Deli Hastanesi

1317 Words
3 ay sonra Yazar'dan "Efendim kız her yediğini, içtiğini kusuyor. Böyle devam ederse zarar görecek" "Siz işinizi yapın. Gerekirse takviye verin. Orda kalmaya devam edecek" "Tamam efendim" Malik telefonu kapatıp annesinin odasına yöneldi. Kapıyı bir sefer tıklatıp kapıyı açtı. Annesi felçli bir hastaydı. Ya değnekle tutunarak yürüyordu ki bu çok zordu onun için. Yada tekerlekli sandalye kullanıyordu. "Günaydın ana" dedi yumuşak sesiyle. "Günaydın oğul" diyen kadın ona sevgiyle bakıyordu. Oğlu hayırlı bir evlattı. Evlatların şahıydı. "Bugün nasıl hissediyorsun? Var mı bir sıkıntın?" "Yok çok şükür." "Seni kahvaltıya götüreyim o zaman" "Olur oğul" dedi kadın. Malik annesini oturduğu yerden sandalyesine yerleştirdi. Kadına tuttuğu iki bakıcı hazır ol da bekliyordu. Malik'in acil işi yoksa annesini mutlaka kendisi indirirdi kahvaltıya ve onunla yerdi. Konağın çoğu alanı annesinin gidebileceği şekilde yeniden yapılmış, avluya rahat inebilmesi içinde asansör bile yapılmıştı. Malik, annesini asansöre götürüp alt avluya indi. Malik üst avluda yeme konusunda ısrar etse de annesi bu durumu bir türlü kabul etmiyordu. Ona göre yemek, yenmesi gereken yerde yani kuşaklar boyu yenilen alt avluda olmalıydı. Malik onu kırmadı. Asansör zaten ulaşımı sağlarken sorun yoktu. Malik annesini yerleştirdi sandalyesine. Diğer tüm aile fertleri de masadaydı. Malik yerine oturunca "Afiyet olsun" diyerek yemeği başlattı hanımağa. Kahvaltı diğer günlerde olduğu gibi sakin geçerken yaşlı kadın oğluna baktı. "Yarın akşam yemeğe Berrin ve ailesi gelecek. Kendini ona göre hazırlamanı istiyorum" Malik kasılmıştı. "Benimle ne ilgisi var ana?" "Ne ilgisi olduğunu biliyorsun. Yarın akşam için her şeyi halledeceğim. Sen sadece yemeğe katılacaksın" Malik annesinin gözlerine bakarken geri adım atmayacağını biliyordu. Başını belli belirsiz yukarı aşağı salladı. Kahvaltının geri kalanı onun için sıkıntılı geçmişti. Kahvaltı bitiminde erkek kardeşi ile konaktan ayrıldı. Bir diğer erkek kardeşi küçüktü. Liseye gidiyordu. Ve birde 20 yaşında bir kız kardeşi daha vardı. Toplam dört kardeşlerdi. Ertesi akşam Malik sedirde otururken bacağı sallanıyordu. Berrin teyze kızıydı. Onu, annesinin bu akşam neden çağırdığını biliyordu. "Bu kadar suratsız olma Malik Acar. Biraz rahatla" "Elimden gelen budur ana" "Biraz daha gayret gösterebilirsin" Malik uzatmak istemediği için başını belli belirsiz salladı yine. Az sonra misafirler gelmişti. Çoşkulu bir karşılama yaşanmış sonunda yemeğe geçilmişti. Konuşulan konu hep Berrin ve Malik'in ağalığı falan olunca Malik iyiden iyiye bunalmıştı. "Geçen sene üniversiteye hazırlık yapıyordun, ne oldu o iş Berrin?" Malik'in kız kardeşi sordu. Berrin, Malik'e bir bakış atıp "Gerek olmadığına karar verdim. Üniversite okumak bana bir şey kazandırmaz. Evlenip, evimin hanımı olmak daha cazip" Hanımağa verdiği cevaba tatmin olurken "Yeni nesilden bu lafları duymak ne zor. Berrin iyi yetişmiş bir kız" Hanımağanın iltifatı ile Berrin utangaç bir gülümseme sergiledi. "Senden de bu lafları duymak çok değerli teyzeciğim" dedi. İkili arasında karşılıklı bir tebessüm oldu. "Malik sen bu konuda ne düşünüyorsun?" annesi Malik'i konuya dahil etmeye çalışıyordu. Malik mümkün olduğunca konuşmuyor, yada etrafına bakmıyordu. Başını kaldırıp göz ucuyla herkese baktı. "Hangi konuda?" diye sorduğu zaman masanın havası değişti. Annesi boğazını temizleyince "Okuma konusunda hemfikirim. Bir kadının yeri evidir. Okuyanları görüyoruz. Ne töre bilirler, ne saygı. Hele ki benim evleneceğim kızın iyi bir terbiye almış olması gerek. Benim soyadımı, beni iyi taşıması gerek" hanımağa verdiği cevaba memnun olmuş şekilde gülümsedi. Berrin ise verdiği cevaptan memnun olmuştu. Zaten Malik'i neyi sevip neyi sevmediğini çok iyi biliyordu. Bazı isteklerinden sırf bu yüzden vazgeçmişti. Çocukluğundan beri Malik ile evleneceğini biliyordu. Berrin bir hanımağa olmak için yetiştirilmiş terbiyeli bir kızdı. Atasını, töresini bilen ideal bir hanımağa adayıydı. Malik'in cevabı masaya yeniden huzur getirirken yemek bitmiş toplanan masaya tatlılar gelmeden önce "Bize bir kahve yapasın Berrin kızım. Sen güzel kahve yaparsın" dedi hanımağa. Berrin memnuniyetle ayağa kalkıp mutfağa yönelmeden önce "Yaparım elbet" dedi. İkisi arasında konuşmadan anlaşan iki sessiz insan vardı. Berrin sadece büyüklere ve Malik'e kahve yapıp dağıtırken diğer çalışanlar da geri kalanın kahvesini dağıttı. Akşam bazıları için keyifli geçerken bazıları bu gecenin bitmesini bekliyordu. *** Devin'den Yataktan bacaklarımı sarkıttığım zaman yüzümde saçma bir keyif vardı. Ayaklarım soğuk zemine temas edince irkildim. Ayağa kalkarken biraz sendeledim. Başım neden bu kadar dönüyordu? Bana verdikleri ilaçların tozu artmış olmalıydı. Bir şeylerin eksik olduğunu biliyorum ama düşünürken zihnim bulanıyor. Bazen nerde olduğumu bile unutmamı sağlıyor verdikleri ilaçlar. Tuvalete giderken beyaz geceliğimin etekleri yere sürünüyor. Tam olarak ruh hastası gibi görünmemi sağlayan en az 5 beden büyük bir gecelik ve yüzümde ki durgun ifade. Durduk yere içimi kaplayan bir acı her sinir ucuma ayrı ayrı dokunurken nedenini düşünüyorum. Tuvalete girer girmez midemde ne varsa kusup çıkarıyorum. Ayağa kalktığım zaman elimi yüzümü yıkıyorum. Burda bir ayna bile yok. Akşam olunca pencere camından ne kadar görebilirsem. Oda kendimi görmek gibi bir ihtiyacım yok. Yüzüm ne halde? Güzel miyim, yada çirkin miyim merak etmiyorum bile. Yüzüme attığım son soğuk su bana bir tokat etkisi yaratıyor. "Merve" diyorum. Evet kaybolan parçamın bu olduğunu tam olarak biliyorum. Kapıyı sert bir şekilde açıp sendeleyerek odanın kapısına vardığım zaman güçsüz kollarımla kapıya vurmaya başlıyorum. "Gitmem lazım. Açın kapıyı" diye nefesim yettiğince bağırıyorum. Nefesim kısa sürede kesiliyor. Rutinim odada ki bakımsız tuvalet ve yatmak olduğu için bedenimin gücü, nefesimin fazla efora tahammülü yok. Sesimde normal konuşmanın bir üstü gibi çıkmıştı. Kapının zorlandığını fark ettim. Kapının arkasında biri var mı yok umursamadan sert şekilde geriye ittikleri zaman dengemi sağlayamayıp yere düştüm. Popom acıdı mı acımadı mı bilmeden sadece kendimi kaldırmak için çabalıyordum. Baygın bakışlarım yukarıya doğru çıkarken yeni bir beyaz önlüklü bir adamın bacaklarıma baktığını görünce elimi olabildiğince bir hızla geceliğimin ucuna götürüp eteğimi aşağıya çekiyorum. 45 'in üzerinde görünen Adam bana gülümseyip hafif eğilerek elini uzatıyor. "Gel bakalım küçük hanım. Canın yanmış olmalı, seni kaldıralım" Beni küçük bir çocuk olarak mı görüyor yoksa gözlerinde şehvet mi var anlamıyorum. Kendimi geri çekilirken buluyorum. Bu içgüdüsel bir hareket. Kendimi korumam gerektiğini biliyorum. Hasta bakıcı adam kolumu sert şekilde kavrayıp beni yerden kaldırdığı zaman çığlık atmak istiyorum ama çığlıklarım boğazımı zor aşıp havaya karışıyor. Beynimde ki tüm bilgiler karışık. Hangisi ne ile alakalı bilmiyorum. "Benim gitmem lazım efendim. Lütfen gitmeme izin" verin diyorum yeni gelen adama. O ise beni arsız bakışları ile süzerek "Gitmek mi istiyorsun?" diye soruyor. Başımı uyuşuk şekilde sallarken gözlerinin parladığını düşünüyorum. "Şu an bu mümkün görünmüyor" dedi. Sonra yanımda ki adama dönüp sorular sormaya başlıyor. "Kimi kimsesi var mı?" diye sorarken bana bakıyor. "Kimsesi yok. Üç aydır burda doktor bey. Bilgileri elinizde ki dosyada mevcut." Doktor hızla elinde ki dosyanın kapağını açıp bir süre göz gezdiriyor. Şaşkınlık ve memnuniyet bir arada bana dönüyor. "Güzel. Şimdi ona verilecek tozu ayarlayalım" diyerek kenara koyduğu ilaç kutusunu açıyor. "Hayır istemiyorum." derken dilim dolanıyor. "Kardeşime gitmem lazım" Bunun bir mecburiyet olduğunu biliyorum. Kardeşimi hatırlamak bana yeniden güç verirken direnmeye ve kurtulmaya çalışıyorum. Adamın sıktığı kollarıma yeni morluklar eklenirken "Yemek yemediğin için bunları mide koruyucu ile almak zorunda olman üzücü. Neyse ki ilaçtan sonra yiyerek açığı kapatıyorsun" dedi adam yoğun bakışları ile bana yaklaşırken. "Lütfen yapma. Gitmem lazım" dedim. "Kızı tut" dedi doktor. Ben ne kadar dirensem de beni tuttu arkamda ki adam. Doktor önüme kadar gelip elini çeneme götürdüğü zaman nazikçe bir kaç tur okşadı. Yüzünde ki yan sırıtış midemi bulandırdı. Çene mi kurtarmaya çalışırken elini sert şekilde hareket ettirip ağzımı açmam için baskı yaptı. Bunu normalde hasta bakıcılar yaparken bugün bu doktor yapıyordu. Bu o aklımla bile şüpheye düşmemi sağladı. Çeneme yeni morluklar eklerken "Uslu bir kız olup ilaçlarını iç. Yoksa ilaçlarını damardan vermek zorunda kalacağız" dedi. İlaçları ağzıma zorla tıkıp içmem için beni zorladı. Direndim. İlaç ağzımda eriyip acı bir tat bırakırken yutkunma ihtiyacı ile yutkundum. Ağzıma az biraz su döktü. Dakikalarca hiç usanmadan çenemi tuttu. İlacı yuttum. Ardından başka bir ilaç verdi. İkinci sefere direncim kırılmıştı. "Aferin uslu hastama" derken bakışları yüzümü yalayıp geçiyordu. Eli anlık boğazıma inip sonra çekti. Öksürmeye başladım. İkisi odadan çıkarken ben kendimi yere diz çökmüş şekilde sakinleştirmeye çalışıyordum. Ağzımda ki acı tadı yutkunarak yok etmeye çalışırken elimi çeneme koyup ovuşturdum. Dakikalar sonra zaten karışık olan kafam daha da karışmış şekilde yatağa tutunup ayağa kalktım. Yatağın üzerine çıkıp uzandıktan sonra tüm ayrıntılarını bildiğim duvara baktım. Boş bakışlarım uzun süre sürdü. Hislerim yeniden karmaşık bir hal aldı. Boş bakışlarımı kapattım. Sanki dünya da ki en yorgun insan bendim. Ne kalkmaya gücüm vardı, ne nefes almaya takatim...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD