Devin'den
Annem beni hep Dilberim olarak severdi. Ona göre ben alımlı güzel bir kızmışım. Saçımı okşayıp tararken hep yüzün güzel olacağına bahtın güzel olsun derdi. O zamanlar bunu tam olarak anlamıyordum ama şimdi her harfin bir anlamı var...
Koltuğa bağlı şekilde oturup gözyaşlarını bile silemediğin için yüzünde kurumasına izin vermek zorunda olmandan bunu daha iyi anlıyorsun. Keşke annemin dediği gibi bahtım, bahtımız güzel olsaydı. Bağırıp çağırmama kızdıkları için ağzımı bile bantladılar. Bir kaç kez kendimi yere attım tekrar eski yerime oturttular. Kısacası beni bu koltuğa oturtup hareket etmemi kısıtladılar.
Aklım hep Merve de. Gözü kapıda beni bekliyordu eminim. Bakışlarımı iki adamın arasında gezdirdim. Konuşmaya çalışsam da ııı gibi saçma sapan harfler çıktı ağzımdan. Bana boş boş bakıp hiç umursamıyorlardı. Kalbim sıkışıyordu. Burda oturmuş o ağa bozuntusunu beklemek beni daha fazla öfkelendiriyordu.
Dışarıdan gelen keskin fren sesiyle korku ve nefret karışımı hislerle içim kasıldı. Ayağa kalkmaya çalıştım. Bir adam omuzumdan sert şekilde iterek beni geri oturttu. O canavar adamı görmek istemiyordum. Onun yüzünü bile hiç unutmamıştım. Kısa süre sonra
"Kızı nerde?" gibi bir soru duyuldu. Sesin soğukluğu içimi ürpertti. Korkmalıydım ondan ama benim içimde yalnızca öfke vardı. Bizim olduğumuz odaya adım sesleri geldi. Dikkatle kapıya baktım. Gelen o canavar adam değil saçlarına kırlar düşmüş olsa da genç bir adamdı. İçimde bir umut oldu ta ki bana kenetlenen nefret dolu bakışını görene kadar. Daha tek kelime bile etmeden benden nefret ettiğini gösteriyordu. Ben kimseye bir şey yapmamıştım. Annem de yapmamıştı.
Beni bir tur süzerek tam karşıma oturdu.
"Bantı çıkarın" dediği zaman yanıma gelen ters bakışlı adamla ağzım açıldı. Adam geriye çekilince genç adama baktım.
"Gitmem lazım" dediğim zaman bedeni kasıldı. Bacaklarını açıp bedenini karşımda büyüttü. Bir elini dizine koyup
"Bu evden çıkman yasak değil mi?" içimde büyüyen öfkeyi bastırmaya çalıştım. Oturuşu, bakışı bile dost olmadığını haykırırken asilik yapmak işime gelmezdi.
"Kız kardeşim hasta, onu görmem lazım" yüzünde bir yumuşaklık aradım ama orada hiç bir kas hareket etmedi. Sessiz kalıp bir psikopatın soğukluğunda beni izledi. Hem tahammülü yok, hem biraz merak vardı sanki ifadelerinde.
"Hastaneye gitmem lazım" dedim tekrar. Öfkemi geri plana iterken epey zorluk çekiyordum. Bizi buraya hapsettikten sonra nasıl bu kadar duygusuz olabilirler? Aklım gerçekten almıyordu zalimliklerini.
"Lütfen" diye ekledim.
"Gitmeyeceksin" dediği zaman
"Ne hakla bunu söylersin?" diye sordum. Sesimin tonunu kontrol edememiştim.
"Sen kimsin ki gitmemi engelliyorsun?" geriye yaslanması beni iyiden iyiye çileden çıkarırken onun yüzünde ki sabit ifade yerini koruyordu.
"Kim olduğumu mu merak ediyorsun katilin kızı? Bence bunu bilmek istemezsin" sesinde ki öfkeyi hissettim. Ben mi katilin kızıydım?
"Benim annem katil değil." dedim kendimden emin bir şekilde.
"Öyle mi? Ben sebebin o olduğunu sanıyordum?"
"Bak tüm bunları dinlemek istemiyorum. Tek bildiğim sizin, bizi bu eve hapsedemeyecek olmanız. Sizin yüzünüzden kardeşim hastalandı benim. Ona bir şey olursa..."
"Olursa ne olur? Sende mi katil olursun?" dişleri arasından sorduğu soruyla duraksadım. Bakışlarında ki ifade sertleşti.
"Gerekirse evet" dedim. Kendimden emindim. Merve'ye bir şey olursa ne pahasına olursa olsun bedelini ödetirdim.
"Kiminle konuştuğunu sanıyorsun ukala kız? Hemen kapat çeneni" dedi adamlardan biri. Konuşan adama kısa bir bakış atarak kır saçlı adama döndüm. İkimizin de bakışları öfkeliydi.
"Geçmiş geçmişte kaldı. Bırakın beni gideyim. Kardeşimin bana ihtiyacı var" dedim. Büyük bir adım geriye atmıştım. Hatta tüm gururumu onurumu kendi ayaklarımın altına aldım. Sadece Merve'ye gitmem gerekiyordu. Diğer her şey önemini yitirmişti bir anlığına. Bana acımasını istedim. Hiç hakkı yoktu ama beni yollamasını istedim. Onlara kafa tutacak gücüm yoktu. Beni koruyacak kimse yoktu.
"Kız kardeşinin hangi hastane de olduğunu bulun ve çıkarın. Size konumu bildireceğim" dediği zaman gözlerim büyüdü.
"Ne-ne demek onu hastaneden çıkarın? Benim kardeşim hasta."
"Devlet hastanesinde ağam. Hemen haber veriyorum çıkarmaları için" Beni görmezden ve duymazdan geliyorlardı.
"Hasta haliyle onu hastaneden çıkarırsanız ölebilir. Onu bu şartlar altında tedavi edemem. İçinizde biraz insanlık varsa buna bir son verin" sesimin titremesine engel olamamıştım.
"Onu bir daha görmeyeceksin" dediği zaman kalbim parçalara bölündü. Görmeyeceksin demişti? Bu ne demek oluyordu? O benim tek ailem, benim ondan başka kimsem yok.
"Ne demek bu? Şimdi de onu benden koparacak mısınız?"
"Bunu, şu kapıdan çıkmadan önce düşünmeliydin. Şimdi bir bedel ödeme zamanı" dedi. Sanki bir eşyamı alıyormuş gibi rahat ve kararlı görünüyordu.
"Onu benden ayıramazsınız" diye çığlık attım. Bağlı ayaklarıma rağmen ayağa kalkıp tam karşısında durdum.
"Sizi en kısa sürede jandarmaya şikayet edeceğim. Burda esir tutulduğumuzu, 9 senedir hiç bir yere gidemediğimizi anlatacağım. Size bunun hesabını soracaklar" dediğim zaman dudağının kenarında tehlikeli bir kıvrılma oldu. Bu beni öfkelendirdi. Benimle açıkça oyun oynuyordu. Ayakta duran adamı sesli şekilde güldü. Beni ciddiye bile almıyorlardı. Ama bir fırsatını bulup polise gittiğim zaman hepsine gösterecektim.
"Burda güç ağamdır küçük kız. Yerinde olsam ayaklarına kapanır af dilerdim" yanımda ki adamın konuşması beni daha fazla kızdırıyordu. Adamın dili yokmuş gibi yanında ki pislik konuşuyordu.
"Senin gibi köpekler ayağına kapanır yalakalık yapar" dediğim zaman adamın yüzü bir anda öfkeyle kasıldı. Sinirli olmasam bu kadar cesur olamayacağımı biliyordum ama içimde biriken 9 senenin öfkesini dizginlemek zordu. Kır saçlı ağa ile göz göze geldiğimiz zaman
"Şimdi ellerimi çöz kardeşime gideceğim. Siz devletin jandarmasından büyük değilsiniz. Hiç çekinmem giderim" dediğim zaman ani bir hareketle ayağa kalktı. Üzerime bir canavar gibi yürüdü. Korkmadım karşısında dimdik durdum.
"Boyundan büyük laflar ediyorsun" diyerek büyük eliyle çenemi kavradı. Çenemi sert şekilde sıkıp beni geriye iterek koltuğa düşürdü. Çenem acımıştı sıktığı için. Hatta uyuşmuş gibiydi. Üzerimde dev gibi dikildi. Yüzü tehditkar ve biraz düşünceliydi.
"Beni Merve'ye götüreceksin. Beni kardeşimden ayıramazsın" Bana öyle bir bakış attı ki bu konuşmadan, çok şeyi anlatmak gibiydi.
"Beni bakışlarınla korkutamazsın" dediğim zaman dudağı tehlikeli bir şekilde kıvrıldı. Bundan korkmam gerektiğini biliyordum ama o Merve' yi benden ayırmaktan bahsederken bu imkansızdı. Gözlerimin içine bakarak
"Adam nerde kaldı?" diye sordu adamına. Bakışlarım adama kaydığı zaman bana sırıtarak baktı.
"Eli kulağında ağam. Birazdan burda olur" Beni hiç iyi şeylerin beklemediğine emindim. İşte şimdi gerçekten korkmaya başlamıştım.
"Ne-ne adamı?" diye sorarken sesime korku eklenmişti. Sanki soru sormamışım gibi yerine oturdu. Bu sefer bana değil oturma odasının içinde göz gezdiriyordu. Yüzünün her zerresinde memnuniyetsizlik vardı.
"Bana ne yapacaksın?" diye sordum.
"Bana kardeşimi getir" diye ekledim. O bana hiç bakmadı yada cevap vermedi. Tekrar tekrar aynı soruları sordum. Yerimden kalkmaya çalıştığım için bir adam başıma dikildi. Kısa süre sonra sesler duyuldu. Odaya önden bir adam girdi peşinden iki tane daha. Onlara dehşetle baktım. Bu iş ciddi görünüyordu. Ayağımda ki bantı çözdükleri zaman ayağa fırladım. İki adam beni tutunca çığlık atıp kurtulmaya çalıştım. Kır saçlı ağaya beni bırakmasını yoksa başına bela olacağımı söyledim. Beni sürükleyerek dışarıya çıkardıkları zaman dışarıda ki küçük bir kalabalık gördüm. Neden burda olduklarını düşünürken beni sürükleyerek beyaz bir araca götürmeye çalıştılar. Bağırıp karşı koydum. Bunun bir oyun olduğunu o zaman fark etmemiştim ama bu hallerim bana pahalıya mal olacaktı o gün görmemiştim.
Beni çekerek araca bindirdikleri zaman çığlıklarım tüm köyü inletiyordu. Ben zorla koltuğa oturttular. Saçım başım dağılmış direnmekten terlemiş ve nefesim kesilmişti.
"Seni sakinleştirecek güzel yöntemlerimiz var" diyen adamla olduğum gibi kalakaldım. Nasıl yöntemler? Son sesimi bulup
"Ne saçmalıyorsunuz?" diye sordum. O sorunun cevabını hiç duymadım. O sorunun cevabını bizzat yaşayacaktım. Bakışlarım evime kaydı. Uzaktan bile gördüğüm kır saçlı ağanın kötü bakışlarını üzerimde hissediyordum. Bir eli cebinde benim olduğum araca bakıyordu. Bu mesafeden bile görebiliyordum. Benim ne suçum vardı? Bizim ne suçumuz vardı ki bize bu hayatı reva görmüşlerdi? Kendi hayatımızın dilencisi olmuş, sadece yaşamak için bile yalvarır hale gelmiştik.
Araç hareket ettiği zaman bedenim kasıldı ve çığlık çığlığa ağlamaya başladım. Bana sus dediler. Bir süre sonra sustum. Beni nereye götürdüklerini sorduğum zaman yine cevap yoktu. O sorunun cevabını saatler sonra öğrenecektim....