Tahir Zaimoğlu Kapıyı öyle bir çarptım ki, duvardaki resim sarsıldı. İçeri fırtına gibi girdim. İçimdeki öfke, ciğerlerimi yakıyor, gözlerimi bulandırıyordu. Köyde cama vurduğum için yaralanan elim zonkluyordu, ama diğer elimle saçlarımı çekiştirerek odanın ortasında volta atmaya başladım. Her adımım, parkelere öfkeyle basıyor, sessizliği çatırtılar ve homurtularla bozuyordu. “Ulan sikeyim böyle işi!” diye bağırdım sesim odada çınladı. “Sikeyim böyle hayatı! Sikeyim böyle ilişkiyi!” Gözüm, valizin kenarından sarkan lacivert bir kumaş parçasına takıldı. Gökhan’ın o lanet kazağı. Ceylan onu hâlâ saklıyordu. Tıpkı boynundaki o kolye gibi. O piçin hatırasını hâlâ taşıyordu. Ama sorsak nefret ediyor! Bu düşünce, içimdeki volkanı patlattı. Yaralı elim acıyı hissetmiyordu bile. Yumruğumu sık

