Tahir Zaimoğlu Ceylan’ın dudakları boynumda geziniyordu. Her ısırık, her emiş, tenimde elektrik çarpılmış gibi bir his bırakıyor, ardından yakıcı bir sıcaklık yayılıyordu. Islak, sıcak dili, köprücük kemiğimin üzerinde dolaştı, sonra geriye çekilip izledi bıraktığı kızarıklığı. Nefesim sıkışmıştı. Göğsüm hızla inip kalkıyor, kalbim göğüs kafesimden fırlayacakmış gibi atıyordu. “Ceylan... dur...” diye zorlukla homurdandım, ama sesim bir inlemeye dönüştü. İtiraz etmek istiyordum, kontrolü ele almak istiyordum, ama vücudum ihanet ediyordu. Ellerim hâlâ onun ince belindeydi, onu bana daha da yakın çekmek için baskı uyguluyorlardı istemsizce. “Dur demek yok,” diye fısıldadı dudaklarıma çok yakın, nefesi sıcak ve yakıcı. “Sadece almak var. Tıpkı senin yapmaya çalıştığın gibi. Ama fark şu ki,

