Esmer Zaimoğlu Çatının soğuk, pürüzlü kiremitlerine oturmuş sakinleşen Diyarbakır’ı izliyordum. Şehrin ışıkları, uzaktan bir yıldız kümesi gibi parlıyordu, ama bana hiçbir teselli vermiyorlardı. İçimde kocaman, ağır bir taş vardı ve her nefes alışımda göğsüme daha fazla çöküyordu. Eğer onu yalnız bırakmasaydım... Bu düşünce, zihnimde bir nara gibi dönüp duruyordu. O minik, beyaz keçi yavrusunun peşinden koşmak, o anda o kadar masum ve önemsiz görünmüştü ki. Ama şimdi, her şeyin bedeli gibiydi. Ceylan’ı orada, o ağılda, savunmasız bırakmıştım. Eğer yanında kalsaydım, belki de birlikte kaçabilirdik. Ya da en azından, ona bir şey yapmaya çalıştıklarında direnebilirdik. Ama ben... ben sadece kaçan bir keçinin peşinden koşmuştum. Gözlerimden, sıcak ve acımasız yaşlar süzüldü. Benim yüzümden

