Bade Türkoğlu'nun Ağzından
Bu kadın ne söylüyordu! Benim bir teyzem vardı ve şimdiye kadar onu hiç görmemiştim. Ama neden ? yalan söylüyor desem ? kadın annemin neredeyse aynısı ! Öyle kalakalmıştım. Benim konuşamayacağımı anlayıca “Bade! Kafanda sorular var farkındayım fakat bunları konuşmak için içeride olmamız gerekmez mi ?”Karşımda aynı annem gibi zarif bir kadın görünce aslında onu ne kadar özlediğimi farkettim. Gözlerime yaşlar hücum etti hemen. Konuşmak için ağzımı araladım ama sanki kelimeler çıkamıyordu bir türlü. Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım. Kendimi sakinleştirdiğimden emin olunca gözlerimi araladım ve düz bir şekilde baktım “Peki. Ama babamın gelmesi gerek.” Benim bu kadar soğuk olmamı beklemiyor olacak ki afalladı birden. “Anlıyorum.” Sadece bunu dedi. Ama babam ne zaman gelir bilmiyordum. O yüzden “Babam ne zaman gelir bilmiyorum. O-o biraz toparlanma aşamasında aslında. Yani daha sonra gelirseniz iyi olur.” Adam ve teyzem olduğunu söyleyen kadın birbirlerine baktılar. Gözleri ile konuşuyormuş gibi bir helleri vardı. Kısa süren sessizlikten sonra bana dönen adam “Haklısın Bade. Habersiz gelmek istemezdik ama seninle de konuşmak istedik” cebinden bir kart çıkarıp bana uzattı “müsait olduğunda bize haber verirsen çok seviniriz” aslında samimi görünüyordu. Ah birde şu bozuk Türkçesi olmasa. Keşke altyazı geçsede duymasam! Neyse diyip kafamdaki düşüncelerimi dudturup uzattığı karta baktım, bir an alıp almamakta tereddüt ettim ancak içimden bir ses bu adama güvenebileceğimi söylüyordu. Hemen alıp cebime attım. “Bakarız” dedim dişlerimin arasından.
“Lan!” sese doğru kafamı çevirdim. Babam iki eli yanda yumruk olmuş ve öfkeden ateş saçan gözlerle bize bakıyordu. Daha doğrusu gelen kişilere. “Baba. Şey bu insanlar taziye için gelmişler. Bu kadın bana..” cümlemi bitirmeme izin vermeden adamın boğazına yapıştı babam. Şok olmuştum. Babamı daha önce hiç böyle görmediğimden ne yapacağımı,nasıl bir tepki vermem gerektiğini bilemedim. “İsmail! Acın var bir şey demiyorum ama çek ellerini!” adamın konuşmasıyla dalga geçiyordum ama sinirlenine iyi konuşuyormuş anlaşılan. “İsmail dedim!” bir anda savurdu babamı. “Neden geldiniz lan? Neden?” bir babama birde onlara bakıyordum. Resmen varlığımı unutmuşlardı. “Ablamın cenazesine de gelmeyelim mi?” “Gelmeyin! Siz artık yoksunuz.” Oha! Ne alaka. Bilmediğim şeyler dönüyordu burada. Artık canım sıkılmıştı bu durumdan. Varlığımı hatırlatmak için “Ne oluyor baba?” elimle onaları göstererek “Bu kadın bana teyzem olduğunu söylüyor. Ama ben onları hiç görmemiştim. Hem annem hiç bahsetmedi bile.” Babam bana döndü “Annen ve bizim için ailesi çoktan ölmüştü. Hem sen onları gördüğün anda neden bana haber vermedin?” son sözleri sert çıkmıştı. Tam ben bir şey diyecekken Nazan denen kadın “Neden kızıyorsun ona! Biz geldik ve onunla konuşmak istedik ENİŞTECİĞİM!”
Babamla böyle konuşması hoşuma gitmemişti. “Sanane Nazan! Bade benim KIZIM! Nasıl istersem öyle konuşurum.” “Ama böyle değil. Kız daha yeni..” konuşamadı teyzem. “Daha yeni A-annesini kaybetti.” Zorlanarak tamamladığı cümlede sona doğru sesi iyice kısılmıştı. O da üzülüyordu, belliydi “Sen bunları düşünme. Ben düşünürüm kızımı!” bunu diyince ona bakıp burukça gülümsedim. Babamın bu hali alışık olmadığım bir şeydi ama bir kızı olduğunu hatırlaması aynı zamanda mutlu etmişti.
“Arnaldo! Karını da al ve evimden git! Sizi bir daha burada görmek istemiyorum” demek adamın adı Arnaldo.İtalyanca da KARTAL demekti . Aslında tam da isminin hakkını veriyordu. Neredeyse1.90’a yakın boyu ve yaşına göre fit olan fiziği,bir Kartal gibi Keskin bakan gözleri vardı. Onun analizini yaparken konuşmasına odaklanmaya çalıştım. “İsmail şuan gidiyoruz ama yine geleceğim. Artık zamanı geldi bunu sende biliyorsun.” Neyin zamanı gelmişti? “Neyin zamanı tam olarak?” babam bana kısa bir bakış attı ve “ Sus! Defol evimden.” Diyip benide eve doğru sürüklemeye başladı.
“Baba ne yapıyorsun? Sakin ol.” Beni hiç duymuyordu. Kolumu çok sert sıkıyordu. Şuan çok sinirliydi ve beni kesinlikle duymuyordu. “Baba canım yanıyor.” Umursamadı bile,canım o kadar yanıyordu ki dayanamadım “BABA BIRAK CANIM YANIYOR!” Sesim çok çıkmıştı istemeden. Bıraktı kolumu ama bana sinirle baktı. “Sen mi çağırdın onları?” Ben mi? ben bir teyzemin olduğunu yeni öğrenmiştim. “Ne diyorsun sen baba? Ben onları da bu akşam tanıdım.” Beni dinlemiyordu sanki “O zaman buraya hangi cesaretle gelirler Bade!” Cidden neden böyle davrandığını anlamıyordum. Babam annemin ölümünden sonra mı bu hale geldi ? Yoksa zaten böyle biri miydi ?
“Babacığım ben nereden biliyim? Hem neyin zamanı geldi? Teyzemle annemin arası neden iyi değildi ? kafam çok karıştı.” Bunları söylerken aynı zamanda babamın sıktığı kolumu sıvazlıyordum. Canımı çok yakmıştı. Her şey o kadar üst üste geldi ki elimde olmadan yanaklarımdan yaşlar süzülmeye başladı. “Sen tüm bunları düşünme ve asla onlarla görüşemeyim deme Bade! Seninle bu konuda konuşmak istemiyorum. Git yat artık!” iyice gerilmiştim. Babamın bu şekilde davranması beni daha çok kırıyor ve meraklandırıyordu. Sorunlar boğazıma kadar gelmişti ve ben boğuluyormuş gibi hissediyordum. Ben annesiz kalmıştım, babamı iyileştirmeye çalışıyordum ama o bunu asla görmüyordu. Bir baba olarak onunda beni düşünmesi gerekmez miydi? Kendi kendime bunları düşünmektense dile dükmeyi tercih ettim.
“Baba! Farkına mısın artık yoruldum. Annem yok ya annem! Ben ne yaşıyorum biliyor musun? Benim için ne kadar zor bunu hiç düşünüyor musun? Her gece yatmadan bütün bunların kabus olmasını ve sabah annemin beni “Bade,kızım” diye yumuşak sesiyle uyandırmasını ne kadar çok istiyorum..” Göz yaşlarım sanki bir deniz misali akıyordu yanaklarımdan. Hem ağladığım için hem de konuştuğum için nefes nefese kalmıştım. Nefesimi toparlayıp içimi dökmeye devam ettim “eve her geldiğimde seni her zaman ki gibi bulmayı çok istiyorum baba! Annemi çok özlüyorum. Ölmesini kabullenemiyorum. Hadi tamam annem öldü!” bunu diyince babamda ağlamaya başladı “Peki sen baba? Ben babamın yaşadığını hissedemiyorum.” Çaresizce konuşmaya devam ediyordum. Birden konuşmaya başladı babam. “Hayır Bade! YAŞAMIYORUM” hayal kırıklığıyla baktım. Oysa ben bütün bunları “ben buradayım” desin diye anlatmıştım. “Bade. Beni yaşamıyor say! Ben aslında HANDAN’I gömünce yanına gömüldüm Bade!
Bunu duyunca sanki soğuk sular kafamdan aşağı döküldü. Gerçekten iyi değildi. Artık sabrım kalmamıştı, sinirlerim bozuldu “Ya baba! Kendine gel artık. Günlerdir resteuranta gitmiyorsun, beni zaten hiç görmüyorsun. Ben-Ben senin çocuğun değil miyim? Benim ne yaşadığımın hiç mi önemi yok! Bir kere sarılsak her şey geçer aslında baba!” İhtayaçla söylediğim şeyle boş boş baktı bana. “Resteuantla artık sen ilgilen. Ben Handan’a gidiyorum.” Sonra çıkıp gitti. Benim ne halde olduğumu umursamadan GİTMİŞTİ. GALİBA BEN BABAM HAYATTAYKEN YETİM KALMIŞTIM. Arkasından gitmek istedim ama olmadı ayaklarım gitmedi. Olduğum yerde çöktüm. Haftaların birikimi vardı içimde. Ne kadar yerde kaldım ne kadar ağladım bilmiyorum ama aklıma gelen şeyle kalkıp elimi yüzümü yıkadım.
“Yavrum!” Babaannem beni görünce sarılmıştı hemen. Babama çok üzülüyordu ama her seferinde “Allahın takdiri ne ise o olur” diyordu. Bazen onun sabrından istiyordum kendime. “Gülcan Sultan! Bugün teyzem geldi biliyor musun? Sen tanıyor musun? Adı Nazanmış” Şok olmuş bir şekilde bana bakıyordu. “S-sen ne diyorsun Badem!” bir ben bilmiyordum tabii. Düşününce ben annem tarafından kimseyi tanımıyordum. Yok denmişti bana. Bende sorgulamamıştım. Ama bu ara Gülcan Sultandan başka kimsem yoktu. Amcalarım,halalarım birde Ömer abim hariç kuzenlerim. “Hem de ikizi galiba aşırı benziyorlar. Babam onlara kızdı ve gittiler. Neden kızdı anlamadım. Sen bir şey biliyor musun?” “o-onlar mı? başka kim vardı?” iyice gerildi ortam “Teyzemin kocası” “Baban sana bir şey dedi mi peki?” Sanki ona göre konuşacaktı. Ama olmazsa ben onlarla konuşacaktım. “Hayır. Kurcalama dedi bana. Onlar cenazeye gelmişti biliyorum, gördüm.” Derin bir nefes aldı “Badem! Sana bunları Baban anlatsa iyi olur ama sadece birkaç şey bilsen yeterli, annen ailesi ile konuşmuyordu. Her şey sen doğduktan sonra oldu. Doğrusu bende pek bilmem kızım. Handan ile İsmail bilirdi bu meseleyi.” Biraz taşlar oturuyordu. Ama benimle ne ilgisi vardı. Babamı konuşturmam gerekiyordu. “Sağol Gülcan Sultan.” Kalkacakken bileğimi tutu. “Baban iyi değil bilirim. Bu durumu atlatabilir mi bilmiyorum.” Bunu söylerken sesi titremişti. Maalesef görünen köy klavuz istemezdi. Annemin mezarının yanına mezar açılıyordu ve büyük ihtimalle babam aile mezarlığı yaptırıyordu. Sıkıntıyla bir nefes alıp ne diyecek diye bekledim. “Yavrum, sen kendini geliştirdin.Ne kadar zeki bir kız olduğunu herkes bilir. Babanın işleri ile senin ilgilenmen en doğrusu. Amcanlara bırakma yavrum. O yengenlerinle başa çıkabilecek tek sen varsın.” Babaannem diyince farkettim. Bu ara babamda uğramıyordu. En kısa zamanda ilgileneceğim diyip eve geçtim. Babam hala yoktu. Gitsem kızıyordu. Bugün biraz yalnız kalsa iyi olurdu. Yatağa geçtim ve uyumak için gözlerimi kapattım. Bu ara uyumaya bile korkuyordum,sürekli kabus görüyordum.
“Adam mısın sen ha?” orman gibi bir yerin ortasındaydım. Sesler duyuyordum. Ama nereden geliyordu bu ses. “YAPMA!” arka taraftan geliyordu galiba. Arkama döndüm ve sesi takip etmeye çalıştım. Ses kesildi sanki. Etrafıma bakmaya başladım. Nerede olduğumu çözmeye çalışıyordum. Kocaman araziler vardı, düzenli bir şekilde dikilmiş ağaçlar ile çevriliydi. Bir anda gök gürledi. Yerimde korkudan sıçradım. Nefret ederdim gök gürültüsünden. Her zaman ki gibi anneme seslenmek için “Annee!” diye bağırdım ama karşılığında sessizlik vardı. “Bırak onu! Bırak!” Yine o ses. Arka tarafımdaki yoldan geldiğine emindim artık. Neler olduğunu anlamak için var gücümle koşmaya başladım. “Birazdan burada olurlar!” Bu kadının sesini tanıyordum sanki. Ben koşarken tekrar gök gürledi. Durup havaya baktım. Çok bulanmıştı, birazdan yağmur yağardı. Yağmura yakalanmak istemediğim ve o kadını bulmak için koşmaya devam ettim. Y-yine o ev. Daha doğrusu malikane. Karşımda kocaman siyah kapı. Bu kapıya gelince kalbimin sıkıştığını hissediyordum. “AHAHAHAAHAH. Lan! Hani neredeler.” Bu sesi daha yeni duyuyordum. Tenim ürperdi. Bir anda şimşekler çaktı, gök gürledi ve sağnak yağış başladı.”Anne! Anne! Çok korkuyorum!” bir anda nefes nefese kalmıştım. Nefesim gittikçe sıkışıyordu. Bir melodi duyuyordum aynı zamanda ama ne olduğunu çözemiyordum.
Nefes nefese uyandım. Ne kadar terlemişim, boğazım ve dudaklarım kurumuş. Bu rüyayı ya da kabus mu artık bilmiyorum. Neredeyse bir aydır görüyordum. Telefonum hala çalışıyordu. Komidinin üzerinden alıp arayan kişiye baktım. Yabancı numaraydı. Dudaklarımı ıslattım, nefesimin düzene girmesini bekledim ve aramayı cevapladım “Alo” bir hışırtı oldu “Merhaba Bade! Ben Arnaldo” Bu adam beni neden aramıştı. “Buyrun Arnaldo Bey!” kıkırdadı. “Seninle konuşmak istiyoruz Bade. Baban izin verir mi bilmiyorum..” Bir anda adamın sözünü kestim “İtalyanca biliyorum Bay Arnoldo. Lütfen İtalyanca konuşun.” Daha fazla bu Türkçeye dayanabileceğimi sanmıyordum çünkü. Adam bir kahkaha attı birden “Peki, seninle görüşmek istiyoruz. Gelecek misin Ragazzina” Küçük kızı(ragazzina) bastırarak söylemişti. Sanırım daha 18 yaşında olduğum için böyle diyordu. Biraz düşündüm. Belki onlarla konuşmak iyi gelecekti. “Tamam, bakarım” Bir şey demesine fırsat vermeden kapattım.
Umarım doğru karar vermişimdir.