Yazar'dan
Camın tıklatılmasıyla Malik kıpırdandı. Bedeni uzun aradan sonra rahatlamış rahatsız yerde bile iyi uyumuştu sanki. İkinci sefer tıklatılan cam ile homurdandı. Elini ayakların koyulduğu yere bastırıp doğruldu. İlk başta neler olduğunu anlamak için biraz bakındı. Kafası henüz tam ayık olmadığı için unutmak istediği saatler önce olan sevişmeyi hatırladı.
Kapıyı açıp hızla dışarıya çıktı. Beynine dank eden gerçekliği hatırladığı zaman midesi çoktan bulanmış koşar adım kendini çimenlerin üzerine attı. Zaten boş olan midesi iyice boşalırken Seyfi'nin sesini duydu.
"İyi misin ağam?" diye soran adamla toparlanıp ayağa kalktı. İleriye doğru tükürdü. Sevişmenin görüntüleri belli belirsiz aklına doldu. Düşmanın kızıyla seviştiğini biliyordu ama görüntüler netleşirken daha kötü hissediyordu. Sakinleşmek için biraz soluklandı. Mantıklı düşünecek bir kafada değildi. Yaptığı şeyin bir bedeli olacağını biliyordu.
"Ben ne halt yedim?" diye sordu sessizce. Seyfi durumu hemen anlamıştı. Malik'i çocukluğundan beri tanıyordu. Malik anlatmasa da o her şeyini bilirdi.
"Dinleneceğimiz bir yere gidelim ağam. Sabah olmadan gitmemiz lazım" Malik mantıklı konuşan adamıyla başını salladı.
"Kızı kontrol edeceğim, bekle" dedi. Devin'in üst kısmı çıplak, alt kısmı ise dağınıktı. Üstüne başına bulaşan şeyleri saymıyordu bile. Arabanın kapısını açtığı zaman Devin'in zaten toparlanmış olduğunu ve elleriyle yakasını sıkıca tuttuğunu gördü. Devin ona değil diğer tarafa bakıyordu. Malik araba koltuğundan düşen ceketi alıp ona attı.
"Giy" diye emretti kaba ses tonuyla. Devin biraz daha utandı kendinden. Adamın üzerine çıktığını ve onu zorladığını hatırlıyordu. Keşke o anlar hafızasından silinmiş olsaydı ama unutulmuyordu.
"Te-teşekkür ederim" diyerek ceketi adama hiç bakmadan alıp üzerine geçirdi. Sesi hem tanıdık hem yabancı olan adama bakarsa bunu kaldıramazdı. Kim bilir adam onun hakkında ne düşünüyordu?
"Gidelim Seyfi" diyen adam yanına oturunca irkildi. İşte o an beyninde alarmlar çalmaya başladı.
"Ben gitmeliyim" dedi korkuyla. Bir gece geçirdi diye adamın evine kapak atacak değildi yada herhangi bir bilinmezliğe gidecek değildi.
Devin'den devam
Bu arabadan bir an önce inip gitmeliydim. Nereye gideceğimi bilmesem de bu adamla kalamazdım. Şöför koltuğuna oturan adamla elim kapı koluna gitti. Tam açarken seviştiğim adam kolumu sert şekilde kavradı.
"Kapıları kilitle" Seyfi diye kükredi. Sesi beni panikletti. Kapının koluna tekrar asılmak için hamle yaptım ancak izin vermedi. Ona doğru döndüğüm zaman dünyam başıma yıkıldı. Bu oydu, beni akıl hastanesine kapatan şerefsiz adam. Göz göze bir süre kaldık. Kendime geldiğim zaman kolumu kurtarmaya çalıştım. İlacın etkisi geçmiş ve bir süre dinlenmemin etkisiyle kendime gelmiş sayılırdım. Sesi boşuna tanıdık değildi. O sesi nasıl unutmuştum? 6 aydır sadece hasta bakıcı ve doktorların dışında aşina olduğum bir erkek sesi olmadığı için karıştırmış olmalıydım.
"Bırak kolumu" diye bağırdım. Boşta kalan elimle koluna vuruyordum.
"Kes şunu" dedi aynı şekilde bağırarak. Kalbim yerinden çıkacak gibi atıyordu. Gözyaşlarım yine onun yüzünden akıyordu. Bana değmesine bile tahammülüm yoktu. O benim hayatımı zindana çevirmiş kız kardeşimi elimden almıştı. Neresi denk gelirse vuruyordum. Ne bedenim kalmıştı hükmetmediği nede ruhum.
Hayatım onun iki dudağı arasında şekil alırken birde ödül gibi kendimi bilmeden ona sunmuştum. İki elimi bileğimden yakalayıp sert şekilde sıktı. Bileğimin acısı, kalbimin acısı yanında bir hiçti. İçim içime sığmıyordu.
"Senden nefret ediyorum" dedim hıçkırıklarımın arasında. Ellerimi kurtarmaya çalıştıkça daha fazla sıkıyordu bileklerimi. Sonunda pes eden ben olmuştum. Biraz sakinleşmeye çalıştım. Kendimi geriye yasladım. Sakinleştiğimi anlayınca bileklerimi bıraktı. Ağlamam hıçkırıklara dönüştü. Daha kötüsünü yaşamam dediğim hayatımın en kötü anındaydım. Başıma ne geleceğini artık kestiremiyordum.
Düşünmekten beynim çorba gibi oldu. Yorgunluk, uykusuzluk ve bacak aramda ki ağrı.... Sızlayan sadece kadınlığım değil ruhumdu. İlk defa aldığım o azdırıcı ilaç uyuşuk bedenime aldırış etmeden beni zevke getirmişti. Araba durduğu zaman irkildim.
"Nereye geldik?" soruyu yanımda ki canavar sordu.
"Arada kullandığım köy evi ağam. Bu halde başka bir yere gitmenin doğru olmayacağını düşündüm"
"Doğru" kapıların kilitleri açıldığı zaman hızla kapının koluna asıldım. Sendeleyerek kendi mi arabadan attım. Bir kaç adım atınca geceliğimin eteğine takılıp yere kapaklandım. Yine canım yanmıştı. Aceleyle kalkmaya çakçlışsam da tekrar ve tekrar tökezledim.
"Ona dokunma" dedi düşman ağa. Beni kolumdan kavradı yeniden. Direnmek istedim ama beni sert şekilde sürükledi. Çığlık atmak ise işe yaramadı. Birilerinin duymasını umdum, umarım duyan olmuştur. Beni açılan kapıdan içeriye zorla soktu.
"Burası onun için uygun ağam" diyen adamın sesiyle beni sürükleyip bir odaya fırlatır gibi attı. Bir kaç kez sendelesem de kendimi toplayıp nefretle yüzüne döndüm.
"Allah senin belanı versin" dedim tükürür gibi. Yüzüme değil elbisemin eteğine bakıyordu. Üzerine yürüdüm yeniden. Elimi kaldırıp yüzüne tokat atmak istediğim zaman elimi tuttu.
"Haddini yeterince aştın, kes artık" dedi sinirle.
" Bana nasıl dokundun utanmadan? Hangi hakla?" diye bağırdım. Buna hakkı yoktu. Ben onun kim olduğunu bilmesem bile, o benim kim olduğumu biliyordu. Beni sert şekilde geriye itti.
"Üzerime çıkan sendin" dedi. Evet bu doğruydu, beni itebilirdi.
"Sende fırsattan istifade ettin. Seni şerefsiz ırz düşmanı" dedim acıyla çığlık atarken. Yüzü sanki sert değilmiş gibi daha da sertleşti. Üzerime yürüyüp yeniden kolumu kavradı.
"Ne dedin sen?" diye tısladı yüzüme. O zaman fark ettim ki sarhoştu. Üzerinde inanılmaz ağır bir koku vardı. Onu itsem de dağ gibi önümde durdu. İkimizin nefreti arada ki havayı ağırlaştırdı. Nefeslerim art arda gelip giderken damarlarımda ki kan deli akıyordu.
"Irz düşmanı" dedim ona diklenerek. Bakışları daha da karardı. Beni odada ki tek kişilik yatağa doğru itince çığlık atıp kurtulmaya çalıştım. Beni yatağın üzerine sert şekilde atıp ceketin düğmelerini sert bir hamle ile çözdü. Nerdeyse yarıya kadar yırtık olan geceliğimi ikiye bölüp göğsümü sıktığı zaman acıyla nefesim kesildi.
"Demek ırz düşmanı?" derken öfke kusuyordu. Ben çığlık atmaya devam ederken dizlerimin üzerine yerleşti. Büyük eli çamaşırımı tutup sertçe bıraktığı zaman odaya lastikli kumaşın tene çarpma sesi yankılandı.
"Sana ırz düşmanı nasıl olunur göstereyim" dedi. Korkum katlanarak arttı.
"Kalk üstümden" diye çığlık attım. Büyük eli boğazımı bulup beni yastığa bastırdı. Kalbimin ritmine artık ben bile yetişemiyordum. Pes etmeden karşı koymaya devam ettim ama gücüm yavaş yavaş tükendi ve soluk soluğa kendimi onun merhametine bıraktım. Eli boğazımda kalmaya devam etti. Üstümde hareket etmiyor sakinleşmemi bekliyordu.
Bir süre sonra elini çekip üzerimden indi. Kurtulmanın verdiği hisle rahat bir nefes aldım.
"Sorun çıkarmaya kalkma" dedi otoriter sesiyle. Kapıyı kapatıp üzerime kilitledi. O gidince hızla yataktan indim. Kapıya gidip bir kaç kez kontrol ettim. Küçük odanın içinde gözlerimi gezdirip pencereye koştum. Perdeyi hafif aralayınca demir korkukukla göz göze geldim. Pencereden de kaçmam imkansızdı. Odada biraz dolandıktan sonra bakışlarım üzerime kaydı. Üzerimde kuruyan sıvılar leke bırakmış eteğimin belli bölgelerinde kan vardı. Bilseydim böyle olacağını hiç kaçmaya çalışmazdım.
Doktor dan kaçayım derken hayatımı cehenneme çeviren adamın eline düşmüştüm. Gözlerim yeniden dolarken üzerimde ki yırtık gecelikten kurtuldum. Sadece iç çamaşırlarım kalmıştı üzerimde. Bunca sıkıntı ile baş edecek gücüm yoktu. İlaca ihtiyacım olduğu için bedenim titriyor, beynim sürekli konuşuyor gibiydi. Elimi başıma koyup yatağa girerken hava aydınlanmaya başlamıştı. Yatağa girip dizlerimi kendime çektim. Başım çatlayacak gibi ağrıyordu. Başımı iki elimin arasında sıkıştırıp acıyı azaltmaya çalıştım.
Uzun süre kendimi sakinleştirmek için uğraştım. Titremelerim yavaş yavaş geçerken yerini yorgunluk aldı. Başımın ağrısı biraz hafifleyince uykuya daldım.
Tek bildiğim şey, bir an önce bu adamın elinden kurtulmam gerektiğiydi...