Tanışma

2532 Words
Massimo'nun "Rüzgar'ın böyle zarif bir zevki olduğunu bilmiyordum." yorumu, Rüzgar'ın içini hem rahatlatı hem de beklenenden daha iyi giden bu oyunun getirdiği yeni bir gerginlikle doldurdu. Babasının bu "gelin adayını" bu kadar çabuk beğenmesi, işleri daha da karmaşık hale getiriyordu. Güneş ise, Massimo'nun nazik ama delici bakışları altında hafifçe tebessüm etse de yanındaki adama içinden saydırıyordu. "Evet baba." dedi Rüzgar, Güneş'in elini biraz daha sıkarak. "Güneş, özel biridir." Massimo, oğlunun yanındaki genç kadına daha dikkatli baktı. Şenlik alanının gürültüsü, Onun için artık dayanılmaz hale gelmişti. Yüzünde hafif bir yorgunluk belirdi. "Bu gürültüde daha fazla kalamayacağım." dedi, elini kulağına götürerek. "Uzun bir yolculuk yaptım, yorgunum." Gözlerini Rüzgar'a dikti. "Akşam otelin restoranında bir masa ayırdım. Siz de gelirsiniz, değil mi?" Bakışları Güneş'e döndü, sıcak ama aynı zamanda sorgulayıcıydı. "Seni daha yakından tanımak isterim Güneş." dedi. Güneş, göz ucuyla Rüzgar'a baktı. Rüzgar'ın ise yüzü bembeyaz kesilmişti. "Çok seviniriz baba." dedi Rüzgar, zar zor yutkunarak. "Değil mi Güneş'çiğim?" Son kelimeyi Güneş'e öyle bir fisıltıyla söyledi ki, bu hem bir soru hem de bir yalvarıştı. Güneş; çenesini kasmış, sahte bir gülümsemeyle "Elbette efendim." dedi. "Çok isteriz." Massimo, yüzünde belirgin bir memnuniyetle başını salladı. "Harika! O zaman akşam otelde görüşürüz. Kazım," diye seslendi yanındaki adamına; "Biz artık gençlerin eğlencesini bölmeyelim. Gidelim." dedi. Kazım, başını sallayıp kalabalığın arasından ustaca bir yol açmaya başladı. Baba ve adamı, konserin gürültüsünden uzaklaşarak yavaşça gözden kayboldular. Massimo, gözden kaybolur kaybolmaz Rüzgar, derin bir nefes alıp rahatlamış şekilde ağzını açtı. Tam; "Çok teşekkür ederim Güneş." diyecekken, Güneş'in keskin sesi Onu olduğu yerde dondurdu. "Sakın!" diye tısladı Güneş, yüzünde tek bir mimik oynamadan, ama gözleri adeta alev saçarak. "Bana teşekkür etme! Bunu senin için yapmadım. Baban için yaptım." Eliyle Rüzgar"ın göğsünü hafifçe itti. "Hasta bir adama yalan söylediğim için kendimi asla affetmeyecrğim. Ama yine aynı hasta adam, şu duruma maruz kalmasın diye oyununa katıldım." dedi, yanlarına gelmekte olan Gizem'i göstererek. "Yoksa senin gibi sorumsuz birine yardım etmek aklımın ucundan bile geçmez." Rüzgar'ın yüzündeki rahatlama ifadesi anında silindi, yerini şaşkınlık ve hafif bir sinire bıraktı. Güneş'in bu kadar direkt ve acımasız olmasını beklemiyordu. "Bak Güneş, bu kadar da kaba olmana gerek yoktu," dedi, sesi çatışmaya hazırdı. Güneş, alaycı bir şekilde gülümsedi. "Kaba mı? Sen benim hayatımı bir saniyede alt üst ettin, beni hiç tanımadığım bir adama sevgilin diye tanıttın. Şimdi de benden nazik olmamı mı bekliyorsun? Sen önce kendi kabalığını ve düşüncesizliğini bir sorgula, Teo!" Rüzgar, "Teo" kelimesini duyunca irkildi. Çenesi kasıldı. Gözlerinde karanlık bir ifade belirdi, adeta bir fırtına öncesi sessizliği hakimdi. "Bana Teo demeyeceksin." Sesi, alçak ama son derece tehditkar çıktı. Sanki bir uyarı niteliğindeydi. Güneş'in üzerine tüm varlığıyla eğildi. "Sakın! Bir daha bana öyle seslenme!" dedi. Sesi o kadar baskındı ki Güneş, bir an kendini kötü hissetti. Bir an duraksadı ama alaycı gülümsemesini bozmadı. "Nedenmiş o? Adının kısaltması bu değil mi?" diye sordu. Rüzgar, bir adım daha yaklaştı. Güneş, Ona bakmak için başını kaldırmak zorunda kaldı. Rüzgar'ın gözleri, Güneş'in gözlerinin içine delici bir şekilde kenetlendi. "O isim; özeldir. Ve senin ağzından duymak istemiyorum. Bir daha o ismi kullanırsan, sonuçlarına katlanırsın. Beni anladın mı?" Sesi buz gibiydi ve her kelimesi bir tehdit gibi havada asılı kaldı. Güneş, Rüzgar'ın bu denli öfkelenmesine şaşırmıştı. Bu sadece bir isimdi. Ama Rüzgar'ın tavrındaki kesinlik ve öfke, bu konunun onun için ne kadar hassas olduğunu anlamasına yetti. Yine de geri adım atmadı. "Anladım Teo! Madem hoşlanmıyorsun senin de söylediğin yalanın bedeli buna katlanmak olacak. Teo! Sen de bunu anladın mı?" diye meydan okudu. Sonra da arkadaşına dönüp "Hadi gidelim Elif." dedi. Rüzgar, tam o sırada Güneş'in kolunu yakaladı. "Numaranı ver! Haberleşmemiz lazım, aksi takdirde nasıl bulaşacağız?" dedi. Güneş, derin bir nefes alıp bıkkınlıkla gözlerini devirdi. "Yaz!" dedi, cebinden telefonunu çıkarıp ekranı Rüzgar'a uzatarak. Rüzgar, hızla kendi numarasını yazıp Güneş'in numarasını da kendi telefonuna kaydetti. "Oldu mu?" diye sordu Güneş, telefonunu geri alırken. "Şimdi gidebilir miyim?" Rüzgar başını salladı. Güneş, bir an bile beklemeden Elif'in yanına yürüdü ve birlikte kalabalığın içinde hızla uzaklaştılar. Güneş, bir an dönüp geriye baktığında gördüğü manzara; kucağında beline bacaklarını dolamış Gizem'le öpüşen Rüzgar'dı. Hafif bir tiksinti ile gözlerini devirip yoluna devam etti. Festival alanından uzaklaşırken Elif, olanlara inanamıyordu. Hayatın ne kadar sıradan aktığını düşünürken, bir anda böylesine filmlere konu olacak bir olayın içine düşmek, şaşırtıcıydı. Elifin beyninde şimşekler çakıyordu, ama şaşkınlıktan çok, heyecan duyuyordu. "Güneş, inanmıyorum sana!" diye patladı Elif, Güneş'in kolunu çekiştirerek. "Sen gerçekten o adama, yardım etmeyi mi kabul etin? Bu inanılmaz! Yıllardır kitaplarda okuduğumuz türden bir hikaye!" dedi heyecanla. Güneş iç çekti. Başının ağrısı artmaya başlamıştı. "Elif, sakin ol. Bağırma. Zaten o kadar gürültüden sonra beynim zonkluyor." "Sakin mi olayım? Nasıl sakin olayım Güneş? Sen; kalabalıktan, gürültüden, her türlü aşırılıktan nefret edersin. Şimdi kalkmış, o adamın babası için bir akşamlık sevgilisi rolü yapacaksın! Bu resmen bir film senaryosu! Bak ne olur, ne olur her şeyi bana anlatacaksın, tamam mı? Detayları atlamayacaksın!" Elif'in sesi hala yüksek, gözleri kocaman açıktı, yüzünde saf bir merak ve heyecan vardı. Güneş, Elif'in bu kadar hevesli olmasına şaşırmıştı. "Elif, lütfen. Sadece bu akşamlık. Otelin restoraninda yemek yiyeceğiz, biraz rol yapacağım, hepsi bu. Yarın her şey bitecek. Herkes hayatına geri dönecek." dedi. Elif, arkadaşının bu kadar soğukkanlı olmasına hayret ediyordu ama içindeki merak Onu yiyip bitiriyordu. "Pekala, sen bilirsin. Ama akşamki yemek için ne giyeceksin?" diye sorduğunda Güneş de aynı şeyi