Tesadüf

1999 Words
"Hem uluslararası ticaretin ve lojistiğin görünmez devlerinden hem de lüks konaklama sektörünün parlayan yüzlerinden biri olarak biinen Valentino ailesinin Türkiye'deki temsilcisi; Massimo Valentino, geçkin yaşına rağmen geçirdiği kalp ameliyatından sonra hayata tutunmayı başardı. Doktorları yaptığı açıklamada Valentino'nun....." Bıkkınlıkla televizyonu kapatan Massimo, neredeyse ameliyatının üzerinden iki ay geçmesine rağmen, hala bu haberlerin döndüğüne inanamıyordu. Ayaklanmıştı, ama hala işinin başına geçmemişti. Ölümle burun buruna geldikten sonra; artık oğlunun gerçek anlamda durulup şirketi ele alması gerektiğini fark etmişti. Doktorların, bundan sonra "sakın heyecanlanmayın, stres yasak" uyarılarına bıyık altından gülmüştü. Onun işinin diğer adı; stresti. Ama artık kaldıramadığının kendisi de farkındaydı. Bu yüzden oğlu; hem özel hayatını düzene sokmalı hem de iş konusunda daha fazla sorumluluk almalıydı. Ayrıca; madem ölüm kapısını ara ara çalıyordu, bir an önce torun sahibi olmak istiyordu. Bunu sadece kendisi için değil, oğlu için de istiyordu. Hayatta; bütün boş şeylerin yanında güzelliği ne kelimelerle ne de servetle anlatabilinecek değerlerin de olduğunu bilmeliydi. Aklına gelen tek şey, oğlunun bir süredir birlikte olduğunu duyduğu kız arkadaşıyla tanışmaktı. Bu isteğini oğluna kaç kez dile getirdiyse de oğlu, bin bir çeşit bahaneyle ertelemişti. Sonunda adamlarına araştırma emri vermiş, şu anda da inanamadığı bilgiler ve resimlerle oğlunun neden bu kızı köşe bucak kendinden sakladığını anlamıştı. Hemen yanında oturan Kazım'la göz göze geldiler. Kazım yıllardır en güvenilir adamı değil kardeşi gibiydi. Massimo'nun oğlunu kendi oğlu gibi görür, kollardı. Kazım, bu bakış karşısında bilge bir gülümseyiş bırakıp "Gençtir." diyebilmişti. Massimo, derin bir nefes alıp "Jeti hazırlat. Oğlumu bir ziyaret edeyim." dedi. Sesindeki öfke aşikardı. Kazım, her ne kadar sağlığını bahane etse de dinletememiş, sonunda el mahkum jeti hazırlama emrini vermişti. ......................... "Lütfen Güneş! Ne olursun gidelim, hatırım için! Lütfen! Lütfen! Lütfen!" Güneş bıkkınlıkla göz devirip "Of Elif! Sevmiyorum ben kalabalık ortamları." dedi. Şehir kalabalığı, yüksek sesli müzikler ve karmaşa, Onun huzur bulduğu şeyler değildi. Bu yüzden, üniversitenin bahar şenliklerine katılmak, onun için cezadan farksızdı. Ancak, en yakın arkadaşı Elif, Güneş'in bu tutumunu kırmakta kararlıydı. Günlerdir dil döküyor, "Biraz eğlenmelisin Güneş! Üniversite hayatı böyle geçer mi? Bir kere gel, bak belki seversin!" diye adeta yalvarıyordu. Sonunda Elifin bitmek bilmeyen ısrarlarına dayanamayan Güneş, kendini binlerce insanın tıkıştığı, kulakları sağır eden müziğin yankılandığı festival alanında buldu. Gürültüden rahatsız olmuş, elindeki su şişesini sıkıca tutarak kalabalığın arasından geçmeye çalışırken, içinden bir an önce eve dönmeyi diliyordu. Sonunda daha az sıkışık bir yer bulup, sabırsızca Elif'in bitmek bilmeyen konser coşkusunu izlemeye başladı. ...................... Sahneden yükselen rock müziğin gürültüsü, genç adamın içindeki karmaşayı daha da artırıyordu. Gözleri, tüm enerjisiyle şarkı söyleyen sevgilisi, Gizem'in üzerindeydi. Neon renkli saçları, dövmeli kolları ve yırtık kıyafetleriyle sahneyi adeta yiyip bitiriyordu. Her bir hareketi, her bir jesti, adamın gözünde bir performansın ötesinde, tanıdığı bir kişiliğin tezahürüydü. Gizem; sahnede zıplarken, başını savururken, genç adam onun özgür ve özgün oluşunun farkındaydı. Ancak bu, hayranlığın karıştığı bir duygu değildi. Mikrofonu tutuşundaki pervasızlık, kalabalığa meydan okurcasına bakışları, Genç adam için onun bencil ve asi tarafinın bir yansımasıydı. Gizem'in, yüksek notalara çıkarken boğazını yırtarcasına çığlık atması, adama onun agresif ve zaman zaman kinci yapısını hatırlatıyordu. Bir anlık duraksamalarındaki o keskin bakışlar, potansiyel tehlikeli oluşuna dair adamın zihninde bir uyarı işaretiydi. O, duygularını kontrol etmekte zorlanan, istediğini elde etmek için sınırları zorlayabilecek, hatta bazen başkalarına zarar vermekten çekinmeyen bir kadındı. Gizem'in, sahnedeki özgür ruhlu hallerini izlerken kendi içinde bir muhasebeye girişti. 'Ben ona aşık mıyım? Onu seviyor muyum?' Bu sorular kafasında yankılandı. Dürüst olmalıydı kendine. Gizem'le olan ilişkisi tutkulu ve heyecan vericiydi, evet. Onun enerjisi, hayata karşı duruşu kendisini çekiyordu. Ama bu 'aşk' mıydı? Ya da o derin 'sevgi' mi? Kısa ama acımasız bir iç hesaplaşmanın ardından, gerçeği kabul etti; Gizem'e karşı hissettiği şey; aşk ya da derin bir sevgi değildi. Gizem, tam olarak gözüne hitap ediyor, hayatındaki maceraperest, sınırları zorlayan yanını tamamlıyordu. Onunla birlikteyken kendisini özgür hissediyordu. Ve itiraf etmeliydi ki; Gizem, yatakta inanılmazdı. Fiziksel çekim ve aralarındaki uyum, bu 'uzun' ilişkinin temelini oluşturuyordu. Bu yüzdendi zaten, uzun süredir Gizem'le birlikte olması. Bir nevi, hayatındaki düzene başkaldırının ve şehvetli duygularının bir tatminiydi Gizem. Bu iç hesaplaşma, Onu daha da köşeye sıkıştırdı. Sürekli Gizem'le tanışmak isteyen babasına sunduğu yalanlar; sadece bir kılıftı. Aslında kendi gerçeğinden, kolayına geldiği için sürdürdüğü bu ilişkiden kaçışın bir yoluydu. Üstelik; Gizem'in yırtık kotu, dövmeleri ve piercingleri, babasının geleneksel İtalyan zarafeti anlayışıyla taban tabana zıttı. Onu, hele de babasının hastalıktan yeni yeni sıyrıldığı bu dönemde asla tanıştıramazdı. Konserin en coşkulu anlarından birinde, sahneye dogru gelen Massimo Valentino, yüzündeki öfkeyle adeta 'Oğlum nerede?' dercesine çevreyi tarıyordu. Massimo'nun bakışları; sahneye Gizem'e doğru kaydı. Baştan aşağı çatık kaşlarla süzdüğü kadına, tiksinircesine baktı. Massimo'nun, gözleri sonunda oğlunu bulduğunda, sert adımlarla yaklaştı. Kazım, hemen ardında bir gölge gibi dolaşıyordu. Birden oğlunun karşısına çıktı. Öğrendiği şeyler canını çok sıkmıştı. Oğlunun karşısına dikilip "Matteo!" diye gürledi. Öfkeli olduğu zaman oğluna asla karısının koyduğu isimle seslenmezdi. Hayatının aşkının koyduğu isme bile kıyamazdı. Hiçbir şeyden haberi yokmuş gibi "Sevgilin hani? Bunca yolu Onunla tanışmak için geldim." diye alayla sordu. Matteo'nun kalbi güm güm atıyordu. Kazım'a kaçamak bir bakış attı. Kazım, engel olamadım dercesine omuzlarını kaldırıp indirdi. Gizem'in, sahnedeki neon ışıklar altındaki asi silüeti, babasının geleneksel dünyasına ne kadar uzaksa, Matteo'nun o anki paniği de o kadar büyüktü. Gözleri çaresizce kalabalıkta dolanırken, tam o sırada, birkaç sıra önünde, sahneden yansıyan ışıkların aydınlattığı gözleri ışıl ışıl genç bir kadına takıldı. Massimo'nun sabırsız bakışları altında, Matteo bir an tereddüt etti. Sonra bir kumar oynarcasına, aniden genç kadının yanına doğru atıldı. Genç kadın, tanımadığı bu yakışıklı gencin elini kavrayıp onu çekiştirmesiyle neye uğradığını şaşırdı. Elinin sıcaklığı ve ani temasıyla irkildi, gözleri şaşkınlıkla büyüdü. Matteo, genç kadının şaşkın yüzüne kısa bir bakış attıktan sonra, babasının gözlerinin içine kararlılıkla bakarak, "Baba!" dedi, sesi panikten çok kararlılık taşıyordu. "İşte, sevgilim." Genç kadın, tanımadığı birinin ağzından kendisiyle ilgili bir yalanın söylenmesine inanamadı. Gözleri Rüzgar ile Massimo arasında mekik dokurken, bu karmaşık duruma hem öfkelenmiş hem de şaşırmıştı. Tam o gergin anın ortasında, Massimo'nun cebinden gelen telefon sesi ortamdaki havayı bir nebze olsun dağıttı. Massimo, kaşları çatık bir şekilde telefonuna uzandı. Ekrandaki isme baktığında yüzündeki ifade daha da sertleşti; belliki önemli, hatta acil bir iş görüşmesiydi. Konserin gürültüsü arasında konuşmak imkansızdı. "Matteo" dedi Massimo, gözlerini oğlundan ve yanındaki şaşkın genç kadından ayırmadan, sesi uyarıcıydı, "Sakın bir yere ayrılmayın. Geliyorum." Ardından, bakışlarıyla adeta onları orada mıhlayarak, kalabalığın arasından, daha sakin bir köşeye doğru ilerledi. Massimo'nun uzaklaşmasıyla birlikte Matteo, az önceki panikle attığı adımdan sıyrılıp gerçekliğe döndü. Yanında duran genç kadının elini hala sıkıca tuttuğunu fark etti. Kadın, Matteo'ya dönmüş, gözlerinden adeta şimşekler çakıyordu. "Ne cüretle!" diye fisıldadı genç kadın, sesi öfkeden titriyordu. "Sen kimsin de beni babana sevgilin olarak tanıtıyorsun?" "Şst! Sakin ol. Yemin ederim her şeyi açıklayacağım. Bak, durum sandığın gibi değil, babam kalp hastası. Yeni ameliyat oldu, stresten uzak durması gerekiyor." dedi Matteo. Genç kadın, Matteo'nun elini hışımla itti. "Derhal elimi bırak ve şu saçma yalanı düzelt!" dediyse de Matteo elini bırakmadı. Rüzgar, etrafa kısa bir bakış attı, Gizem'in hala sahnede olduğunu görünce daha da paniğe kapıldı. "Yapamam! Şuan olmaz! Babam geri gelince, özelikle de Onunla..." Duraksadı, uygun kelimeleri bulmaya çalıştı. "Bak, tek yapman gereken sadece bir süreligine rol yapman." Genç kadın alaycı bir sesle güldü. "Rol yapmak mı? Neden yapayım? Senin için bir tiyatro oyununa dahil olmak zorunda mıyım ben? Kimsin sen?" Matteo, adeta yalvarır gibi baktı. "Adım Rüzgar Matteo Valentino. Çok özür dilerim, gerçekten çok zorda kaldım. Babamın son isteği gibi bir sey bu. Sevgilimle tanışmak istiyor. Onunla tanışsa, sanırım ömrü kısalır." dedi. Genç kadının kalması için her şeyi yapmaya hazırdı. "Para mı istiyorsun? Ne kadar istersen veririm. Yeter ki babamın yanında sadece bir akşamlık yanımda dur." dedi telaşla. Genç kadının gözleri öfkeyle parladı. "Para mı? Sen ne dediğinin farkında mısın? Beni ne sanıyorsun sen? Haddini bil! Ben öyle kızlardan degilim!" diye bağırdı. Rüzgar, öylece kalakalmıştı. "Hayır, ben öyle demek istemedim! Sadece başka çarem kalmadı. Ne istersen yapacağımı göstermek için öyle söyledim." dedi. Genç kadın omuzlarını silkti. "Git başka kız bul. Eminim teklifini kabul edecek binlerce kız vardır burada. Onlara git, onlara sor! Ben niye senin oyununa alet oluyorum ya?" diye isyan etti. Rüzgar başını sağa sola sallayıp "Tamamen tesadüf! Gözüme ilişen ilk kişi; sendin. Haklısın, özür dilerim. Bu para meselesini unut gitsin." dedi "Bak şöyle düşün; Hasta ve yaşlı bir adamı mutlu edeceksin. Hepsi bu!" diye ekledi. Genç kadının kaşları hafifçe kalktı. "Hasta ve yaşlı bir adamı mutlu etmek mi? Buradan bakınca; hasta bir adama büyük bir yalan söyleyecekmişim gibi görünüyor. Bu vicdanıma ne kadar sığar sence? Benim değerlerim senin yalanlarını örtmeye müsait değil." dedi. Rüzgar, çaresizce ellerini iki yana açtı. "Ama başka çarem yok ki! Babam, O benim için her şey demek. Onu kaybetme riskini göze alamam. Sence ben Ona yalan söylemek istiyor muyum? Ne desem olmadı, vazgeçmedi. Sırf sevgilimle tanışmak için kalkıp buralara gelmiş. Sadece kısa bir süre, için. Ona bu yalanı söylemek zorundayım. Lütfen, birazdan gelir. Bari adını söyle!" dedi. Tam o sırada Elif'in sesi duyuldu; "Güneş! Buradasın demek, bir an kalabalıkta seni kaybettim sandım." dedi. Genç kadın, sesin geldiği yöne dönüp "Buradayım Elif!" diye karşılık verdi, ardından Elif'e ters ters bakıp homurdandı; "Bir de arkadaşım! Sanki bana düşmanlık ediyor, adımı bas bas bağırarak söyleyecek ne vardı!" Rüzgar'ın yüzünde bir rahatlama ifadesi belirdi. "Bak bu da bir tesadüf işte!Güneş... Çok yakıştı." deyince Elif bir Ona bir de Güneş'in elini tutan eline baktı. O zamana kadar Rüzgar'ın, hala elini tuttuğunu fark etmeyen Güneş, elini çekerken "Ahtapot gibi yapıştın! Çeksene vantuzlarını!" diye ciyakladı. Rüzgar, elini çekse de kaçıp çevrelerindeki insan selinde kaybolmasından korktuğu için yakın duruyordu. Güneş'in aklına gelen düşünce dudaklarının kıvrılmasına sebep oldu. Elini bir vanayı çevirir gibi sağa sola döndererek alaycı bir bakışla, "Yoksa sen öyle böyle misin?" diye üstü kapalı bir biçimde sordu. "O halini saklamak için mi babana sevgilim var yalanını uyduruyorsun?" Güneş'in sesi alaycıydı ama gözlerindeki meydan okuma netti. Güneş, sarf ettiği bu kelimelerle, Rüzgar'ın damarına basmıştı. Rüzgar'ın yüzündeki panik ifadesi anında silindi, yerini öfke ve tehditkar bir ciddiyete bıraktı. Rüzgar, bir adım Güneş'e yaklaştı, yüzünü Onun yüzüne yaklaştırarak, "Bana bak," diye fisıldadı, sesi tehlikeli derecede sakindi, "O kelimeyi, bir daha ağzına alma. Benim ne olduğumu merak ediyorsan, bana o firsatı vermediğin için şanslısın. Yoksa şu an burada, bu kalabalığın ortasında, o 'üstü kapalı' halimle seni nasıl aydınlattığımı görürdün. Ve inan bana, o zaman bu; 'sadece bu akşamlık' yalanı senin için çok daha uzun sürerdi." dedi. Rüzgar, gözlerini kısmış, Güneş'in gözlerinin içine delici bir şekilde bakıyordu. Güneş, Rüzgar'ın sesindeki ve bakışlarındaki tehlikeyi hissetti, hafifçe yutkundu. Bu; az önceki çaresiz ve kibar Rüzgar değildi. Rüzgar, bakışlarını Güneş'ten ayırmadan, başını hafifçe sahneye çevirdi. Gizem; şarkısının son notalarını bitirmiş, kalabalığın alkışları eşliğinde mikrofonu bırakıyordu. Neon renkli saçları, dövmeli kolları ve yirtik kıyafetleriyle dikkat çekici bir figürdü. "İşte!" dedi Rüzgar, sesi hala tehditkar bir fisıltıdaydı. "Benim bir sevgilim var zaten. Ve erkekliğimi çok merak ediyorsan Ona sorabilirsin. Anlatmayı sever." deyip göz kırptı. Rüzgar'ın söylediklerini duymazdan gelen Güneş, Gizem'i tepeden tırnağa şöyle bir süzdü. Ardından dudaklarını hafifçe bükerek, "Evet, görüyorum. İlginç bir tarzı var," dedi, gözlerinde alaycı bir ifade belirdi. "Sanırım gardırobunu bir punk rock konserinin backstage'inden ve bir de palyaço dükkanından toplamış." dedi. Rüzgar kaşlarını çattı. "Onun tarzına laf etme. En azından doğal ve özgün." dedi. Güneş omuz silkti. "Doğal mı? Saçlarının her telinde; üç farklı yapay renk var. Özgünlüğe gelince; her köşe başında üç beş tane daha 'özgün' insan görebilirsin bu tarzda. Ama tabi, zevkler ve renkler tartışlmaz, değil mi?" dedi alayla. Elif, aklı karışmış bir vaziyette sessizce ikisini dinliyor, konuşmaları anlamlandırmaya çalışıyordu. Tam o sırada, Massimo, yüzünde hala hafif bir gerginlikle yanlarına geri döndü. Bir sahneden inmeye hazırlanan Gizem'e bir de Rüzgar'ın yanındaki genç kadına baktı. Yüzü duvar kadar ifadesizdi. "Evet oğlum!" dedi Massimo, bakışları Rüzgar'dan Güneş'e kaydı. "Bu genç hanım kimmiş bakalım?" Rüzgar, Güneş'e yalvaran bir bakış atıp elini tekrar tuttu. İçinden Güneş'in kabul etmesi için dua ederek en sevecen gülümsemesini takındı. "Baba, tanıştırayım. Bu benim sevgilim; Güneş." dedi. Nefesini tutup Güneş'in söyleyeceklerini bekledi. Güneş, Massimo'ya nazikçe gülümsedi. "Memnun oldum efendim." dedi. Massimo'nun bakışları, Güneş'in üzerinde dikkatle gezindi. Yüzünde hafif bir şaşkınlık ve memnuniyet karışımı bir ifade vardı. "Memnun oldum kızım. Rüzgar'ın böyle zarif bir zevki olduğunu bilmiyordum." dedi. Güneş, Rüzgar'a kaçamak bir bakış attı. Rüzgar ise, babasının bu yorumu karşısında hafifçe yutkundu. İçinden, 'Ah be baba, bir bilsen!' diye geçirdi. Massimo, Kazıma anlamlı bir bakış atıp gülümsedi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD