Acı Ve Şok

1744 Words
Bade Türkoğlu'nun Ağzından Duyduğum şey ile sanki dünya başıma yıkıldı, yer ayaklarımın altından kayıp gitti, kalbim sıkıştı. Sesimi çıkaramadım. Duyduğum şeyin doğru olmadığını söylesin birileri diye bekledim. "İkiside ameliyatta şuan da. Gelebilecek misiniz?" Karşıdan duyduğum sesle içimde tuttuğumu ancak farkettiğim nefesimi verdim. "E-evet geleceğim. Ş-şey nasıllar peki? Nasıl olmuş kaza?" "Bunları buraya gelince öğrenirsiniz. Geçmiş olsun" DIT DIT DIT... telefonu kapatıp, son hız koşmaya başladım. Her şey uçup gitmişti aklımdan. Kime çarptığımı, arkamdan seslenenleri, uçağın saatini vs. hiçbirini umursamadan koştum. Önüme duran taksiye atlayıp "... Hatanesine. Acele edin lütfen!" "Anne! Baba!" Ameliyathane'nin önünde sürekli bunu fısıldıyarak çaresizce beklemeye başladım. "Bade! Yavrum!" sağıma dönüp bana seslenen kişiye baktım. "Ah Babaanne!" koşup sımsıkı sarıldım ve ağlamaya başladım. Yavrum Tamam ben yanındayım."Nasıl olmuş kızım? İsmail hep dikkatli kullanır biliyorsun." Bunu duyunca daha çok ağladım. "B-ben, b-bana dediler ki" iç çeke çeke anlatmaya çalıştım. "Şşş tamam sakin ol." Aslında o da çok ağlıyordu, sakin durmaya çalışıp birde beni rahatlatmaya çalışıyordu."B-babam ve annem kavga ediyormuş galiba. Kırmızı ışığı fark etmemişler ve zincirleme kaza olmuş." Babaannemde benim bunu ilk duyduğumda verdiğim tepkiyi vermişti. Çok şaşkındık. Çünkü annemle babam ne kadar kavga etselerde kırmızı ışığı görmeyecek kadar dalmazlardı. Ameliyathanenin kapısı açıldı. Babaannem ve ben birbirimize bakıyorduk, ellerimizi o kadar sıkıyorduk ki acımaya başlamıştı artık. "Handan Türkoğlu'nun yakını siz misiniz?" Kalbim yerinden çıkacaktı sanki. "Evet ben kızıyım." "Son ana kadar kurtarmak için çok çaba verdik. Fakat kalbi bu ameliyata dayanmadı. Başınız sağolsun!" Dünyam durdu, başım dönüyordu, ellerim ve bütün vücudum titremeye başladı. Tutunmak için Babaannemi aradım ama ona ulaşamadım. Sendeledim ve yere düştüm. En son hatırladığım Babaannemin "Bade kızım! Bade!" diye bağrışlarıydı. "Ah! Allahım sonunda. Bade kuzum!" "Gülcan hanım sakin olun lütfen!" Gelen sert ikazla Babaannem sustu ve bana baktı. Bütün sesleri duyuyordum ama cevap veremiyordum. Gözlerim ile etrafı taradım. Nerede olduğumu kavramaya çalıştım. Sonra hatırladığım şeyle gözlerim dolmaya başladı. "Babaanne ben, ben rüya gördüm değil mi? B-benim annem ölmüş olamaz değil mi? Kızdı bana İtalyaya gideceğim diye, pişman olmam için yapıyor. Bırakmaz o beni. S-söyle ona saçmalamasın! Tamam gitmem bir yere ama ne olur buna son versin". Karşılıklı ağlıyorduk ama bana bir şey demiyordu. Normalde bana hikayeler anlatıp sustuması gerekmez miydi? Neden susuyor? "Malesef yavrum. Vakti bu kadarmış. Allahın takdiri " Bana bunu söylerken bile gözyaşları yağmur gibi akıyordu halbu ki. Gücümü toplayıp iyice doğruldum yataktan." Annemi görmek istiyorum dedim." O kadar kısık sesle söyledim ki duyulup duyulmadığını bile bilmiyordum. "Tabi" dedi Hemşire. Çıktık odadan. "MORG" yazısı ile bakışıyordum." Buyrun." Allahım nasıl soğuk burası. Örtü açıldı. "AAAHHHH! ANNEEEE!" sarılıp ağlamaya başladım. Allahım bu bir kabus falan olsa ve annem uyandırsa hemen lütfen. Kolunda babamın adı yazıyordu. Aynı dövmeden, aynı yerde babamda da vardı. O an geldi aklıma babam! Anneme son kez bakıp her yerinden öptüm. Ayrılmak ne kadar zor olsada bıraktım onu. Hemen çıkıp Babaanneme sordum "Sultanım babam?" Anladı hemen "İsmail yoğun bakımda. Emniyet kemeri yüzünden kırıkları varmış. Ameliyatta iyi geçmiş ama 24 saat bizim için çok önemli dedi doktor. " derin bir ohh çektim. Sarıldı bana Babaannem. "Sakın kuzum sakın kendini suçlama! Bu Allahın takdiri isyan etmek bize düşmez!" Bu benim aklımı okuyordu bence bunun başka bir açıklaması olamaz. Baba nasıl bir kavgaydı ki görmediniz kırmızı ışığı görmediniz? Nasıl söyleyeceğim şimdi sana A-annemin gittiğini nasıl söyleyeceğim şimdi sana? Nasıl? "Hasta kendine geldi." Allahım çok şükür Yarabbim! Şükür seanslarından sonra doktora döndüm." Babamı görebilir miyim" "Tabi" dedi hazırlanıp girdim. Ne kadar kendime telkin versemde görür görmez ağlamaya başladım "BABA " bana döndü. "Siz - siz kimsiniz? Handan Handan nerede?" Doğru mu duydum? Gözlerim şaşkınlıkla açıldı. "S-siz kimsiniz diyorum?" Kal gelmişti birden,hareket edemiyordum. " Baba! benim Bade." Gözlerini iyice açmaya çalışıp bana baktı. "Ahh Bade.." sanki yeni tanımış gibi bir yüz ifadesi vardı, Kafasını kaşıdı sanki bir şeyler mırıldanıyordu. Üzerimde yoğun bakıma girerken giydirdikleri şeylerden vardı. Neden böyle sorduğunu şimdi anlıyordum.Derin bir Oh! Çektim. Sonunda bedenimin işlevlerini hatırladım ve babama doğru yaklaştım. "Baba,babacım" gidip sarıldım ama tabi o hala hareket edemiyordu. hala bir şeyler diyordu. kulak kesildim "Handan!Handan!Handan" Annemi sayıklıyordu. Ben şimdi annemi sorunca ne söyleyecektim ona? Bunu düşününce daha çok ağladım. Sesim dışarıya gitmiş olmalı ki hemşireler gelip beni uyardılar "Bade hanım! hasta yeni kendine geldi siz bu şekilde onu yoruyorsunuz. Lütfen ziyareti bitirelim" şuan en mantıklısı buydu galiba. Çünkü annemi sordukça ne söyleyeceğimi bilmiyordum. Ne açıklama yapacaktım ki? “Benim şimarıklığım yüzünden havaalanına gittiniz, dönüştede kavga ettiniz ve kaza yaptınız mı?” diyecektim. Üzerimde ki yoğun bakım kıyafetlerini çıkardım. Durumu iyi olunca normal odaya alınacaktı babam. “İsmail nasıl yavrum?” Babaannemin sorusuyla düşüncelerime ara verdim ve ona döndüm. Artık ağlamaktan gözlerim yanıyordu,kızarmış olduğuna da emindim. “Annemi sayıklıyor sürekli babaanne.” Derin bir iç çekip konuşmaya devam ettim “ Ona ne söyleyeceğiz? Nasıl söyleyeceğiz? B-babam mahvolucak!” Bunları düşünmek daha fazla ağlamama sebep oluyordu. “Bu Allahın takdiri yavrum. Ölenle ölünmüyor ki! Ölsem ben deden ve amcan öldüğünde ölürdüm. Bak hala hayattayım.” Sarıldık biribirimize. Ahh bu Gülcan Sultan neler yaşamıştı da hala dimdik ayakyatdı. Anne diye ağlamak geldi içimden. Şuan burada olsa ve geçecek deseydi keşke! Ama yoktu. Ben ne yapacağım? Allahım sen bana yardım et! 3 Hafta sonra “Gülcan Sultan! Babam nerede?” Evin her yerine bakmıştım ama yoktu. Belki babaanneme gelmiştir diye düşünüp iki ev ötede olan eve gelmiştim. Mutfaktan çıkıp bana baktı “Bilmem ki kızım gelmedi hiç” Allah Allah nerede bu adam? Sonra ampul yandı beynimde. Annem! Anneme gitmişti galiba. Yine! Annemi 2 hafta önce defnetmiştik. Babama,babaannem söylemişti. Aslında bana kızar diye korkup ben söylemek istemedim açıkçası. Korktum! Çok korktum. Ya beni suçlarsa? Diye. Ben bile kendimi bu kadar suçlarken, aşık olduğu kadını kaybeden babam beni daha çok suçlar diye korktum. Ama bana hiçbir şey dememişti. Hatta annemin ölüm haberini verince morga inmiş ve 1 saat o yaralı haliyle çıkmamıştı oradan. Sesi geliyordu,ağlıyordu biliyorum. Hemde hıçkırarak. Nasıl ağlamasın ki? Ne kadar severdi annemi. “sen benim sadece karım değilsin,bu dünyaya katlanış sebebimsin. Sen olmasan ben de olamam.” Derdi hep. O zamanlar bu sözler bana ne kadar romantik gelirdi. Şimdi sadece babamı kaybetme korkusu veriyor. Babam cidden dünya ile bağlantısını kaybetmişti morga girdikten sonra “Handan beni bırakmadı boşuna ağlıyorsunuz” demişti hatta. Definden sonra da her boş anında mezarlığa gidiyordu. Artık bir profosyonelle konuşacaktım. Korkuyordum artık. Davranışları falan normal değildi. Geçen gece beni görünce annem sanmış ve sımsıkı sarılmıştı sonra saçlarımı koklayıp “Sen Handan değilsin!” diyip sertçe uzaklaştırdı. Hem şaşırmıştım hem de korkmuştum.Ama bana bir şey demeden odasına gitmişti. Bana o kadar yabancı davranıyordu ki, gidip tekrar sarılamamıştım. “Babacım!” Yine sarılmış mezar taşına, öylece duruyordu. Benim sesimle kendine geldi. Bana döndü “Efendim!” derin bir nefes alıp konuştum “Baba dışarısı çok soğuk, artık gelme.” Bunu söylerken canım çok yanıyordu. Hala annemin olmayışını kabullenemiyordum ama toparlamam gereken bir babam vardı. Hangisine üzüleceğimi bilemiyordum bazen. “Bak baba! Annemi çok özlüyorum ve sende özlüyorsun biliyorum. Ama bak babaannem dedi ki “Ölülerin mezarına sürekli gidip ağlarsak bizi görürler ve onlara acı çektiririz” sen sürekli bunu yapıyorsun. Annemin orada Rahat olmasını istemez misin?” bunu diyince hayretle bana baktı “Ne yani Handan’ım ben ağlıyorum diye acı mı çekiyor?” İşte şimdi haret etme sırası bendeydi. Onca söylediğim şeyden bunu mu anlamıştı yani. Ne söylersem söyleyeyim fayda etmeyecekti. Bu yüzden konuyu değiştirip günlerce merak ettiğim şeyi sordum “Baba, annemin cenaze günü buraya yabancı plakalı bir siyah araba gelmişti. Defin boyunca orada durdu. Ben gidip cama tıklattım ve her yeri kapalı bir kadın camı indirip “Başın sağolsun kızım” diyip ben bir şey demeden camı kapatıp gitti. Kimdi o? sen tanıyor musun?” Kaşlarını çattı, çenesini o kadar sıktı ki dişleri kopacaktı. “sen neden gidip soruyorsun? Sana mı kaldı sormak?” o kadar yüksek sesle demişti ki irkildim. Babam bu aralar hep kızıyordu bana. O böyle yapınca çok üzülüyordum. Farketmiş olacak ki hemen sesini normale indirip “gelip bana söyleseydin bakardım. Belki denk gelmiştir.” Bence saçmaydı. Kim bir başkasının cevazesini son ana kadar izleyip gider ki? Sonra bir şey hatırladım ve hemen “Hatta plaka da İtalyan bayrağı vardı baba” dedim. “Her şeyi fazla sorgulama Bade! Şimdi beni annenle yalnız bırak!” itiraz istemeyen bir şekilde söylemişti. “Gecikme baba! Benimde sana ihtiyacım var” sadece kafa sallayıp taşa sarıldı. “Tolga hocam merhaba. Ben Bade” eve giderken Psikolok tanıdığımızı aradım. Artık onunla konuşmam gerekiyordu. Zaten babamın durumundanda haberdardı. “Aslında bende senin aramanı bekliyordum Bade! Baban nasıl?” Ona durumu anlattım hemen. Bir şeyleri düzeltmem gerekiyordu. Ben daha anneme doğru düzgün üzülememiştim. Ama babam şuan daha önemliydi sanki benim yasımdan. Bunu da anlatmıştım ara da Tolga hocaya. Ilk bana cevap verme gereği duydu galiba “Bade. Şuan aslında beynin durumun farkında. Annene üzülüyorsun ama sonuçta annen Kabul etmek istemesende öldü. Onun için yapabileceğin bir şey yok maalesef. Baban yaşıyor ve iyileşmesi için çabalıyorsun. Bu seni duygusuz veya annesini unutmuş kötü bir evlat yapmaz.” Sanki bunları duymayı bekliyormuş gibi göz yaşlarım akmaya başladı. Sonra devam etti “Babana gelince...” derin bir iç çekti “Sana bunu telefonda pek anlatamam ama en azından şunu söyleyebilirim, Baban annenin yanından ayrılmıyor çünkü onu evi olarak görmüş. Nasıl bir insan sahiplendiği, sevdiği, anılarını biriktirdiği evden taşınmak istemez ve kötü yönlerini yok sayar ve ayrılmak istemez. Aynı onun gibi. Handan artık mezarda ve babanın evi o mezar oldu. Bunu hemen bırakıp iyileşmesi zaman alacak” ne kadar ağır bir cümle. “Handan artık mezarda ve babanın evi o mezar oldu.” Bu cümle boğazıma yumru gibi oturdu adeta. Tolga beyle vedalaşıp kapattık. Bende eve gelmiştim zaten. Ama bir şey oluyordu evim önünde, arablar vardı. Araba değil,arabalar. Taziyeler neredeyse bitmişti ama neyse bakalım,uzaktan akrabalar falandır belki. Eve yaklaştıkça bir araba dikkatimi çekti. Bu o gün mezarlıkta gördüğüm arabaydı. Iyice yaklaşıp baktım. Evet bu o araba. Acaba onlar kim ki? Babamda anlatmadı bir şey. Kokusu çıkardı. Evin önünde iki kişi vardı, etrafı da koruma tipli adamlar sarmıştı resmen. Iyice merak edip “Siz kimsiniz?” Adam ve kadın aynı anda bana döndüler. OHAA! B-b-bu kadın aynı anneme benziyordu. “Merhaba Bade!” Şaşkınlığımı üzerimden atıp tek kaşımı kaldırarark baktım. Adımı nereden biliyordu? “Adımı nereden biliyorsunuz? Ve siz kimsiniz?” sesim elimde olmadan sert çıkmıştı. Adamın dudakları yukarı kıvrıldı “Sakin ol küçük kız. Sadece başsalığı için geldik.” Adamın yamuk Türk.esine burun kıvırdım. Bu hareketim onu daha çok tebessüm ettirmişti. Ama ben öyle hemen taviz veremezdim “Siz kimsiniz? O gün cenazede de oradaydınız ama 2 hafta sonra eve geliyorsunuz, neden?” kadın nefes alıp Verdi ve “Ben teyzen Nazan!” “NEE!” hayatımda daha kaç defa “ŞOK ETKİSİ” yaşayacaktım.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD