Kongre salonunun devasa ışıkları Ayla’nın yüzüne pürüzsüz bir parlaklık veriyordu.
Sahneye çıkmadan önce derin bir nefes aldı.
Başlığını ezbere biliyordu:
**“Kendinle Barış, Bedeninle Barış: Sağlıklı Kilo Yönetimi ve Duygusal İyileşme.”**
Eskiden olsa, sahneye çıkmadan önce dizleri tir tir titrerdi.
Ama bugün…
Bugün kendine hak ettiği değeri vermeyi öğrenmiş bir Ayla vardı.
Mikrofona yaklaştığında salonu tıklım tıklım dolduran kalabalığın uğultusu kesildi.
Başını kaldırıp kalabalığa baktı.
Ve işte o an —
Gözleri onunla çarpıştı.
Emir oradaydı.
Sahnenin arka tarafına yakın bir yerde duruyordu.
Üstüne siyah bir takım giymiş, ellerini ceplerine sokmuş, bakışları Ayla’da takılı kalmıştı.
Ama bu bakış eski bakışlardan değildi.
Ne öfke vardı içinde, ne yargı.
Sadece derin bir iç çözülme…
Sanki kendi içindeki duvarlar sökülüyordu yavaş yavaş.
Ayla gözlerini hemen kaçırdı.
İsteseydi bile, onun anlamaya çalışan gözlerine uzun süre bakamazdı.
Bugün sahne Ayla’nındı.
Bugün Ayla, hiçbir gölgeye gerek duymadan ışığa çıkıyordu.
---
Ayla Sunumuna Başladı
Sesi şaşırtıcı derecede sakindi.
“Biz insanlar bazen bedenimizi cezalandırarak başlarız hayata…”
“Yüklerimiz, özlemlerimiz, söylenmemiş sözlerimiz kiloya dönüşür.”
“Kilo vermek sadece bir diyet değil; bir insanın kendine geri dönüş yolculuğudur.”
Salonda bir “hımm” dalgası yayıldı.
Birçok kişi başını sallıyordu.
Ayla devam etti:
“Ben yıllarca kendi bedenimi suçladım.
Ama sonra anladım ki mesele kilom değildi…
Mesele, kimlerin omuzuma bırakıp gittiği ağırlıkları taşımamdı.”
Bu cümle Emir’e doğrudan saplanan bir çivi gibi çarptı.
Emir istemsizce başını biraz eğdi.
Boğazı düğümlendi.
*Bu kadın gerçekten Ayla mıydı?*
*Yoksa o sandığı güçsüz, kırılgan, sessiz Ayla’dan bambaşka birine mi dönüşmüştü?*
*Onu yanlış mı anlamıştı?*
*O, çocuğunu bırakıp kaçan biri değil miydi?*
*Yoksa gerçekten… mecbur bırakılan mıydı?*
İçinde yeni ve tuhaf bir sıkışma hissetti:
Vicdan.
Ayla ya fazlasıyla öfke duyduğu o terapi seanslarını birer sorgu odasına çevirdiğini hatırladı. Ne elde etmeye çalışmıştı ki ... Emir kendi annesini bulup yüzleşmezse Ayla son olmayacaktı hesap sormaya kalkıştığı kadın. kadınlara olan bu düşmanlığı anne olduklarını duyduğunda hortluyor birde çocuğunu zalim bir adamın eline bırakıp gitmiş diye anlarsa artık dönülmez bir yola girmiş oluyordu. Ayla dan önce de böyle uğraştığı üzdüğü kadınlar olmuştu. ve o kadınlar o zalim kocalarına çocukları için geri dönmüşlerdi. Hatta bir tanesi vardı ki kocasına geri döndükten bir hafta sonra kocası tarafından çocuklarının gözünün önünde öldürülmüştü. Emir hala neyin kavgasını veriyordu. Asıl şimdi o çocuklar annesiz kalmamış mıydı? eninde sonunda hapisten çıkacak olan babanın eline kalmış olmalarında annesiz kalmalarında vebali olmayacak mıydı? Bu neyin insafsızlığıydı böyle.
Emir in Ayla da yanıldığı şey Hakan Bey'in nüfusu zenginliği şöhreti olmalıydı. Ayla yı ilk gördüğünde ki o kilolu hali ile kocasına karşı suçlu görmüştü. Üstüne çocuğunu da bırakmış eksik akıllı birisi diye düşünmüş olmalıydı. Ayla o ilk tanıdığı kadın değildi. hiç değildi. Diyetisyen olarak işim ve görünüşüm arasında kaldım kilo veremiyorum dediğinde Emir kahkaha atacak gibi olmuş ciddi görünmeye çalışmış pek konuşmamıştı. Ayla yı izlerken aklından geçen bu düşüncelerle yüzünde alaycı bir gülümseme belirmişti.
---
Ayla fark etti ama Emir’e BAKMADI.
Sunum bittiğinde salon ayakta alkışladı.
Ayla nazikçe gülümseyerek teşekkür etti.
Farkında olmadan gözleri kısa bir an için Emir’i aradı.
Ve gördü:
Emir alkışlamıyordu.
Sadece izliyordu.
Derin, sorgulayan, bir şeyleri kabul etmekle reddetmek arasında gidip gelen bir bakışla.
Ayla bakışını hemen çekti.
İyi ki yanıma gelmiyor, diye düşündü.
İyi ki konuşmuyor.
Mahkemede lehime tanıklık etmesinin duyulması yetmişti zaten…
Şimdi yan yana görünürsek, insanlar bunu başka türlü anlar.*
Bu, Ayla’nın eski Ayla olmadığının en büyük göstergesiydi:
Eskiden onay beklerdi, şimdi mesafe istiyordu.
Eskiden açıklama peşindeydi, şimdi korunmayı öğrenmişti.
---
Emir bir adım attı, sanki yanına gidecekmiş gibi…
Sonra durdu.
Ayla bunu fark etti.
Bir süre sessizlik oldu; salondan çıkan kalabalığın ayak sesleri mekânı doldurdu.
Emir, içinden bir fısıltı duyuyordu:
“Bu kadın kontrolleri altına alamadığım, hakkında yanıldığımı kabul etmem gereken biri ! evet evet kesinlikle öyle
Ya Hakan? O bir ejderha. Hakan'ın istediğinde o ağzını açıp nasıl ateşler püskürttüğünü görmüştü. Nasıl tehdit ettiğini. Tam bir manipülasyon ustası olduğunu. Onunla yaşamak gerçekten çok zor olmalıydı. Emir Hakan'ı izleyerek narsistlik üzerine müthiş bir kitap yazabileceğini düşündü. Peki ya kendisi?
Emir, gerçekten ilk kez Ayla’nın hikâyesini anlamaya çalıştı.
Ayla ise çantasını toplarken derin bir iç huzur hissetti.
“Gitmesi iyi oldu.” diye düşündü.
“Kendi yolumda yürümek için… artık kimsenin gölgesine ihtiyaç duymuyorum.”
Ve böylece…
Bir sahnede iki insan karşılaştı:
— Biri kendini bulmuştu.
— Diğeri kaybettiğini yeni fark ediyordu.
Ama **iki kaderin denge noktası**, orada sessizce yer değiştirmişti.
---