düşünüyordu. ................... Güneş, Rüzgar'dan gelen konum mesajına bakarken iç çekti. Lüks otelin adını görünce yüzünü buruşturdu. Burası onun dünyası değildi. Elif`in "film gibi olay!" diye gaz vermesiyle "hadi bakalım" dese de, Rüzgar'la, özellikle de o "Teo" lafindan sonra artan gerilimle aynı masada oturmak zor olacaktı. Rüzgar ise Güneş'e konumu gönderdikten hemen sonra tekrar aradı. "Bak Güneş," dedi, sesi telefonda garip bir tonda geliyordu. "Akşam yemeği için yani; babamın karşısına çıkacaksın. Üzerine ne giyeceksin? Sana alışveriş yapsaydık keşke.. Hatta benim tanıdığım bir butik var, sana bir seyler ayarlayabilirdik." Güneş'in kaşları öfkeyle çatıldl. Rüzgar'ın bu küstah tavrı onu çileden çıkarmıştı. 'Kendini beğenmiş herif! Bana, ne giyeceğimi mi söyleyecekti? Üstelik Gizem gibi bir sevgilisi varken!' diye içten içe köpürdü. "Dinle beni, teo" diye tısladı Güneş, öfkesini gizleyemeyerek. "Benim giyim tarzım seni zerre kadar ilgilendirmez! Ne giyeceğimi ben belirlerim! Haddini bil! Önce; kendi sevgilini insan gibi giydir, sonra başkalarının kıyafetlerine karış!" deyip, Rüzgar'ın daha fazla konuşmasına izin vermeden, telefonu yüzüne kapattı. Rüzgar, elinde telefonla donakalmıştı. Güneş'in bu kadar sert tepki vermesini beklemiyordu. Kaşlarını çatarak kendi kendine mırıldandı: 'Ne var yani, endişelendim sadece. Babamın karşısına çıkacak sonuçta.' Güneş'in son sözleri ise Rüzgar"ı daha da öfkelendirmişti. Gizem'in tarzına laf söylemek Güneşin haddi değildi! Akşam olduğunda, Güneş duşunu alımış, saçlarını havluyla sararken, yatağının üzerine serdiği birkaç elbiseye baktı. Dolabında genellikle günlük, rahat kıyafetler vardi. Lüks bir otel restoranında, Massimo Valentino gibi bir iş adamının karşısına çıkmak için ne giyeceğini bilemiyordu. Yatağının en dibindeki, belki de yılda bir kez giydiği, özel günlere sakladığı lacivert saten elbiseye takıldı gözü. Annesinin ona özel bir hediye olarak aldığı, ancak Güneş'in "fazla" bulduğu için pek tercih etmediği bir elbiseydi. Elbiseyi giydiğinde, aynada bambaşka bir Güneş vardı. Normalde tercih ettigi spor ayakkabılar yerine, zarif, lacivert bir topuklu ayakkabı giydi. Abartmayı sevmezdi. Minimalizm, onun için en büyük zarafetti. Akşam olduğunda, Rüzgar otelin lobisinde Güneş'i bekliyordu. Üzerinde özel dikim koyu renk bir takım elbise vardı. Gerginlikle saate bakarken, Güneş'in ne giyeceğini ve babasının karşısında nasıl bir izlenim bırakacağını düşünüyordu. Kendi dikkatsizliğine sinirleniyordu; ona alişveriş yapma fikri aklına sonradan gelmişti. 'İnatçı keçi!' diye geçirdi içinden. Tam o sırada, lobiye giren siluetle Rüzgar'ın nefesi kesildi. Güneş, lobinin parlayan zemininde, adeta bir kuğu gibi süzülerek ilerliyordu. Üzerinde, gecenin rengi gibi koyu lacivert, vücut hatlarını zarifçe saran, yerlere kadar uzanan saten bir elbise vardı. Elbisenin askıları incecikti ve sırtı hafifçe açıktı, ancak asla müstehcen durmuyordu, aksine asilliğini ve zarafetini vurguluyordu. Saçları toplu ve ensesinde hafif dağınık, özenli bir topuzla toplanmıştı, birkaç tutam yüzüne nazikçe düşüyordu. Makyajı yok denecek kadar azdı ama gözlerini ve dudaklarının doğal rengini ortaya çıkarıyordu. Boynunda veya kulaklarında hiçbir takı yoktu, bu da onun doğal ve saf güzelliğini daha da belirginleştiriyordu. Rüzgar, gözlerini ondan alamıyordu. Gözlerini deviren, atarlı, festivaldeki asi Güneş'in yerini, karşısında duran bu inanılmaz zarif ve büyüleyici kadın almıştı. Yüzünde hayranlıkla karışık bir şaşkınlık vardı. Güneş, Rüzgar'ın şaşkın yüz ifadesini görünce içten içe gülümsedi. Onunla dalga geçercesine yavaşça yanına geldi. "Alışverişe, hele de senin tavsiyelerine ihtiyacım yokmuş. Öyle değil mi Teo?" dedi fisıltıyla, gözlerinde muzip bir parıltı vardı. Rüzgar, o kadar şaşkındı ki Güneş'in ağzından çıkan 'Teo' kelimesine bile tepki veremedi. Ağzı hafifçe aralandı. "Sen." diye mırıldandı, kelimeleri bulmakta zorlanarak. "Sen harika görünüyorsun!" Güneş, hafifçe tebessüm edip gözlerini devirdi. "Sınav başlamadan önce biraz odaklan, teo. Yoksa babana ne diyeceğini unutursun."dedi. Rüzgar, sabır diler gibi derin bir nefes alıp Güneş'in elini tuttu. Lüks restorana girdiklerinde, Massimo çoktan masadaydı. Rüzgar'la birlikte Güneş'i görünce, Massimonun yüzüne yayılan memnuniyet ifadesi Rüzgar'ınkini gölgede bıraktı. Gözleri parlamıştı. "Hoş geldiniz çocuklar! Özellikle sen Güneş, bu kadar zarif bir hanımefendiyle tanışmak ne büyük bir onur! Gelin, oturun." dedi. Yemek boyunca Massimo, Güneş'e birçok soru sordu. Üniversite hayatından, ailesinden, gelecekle ilgili planlarından.. Güneş, şaşırtıcı bir olgunluk ve zarafetle tüm soruları yanıtlıyordu. Edebiyat bölümünde okuduğunu öğrenen Massimo'nun gözleri parlamıştı. "Ne güzel! Benim de klasik İtalyan şiirine özel bir düşkünlüğüm vardır. Belki bir gün bana birkaç dize okursun?" Güneş gülümsedi. "Memnuniyetle efendim." Rüzgar ise bu performansı hayranlıkla izliyordu. Güneş, beklediğinden çok daha iyi bir oyuncuydu. Her cevabı tutarlıydı, Massimo'nun beklentilerini fazlasıyla karşılıyordu. Hatta öyle ki, Massimo'nun Güneş'e olan ilgisi Rüzgar'ı bile şaşırtmıştı. Babası, Gizem'i görseydi kalp krizi geçirirdi, ama Güneş'e bayılmıştı. "Hadi, genç aşıklar! Biraz da ilişkinizden bahsedin. Mesela, ne zaman tanıştınız Rüzgar hiç anlatmaz da." dedi Massimo, Güneş'e göz kırparak. Güneş ve Rüzgar aynı anda ağızlarını açtılar; "Biz üniversite kampüsünde tanıştık, bahar şenliğinde." diye başladı Güneş. "Ortak arkadaşlarımızın bir partisinde." dedi aynı anda Rüzgar. İkili birbirlerine dehşetle baktılar. Massimo'nun kaşları merakla havaya kalkarken, Güneş, hızla toparlandı. "Ay, evet canım, ne kadar unutkanım! Benim için öyle kalabalık bir yerdi ki, kampüs şenliğinde tanıştığımızı sandım. Ama hayır, Rüzgar haklı, ortak arkadaşlarımızın bir partisinde tanışmıştık." dedi, sesi hafifçe titrese de çabucak kontrolü sağladı. Rüzgar da durumu kurtarmak adına hemen devreye girdi. "Evet baba, Güneş kalabalık ortamlara pek alışkın değildir de, o yüzden kafası karıştı. Benim o her zamanki abartılı partilerimden değildi, daha sakin bir buluşmaydı." dedi Rüzgar, Güneş'e göz kırpmayı da ihmal etmedi. Massimo, hafifçe gülümsedi. "Hımm, öyle mi? Peki, birbirinizde ilk neyi beğendiniz Ne etkiledi sizi birbirinizde?" Güneş ve Rüzgar yine birbirlerine baktılar. Bu kez, ikisinin de aklına aynı anda bir fikir geldi. "Ben Rüzgar'ın o ilk anda..." diye başladı Güneş "Güneş'in o ilk anda..." diyen Rüzgar da aynı anda lafa girdi. İkisi yine duraksadı. Massimo, onların bu haline eğlenerek bakıyordu. Madem oyun vardı; O da oynayacaktı. Güneş, Rüzgar'ın elini masanin altından sıktı. "Tamam, önce sen söyle, Teo.' dedi, kelimeyi bilerek uzatarak. Masadaki çatal bıçak sesleri, bir anda kesildi. Massimo'nun kaşları şaşkınlıkla havaya kalktı. Rüzgar'ın yüzü anında kasıldı. Güneş'e anlamlı bir bakış attı ama babasının önünde sesini yükseltemezdi. Massimo, şaşkınlığını üzerinden attıktan sonra Güneş'e döndü. Bakışlarında büyük bir merak vardı. "Teo' mu?" diye tekrarladı, sesi kısılmıştı. Yüzünde derin bir anlam belirdi. "Vay canına, sen gerçekten de çok özelmişsin Güneş! "Massimo'nun gözleri dolu doluydu. "Rüzgar, ölen annesi hariç kimseye o ismi söyletmezdi." dedi hayretle. Güneş'in yüzündeki muzip gülümseme donup kalmıştı. Bilmeden Rüzgar'ın en derin yarasına dokunduğunu fark etti. Rüzgar'ın ise, babasının sözleriyle birlikte o anki şaşkınlığı yerini derin bir acıya bırakmıştı. Güneş, Rüzgar'a büyük bir şefkatle baktı o andan itibaren Rüzgar'a bir daha "Teo" diye seslenmedi. Kelime boğazına dizilmişti, bilmeden açtığı bu yara Onu da incitmişti. Massimo, oğlunun ve Güneş'in üzerindeki bu ağırlığı fark etmiş gibiydi. Ortamı yumuşatmak adına gülümsedi. "Neyse, boş verin şimdi bunları," dedi neşeyle. "Hadi, yarım kaldı hikayeniz." dedi. Güneş ve Rüzgar yine birbirlerine baktılar. Bu kez, bakışlarında garip bir anlam vardı. "Ben," diye başladı Massimo'ya dönerek Rüzgar, sesi düşünceliydi. Gözleri istemsizce Güneş'e kaydı, lobide onu ilk gördüğü o an, o lacivert ebiseyle süzülüşü, doğal zarafeti gözünün önüne geldi. "Güneş'i ilk gördüğümde, sanki zaman durdu. O kalabalığın, o karmaşanın içinde, gözüm sadece onu gördü. O kadar farklı, o kadar saf ve asil bir duruşu vardı ki... Sanki bir ressamın tablosundan fırlamış gibiydi. O an anladım; benim hayatıma farklı bir renk katacak, beni dengeleyecek kişi oydu. O an büyülendim baba." Rüzgar'ın sesi, söylediği kelimeler o kadar samimi ve derin bir tınıyla çıkmıştı ki, sadece Massimo değil, Güneş de şaşkınlıkla Ona baktı. Güneş, Rüzgar'ın bu kadar içten, üstelik bu kadar şiirsel bir şeyler söylemesini beklemiyordu. Yüzünde beliren ifadeden, söylediklerinin yalan olmadığını hissetmişti. Rüzgar, gerçekten de o anı, o şekilde yaşamıştı. Güneş'in kalbi, Rüzgar'ın bu beklenmedik itirafıyla hızlandı. Bu, oyundan çok, gerçeğe yakın bir andı. Güneş, Rüzgar'ın söylediklerinden sonra kendi cevabını daha da dikkatle seçmiş, Massimo'nun sorularına içten ve samimi yanıtlar vererek gecenin kalanını ustalıkla idare etmişti. Yemeğin sonunda Massimo, Güneş'in ellerini nazikçe avuçlarının arasına aldı. "Güneş kızım." dedi, sesi sıcak ve içtendi. "Seninle tanıştığıma çok memnun oldum. Hayatına girdiğin için; Rüzgar'ın ne kadar şanslı olduğunu anlatamam." Rüzgar'a dönüp gururla gülümsedi. İyi geceler dileyerek oteldeki odasına çıktı. Rüzgar ve Güneş, restorandan çıkıp otelin önüne geldiklerinde, valenin arabayı getirmesini beklemeye başladılar. Loş ışıkların altında, hafif bir rüzgar esiyordu. Güneş, bu sessizliği bozmak için derin bir nefes aldı. "Rüzgar," dedi, sesi yumuşaktı. "Ben. sana 'Teo' dediğim için çok üzgünüm, Bilmiyordum. Ben sadece seni kızdırmak istemiştim. Keşke beni açıkça uyarsaydın. Bilseydim asla söylemezdim. Özür dilerim." dedi. Rüzgar, Güneş'in bu ani özrüne şaşırdı. Güneş'in gözlerinde samimi bir pişmanlık gördü. Yüzündeki keskin ifade yumuşamıştı "Önemli değil," diye mırıldandı, sesi alışılmadık derecede sakindi. "Nereden bilecektin ki?" Bir an duraksadı, sonra devam etti: "Annem, ben küçükken vefat etti. Bana hep öyle seslenirdi. O yüzden..." Kelimeler boğazına düğümlenmişti. Bu, onun için çok kişisel bir konuydu ve Güneş'in bilmeden de olsa buna değinmesi, onu sarsmıştı. Güneş, Rüzgar'ın bu kadar savunmasız konuşmasına şaşırmıştı. Onun hep ukala, kendini beğenmiş bir adam olduğunu düşünmüştü. Ancak şimdi, karşısında yara almış küçük bir çocuk gibi duran Rüzgar'ı görüyordu. Aralarındaki görünmez duvar bir anlığına yıkılmıştı. Tam o sırada vale, Rüzgar'ın arabasını getirmişti. Rüzgar, Güneş'e döndü. "Seni evine bırakayım." Güneş başını salladı. "Tamam." Rüzgar, Güneş için arabanın kapısını açtı. Güneş, sessizce koltuğuna oturdu. Rüzgar da direksiyona geçtiğinde, arabanın içini boğucu bir sessizlik kapladı. Festivalin gürültüsü, Massimo'nun neşeli sesi ve az önceki gerilim dolu anlar yerini, yalnızca motorun hafif uğultusuna bırakmıştı. Her ikisi de, yaşanılanların ağırlığı altında eziliyordu. Yolculuk boyunca tek kelime etmediler. Şehrin ışıkları yanıp sönerken, Güneş cama dönmüş, dışarıyı seyrediyordu. Rüzgar ise direksiyonda, aklında bin bir türlü düşünce dönüyordu. Sonunda, Güneş'in apartmanının önünde durdular. Rüzgar, motoru kapatınca sessizlik daha da derinleşti. Güneş, kapıyı açmak üzere uzanırken, Rüzgar'ın sesi onu durdurdu. "Güneş," dedi, sesi beklenmedik derecede samimiydi. Tüm o hovarda, umursamaz Rüzgar gitmiş, yerine yorgun ve minnettar bir adam gelmişti. "Bu akşam için, her sey için çok teşekkür ederim. Babam için yaptığını biliyorum, ama yine de benim için de çok önemliydi. Minnettarım." Güneş, Rüzgar'ın bu kadar içten konuşmasına şaşırdı. Bu, beklediği alaycı veya ukala tavırdan çok uzaktı. Yüzüne baktı; Rüzgar'ın gözlerinde gerçekten de bir teşekkür ifadesi vardı. "Dinle!" dedi Güneş, sessizliği bölen tek ses olarak. "Baban, çok tatlı bir adam." Güneş, Massimo'nun sevecen tavrını ve gözlerindeki o samimiyeti hatırlamıştı. "Biliyorum, belki başta biraz tepki gösterebilir. Ama inan bana, eğer Gizem'le dürüst olursan, anlayacaktır. Git ve Gizem'i babanla tanıştır. Bu yalanı daha fazla sürdürme. O senin baban, sana destek olacaktır." dedi. Rüzgar'ın yüzünde karmaşık bir ifade belirdi. Bir an duraksadı, sonra başını salladı. "iyi geceler, Güneş" "İyi geceler, Rüzgar." Güneş arabadan indi. Rüzgar, O kapıyı kapatıp apartmanın girişine doğru yürüyene kadar Onu izledi. Sonra yavaşça arabayı çalıştırdı ve karanlık sokağa doğru ilerledi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD