Tahir Zaimoğlu Odamın loş ışığında, viski bardağımı sallıyordum. İçki, artık sadece bir alışkanlıktı. Uyuşturmuyor, sadece var olan acıyı daha da keskinleştiriyordu. Zihnim Ceylan’ın o sahte mesajları ve Gökhan’ın onu nerede sakladığına dair karanlık senaryolarla doluydu. Her yudum, bir ihanet ve çaresizlik yudumuydu. Tam bardağımı dudaklarıma götürmüştüm ki, kapıma hızlı ve sert bir şekilde vuruldu. “Ağam! Açın! Önemli! Mail geldi.” Feyyaz’ın sesiydi. Telaşlıydı. İçimde bir umut kıvılcımı parladı, ama hemen onu söndürdüm. Kaç kez ‘önemli’ haberlerle gelmişlerdi de hepsi bir çıkmaz sokak olmuştu? İshak Bey’in çiftliğindeki rezillik aklıma geldi. Yutkundum. “Şu an maillerle uğraşacak vaktim yok Feyyaz!” diye bağırdım sesim öfke ve yorgunlukla çatallanırken. “Karım kaçırılmış benim! Bir

