Kapı, arkasındaki fırtınayı zar zor tutan ince bir tahta parçasıydı sadece. Tahir’in yumruğu ahşabın üzerinde gürledi, her vuruşta çerçeve sarsıldı, tozlar havalandı. “Aç şu kapıyı! Her defasında kaçmayı ve saklanmayı tercih etmek yerine çık karşıma konuş amına koyayım!” Sesinin volümü odanın her köşesini doldurdu, duvarlara çarpıp Ceylan’ın kulak zarında patladı. Ceylan, sırtını kapıya dayamıştı, göğsü hızla inip kalkıyor, nefes almakta zorlanıyordu. Yanaklarından süzülen yaşlar, günün son ışıklarının pencereden sızdığı hüzünlü alacakaranlıkta ıslak izler bırakıyordu. Avuçlarını yüzüne çarparak gözyaşlarını silmeye çalıştı, ama her silinişte yenileri geliyordu. Bu, bir zayıflık işaretiydi ve Tahir’in karşısında zayıf görünmekten nefret ediyordu. “Senden nefret ediyorum!” diye haykırdı

