktığı gibi bakıyorduk çuvala. "Gelin dedi eliyle açın avucunuzu." Allah'ım melek gibi kadın. Cebime de koydu. Karnıma bir şeyler girmesi kadar bu teyzenin güler yüzü, bizi sevmesi nasıl da gönlümü almıştı. Balkon kısmına gittik. Demir parmaklıklardan ayaklarımızı uzattık erkeklerin oynadığı tarafa bakıyoruz. Babamı gördüm "Baba baba..." diye bir kaç defa seslendim. Beni görünce el salladı sonra kaşları çatıldı sil o ağzını burnunu gelmeyim oraya kırarım kemiklerini dedi. Döndü arkasını. Leblebi boğazımda kalmıştı. Ruju gören öksürmekten öldüğümü görmedi. Ayşe ile Nermin sırtıma vurdular. Sonra yakındaki köy çeşmesine gittik. Boğazımda kalan bir çok şey gibi kırık leblebinin de kana kana su içip geçmesini bekledim. Sabah boğazım çok acıyarak uyanmıştım. Annem gelmiş kahvaltı yapıyorlardı. Yahu ben kaç gündür aç susuz günler geçiriyorum gelir gelmez nasıl sofraya oturmuştu. Hemen büyümek istediğim anlardan birisiydi. Gittim yanına oturdum.Boğazım acıyor dedim. Yer açtı bana önüme çörekler koydu çayından içirdi. "Hıh anasını görünce şundaki naza bak" dediler. Yediklerim yine boğazımda kaldı. Annem onu özlediğim için naz yaptığımı söyledi onlara. "Çay çok sıcak içemiyorum" dedim naz değildi gerçekti. Annem hiç olmadığı kadar müşfikti ama bunu kullanmak değildi amacım gerçekten bunun için yemin edebilirim. Kaşıkla içirdi. Kaşlarını çatıp hadi ama nazlanma derken. Deme anne ne olur bana nazlanma deme. Nazlanmaya ihtiyacım var. Saçlarım için bir şey demeyecek misin diye düşünürken kardeşim uyandı. Annemin benimle ilgilenmesi de buraya kadardı. Bir baktım sofrayı topluyorlar. Ne bulursam yemeye başladım. Annemin bir ara "Kıtlıktan mı çıktın Ayla yavaş ol yeme artık" dediğini hatırlıyorum. Başka da hatırladığım bir şey yok o güne dair. Birde eve gittiğimizde saçlarımı kesen o kadına söylenip durdu. Tabi hep bana kızdı. Annem kızar demedin mi? Niye kestiriyorsun sen benim özene özene uzattığım o saçları. Annemin saçlarıma özeniyor olduğunu duymak çok güzel ama keşke bana da özense. Öyle öfkeli ki anlatmak için her ağzımı açtığımda avazı çıktığı kadar sus diye bağırması ile kalan saçlarımı da ben yolacak hale gelmiştim. Ama onu da bana bırakmadı kalan saçlarınıda ben yolmadan gözümün önünden çekil diye bağırmıştı. Bahçeye çıktım. Kızarmış domatesler "Üzülme gel, üzüntün bizi yemekle ancak geçer!" diyor gibiydi. Bir çocuk kaç tane domates yiyebilir ki bütün kızarmış domatesleri yedim. Karnım mı nasıldı. Hatırlamıyorum ki hem banane. Ağrırsa ağrısın!... Okulların açılmasına az kaldı saçlarım çabuk uzasın diye dua ediyorum. Bir de kardeşim ağladıkça kaçabildiğim kadar uzağa kaçıyorum. Bahçedeki dut ağacının altına taşınmış gibiyim. Bütün zamanım burada geçiyor. &&&& Bu hatırladığım şeyler öyle canımı yakmıştı ki hafta sonu olmasını da fırsat bilip yine ne bulduysam yedim. Hem yıllardır ilk defa çözüme bu kadar çok yaklaşmıştım. Evet yiyebildiğim kadar yeyip psikologa ondan sonra gidecektim. Bunu diyetisyene gelirken yaparlar bense bir ironi olarak diyetisyen olduğumdan beni ancak bir psikiyatri paklar diyorum. Günler süren çocukluk travmalarımın en can alıcısını alıyorum yanıma ve diyete başlama günü olan pazartesiyi de arkama alıp çalıyorum doktorun kapısını. Ancak bana da böylesi denk gelirdi diye düşündüren asık suratlı bakımsız siyahları kuşanmış babından bir giyim tarzı yani iç karartıcı bir psikolog. Buna şimdi ne anlatılır ki? Bakışları ile anlat seni buraya ne düşürdü der gibi. Hastalarımın psikolojisini yaşıyorum tam anlamıyla. Onları bu kadar iyi anlamak istemezdim. Bundan hoşlandığım söylenemez. Moralim bir hayli bozuldu haliyle ve yüzüm düştü. Zaten benim bütün ruh halim yüzümden okunabilir. Bundan da hiç hoşlanmıyorum. Halk arasında yanlış bir inanış vardır kilolular gamsız olur hani nerede o gamsızlık hiç bana uğramamış. Psikiyatriye geldim ya eteğim de ki bütün taşları dökmeye hazırlanıyor gibiyim. Bana ne soracak acaba. Dün çocukluk travmalarımda gezinmiş en önemlisi sayılacak olanı bulmuştum. Bu nasıl iş resmen hazırlanıp geldim. Sanki sınava gireceğim!
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD