CEYLAN Nikâh günü, Mardin’in gökyüzü bizim için özel bir maviye boyanmış gibiydi. Pamuk bulutlar sanki misafirlerimiz için süslenmişti. İki çift aynı gün, aynı saatte nikâhımızı kıydırmaya karar vermiştik. Salon çiçeklerle, özellikle de benim en sevdiğim beyaz güller ve Esmer’in seçtiği leylaklarla donatılmıştı. Havada baharatlı tatlıların, taze demlenmiş kahvenin ve mutluluğun kokusu vardı. Ben Sibel’in ve Esmer’in yardımıyla giydiğim sade ama zarif fildişi rengi, uzun bir nikâh elbisesi giymiştim. Karnım hafifçe belli oluyordu ama bu benim için bir gurur kaynağıydı. Başımda incecik bir tül, elimde ise Tahir’in gizlice hazırlattığı küçük bir buket vardı. Esmer ise daha genç ve coşkulu bir tarzla, omuzları açık, işlemeli harika bir kıyafetle ışık saçıyordu. Devran’ın verdiği telkari ger

