Kıskıvrak

2104 Words
Bade Türkoğlu’nun Ağzından Araba evimin önüne durduğunda derin bir oh çektim. Bütün bir yol boyunca çok gergindim ve arabaya bindiğime pişman olmuştum. Alassio nun varlığını yanı başımda hissetmek... çok tuhaf bir histi ve bundan hemen kurtulmak için arabadan indim. Hızlı adımlarla eve doğru giderken aklıma gelen şeyle duraksayıp arkamı döndüm, beni hastaneye götürmüş ve sağlığımı düşünerek geri eve getirmişti. Nezaketsizlik yapmak istemeyip istemeyerek de olsa geri yanına gittim. Benim onun yanına yaklaştığımı görünce güneş gözlüklerini çıkardı ve şaşkınlıkla bana baktı. Şuan benden bir açıklama bekliyordu, derin bir nefes alıp “Şeyyy... teşekkürler” diyip hemen uzaklaştım “Bu kadar mı?” Alassionun sesi ile adımlarım tekrar durdu. Ne Bu kadar mı? Anlayamadığım bir soruydu. Ben hala ona dönmemiştim fakat adım seslerinden benim yanıma geldiğini anlamıştım. Yine aynı his... tedirginlik... “Bu kadar mı Bade?” tam dibime girerek sorusunu yineledi, ona doğru döndüm. Yeşil gözleri büyük bir orman sunuyordu sanki bana. Kendine gel bade! Boğazımı temizleyip “Ne bu kadar mı?” diye sordum, dudağının ucu kenara doğru usulca kıvrıldı. Allah kahretsin şuan gözüme inanılmaz yakışıklı görünüyordu “Sadece kısa bir teşekkür mü?” bu adamla aynı dili mi konuşuyorduk? “Ne istiyorsun? Seni anlamıyorum!” dedim, artık sabırsızlığımı belli ederek konuşmuş olmam onu daha fazla eğlendiriyor gibiydi. Sinir oluyordum bu adama! “Bade, bence beni eve davet edebilirsin” “Ne münasebet?” “Ne... münsaa-bet?” sorusu istemsiz gülümsetmişti. Gözleri gülüşüme odaklanınca hemen toparlandım “Diyorum ki öyle bir şey olmaz” dedim kararlıkla. Birde özel alanıma mı girecekti? Katiyen olmazdı! “Neden?” off ne çok soru soruyordu “Ya neden evime gelecekmişsin ki sen? Gerek yok. Bak her şey için teşekkür ederim ama olmaz” dedim, bana bir adım daha yaklaşıp kafasını yana eğdi “Hala aynı soruyu soruyorum. Neden?” “Çünkü sadece iş yapıyoruz bay Alassio. Ve ben olmaz diyorsam olmaz! İyi günler” diyip cevap vermesine izin vermeden eve doğru yürümeye başladım. Kapıya geldiğimde anahtarı aramaya uğraşmak istemeyip zile bastım. Yan gözle Alassionun olduğu yere baktığımda elleri yan tarafına sarkıtmış tuhaf bir şekilde bana baktığını gördüm. bana karşı neden bu kadar ısrarcıydı anlamakta gerçekten güçlük çekiyordum ama bunu önemsememeye karar verdim. Sanki buna takıldıkça her şeyi gözüme batıyordu. Evet evet kesinlikle bundandı ve daha fazla düşünmeyecektim. Kapı açıldığında Gülcan sultanın endişeli suratı ile karşılaştım. Onu bu şekilde tedirgin etmek istemiyordum fakat hastanede onunla konuşacak vaziyette değildim “Kızım!” diyip sarıkdı bana, bende ona aynı içtenlikle sarılıp “Sultanım!” dedim. Bir süre aynı pozisyonda kaldıktan sonra geri çekildi “İyi misin?” diye sordu, gülümseyip “Evet...” dedim. Gözlerini kapatıp açtı “Şükür yavrum. Ömer haber verince ömrümden ömür gitti. Neyse ki iyisin” ellerimi babaannemin omzuna koyup okşadım “Merak etme” dedim ve içeri girmek için adım attım “Kim bıraktı seni? Ömer mi?” Gözlerimi kısarak baktım yüzüne “Bence Ömer olmadığını zaten biliyorsun” dedim, kıkırdadı. Tahmin etmiştim “Evet. Ama kim bıraktı seni?” diye merakla sordu. Tam ona cevap verecekken Alassionun arabasının arkamdan geçtiğini gördüm, arkasından bakakaldım. Ona karşı dikkatli olmam gerekiyordu! “Bade!” babaanneme döndüm ve “Yeni ortağım” dedim kısaca ve kenara çekilmesini fırsat bilerek içeri girdim. Ayakkabılarımı çıkarıp en sevdiğim terliği giydim ve hemen oturma odasında ki rahat koltuğuma attım kendimi. Nasılda yorgun hissediyordum kendimi. Beynim zonkluyordu resmen. Her düşünce birbirine girmiş, kafamı allak bullak etmişti. “Bade, kızım ben sana kibarlık ne öğretmedim galiba. İnsan bir eve çaya davet eder. Tıtıtıtıtıttt” Babaannem tepeme dikilmiş yine bana nutuk dersine başlamıştı anlaşılan. Oflayarak doğruldum “Elin adamı neden evime gelsin be kadın?” tavrım hoşuna gitmemiş olsa gerek “O da ne demek? Elin adamı bile olsa seni evine kadar bırakmış. Kuru bir teşşekür edip postaladın değil mi adamı?” şok içerisinde baktım yüzüne. Bunu nasıl bilebildi? “Ahh Bade ahhh! Kızım ne kadar ayıp. Ara davet et hadi” “Asla olmaz!” dedim hemen. Kaşlarını çatarak suratıma baktı “O da ne demek?” çok güzel soru, gelde anlat şimdi Gülcan sultana! Derin bir nefes aldım ve “Bak sultanım. Adamı daha tanımam etmem ve tanımadığım insanlara karşı ne kadar temkinli olduğumu en iyi sen biliyorsun” dedim, gözlerini devirdi “Aman Bade bilmez miyim seni? Sen tanıdın insanlara karşı bile temkinlisin be kızım. Hayatı biraz akışına bıraksan” al işte dedim başladı bizim mesai “Belki denerim. Ben yukarı çıkıyorum. Dinlenmem lazım” dedim ve hemen aykladım. “Kaç tabi hemen. Keçi seni!” yanağına bir öpücük konsurup “Evet keçiyim. Ve sen beni çok seviyorsun” dedim, hemen yumuşayıp “Evet” dedi. Merdivenlere yöneldiğim sırada “Dün gece neler oldu anlatmadın. Bir şey var mıymış o çekmecede?” diye sordu. Bununla ilgili hiç konuşmak istememiştim ama madem sordu bir akıl almak iyi olabilirdi. Koltuğa gerisin geri gidip tekrar oturdum ve bağdaş kurdum “Aslında bunu demeyecektim ama içimi de kemiriyor” dedim, korkuyla bana bakarken “Ne oldu yavrum” diye sordu. Gözlerimi ağırca kapatıp açtım. Hatırlarken bile tüylerim ürperiyordu. Korkudan bir şeyler yiyememiştim ve bugünde bu yüzden bayılmıştım “Kızım” Babaannemin sesi ile hemen ona odakladım “Dün ben eski eve gittim, gece yarısı olduğu için ilk başta endişelendim yalan yok. Ama daha sonra cesaretimi topladım ve eve girmeye karar verdim. Fakat bir süre sonra etraftan garip sesler duymaya başladım. Çok korkunçtu babaanne! Yani ben öyle her şeyden korkan biri değilim ama sanki evin etradında birileri vardı. Hatta bir ara kar maskeli birini gördüm bile diyebilirim” anlatırken bile kanım çekiliyordu. Korku filminde gibi hissetmiştim kendimi. Burası gerçek dünyaydı ve evimizi gözetleyen birileri vardı. Gülcan sultan tedirginlikle bana döndü “Yavrum, polise haber vermelesin” başımı aşağı yukarı salladım, bunu zaten düşünüyordum “Evet vereceğim” dedim, elini elimin üzerine koydu “Bade! Dikkatli ol kızım... ve senin için ne kadar zor olursa olsun geçmişi bırak ve hayatına devam et” keşke dediği kadar kolay olsaydı her şey. Bende istiyordum ama geceleri gördüğüm kabuslar, ardı arkası kesilmeyen takip edilme hissi ve birde dün gece yaşadığım korku dolu anlar... bunlar beni kıskıvrak sarmışken yapamıyordum. “Deniyorum” dedim babaanneme “Dene yavrum. Tolga hoca ile konuşmaya ne dersin? Online seansta yapar seninle belki” kafamı iki yana salladım “Bu adamın tek derdi ben değilim ya sultanım” dememle telefonun çalması bir oldu. Ekrana baktığımda “Tolga hoca” yazısını gördüğümde ufak bir şaşkınlık geçirdim. Bu adam hissediyordu! “Demek ki senmişsin!” dedi babaannem bilmiş bir tavırla. Buruk bir gülümseme oldu yüzümde, telefonu elime alıp açtım ve kulağıma götürdüm “Hocam” dedim, karşıdan ilk başta kışırtı sesleri geldi ardından “Bade, nasılsın?” diye sordu. Oturma odasından merdivenlere yönelirken cevap verdim “İyiyim hocam sen nasılsın?” “Bende iyiyim, bayıldığını söylediler. Ciddi bir durum yoktur umarım” “Yok hocam stres ve tansiyon düşüklüğünden dolayı” “Hadi görüntülü araşalım ve ikinci seansımızı yapalım. Klineğe gelmen tercihim elbette ama bu akşamlık sana torpil yapabilirim. Şu seni bayıltacak streslerden kurtulmamız gerek” dedi ciddi bir sesle. Benden çok o çabalıyordu hayata geri dönmeme ama ne kadar başarılı olacaktı muamma! “Peki” dedim ve sesli aramamızı görüntülüye çevirdik. “Neler oldu anlat bakalım” dedi, dünü soruyordu. Babaanneme anlattığım her şeyi ona da anlattım, mimik bile yapmadığı için ne düşündüğünü anlayamıyordum “Bade! Her şeyden önce şunu sormak istiyorum. Neden tek başına gittin?” sorusu beni hazırlıksız yakalmıştı. İlk başta ne diyeceğimi bilemedim “Şeyyy... yaniii” bocaladığımı anlayan Tolga hoca “Çünkü Bade Türkoğlu kimseden yardım istemez mi?” diye ciddiyetle sorduğunda kendimi kapana kısılmış hissettim. Birilerinin duygularımı bütün çıplaklığı ile görmesi beni rahatsız ediyordu. Sıkıntılı bir nefes aldım “Hayır ondan değil... yani... sanırım” dedim, Tolga hoca bütün ciddetle gözlerini gözlerime dikti “Bade! İnsanlardan yardım istemek bizi savunmasız yapmaz. Gecenin bir saati orada olmak seni her şekilde tedirgin etmiş. Gördüklerin ve duydukların gerçekse eğer bu her hangi bir şey değil! Ömeri çağırabilirdin ya da beni. Hiç olmazsa başka birilerini! Buna alış Bade. Biz insanlar her ne kadar güçlü olduğumuzu savunsakta savunmasız ve kırılgan varlıklarız” Alassio Martinelli’nin Ağzından Bade! Bade! Bu kız beni deli ediyordu. Ne kadar da küstahtı. Ve bir o kadar da tehlikeli. Arabada yeni açacağım resteuranta giderken ellerim yumruk olmuş düşünüyordum. Planım da aksaklık olsa da en azından en sonunda amacıma ulaşmış ve Badeyi kafesime çekmek için ilk adımı atmıştım. Sabırlı olmam gerekiyordu, güvenini kazanmam ve kafesime girdiği anda onu darmadağan etmem... Plan basit görünüyordu ancak karşımda ki kadın damarlarında ki kanın hakkını verecek derece zekiydi! “Ben olmaz diyorsam olmaz!” demişti bana, bir başkası olsa alır silahımı kafasına sıkardım. Neden bunu yapmıyordum? İntikam yüzünden mi? İçimde ki aslan, kafesine almak için diye fısıldasa da sol tarafımda ki şeytan kulağıma sıcaklığından diyordu. Ellerim sinirden kasılıyordu, onun tenine çıplak elle dokunmak bana çok garip gelmişti. Şimdiye kadar hiçbir kadına veya erkeğe çıplak elle temas etmemiştim. Neden mi? Babam... babamın o ölü, soğuk tenine dokunduktan sonra kendimi kirlenmiş hissetmiş ve tam 10 kez yıkanmıştım. O günden sonra anneme bile dokunamamıştım. O bile soğuk geliyordu bana... “Patron! Bir sorun var” Marcoya sinirle döndüm “Yine ne var?” diye sordum sert bir sesle, bu halimden korkan Marco sesi titreye titreye “Arnaldo! Kumarhanede ortalığı karıştırıp çoğu kişiyi kendi safına çekmiş” gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım “Sen- ne – dedin?” diye sordum korkutan bir sakinlikle. Marco yüksek sesle yutkundu “A-Arnaldo... Kumarhanede olay...” cümlesini tamamlmasına izin vermeden sağ elimi yumruk yapıp suratına geçirdim “Lan s**tiğimin kumarhanesinde onlarca adam var” diye bağırdım, bu hayatta en son istediğim şey ona karşı bir adım geride olmaktı ama yanımda korkak adamlar varken bu iş zordu. Acilen İtalyadan en yakın adamımı ve aynı zamanda arkadaşım olan Matteo’yu çağırmaktı. “Kuamarhaneye sür hemen” dedim ve elime telefonu alıp Matteo’ya mesaj attım “Hemen Türkiyeye gel!” oldukça keskin ve sabırsız bir mesajdı. Onun cesurluğuna ihtiyacım vardı... yanımdakilerden kutulacaktım. Araba durduğu anda hızla indim ve içeri girdim, herkes beni görünce saygıyla eğilip “Hoşgeldiniz bay Alasssio diyordu. Hiçbiri umrumda değildi şuan. Üst kat normal bir cafe ve resteurant olan oldukça asil bir yerdi. Alt katı ise işlek bir kumarhane... işim buydu benim ve kafesimde olay istemezdim. Aşağı indiğimde demir parmaklı kapılar ardı arkasına açılmaya başladı, her kapıda güvenlik olarak duran adamlar bana tedirgince bakıyordu. Elim belime gitti ve silahımı buldu. Bugün buna ihtiyacım olacak gibiydi. Kumarhaneye girdiğimde salonun tam ortasında olan büyük bir kafesin içinde eğlenceyle kumar oynayan adamlar vardı. Bazıları kaybedip soğuk terler dökerken kazananlar paraları önüne çekip puralarını keyifle içiyor, yanlarında ki kadınlarla oynaşıyorlardı. Ne kadar da pis bir ortamdı, insanlar nasıl buralara geliyordu anlamış değilim. Marco bana hemen maskemi getirdi, özenle takarken bu iğrenç havayı daha fazla solumayacak olmama sevindim. Maske öyle her hangi bir maske değildi. Siyah, yüzümü neredeyse tamamen kapatan ve içten temiz oksiğen sağlayan bana özel olarak tasarlanmış bir eşyaydı ve tabi ki tek kullanımlıktı... Siyah tulumum da gelince hızla onu da giydim. Bu tulumlardan yüzlerce hatta binlerce var desem yeriydi. Buraya her geldiğimde bunlardan giyiyordum daha sonra işim biter bitmez hemen yakılıp yok ediliyorlardı. Bu tiksinç şeyleri tekrar giymemi beklemiyorlardı değil mi? Artık hazır olduğumda korumaya işaret verdim ve KAFESİMİN O İHTİŞAMLI KAPISI SONUNA KADAR AÇILDI. Herkesin gözü beni bulduğunda hepsine yeşillerimden öldürücü bakışlar atıyordum. Benim mekanıma Arnaldo denen eski mafya gelmişti ve ona izin vermişler hatta ve hatta beni satmışlardı “Eğleniyor musunuz?” diye sordum, sesim tehditkar ve katil soğukluğundaydı. Kadınlar erkeklerin arkasına saklanıyor, bana korkuyla ve birazda hayranlıkla bakıyorlardı. Buraya gelen kimse benim yüzümü göremezdi ama bu salaklar buna bile aldırmıyorlardı. “Size sordum” diye bağırınca herkes yerinde sıçradı, elimdeki silahı yukarda hazır bulunan düzeneğe doğrulttum. Bu benim için bir tehdit mesajıydı, çoğu kişi bunun ne demek olduğunu bilirdi. Gözlerim etrafı taradı ve işte o an... ilk satan kişiyi gördüm. Uyuşturucu işinde olan Sergio! Tamda düzeneğin altndaydı, tereddüt etmeden düzeğin bağlı olduğu ipe iki adet kurşun sıktım. Alet yere indiğinde Sergio parçalara ayrılmış ve her bir parçası ve kanı insanların üzerine yağmur gibi dağılmıştı. Bu koku... kan! En sevdiğim ve aynı zamanda nefret ettiğim şeydi. Üzerime denk gelmesi midemi bulandırıyordu ama kokusu dehşet derecede tahrik ediyordu beni... o katil yanımı... Herkes bağrıyor ve ağlıyordu “Yapma, yapmaa” diye bağıranlarda vardı tabi ki! ben aldırmadan kalabilığa biraz daha yaklaştım, kokuyu içime çektim ve “Ahh ne kadar da güzel kokuyor değil mi? Beni satan herkesin kanını bu şekilde akıtır ve parçalarım! Beni hafife almayın!” diye bağırdım ve arkamı döndüm. Yeteri kadar tatmin olmuştum ve hemen gidip temizlenmem gerekiyordu. Korumalara döndüm ve “Kapatın burayı ve sabağa kadar 3 kez temizleyin. Emin adımlarla çıkışa doğru yürüdüm.Fakat tanıdık bir yüzle karşılaşınca ufak bir şok yaşadım.Bu adamın burada ne işi vardı? Müdür Ömer benim vahşetime tanık olmuş dehşetle bana bakıyordu!
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD