sahtekarlık, kandırmak gibi oluyor. "Gamze hadi. Trafiğe takılacağım." Koşturarak arabaya doğru gittik.
"Nere gideceksiniz?"
"Rixosa orada bir devlet daveti var. Bir kaç ihale ile ilgili görüşme yapacağız yani işi almak için gidiyorum aslında."
"İyide siz doğru düzgün çalışmıyorsunuz bile. Niye sizi çağırıyor ki?"
"Çünkü babam beni kullanıyor. Aslında tipimi? Anladın mı? Bazen, bazı durumlarda görünüş çok önemlidir. Tabi bu senin için bir dezavantaj ama, işi almanın nedeni de yine görünüşün aslında. Anladın mı?"
"Ne varmış görünüşümde?"
"Daha ne olsun ki? Sence Simay neden sana kızmıyor? Dünya yansa sana bakmayacağımı biliyor."
"O kadar kötüyüm yani?"
"Aslında kötü değil de. Nasıl desem? Mesela bugün dikkat ettim, gözlerin çok güzel. Normalde baya bir can yakarsın ama benden hem büyüksün hem de etine baya bir dolgun diyelim. Buda benim ilgi alanıma girmiyor. Yanımda her şekilde rahat olabilirsin yani. Ayrıca ben bu düşmanlığı bırakıp, ortak payda da anlaşma taraftarıyım. Bu arada temizlikçim gerçekten çok pismiş o külodun sahibi iki ay önce eve geldi ama şimdi seni indirmem gerek. Metro durağı uygun mu?"
"Evet, uygun teşekkürler"
"Bu arada bugün için teşekkürler."
"Önemli değil" Kibarca yerin dibine sokman dışında önemli değil..
Bölüm 5:Gözlerin
İlk aylığımı banka hesabından çekerken yaşadığım mutluluk anlatılamazdı. Tamı tamına 5000 TL. Tamam belki mühendis değilim, ya da süper bir okul bitirmedim ama bu beyinsizin her derdine katlanıyordum. Alnımın teri ile kazandığım için, paranın her kuruşunu hak ediyordum. Zayıf olsam markalı kıyafetlere harcayarak bütün parayı yerdim kesin ama böyle bir derdim yoktu, yani paramı biriktirip istediğim şeyi yapabilirdim. Aslında parayı ilk elime aldığımda bunun devamının gelmesini isterdim ama Mustafa Bey'e de söz vermiştim. O yüzden düşünüp taşındım ve bir karara vardım. Kendimden emin bir şekilde kapısını çaldım.
"Gel bakalım, dök içindeki yağları"
"Buna devam edecek misiniz gerçekten?"
"Sana bağlı" Daha önce ona verdiğim dosyalardaki kağıtları imzalıyordu. Bugün adliyeye gitmeyeceği için spor giyinmişti ve çok yakışıklıydı. O laflarına rağmen bu salağa kendimi kaptırdığıma inanamıyorum.
"Aslında şöyle, verdiğim sözden dönmem mümkün değil ama şu şekilde yapabiliriz isterseniz? Açık ve bariz olmayan durumları görmezden gelebilirim. Tabi bunları şirket ortamında yapmamanız şartı ile"
"Nasıl olacakmış bu? Herkesten kaçıyorum birde senden mi kaçayım?"
"Hayır. Sadece gittiğiniz yerlerin bilgisini bana verebilirsiniz. Kimin ile olduğunuz konusunda beni bilgilendirmeyin. Bilmediğim bir şey için kimseye hesap vermek zorunda kalmam bende. Tabi bununda bir şartı var."
"Vay vay! Yavuz hırsız ev sahibini evden kovuyor. Neymiş şartın?"
"Bana karşı bu kadar kırıcı olmanızı istemiyorum. Sonuçta müttefik oluyoruz."
"Sen zaten devamlı duymuyor musun bunları? Hala kırılıyor musun bu cümlelere?"
"Genelde insanlar sizin gibi söylemiyor. Ayrıca böyle olmak benim seçimim lütfen saygı duyun." Yerinden kalkıp yanıma yaklaştı ve elini uzattı. "Anlaştık o zaman Gamze Hanım"
"Anlaştık Fatih Bey"
"Şimdi benim için İstanbul 'da bir otel ayarla. Bir müvekkilimle görüşmem gerekiyor. İki kişilik olsun lütfen" Nasıl yiyecek kızı acaba? Of Gamze of! Hayalini kur etini başkası yesin.
"Anlaşıldı Fatih Bey" Aksiyon başlamıştı. Masama geçip acil tarafından rezervasyonu yapmıştım. Arabası ile gideceği için uçak istememişti.
"Hayırdır? Neden bu kadar neşelisiniz Gamze Hanım?" dedi Burak bey ofisten geçerken.
"İşler biraz daha yoluna giriyor gibi. Ayrıca hafta sonu Yeliz ile araba bakacağım ve çok heyecanlıyım"
"Hım, Yeliz ile mi bakacaksınız? Arabalardan oldukça iyi anlarım. İsterseniz bende size yardımcı olabilirim."
"Olur, çok sevinirim"
"Tamamdır. Ben şimdi adliyeye gidiyorum oradan da eve geçerim. Yarın mutlaka ara beni."
"Tamam Burak Bey" Sanki salağım, arabalardan anlarmış. Asıl derdi Yeliz. Hemen mesaj atmıştım Yeliz'e
**Yarın Burak Bey bizimle araba bakmaya gelecekmiş. Acaba niye?**
**Cidden mi? Süpersin kızım. Ben bu adama yürürüm sayende***
**Bak bu kıyağımı unutma***
**Borcum olsun bende senin için bir şey yaparım*** Yazışmaya dalmışken iç hat telefonum çalmıştı. Fatih Bey arıyordu..
"Gamze Hanım gitmeden o pamuk gibi ellerinizden bir bardak kahve alabilir miyim?" Aklınca kibarlık yaparak laf sokuyor salak.
"Tabi Fatih Bey" mutfağa gidip istediği kahveyi kendim yapmıştım. Odasına gidip masasına sessizce koydum.
"İltifatım hoşunuza gitmedi mi?"
"Fatih Bey lütfen bana iltifat dahi etmeyin olur mu?"
"Anlaşılmıştır. Bu arada İstanbul'a Gedizler İnşaatın yolsuzluk ihalesi için gideceğimi bilmen yeter. Soran olursa bu şekilde söylersin yalan da değil. Birazdan çıkarım zaten. İyi hafta sonları"
"Size de iyi eğlenceler Fatih Bey"
Bir saat sonra çıkmıştı. Bende netten arabalara bakmaya başlamıştım. Fiyat, yakıt filan derken hepsini araştırmaya başlayıp, beğendiğim arabaların listesini yapmıştım. Fatih Bey olmayınca çok sakin geçiyordu gün zaten, çıkmaya da çok az kalmıştı. Daha sonra Mustafa Bey in sekreteri beni arayıp görmek istediğini belirtti. Hesap günü gelmişti. Gayet soğuk kanlı bir şekilde odasına girdim.
"Gel bakalım kızım. Otur şöyle"
"Teşekkür ederim efendim."
"Nasıl gidiyor alışabildin mi bizim hergeleye?"
"Çok kolay olduğunu söyleyemem. Beni oldukça zorluyor" Şimdi iyi filan dersem belki bunu da ayartmıştır diye düşünür dedim kendi kendime.
"Alışınca iyi biri olduğunu anlayacaksın ama hep bizim şımartmamızdan. Hata bizim. Nasıl gidiyor var mı bir durum? Bugün İstanbul'a gitmiş."
"Evet efendim Gedizler inşaatın ihalesi ile ilgili görüşmeye gitti. Kendileri talep etmişlerdi görüşmeyi."
"Yani gerçekten iş için gitti."
"Evet efendim. Buluşmayı ben ayarladım."
"Anladım çok teşekkür ederim."
"İzninizle. İyi hafta sonları" Aslında babası yaşlı ama çok karizmatik biriydi İkisinin de çapkın olması normal bu tiple. Bence birazda kendine çektiği için çok üstelemiyordu oğlunun çapkın olmasını.
Saat 6 ve ben kaçar. Süper bir hafta sonu beni bekliyordu. Hayallerime bir adım daha yaklaşmıştım. Sonunda bir arabam olacaktı. Bakalım dedikleri kadar insanın hayatını değiştiriyor mu? Metroda giderken ellerime dikkat etmiştim. Cidden yumak yumaktı. Aslında el yapım güzel ama gerçekten panda yavrusu gibi görünüyordu bu kilo ile. Telefonumdan eski resimlerime baktım. Şişmanlamadan önce ki zamanları hatırlıyordum da, birine söylesem inanmaz peşimde şu kadar kişi vardı benim diye. Hani ne doktorlar, ne mühendisler istedi derler ya, beni cidden istemişlerdi. Bir kere gelen Pilotu benim bile görünce dibim düşmüştü ama işte piç Ahmet'i seviyorum diye reddetmiştim. Kafama tüküreyim, amımın üzerinde fındık kırmak varken şimdi onlar beni kırıyordu.
Ertesi gün Yeliz ve Burak Bey ile Gordion'da buluşmaya karar verdik. Tek araba gitmek daha kolay olur diye düşünmüştük. İlk önce Eskişehir yolu üzerindeki bir kaç yere girdik. Opel, Renault aslında aklımda Citroen vardı ama hepsini gezmekte fayda var diye düşünüyordu Burak Bey. Araçlar tahminimden çok daha pahalıydı. Birde benzini eklersen yine metroya binmem gerekecek gibi görünüyordu. Burak Bey'in arabasında giderken benim patron aradı birden.
"Ne haber kardeşim. Yok evde değilim Gamze Hanım'a araba bakmaya gidiyoruz, Yeliz Hanım ile beraber. Nasıl geçti görüşme. Tamam ben seni daha müsait bir zamanda ararım olur mu? Kusura bakmayın kızlar. Sıradaki durak Citroen."
"Cactusu çok beğendim. Bu arada iş dışında bize ismimiz ile hitap edebilirsin. Sonuçta bir tek ben senden büyüğüm"
"Tamam, benim için de daha kolay olur."
Galeriye gidince araba direk gözüme çarpmıştı. Hemen yanına gidip içine oturmuştum. Biraz yüksek bir araba olduğu için içine sığmakta sorun yaşamamıştım. Diğerlerinin koltuğunda resmen sıkışıp kalmıştım bu popo ile.
"Anlaşıldı sen buna aşık olmuşsun" dedi Yeliz gülerek.
"Aşkıyla arasına girmeyelim bence değil mi? Bence de bu çok yakıştı sana" dedi Burak
"Harika bir araba, yeni sevgilim bu olsun." Direksiyona yapışmıştım sıkıca. Yanımıza satış elemanının geldiğini bile farketmemiştim. Hep beraber halime gülüyorlardı.
"Beğendiyseniz işlemler için evraklarınızı alabilirim"
Nüfus kağıdımın fotokopisini alıp kredi için başvurmuştu. Peşinat olarak 30 bin verebilecektim. Araba 70 bin tutmuştu. Almışken full olsun dedim ve paraya kıydım bu sefer. Her zaman alınan bir şey değildi sonuçta. Kredi ile beraber aylık ödemesi bana 3000 e patlayacaktı. Tezden bitsin diye düşündüm çünkü işten ne zaman kovulacağım belli değildi. Normalde de çok harcamam olmadığı için geri kalan bana rahat rahat yeterdi. Araba henüz ellerinde yoktu ve gelmesi de 20 günü bulur dediler. Bej rengi olanından sipariş etmiştim. Bende o arada özel ders filan derken araba kullanmayı öğrenirim diye düşünmüştüm.
"Hayırlı olsun .Araban olmasına çok sevindim" dedi Burak
"Canım arkadaşım benim. Artık gecelere istediğin gibi rahat akabilirsin."
"Tabi tabi bir tek araban olunca zaten gecelere akabiliyorsun değil mi?"
"Neyse bir kahve içmeye ne dersiniz?" Yeliz'in gözleri açılmıştı.Burak ile vakit geçirmeye bayılıyordu.
"Benim için gayet uygun olur" dedi Yeliz.
Yeliz'in aracı Gordion da olduğu için tekrar oraya gitmiştik. Benimde evime çok yakındı burası. Bir kafede oturmuş gün sonu değerlendirmesi yaparken ikisinin birbirine nasıl baktığını fark etmemek mümkün değildi. Ben pek lafa karışmıyordum ikisi konuşurken hatta onları yalnız bırakmayı bile düşünüyordum. Sadece bir çay içmiştim.
"İzniniz olursa ben artık eve gideyim. Akşam misafirlerimiz var. Bu arada Yeliz'im ne zaman derslere başlarız?"
"Bir bakayım olur mu? Gündüz sen çıkamıyorsun akşamlardan da ben çok yoğun oluyorum. Haber veririm sana" dedi Yeliz.
"Eğer istersen bende öğretebilirim müsait oldukça sana. Kardeşime de ben öğretmiştim." dedi Burak.
"Olur, benim için fark etmez ne kadar çok kullanırsam o kadar iyi. Siz keyfinize bakın."
"Bıraksaydım ben seni?"
"Sağ ol ben yürüyerek giderim ev çok yakın buraya. Siz muhabbetinizi bozmayın" Burak'ta kibarlıktan böyle diyor biliyorum ama ikisi çok iyi anlaşıyordu. Anca millete aracılık ediyordum kendime zerre kadar faydam yoktu. Benim abazalığım içler acısıydı resmen. Bu aralar ara sıra olsa bile deli gibi sevişmek istiyordum ama şu vücudu gece karanlığında bile kimseye açamazdım. Neyse arabam oldu ya, sallamışım erkekleri. Fukara avuntusuyla kendimi avuturum olur biter.
Aradan günler geçmişti ne Yeliz ne de Burak Bey öğretme konusunda müsait olamamışlardı. Bende pek sıkıştıramıyordum. Sonuçta herkesin işi gücü vardı ama bir an önce arabamı kullanmak içinde, içim içime sığmıyordu. Bu arada Fatih Bey ile bu aralar daha iyiydik. Sanırım hafta sonu bütün sinirini aldırıp gelmiş İstanbul'dan. Arada böyle kaçamaklar yapması benim içinde iyi oluyordu. En azından bana patlamıyordu ofisteyken. Ne varsa bu kadar sekste anlamıyorum. Bizimki de can, ama sabrediyoruz. Evlense de bu adam durulmaz. Kesin keçi boynuzu filan yiyordur. Zaten oldukça bakımlı biriydi. Yani patronum olmadan önce hayallerimin erkeği olabilirdi ama şimdi olmadık hayaller kurup işimden olamazdım. Netten kendime direksiyon hocası bakıyordum iş başa düşmüştü artık. O sırada Fatih Bey yanıma gelip, hafifçe kulağıma doğru eğilerek beni baya şaşırtan bir soru sordu.
"Gamze Hanım çekmecedeki zulanızdan bana verebileceğiniz bir çikolata var mı acaba?"
"Çikolata mı?" Kovuldun dese bu kadar şaşırmazdım.
"Evet. Ne olmuş? Bakma bana öyle, canım çikolata çekti. Kan şekerim düştü sanırım. Başım dönüyor" Hemen çekmeceyi açıp, en sevdiklerimden biri olan çikolatayı ona verdim. Cocostar hindistan cevizli.
"Buyurun. Tansiyonunuza filan baktıralım mı? Kan şekeri olmayabilir" Açıp yemeye başladı.
"Yok yok! İyiyim böyle. Baya güzelmiş bu"
"Evet öyledir. Diğerlerinden de hafiftir. Şimdi gece gece birde çikolata yedim diye koşmanızı istemedim. En hafifini verdim o yüzden."
"Sen neye bakıyorsun öyle özel ders mi alacaksın? Hafta sonu Burak dedi. Hayırlı olsun bu arada" Dudaklarının kenarına çikolata bulaşmıştı. Baş parmağını dudağına sürüp, parmağını emmişti. Birden gözlerim dudaklarına kilitlendi.
"Heh! Evet, ama Burak bey baya meşgul gibi, o öğretecekti aslında, bende özel ders almaya karar verdim. Arabam iki haftaya gelecek çünkü.
"Burak mı öğreteceğim dedi? O navigasyonla bile yolunu bulamaz. Sağını solunu bilmez. Ona da ben öğrettim. Drift bile attırırım sana. Araba konusunda laf ettirmem kimseye. Akşam çıkışta hazırlan"
"Cidden mi? Çok teşekkür ederim." O kadar mutlu olmuştum ki, gerçekten tanıdıkça daha iyi görünüyordu gözüme.
Akşam çıkışta otoparka inip onu bekledim. İlk defa arabasına binecektim. Otoparkta gülerek yanıma geldi. "Heyecanlı mısın? Ben ilk arabamı 13 yaşlarında filanken kullandım. Babamla annem benimle baş edemediler artık 16 yaşında araba aldılar bana, ehliyetsiz kaçak dönek kullandım." dedi.
"Tam bir Ankara bebesisiniz yani?"
"Ankara bebesi mi? Bin hadi. Ben göstereceğim sana Ankara bebesini." Otururken ona çaktırmasam da biraz koltuğa da sıkıştım dersem yalan olmazdı. Minicik, iki kişilik arabası vardı. Ben zaten iki kişiye değerdim bu bedenle. Kolum onun koluna değiyordu o kadar dardı araba ya da ben geniştim. Yol boyu elinde telefon Simay ile konuştu durdu. Aslında konuşmak değil de o anlatıyor buda dinliyordu. İncek taraflarında yolun kenarına çekip "Geç bakalım koltuğa" Şoför koltuğundan inerek benim kapımı açtı.
"Ne! Bu arabayı mı kullanacağım"
"Beğenemedin mi? İlk araban bir Camaro olacak."
"İyide ilk defa araba kullanacağım panik olurum."
"Bir şey olmaz. Zaten otomatik. İki çizgi arasından dümdüz gideceksin sadece, bana güven." Koltuğa bindiğimde kalbim yerimden fırlayacaktı. Direksiyonla koltuk arasında sıkışıp kalmıştım.
"Sıkıştım burada"
"Sol tarafında, koltuğun yanındaki tuşları ileri geri ittir. Kendine göre ayarla." Bakıyordum ama o kadar sıkışmıştım ki kımıldayamıyordum bile. Birden üzerime doğru eğilip elini uzattı, koltuğun yanından ayar yapmaya başladı. İlk kez bu kadar yakındım ona. Aslında vücudu koca göğüslerime değiyordu. Acaba o da kalbimin nasıl attığını hissetmiş olabilir mi? Mis gibi kokuyordu burnuma ve değip değmemesi hiç umurumda da değildi zaten.
"Tamamdır oldu. Bak şimdi, biner binmez önce aynanı ayarla, arkayı tam görmen lazım. Sağ ve sol aynalarını da kontrol et. Bu çok önemli, çünkü trafikte devamlı aynalara bakacaksın tamam mı? Unutma!"
"Tamam." Ne derse kafamı sallıyordum, direksiyona kilitlenmiştim o an. Ellerini ellerimin üzerine koyup "Bu direksiyona da yaşlı teyzeler gibi yapışıp beni sinir etme. Otomatik araba bu, rahat ol."
"Tamam"
"Tamam değip durma bana! Şimdi, emniyet kemerini de mutlaka takmalısın acemi şoförsün. Zaten gaz ve fren var. Araba frene basarak çalışır bas bakalım."
"Tamam bastım. Çok pardon, tamam demeyecektim." Yüzüne bakıyordum masum masum..
"Şimdi kontağı çevir."
"Çalıştı çalıştı" Çocuklar gibi seviniyordum.
"Sevinme bu kadar, dünyayı kurtarmıyorsun burada. Bakalım yolda ne yapacaksın? Şimdi, arabayı D konumuna getir, ben el frenini indiriyorum, yavaşça gaza bas" Gaza bas demesiyle heyecan yapıp öyle bir bastım ki gaza, araba birden deli gibi hızlanmaya başladı ve ben direksiyonun hakimiyetini kaybettim.
"Dur! Ne yapıyorsun? Frene bas! Frene bas! Çek ayağını gazdan." Ben tabi fren gaz derken ikisini birden basıp arabanın ağzına ettim. Bir eli direksiyonda dengeyi salamaya çalışırken diğer eliyle de el frenini birden çekti. Yolun ortasında aniden durmuştu araba.
"Ne yapıyorsun sen. İki pedalı da anlayamayacak kadar salak olamazsın." Elim ayağım titriyordu ve moralim yerlerdeydi. Bir de hakaret yemiştim üstüne. "Yolun ortasından çıkmamız lazım arabalar gelecek" Dörtlüleri yakmıştı önce "Ben söyleyince yavaşça gaza bas Gamze. Sağ taraftaki gaz. Direksiyona sakın dokunma sadece yavaşça gaza bas 20'nin üzerine çıkma." El frenini indirince bir eli direksiyonda, yavaşça gaza bastım, oda arabayı kullanıyordu. Sağa gelince arabayı durdurup "Sağa geç. Bu günlük bu kadar yeter. Kesinlikle umutsuz vakkasın. Sen nasıl aldın ehliyeti cidden merak ediyorum."
"Aldım işte! Juriye verdim çok mu sorun!" Sağ koltuğa geçip, kapıyı sertçe kapatmıştım.
"Yavaş kapat! At arabası değil bu. Daha gazla freni bilmiyorsun, birde debriyaj olsa demek ki tahtalı köyü boylamıştık.Bütün kursala yatsan bile kimse sana ehliyet vermezdi"
"Altımdaki araba kaç milyar acaba? İnsan böyle arabada mı ders alır. Sonrada bana laf ediyor. Beni asıl heyecanlandıran sensin."
"Kadınlar üzerindeki etkimi inkar etmiyorum ama sen var ya 40 saat ders alsan ancak arabanın kapısını açabilirsin."
"Burak Bey bana öğretir. Size ihtiyacım yok. Ayrıca beni etkilemenize imkan yok hala çocuksunuz."
"Burak filan yok anladım mı? Kafana vura vura öğreteceğim, ister ağla ister zırla. Ben işimi yarım bırakmam. Ayrıca beni çocuk bulmana çok sevindim, birde senin aşkınla uğraşamam." Gözlerimi kocaman açarak gözlerimi gözlerine diktim..
"Gözlerini bana belertme Gamze. Fena olur" Birden gülmeye başladım.
"Burada gülecek bir şey göremiyorum."
"Göremiyor musunuz? Asil, soylu sizin gibi kibar birinden bu kelimeyi duymak komik geldi." Hiç ağzını açmamıştı. Beni evin yakınındaki avm ye kadar bırakıp hızlıca gitti. Giderken arabasının bir sesi vardı ki, herkes dönüp ona bakıyordu. Sanki araba öyle değil de ,böyle kullanılır der gibi..
----
Elim iki yanağımda kara kara düşünüyordum. Sinirlerim bozulmuştu gece. Beyinsiz, birde bana salak diyor. Sanki kendi anasının karnında araba kullanıyordu. Burak Bey'in sesi ile daldığım karanlıktan uyandım.
"EE anlat bakalım ilk eğitim günün nasıldı? Fatih bu konuda baya iyidir"
"İyi mi? Elinde olsa beni asfalta yapıştıracaktı. Acayip sinirli, bana siz öğretseniz heh! Olmaz mı?"
"Hım, aslında bana da araba kullanmayı o öğretti dersem yalan olmaz. Biraz sinirlidir ama işini çok iyi bilir. Yine de ben gizli gizli sana öğretirim"
"Pardon da neyi öğretiyorsun. Burak yok demedim mi?" diyerek birden lafa daldı. İçeriden bizi görüp gelmiş olmalı.
"Bu kadar üzerine gitme. Benim de burnumdan getirmiştin."
"Niye acaba? Kaldırıma çıktığın için olabilir mi? Yapılacak tek şey var iki şerit arasında gitmek ama ben sana nasıl öğreteceğimi gayet iyi biliyorum sen merak etme. Onunda bir yolunu buldum. Bu akşam hazır ol" kurbanlık koyun gibi Burak Bey'e bakıyordum beni kurtarın der gibi ama hiçbir şey fayda etmemişti. Akşam da evini temizleyecektim beyefendinin hafta sonu için misafiri varmış.Keşke bassa nişanlısı saçını başını yolsa ikisinin birden. Giderken gecen hafta İstanbul'daki işin dosyalarını istemişti. Aslında baya ciddi davaydı. Bu kadar büyük davaları veriyorsa babası ona bu işten cidden iyi olmalıydı. Götürürken göz gezdirmiştim dosyanın içeriğine, ücretteki sıfırları sayamıyordum. Okulda bize milyondan sonrası pek öğretmemişlerdi işinize yaramaz demişti öğretmenimiz dalga geçer gibi. Nereden görecektik ki o kadar parayı. Artık millet nasıl paralar kazanıyorsa bizde anca konuşmakla yetiniyoruz. Dosyayı masasına bıraktım tam çıkıyordum ki "Babaannemin lafıdır." Hiç beklemiyordum böyle bir şeyi. Arkamı döndüm birden "Efendim anlayamadım Fatih Bey?"
"Belertmek babaannemin lafıydı." Bilgisayarına bakarak konuşuyordu ama güzel gözlerinin uzaklara daldığı çok belliydi.
"Hım, yani babaanneniz normal bir insan. Sizin gibi sosyetik değil"
"Hayır değildi"
"Değildi derken?"
"2 yıl önce vefat etti."
"Başınız sağ olsun. İzninizle" Şom ağızımı açmıştım yine. Sanane! Ne sorup gereksiz yere adamı üzüyorsun. Kendi kendime sinir olmuştum. Akşam çıkmaya yakın mesaj atmıştım cep telefonuna.
**Akşamki plan denir acaba? ** Daha sonrada onu izlemeye başladım. Mesajı görünce bana baktı. Sonra yazmaya başladı.
**Market, ev, eğitim.**''ne açıklayıcı bir cevap olmuş.
İyi akşamlar diyerek çıkmıştı ofisten. Aslında laf olacağından değil ama, yine de o çıktıktan sonra çantamı alıp otoparka inmiştim arkasından.Arabada beni bekliyordu. "Markete neden gideceğiz?"
"Yarınki misafir için."
"Pardon da hangisini yapayım? Benden otuz tane yok ki? Evimi temizleyeyim, yemek mi yapayım. Bende anlamadım"
"Sen merak etme ben her şeyi planladım. Yemeği sen anlatacaksın ben yapacağım. O arada sen evi toparlayabilirsin. Kıza yemekleri ben yapacağım dedim. Yalan söylemiş olmak istemiyorum." Kulaklarımı tıkıyordum. Mustafa Bey'e karşı suçluluk hissetmemek için yediği naneleri duymak istemiyordum. Binanın altındaki markete gelmiştik. Girişten sepeti alıp markete girdik.
"Şimdi öncelikle ne yapmak istediğinize karar verdiniz mi?"
"Aslında bir kaç tane meze tarzında bir şeyler ve et pişirmeyi düşünüyordum."
"Tarhana çorbası, kuru fasulye ve soğan neyine yetmiyor."
"Ağzımızın soğan kokmaması gerek. Ayrıca gayet elit bir kız, kuru fasulye pek bir baştan savma kalır."
"Halt etmişsiniz siz. Kilosu kaç lira sizin haberiniz var mı? Elitmiş. Bir tarafımın eliti, sanki hiç kuru fasulye yememiş."
"Terbiyesizsin."
"Hiç utanmıyorum"
"Neyse, ne alıyoruz söyle bakalım?"
"Brokoli, karnı bahar, havuç, kırmızı, sarı tombul biber, soğan. İyide mezeler genelde sarımsaklı olur."
"Sarımsaksız bir şey yok mu?"
" Benim bildiğim yok. Bence salata yapın. Zaten kız tabağını bile bitirmez karşınızda." Sırayla rafları dolanıyorduk. Bir sürü şey almıştım sos yapmak için.
"Cidden bir yemek için bu kadar malzemeye mi ihtiyaç var?"
"Siz nerede büyüdünüz Allah aşkına? Anneniz hiç mi yemek yapmadı mutfakta? Yemek yapmak o kadar kolay değildir. Hele de sosyetik yemek. Ah! Pasta da alalım. Hem de kalpli olanı çok manidar olur." Kollarını birbirine bağlamıştı.
"Yaş pastaları sevmiyorum. Başka bir tatlı alabilirsin."
"Kim pasta sevmez ya? Şu an bile canım çekti, en sevdiğim şeylerden biri meyvalı pasta."
"Ben nefret ediyorum. Doğum günlerim de bile pasta kesilmesini istemem."
"Şımarık büyüdüğünüz içindir."
"Aslın da bakarsan çok şımarıktım haklısın." Sonra görevliye seslendi. "Pardon bu meyvalı kuplardan iki tane alabilir miyim acaba?"
"Şey üç olsun" Yüzüme bakıyordu şaşkın şaşkın "Ne bakıyorsunuz benimki de can."
"Evet, tatlıya ihtiyacı olmayan bir can. Et reyonuna gidiyoruz yürü hadi." Söylediği şeye ayrıca takılmıştım. Aslında iş yerindekiler bana pasta sevmediğini söylemişlerdi. Doğum günü yaklaştığı için iş yerindekiler hediye için para topluyorlardı. Paşa hazretleri ucuz şeyleri sevmiyordu çünkü bir şirket birleşip anca ona hediye alabiliyorlardı. Gerçi ben katılmamıştım. Sekreteri olarak ayrı bir hediye vermek istemiştim. Arkasından yetişip yanına gittim. Aklıma süper bir fikir gelmişti ve daha detaylı öğrenmeliydim bu konuyu.
"Neden pastaları sevmiyorsunuz hani çok özel olmazsa. Tabi anlatmakta istemeyebilirsiniz ama anlatırsanız akşam araba kullanırken daha iyi konsantre olabilirim. Biraz meraklıyımdır da" Birden durdu. Hızımı alamayıp ona çarpmıştım.
"Çenende düşük. Güne giden teyzeler gibisin."
"Lütfen lütfen"
"Şöyle anlatayım o zaman. Sanırım 8 ya da 9. sınıftaydım. Doğum günümde annem benim için süper bir Formula yarış pisti ve üzerinde Ferrari arabalı pasta yaptırmıştı. Bende sınıftaki bütün arkadaşlarımı çağırıp hava atmak istemiştim. Özellikle de sınıfımızdaki burslu bir çocuğa. Devamlı ders çalışırdı. Derslerinde çok başarılıydı. Neyse, herkes doğum günüme geldi. Ben tabi havalarda uçuyorum, pastayı gören herkesin ağzı açık kalmıştı. Sen bendeki havayı tahmin et artık. Neyse, uzatmayalım hediyelere sıra geldiğinde herkes markalı kıyafetler elektronik eşyalar filan almıştı. Bu burslu dediğim çocuk bana bir kitap uzattı. Çok ilgilenmemiştim altı üstü bir kitaptı sonuçta. Bu arada hem kulağın hem elin çalışsın"
"Tamam, devam edin siz"
"Nerede kalmıştık. Heh! Sonra, akşam odamda bana aldığı paketi bir açtım Yiruma'nın bestelerinin olduğu bir nota kitabı çıktı."
"Yiruma kim?"
"Ünlü bir piyanist"
"Piyano mu çalıyorsunuz?" Öyle şaşırmıştım ki ağzım açık kalmıştı resmen.
"Okulda en dikkatli olduğum ders piyano dersiydi. Bazen müzik sınıfına gider, çalmayı denerdim." Kasaya gelmiştik. Eşyaları kasadan geçirip arabaya yükledik ama ben hala hikayenin sonunu merak ediyordum. Arabayı park ederek eşyaları yukarı çıkarttık. Eşyaları içeri koyunca kendimi salondaki koltuğa attım.
"Kollarım koptu. Elinizde iki tane poşetle yukarı çıktınız"
"Bir senin kollarına bak, birde benimkine. Sence hangimizinki ağır basar? Yazık değil mi bana?"
"Bu konuda haklısınız. Hala ergen gibi duruyorsunuz."
"Ergen mi?" İyice sinirlenmişti kendini sıkarak konuşuyordu. "Neyse kızmayacağım sinirlenmeyeceğim. Kalk sen evi topla ben şu eşyaları yerleştireyim." İyice hırçınlaşmadan odadaki işlerimi yapmaya başlamıştım. Bu sefer ev çok kötü değildi bulduğum bütün çamaşırları makinaya atıp, evi süpürünce zaten toplanmış görünüyordu. Yarında silerdim olur biterdi. Onun içinde kendimi harap edecek değildim. Ben evde bile iş yapmayı sevmiyorum elin pisliğini mi temizleyeceğim birde. Apar topar evi topladım. Kız yarın akşam geleceği için yemekler yarın yapılacaktı. Sadece eti soslayıp dolaba koydurmuştum..
"Bekle, üzerimi değiştirip geliyorum ben" Bir kaç dakika sonra eşofmanlar ile yanıma geldi. "Hadi kalk gidiyoruz."
"Eğitime mi?" Bu nasıl bir ergen böyle Rabbim. Acaba menapoza mı giriyorum? Alttan yukarı beni ateş basmıştı.
"Aynen öyle hadi bakalım."
"Nereye gidiyoruz?"
"Gidince görürsün. Bu arada hikayenin devamını anlatsanız."
"Ergen hikayeleri mi dinlemek istiyorsun?"
"Lütfen lütfen" Gözlerimi kedi gibi devirerek dudaklarımı bükmüştüm.
"Tamam tamam! Bakma bana öyle anlatacağım. Nerede kalmıştık?"
"Piyano çaldığınızda"
"Yani kitabı görünce şaşırmıştım. Yine de onunla pek konuşmamıştım. Bir kaç ay sonra o çocuğun doğum günü vardı ve oda bizi davet etmişti. Bir gitmek istiyordum bir istemiyordum. O kitap sayesinde çalmaya başlamıştım ve teşekkür etmem gerektiğini biliyordum." Çok heyecanlıydı "Ee?"
"Esi Doğum gününe gittik. Evleri bir lojmandı. Bizim evin müştemilatı gibiydi neredeyse. Orta halli bir aileydi sanırım. Annesi ev hanımıymış. Bir tek baba çalışıyor. Birde kız kardeşi vardı. Pastası normal düz bir pastaydı. Keserken dedi ki "Pastayı annemle beraber yaptık. Umarım beğenirsiniz" O an onu o kadar kıskandım ki anlatamam. Annesi ile beraber yapmışlardı pastayı. O günden beri bir daha doğum günümde pasta istemedim. Yani hikayesi bu"
"Peki, siz ne hediyesi aldınız ona?"
"Bende onun bir açığını yakalamıştım okuldayken. Okul gezilerine gelmiyordu hiç. Sanırım gezilerimiz masraflı olduğu için. Okulun son günlerinde Nevşehir turu vardı. Onun içinde bir kişilik ödeme yaptım doğum günü hediyesi olarak. Babam böyle bir hediye düşündüğüm için çok mutlu olmuştu. Tabi herkesin içinde vermedim utanmaması için. O zamandan beride en iyi arkadaşım."
"Nasıl yani? Burak Bey mi?"
"Geldik. Hadi in bakalım."
"Kızılay'da ne işimiz var?"
"Çok konuşmada gel" Ara sokaklardan birinde bir playstasion salonuna girdik. "Araba oyunu mu oynayacağız?"
"Aynen öyle. Burada direksiyon hakimiyeti kazanman gerek. Bu alet aynı gerçek araba gibidir. Similasyon yani." Dediklerini sırayla yapmaya başladım. Burada çalışmak daha kolaydı benim için, iki şerit arasında hız limitim 20 de iken yavaş yavaş gidiyordum.
"Aferin iyi gidiyor. Şimdi hızını arttır. Arabaları da sollamalısın ki hızlanabilesin. Sinyal vererek tabi" Alıştıkça çok keyifli gelmeye başlamıştı. Bu arada karnımda deli gibi acıkmıştı.
"Çok acıktım. Direksiyon başında tansiyonum düşebilir."
"Merak etme ben tutarım"
"Ama çok acıktım ben ya"
' "Tamam bir tur daha at çıkarız"
Nedendir bilinmez felaket keyifli bir akşam geçiriyordum. Uzun zamandır arkadaş bile olsa bir erkekle dışarı çıkmamıştım. Evdekilere iş yemeği var dedim. O yüzden saat umurumda bile değildi."
"Ne yemek istersin?"
"Hesta yiyebiliriz" Sanırım hiç duymamıştı. "Hesta mı?"
"Ben çok seviyorum oranın köftesini. Maksat karın doyurmak."
"Sen bilirsin. Çukurambara gidebiliriz istersen?"
"Yok ya, gelmişken köfte yiyelim" Acılı ekmek arası köfte ve ayran almıştık. Ağzı yana yana yiyordu. Gözlerinden yaş gelince gülme krizlerine girdim. "Nasıl yiyorsunuz bunu?"
"Benim ki o kadar acı değil. Sıra çok uzun diye köfte sırasına beni soktuğunuz için sizinkine bol acı koydurdum."
"Neden benimle uğraşıyorsun bu kadar. Ben bunun acısını alırım senden, yediysen kalkalım. "Gece Sakarya caddesinden arabaya yürüyene kadar etrafta boş boş oturan gençleri gördükçe, ona daha fazla yaklaşıyordum korkumdan. Tabi bu yaklaşmalarım ona çarpmalara dönüşünce "Arkama saklanacak kadar küçük müsün? Asıl benim senin arkana saklanmam lazım. Sen benden büyüksün beni korumalısın"
"Şımarık bebe ne olacak" Yanımda çocuk gezdiriyorum sanki. Biri bir şey yapsa koru beni diyecek salak.
"Sana göre bebek olabilirim ama benden küçükler için gayet olgunum" Uyuz pislik illa cevap verecek lafıma. Arcadium'un önünde beni bırakırken "Yarın 3 gibi bende ol." Sinirliydi hala acı için.
"Tamam" Konuyu çok uzatmadım. Aslında tek düşündüğüm yarın onu yeniden göreceğim ve bu akşamki eğlenceli gecemizin beni ne kadar mutlu ettiğiydi.
********
"Aç şu lanet olası telefonu Burak aç! İnsan bu saatte yatar mı tavuk gibi ? Daha 12 olmuş saat"
"Ne var?"
"Bir şey soracağım mızmızlık etme. Bir bayanın seni tek bir yerinin etkilediği oluyor mu?"
"Buyur buradan yak. Ne biçim soru oğlum bu böyle gece gece?"
"Soru işte cevap ver bana"
"Tabi ki. Mesela Elif hanımın bacakları"
"Gözlerin hep ona kayıyor değil mi?"
"Tabi kayar o kadar kısa giyerse kayacak erkeğiz sonuçta ama tamamen cinsel bir içgüdü. Bu aralar fenayım ondan sanırım"
"Yani benim gözlere takılmam sadece cinsel bir istek"
"Mal mısın lan? Gözler daha duygusaldır. Kimin gözleri bu?"
"Gamze'nin"