Hastane

1314 Words
Devin Dilber'den "Abla" diye inleyen kız kardeşimle artık gözyaşları mı tutamayıp ağlamaya başladım. Öksürükleri son derece artmış, çok derinden ve hırıltılı geliyordu. Zaten doğru düzgün beslenemediği için bünyesi güçsüzdü. Hafta da bir kez kapımıza bırakılan 2 ekmekle birde tarlaya ektiğimiz ekinlerle hayatta kalmamız bekleniyordu. Ben 19 yaşında bu kadar sorumluluğu üzerime alamıyordum. Taşıyamıyordum artık. Neden ağa tarafından bu eve hapsedildiğimizi bile bilmiyorum. Sadece kardeşi annem yüzünden ölmüş ve bizi cezalandırmış diye biliyorum. Ah anacığım! Daha genç yaşında kahrından öldüğünü biliyorum. Ben artık kaldıramıyorum anne, bu esir hayatı yaşayamıyorum. Elimin tersiyle gözyaşları mı sildim. "Merve güzelim" dedim sesimi güçlü tutmaya çalışarak. "Ölüyorum galiba abla" dedi yeniden ağlamamı sağlayarak. Konuşmasını bile zor anlıyordum. "Saçmalama sen ölmeyeceksin" diyerek ayağa fırladım oturduğum yatağın kenarından. Bu gece bir karar vermiştim. Ya bu esir hayatından sıyrılıp kız kardeşi mi hastaneye götüreceğim, yada bizim başımıza konulan aşağılık ağanın adamları tarafından öldürülecektim. Eğer Merve'ye bir şey olursa zaten yaşamamın bir anlamı yoktu. Yazma mı başıma sarıp evden koşar adım çıktım. Ay ışığı tek yoldaşımdı. Tek yapmam gereken bir eve ulaşıp bir telefon bulmak ve ambulans istemek olacaktı. Acele etmeliydim, ya ona bir şey olursa? Koşarak arka kapıdan çıktım. Yaklaşık 20 dakika kadar sonra bir kaç evin olduğu yere ulaştım. Neyse ki bir evin ışığı yanıyordu. Kapıyı soluk soluğa kalmış şekilde can havliyle çaldım. Kapı yaşlı bir amca tarafından açıldı. "Hayır olsun kızım, sen kimsin?" diye sordu amca. Acıyan boğazımı toparlamaya çalıştım ama boğazım çok acıyordu. Sonbahar havasında geceleri soğuk oluyordu. "Amca kız kardeşim hasta, o-o ölüyor yardıma ihtiyacım var" dedim. Amca söyledikleri mi anlamaya çalıştı. "Ambulans" dedim. Tansiyonum mu düştü bilmiyorum ama bayılacak gibi hissediyordum. "Kızım" diyerek arkadan bir teyze geldi. "Hanım su getir" dedi amca. Yere diz çöktüm ama kendimi bırakmadım. "Ambulansı arayın ben iyiyim" dedim. "Tamam sakin ol" diyerek beni teselli etti amca. Bir süre sonra tekrar sesini duydum ve ambulans çağırdığını anladım. Şimdiden sonra ne olacaktı bilmiyorum ama tek bildiğim Merve'mi, hayata tutunma sebebimin ölmesine izin vermeyecektim.... Bir süre daha dinlendikten sonra amcaya baktım. Bana su verdiler teselli ettiler sağolsunlar. "Ben her şey için çok teşekkür ederim, hakkınızı helal edin" dedim. "Ne demek kızım helal olsun. Bize de haber vermeyi unutma." başımı sallayıp büyük bir adım attım. Koşar adımlarla yürümeye başladım. Eve geldim. Merve yine inliyor ve abla diye sayıklıyordu. Göğsüm sıkıştı. Biz bu kadar acıları hak edecek ne yapmıştık? "Dayan güzelim, ambulans geliyor" dedim. Yeniden bir şeyler sayıkladı ama anlamadım. Odaya giderek üstüme bir hırka ve tüm paramı aldım. Vakit gece yarısını çoktan geçmişti. Pencereden bakıp ambulans geliyor mu diye kontrol ediyordum. Uzaktan gelen bir ses kulağıma aldı. Koşarak evden çıktım. Ambulans bizim virajı geçmeden onu yakalamalıydım. Koşarak araba yoluna geçtim. Ambulans yaklaştığı zaman elimle onlara işaret ederek durdurdum. Bana evi tarif etmemi istedikleri zaman yürüyerek evin patika yoluna girmelerini sağladım. Bir sedye alıp beni takip ederken sorular peş peşe geliyordu. Nesi var, daha önce bir hastalığı var mıydı falan filan. Bildiğim kadarıyla cevap verdim. Eve girdikleri zaman hızla üzerinde ki örtüyü attılar. Üzerini örtmemek gerekiyormuş. Annem ve babamın nerde olduğunu sordukları zaman boğazıma büyük bir yumru oturdu. Sesimi zor bulup öldüler dedim. Genç sağlık çalışanları bana acıyarak baktı. Bu acımaya ihtiyacımız vardı kesinlikle. Bizi acınacak hale düşürmüşlerdi. Kız kardeşimin ilk kontrolü yapıldıktan sonra sedyeye dikkatle yerleştirildi ve ambulansa taşındı. Kapıyı kapatıp peşlerinden koştum. Ambulansın arkasına aldılar beni. İlk defa umudum vardı. Bizim için ambulans ve hastane bile lükstü. Hastanenin önüne geldiğimiz zaman hızla onları takip ettim. Giriş işlemleri için beni yolladıkları zaman nereye gideceğimi bile bilmiyordum. Herkese çekinerek sorarak kayıt işlemlerini hallederek müdahale odasını buldum. Merve'nin başında iki kız, bir erkek sağlık çalışanı vardı. Beni görünce doktor olduğunu düşündüğüm kıza "Durumu nasıl?" diye sordum. Gözleri hala kapalıydı ve iyi görünmüyordu. "Geç kalınmış" dedi kız. Yüzüm hızla düştü. "Bir süre tedavi görmesi gerek. Kan testi için kan aldık, serum bağlandı. Serum onu rahatlatacaktır. Bu arada kaç yaşında?" "11" dedim. Kız bana şaşkınlıkla baktı. "Biraz küçük görünüyor" dedi. "Genetik mi yoksa yetersiz beslenme mi?" Nasıl anlamıştı yetersiz beslenme olabileceğini? "Bizim durumumuz yok" dedim utanarak. Bana anlayışla bakması daha fazla utanma mı sağladı. "Bir hemşire sürekli takipte olacak. Sana yalan söylemeyeceğim, hastalık ciğerlerine ulaşmış. Yani toparlaması bir haftayı bulabilir" "İyi olsun da gerekirse bir ay burda, onu beklerim" dedim. Kız bana hafif tebessüm etti. "Kan tahlili sonuçları çıkınca tekrar konuşuruz" "Burda olacağım" dedim. Hepsi yanımızdan ayrılırken yan tarafta ki tekli koltuğa oturdum. Merve'nin yüzüne baktım. Serum umarım en kısa sürede etki ederdi ve güzel gözleriyle tekrar bana bakardı. Geriye yaslandım. Bir süre sonra bedenimin ağrıdığını fark ettim. Ve karnım açtı. Yanımda fazla para yoktu. Başımı geriye yaslayınca, hastane de olmanın verdiği biraz rahatlıkla dalmıştım. Yanımıza gelen hemşirenin çıkardığı sesle sıçradım. Hızla ayağa kalktım. "Ne... Ne oldu?" diye sordum korkuyla. Bakışlarım Merve'ye kaydı. "Sadece serumu ve durumunu kontrol etmeye gelmiştim. Serumu değiştirdim" rahat bir nefes aldım. Merve'nin çatılmış kaşları gitmiş sanki yüzünde huzur vardı. Hemşire giderken doktor geldi. Kan tahlilinde enfeksiyon falan varmış ve bir sürü eksik vitamin. Bu yüzden bünyesi zayıf düşmüş. Bu beni incitti. Bende çok boylu poslu değildim ama Merve daha çelimsizdi. Bir haftaya yakın yatarmış ve kendimi bu duruma hazırlamam gerekiyormuş. Sabah erken saatte Merve uyanmıştı. Biraz iyi görünüyordu. Bizi odaya alacaklardı. Bizi odaya almalarını bekliyordum. Gidip eşya ve kişisel bir kaç şey alacaktım. Bizi odaya almak için hasta bakıcı geldi. Bizi asansörle üçüncü katta ki bir odaya aldılar. İki hastanın sığacağı şekilde yapılmıştı odalar. Şimdilik sadece biz vardık. Merve'nin serumu değişmeden ihtiyaçlarını karşıladık. Onu yatağa yatırıp örtüyü güzelce üstüne çektim. "Ben evden bazı eşyalar alıp döneceğim güzelim, merak etme tamam mı?" "Gitme abla" dediği zaman boğazıma bir acı oturdu. Gitmek zorunda olmasam kesinlikle gitmezdim ama eşya lazımdı. Üstü başı kötü haldeydi. Ben kendimi umursamıyordum. "Hemen döneceğim söz veriyorum" alnını öptüm ve bana üzgün bakan gözleriyle kapıya yöneldim. İçimde bir korku vardı. Belki de günlerce onu hasta gördüğüm için böyle hissediyordum. Ona son kez bakınca gözlerimin dolmasına engel olamadım. Oda benim gibi üzgün görünüyordu. Neden böyle olmuştu. Onu hastaneye teslim ediyordum, başka bir yere değil ki. "Hemen döneceğim" dedim tekrar ve içimde ki sıkıntı ile odadan çıkıp hastaneden ayrıldım. Ne yol bilirdim ne iz. Sorarak dolmuş durağını buldum. Taksiye param yetmeyeceği için seçeneğim yoktu. Yanımda sadece 300 liram varken idare etmek zorundaydım. Boğazımda sadece anne yadigari bir kolye vardı. Mecbur kalıp onu bozmak istemiyordum. Annem mecbur kalırsam bozmamı söylese de ona kıymayı, son hatırasını satmayı hiç istemiyordum. Köye yakın bir mesafede indim. Geri kalan yolu yürümeye başladım. Stresten önümü görecek durumda değildim. İlerde lüks bir araç görünce kaşlarım çatıldı. Daha önce görmediğime emindim ama bunu düşünecek zamanım yoktu. Evin önüne gittim. Etrafa bakındım ama bir sorun görünmüyordu. Kapıyı açıp içeriye girdim. Önce bir parça ekmek aldım. Aç karnımı doyurmam gerekiyordu. Ekmekten bir ısırık aldım. Odaya gidip ne kadar düzgün pijama varsa küçük bir valize doldurdum. Ekmeğimi alıp yatağın kenarına oturdum. Ekmeği zorla bitirdim. Sıkıntı stresim mideme vurmuştu. Sadece ayakta kalmak için yiyordum. Lavabo da ihtiyacımı karşılayıp odaya döndüğüm zaman kapı gürültü ile kırıldı. Korktum. Kim olduklarını tahmin ettiğim için kapıyı kilitledim. Pencereye koştum ve açıp pencereye tırmandım. Odanın kapısı kırılmak için zorlanırken kendimi sarkıtıp pencereden atladım ama karnım ezilmiş canım yanmıştı. Ayağım ise ufak bir burkulma ile acımıştı. Ayak bileğimi ovarak ayağa kalktım. Tam koşmaya hazırlanırken "Kızı burda" diye bağırdı biri. Koşmaya başladım ama burkulan ayağım kaçmamı zorlaştırdı. Beni kısa süre içinde yakaladılar. "Bırakın" diye çığlık attım ama bırakmak yerine beni eve sürüklediler. "Kardeşim hastane de ona gitmem lazım" diye bağırdım. Keşke hiç gelmeseydim. Param olsaydı yeni pijama takımı alırdım ama olmadığı için dönmek zorunda kaldım. "Kapat çeneni" dedi biri. "Ağam gelene kadar bir yere gidemezsin" ağa mı? Annemle bizi buraya hapseden adam mı? O günü hiç unutmadım. Anneme hamile iken attığı tokatı, annemin hamile haliyle yere düşüşünü ve benim çığlıklarımı hiç unutmadım. "Allah ağanızın belasını versin" dediğim zaman bana hırladılar. "Kimin kime bela olacağını göreceksin dakikalar sonra" dedi. Ben kaçmaya çalışırken ellerimi bantlayıp beni koltuğa oturttular. Kendimi çaresiz hissettiğim için ağlamaya başladım. Sanki günlerdir hiç ağlamamışım gibi gözyaşlarım yeniden akmaya başladı. Ya Merve... O ne olacaktı...?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD