O Artık Benim.

1039 Words
Bir uğultu koptu. Kimisi şaşkınlıktan gözlerini büyüttü, kimisi sessizce başını önüne eğdi. Ezma Hanım ilk tepkiyi veren oldu. “Oğlum! Ne diyorsun sen? Bu şişko gelini mi alacaksın? Hem de yengen o senin.” Tahir, annesinin sözünü sert bakışla kesti. “Abime aldınız ya? Bana da alırız ne olacak?” “Oğlum sen başkasın, sen varisisin buranın olur mu öyle şey! Sana yakışacak gelin lazım bize!” Yasemin çok mu yakıştığından gitti dememek için kendimi zor tuttum. Bu sırada Tahir’in kız kardeşi Esmer, elini omzuna koydu üzgünce ve bana desteğini belli etti. Zaten bu konakta, kaynanam, Sezen ve Sezen’in ailesi hariç çoğu kişiyle anlaşıyordum gayet. Bir kaynanama yaranamadım! “Sus ana! Bu benim kararım. Aşiretin onurunu ben koruyacağım. O kadın bana rezilliği yaşattıysa, ben de ona bunun hesabını sorarım. Ama Ceylan artık bu konağın gelinidir ve öyle alınan gelini geri vermek bize yakışmaz! Zaimoğlu aşiretinin soyadına yakışmaz!” Firdevs Babaannenin kaşları çatılmıştı, ama gözlerinde garip bir değerlendirme vardı. “Tahir… güzel dedin oğlum ama iyi düşün. Gerçekten kadın olarak istiyor musun? Buna mecburiyetin yok. Ceylan bu konakta kalmaya devam edebilir, seninle evlenmesine gerek yoktur.” “Düşündüm babaanne.” dedi Tahir, sesi bir karara varmış adamın tonunda. “O artık benim. Kimseye, özellikle de o şerefsiz abime bırakmam. Kıssasa kıssas!” Osman Baba sessizce bana baktı. Gözlerinde, “Kabul etme” der gibi bir ifade vardı, ama ben başımı kaldıramadım. Kelimeler boğazıma dizilmişti. Benim kabul etmemem neyi değiştirecekti ki? Fikrimi önemseyen yoktu. Kalbim deli gibi atıyordu. Yalnızca bir gün önce Tahir’in gözlerindeki nefret, şimdi yerini başka bir şeye bırakmış gibiydi. Ama bunun sevgi olmadığına adım gibi emindim. Bu, saf bir intikam isteğiydi. Ezma Hanım hırsla ayağa kalktı. “Ben böyle şey görmedim! Hem kardeşinin karısı, hem yengen… Bu nasıl iş!” Tahir tekrar masaya vurdu, sesi bütün avluda yankılandı. “Bu iş burada kapanacak! Ben onları bulana kadar siz bu kararı benimseyeceksiniz. Bu gece de nikahı kıyacağız!” Bütün gözler bana çevrilmişti. İçimdeki korku, midemde ağır bir taş gibi oturuyordu. Eğer bu olursa… hayatım bambaşka bir cehenneme dönecekmiş gibi hissediyordum. O cehennemde yürümeye hazır mıydım bilmiyorum. En azından Gökhan bana hiç dokunmadan, kendi halime bırakmıştı ama Tahir öyle yapmayacaktı. Saklamış olmanın hıncını alacaktı. Sanki söylesem ne olacaktı ki? Sonuçta ortada bir aldatma vardı. Herkesin bakışları üzerimdeydi. Midemde kocaman bir taş, boğazımda ise düğüm vardı. O an, ne konuşabilecek cesaretim ne de kendimi savunabilecek gücüm vardı. Tam sessizlik ağırlaşmışken Ezma Hanım, gözlerini kısarak bana baktı. “Kalk bana su getir!” dedi sesi sert ve emir doluydu. El mahkûm sandalyeden kalktım. Başım öne eğik, adımlarım yavaşça mutfağa yöneldi. Ellerim titrerken tepsiye sürahi ve bardak koydum. Geri döndüğümde, herkes hâlâ masadaydı. Bardağa suyu doldurup önüne bıraktım. Ezma Hanım bardağı aldı, ama yüzünde küçümseyici bir gülümseme vardı. Sanki içtiği su değil, bana olan nefretini yudumluyordu. Eğilip, kimsenin duymayacağı şekilde fısıldadı. “Yine dört ayağının üzerine düştün! Aynı anan gibi ballısın. Ama bil ki, en kısa sürede üzerine kuma getireceğim! Oğlumu sana yar etmem.” Sözleri kalbime bıçak gibi saplandı. Sertçe yutkundum, sesim titreyerek fısıldadım. “Ben size bir şey yapmadım…” Ezma Hanım başını biraz yana eğip, gözlerini daralttı. Fısıltıyla ama zehirli bir tonla konuştu. “Her şeyi sakladın! Daha ne yapacaksın?!” Gözlerim doldu, başımı iki yana salladım. Artık tutamıyordum. “Daha bir haftadır biliyorum… Kaçacaklarından haberim bile yoktu! Niye bana inanmıyorsunuz ya?” dedim sesim çatlamıştı. Ezma Hanım kaşlarını kaldırdı, dudaklarının kenarı küçümseyici bir şekilde kıvrıldı. “Koca konağı bir haftadır rezil eden haberi bilip susmuşsun. Ne inanmasından bahsediyorsun sen?” Titreyerek devam ettim, ellerim kucağımda kenetlenmişti. “Susmamın en büyük nedeni tehditti… Gökhan, eğer birine söylersem bana ve aileme zarar vereceğini söyledi. Diğeri de… Yasemin yanıma geldi. ‘Ben en kısa sürede bu ilişkiyi bitireceğim, yaptığımız yanlış, lütfen kimseye söyleme’ dedi. Ne yapabilirdim? Başka şansım yoktu benim için…” Gözlerimden yaşlar akıyordu ama konuşmaya devam ettim: “Ben ne Tahir’in yuvasını yıkmak istedim, ne de bu aşireti rezil etmek. Ama ne söylesem bana inanmayacağınızı biliyordum. İşte bu yüzden sustum… ben size gelip böyle bir şey var deseydim yine bana inanmaz iftira attığımı söylerdiniz!” Ezma Hanım sandalyeye yaslandı, bardağındaki suyu tek dikişte içti. Yüzünde hâlâ sert bir ifade vardı. “İşte o güveni veremeyen sensin. Kadın dediğin kocasını, ailesini korur. Sen korkunu bahane ediyorsun.” Kelimeler boğazımda takıldı. Gözlerimi masanın üzerindeki boş bardağa diktim. Bu kavgada galip çıkamayacağımı biliyordum. Herkesin zihninde suçlu bendim. Ama içimde, yavaş yavaş kabaran başka bir şey vardı. Belki de artık korkmamayı öğrenmeliyim… Yoksa bu konakta beni paramparça edecekler. Ezma Hanım nefret dolu gözlerini üzerimden çekmeden tekrar ağzını açacaktı ki, Tahir sert bir sesle araya girdi. “Ana, yeter! Sıkıştırıp durma şunu. Gereken cezayı ben vereceğim, benden başkası ona dokunmayacak!” Sözleri odada bir anda sessizliğe neden oldu. Ezma Hanım’ın kaşları çatıldı ama Tahir’in sert bakışı karşısında sustu. Tahir sonra bana döndü, bakışları buz gibiydi. “Git, abdestini falan al.” dedi sanki birazdan olacakların hazırlığını yapmamı emreder gibi. Tam o sırada Osman Efendi sandalyesinden doğruldu. Sesi sakin ama kararlıydı: “Oğul, abinle Ceylan’ın dini nikahı vardı. Bilirsin ki iddet süresi var. Üç ay dolmadan bu kızla nikah olmaz.” Tahir tam cevap verecekken, bu kez ilk defa Esmer yerinden kalktı. Sesi titriyordu ama söyledikleri odadaki herkesi sarstı. “Ben… abimin, üç ay önce Ceylan’a ‘boş ol’ dediğini duydum. Demek ki üç ayın dolmasını beklemişler gitmek için…” Bir uğultu koptu. Herkes birbirine bakıyor, kimisi dudaklarını ısırıyor, kimisi başını iki yana sallıyordu. Ezma Hanım’ın yüzü öfkeyle kıpkırmızı kesildi. Yumruğunu masaya vurdu, sesi avluda yankılandı. “Bunu da mı sakladın?! Yazıklar olsun sana!” Gözlerimden yaşlar boşaldı. Dudaklarım titreyerek, nefesim kesilir gibi konuşmaya çalıştım. “Ben… ben öyle dediğini duymadım bile! Ben duymazken demiş belli ki.” Ezma Hanım ayağa kalkıp sandalyeyi geriye itti. “Bu neyin şoku ha? Üç ay önce söyleseydin belki bu rezalet yaşanmayacaktı!” Başımı iki yana salladım, sesim kısılmıştı. “Bilmiyordum ben...” Ama ne sözlerim, ne gözyaşlarım o odadakilerin yargısını değiştirebilirdi. Bakışlar hâlâ suçlayan, dudaklar hâlâ lanet okuyan ifadelerle üzerime dikilmişti. Tahir ise bütün bu konuşmaların ardından gözlerini kısmış, bana uzun uzun bakıyordu. Ve o bakışın içinde, kararını çoktan verdiğini anlamıştım. En az abisi ve karısı kadar suçluyum onun gözünde artık. “Bu nikah meselesini hocaya soracağım. Benim nikâhım duruyor çünkü. Ona göre en kısa sürede nikah kıyılacak!”
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD