Bade Türkoğlu'nun Ağzından
Kendime gelip banyoya girdim. Ilık bir duş alırken şu bir buçuk ayda yaşadıklarımı düşündüm. Hayatım tek bir saatte tepetaklak olmuştu. Annemi kaybetmem, ardından babamın durumu ve son olarak bir teyzemin olduğunu öğrenmem. Her şey üst üste gelmişti. Annem giderken alışkın olduğumuz ve bizim için mükemmel olan hayatımızı da yanında götürmüştü. Bazen keşke bende o arabada olsaydım diyordum.
Olmuyordu! Ne kadar güçlü durmaya çalışsamda annemin yokluğu kalbimi üşütüyordu. Ve babam. Babam sanki bana yeni yaralar açıyordu. Acımı onunla paylaşamamak beni mahvediyordu. Bu dönemde benim kurtarıcım Babaannem olmuştu. O da hem kendi sağlık sorunları hemde bizim dertlerimizle uğraşıyordu.Ona daha fazla yük olmak istemiyordum. Birde resteurant sorunu vardı. Hangisi ile uğraşmam gerekiyordu bilmiyorum. Kalbim sıkıntıyla doluyordu tüm bunları düşününce.
Odadan çıktım, babamgilin odasını tıklattım. Gece ben uyurken yoktu. Umarım gelmiştir. Ses gelmedi. Tekrar tıklattım. Yine ses yok. Kalbim korkuyla atmaya başladı. “BABA” odaya girdiğimde yatağında yatıyordu. Derin bir nefes aldım ama uyanmaması tedirgin etmişti. Yanına yaklaştım iyice. Düzenli nefes alış verişleri ile içime bir su serpildi. Uyanmaması için sessizce odadan çıktım.
Arnaldo bey’e mesaj attım “saat kaçta ?” tanımadığım biriyle fazla samimi olamazdım. Yanıt çok geçmeden geldi “13.00 iyi mi RAGAZZİNA” göz devirdim. Bay egoist ne olacak. iyi diyip evden çıktım. Uzun zamandır gitmek istediğim yere gitmeye karar verdim, hazır babam da yokken.
Hayatın en acımasız yazısıyla karşı karşıyaydım. HANDAN TÜRKOĞLU ! Gülcan sultan hep mezarın karşısına durun size görsün derdi. Bende öyle yaptım. Belki, belki o da beni özlemiştir. Hemen gözlerim dolmaya başladı.
“Anne! Ben seni çok özledim. Artık kabuslarımdan uyanınca beni rahatlatan kimse yok.” Hıçkırıklara boğuldum “Yemeğimi yiyip yemediğim kimsenin umrunda değil mesela. Artık kendim halletmeye çalışıyorum her şeyi. Ama seni bu kadar özlemem normalken babamı özlemem normal mi? keşke ona kızsan ve beni eskisi gibi sevmeye devam etse anne!” İçimi dökerken rahatladığımı hissediyordum. Bu ağlama krizlerim artık beni yoruyordu. Annemle konuşmaya devam ederken bir el dokundu. Korkuyala kalkıp baktım.
“Seni merak ettim Ragazzina! Saat 13.30” adama şaşkınlıkla baktım. Zamanın bu kadar geçtiğini anlamamıştım. Buraya geldiğimde saat 11.00 dı. “Şeyy Arnaldo bey, ben özürdilerim saatin farkında değildim. B-ben size gelmeden annemle konuşmak istemiştim.” Suçlulukla önümde birleşen ellerime bakıyordum. Ellerini omzuma koydu “Bade! Olabilir neden özür diliyorsun? Sadece merak ettiğim için bakmak istemiştim” çok yumuşak konuşuyordu. Italyanca bilsem bile hızlı konuştuğu için kafamda çeviri yapmam zaman alıyordu. Pratik yapmıyordum uzun zamandır. “Sizi beklettim ya o yüzden” omzumu okşayınca bedenim irkildi “Sorun değil” bu tavrı çok Samimi gelmişti. Ama benim burada olduğumu nereden biliyordu? Gözlerimi kısırak baktım “Siz benim burada olduğumu nereden biliyorsunuz Arnaldo bey?” Dudakları kıvrıldı, ellerini omzumdan çekip ceplerine koydu “benim için bunu öğrenmek çocuk oyuncağı ıl mio piccolo” miniğim mi? Hey Allahım! “Ben minik değilim!” ayaklarımı yere vurarak söylediğim şeyle bir kahkaha patlattı. Onun gülmesi bana da bulaşıyordu, bir kıkırtı koptu dudaklarımdan. “Gülmek sana yakışıyor ıl mio piccolo!” bilerek yapıyordu bu gıcık adam.
Mezarlıkta üşüyünce çok güzel bir kafeye gelmiştik. Ekimin ortasındaydık, İzmir hiç olmadığı kadar soğuktu. Sanki annemin gidişiyle soğumuştu “Elini yüzünü yıkamak ister misin? Ağladığın için gözlerin şişmiş, soğuk su iyi gelebilir” Düşüncelerimi Arnaldo Bey’in konuşması böldü. Gözlerim yanıyordu ve eminim berbat görünüyordum “Haklısınız. Ben hemen geliyorum. Bana kahve söyler misiniz?” Kafasını sallayınca lavobaya gittim. Ayna da gördüğümle ben bile korkup kaçardım, bu ne böyle? Büyük kahverengi gözlerim kızarmış ve balon gibi şişmişti. Yanaklarım soğuktan domates gibi kızarmış, tenim iyice solmuştu. Yorgunluktan olsa gerek gözlerimin altı mosmordu. Halime çok içerledim bir an. Arnaldo Bey demese kimse dememişti. Silkelenip toparladım kendimi. Yüzüme 3-4 kez su çarptım. Gerçekten iyi gelmişti
“Benimle ne konuşacaktınız?” kahvesinden bir yudum alıp geriye yaslandı, oldukça özgüvenliydi. “Öncelikle başın sağ olsun Handana çok üzüldüm. Konuşmak istediğim konuya gelince..” dikkatimi tamamen ona verdim. Sanki söylemek istediklerini tartar gibi bir hali vardı “Senin İtalya ya gelme hayalini bilmiyorduk. Eğer gelmek istersen seni götürebilirim” İtalya diyince kanım çekilir gibi oldu. Bir zamanlar en büyük hayalim olan ülke şimdi bana sadece acılarımı hatırlatıyordu. Hemen olumsuz anlamda kafamı salladım “Hayır Arnaldo bey! Istemiyorum” Şaşırdı ama toparladı hemen “Neden?” cevabı benim için netti aslında “Babamı yalnız bırakamam” bir an hüzün yakaldım bakışlarında ama sadece bir an “Anlıyorum ragazzina. Ayrıca bana Arnaldo bey diyip durma direk Arnaldo de” ne? “Hı anlamadım” yine güldü “Arnaldo de bana” samimiyetle gülümsedim “Peki”
Arnaldo ile konuşmak bana iyi gelmişti gerçekten. Bugün Resteuranta gitmem gerek diyip kalkmak istedim, beni bırakmak isteyince itiraz etmedim.
Resteuranta girince değişikliği farkettim hemen. Mesela kuzenim Selin, iğrenç bir elbise giymiş mekanın sahibi gibi insanlarla konuşuyordu. Sinir katsayımın arttığını hissediyordum. Kim vermişti ona bu yetkiyi pardon? “Selin!” ona seslenmem ile bana döndü. Beni görünce eli ayağı titredi. E tabi az Dayak yememişti benden. “Neler oluyor burada?” Boş boş bakıyordu o sırada “Oooo hoşgeldin yeğenim” Amcamın sesini duyunca artık bende şartaller attı. Burası bizimdi! bunu tekrar hatırlatmak gerekiyordu anlaşılan “Yukarı gelin! Hemen!” Tek kaşını kaldırarak bana baktı. Tam giderken “ya gelmezsem küçük hanım?” Arnaldo da bana küçük kız diyordu ama bana hiç bu kadar itici gelmemişti. Alayla baktım “Gelme ister AMCACIM. Ama tabi bir daha resteurantın önünden nasıl ve ne zaman geçersin bilmem” Bir şey demesine izin vermeden Yönetici odasına çıktım, gelirdi biliyordum. Buranın gerçek sahibi bendim ve bunu göstermem gerekiyordu. Tapu bile benim üstümeydi ama babam amcama o kadar tölerans tanıyordu ki bugün onun sözünü çiğnemişti. Ama ben babam değildim, bunu anlayacaklardı.
“Selin aşağıda ki tavrın neydi?” sinirle bakıyordu bana “Benimle düzgün konuş Bade!” bu aralar yıpranan sinirlerim artık son demlerindeydi ve karşımda ki salak kızın bundan haberi yoktu anlaşılan “Bana bak Selin o ses tonuna dikkat et! Yediğin dayakları unuttun galiba. Kimse alamaz seni elimden” amcam araya girip “Bade seviyeni koru artık! Resteurant artık benim” sinirle gözlerim seğirmeye başladı, benden günah gitti diyip “Ne hakkı be ne hakkı? Babam buraya emek verirken orada burada kumar oyanayarak mı hak sahibi oldun ha? Bana bak Serkan bey ben babama benzemem yaka paça dışarda bulursunuz kendizi. Bu Resteurant benim. İster kabul et ister etme keyfin bilir” parmağımı sallayarak konuşmuştum. Amcam bu tepkiyi beklemiyordu benden gözlerini kocaman açmış bana bakıyordu. Öyle bakarsın işte salak herif.
O kadar kötü zamanlar geçirdik adam bir kere bile yalandan da olsa nasılsın dememişti. Tabii canına minnet. Burayı kimseye yedirmezdim! Annemle babamın emeği ve anıları vardı burada.
Ömer abi gelince amcamgil dışarı çıktı. Koltuğa oturdum. Eskiden çok severdim onu, belki akrabaların arasından en samimi olanı oydu ama artık kimseye güvenmiyordum “Sakin ol Bade! Babamın yaptığı doğru değil ama ona böyle davranman hoş olmadı bence” sesinde ki gizli tehditin farkındaydım. Bundan sonra kimseye şirin kız Bade olmayacaktım “Ömer Bey! Siz buranın Müdürüsünüz ve bende sahibi! Eğer işiniz varsa ve siz çıkmak zorundaysanız ilk benim haberim olmalı bu bir. Benden başka kimseye buraya gelip patronculuk oynayamaz bu iki” kaşlarını kaldırarark bana baktı “Amcamla bile aramızda bu kadar resmiyet yoktu Bade HANIM!” alayla bakıyordu bana, birazdan haddini bildirecektim ama sabırla ne diyecek diye bekliyordum “Buranın kurulu bir düzeni var zaten. O yüzden amcam sorun etmiyordu” yani beni kabul etmiyordu beyfendi “Şuan karşında kim var?” biraz duraksadı “Sen” istediğim kıvama geliyordu “Evet ben! Karşında babam yok ben varım Ömer bey! Kurulu düzene gelince..” geriye yaslandım, ayak ayak üstüne attım ve dik bir şekilde baktım “Gelen müşteri sayısı neredeyse yarıya inmiş, yemeklerden sürekli şikayetler geliyor ve son olarak bir şikayet geliyor ki bu benim çok canımı sıktı” tedirgince yerinde kıpırdandı, bu haline gülümsedim “Senden şikayet geliyor. Neredeyse günde sadece 1-2 saat anca resteuranttasın ve müşterilerin şikayet ve istekleriyle ilgilenmiyorsun. Söylesene bu işi yapmak istemiyor musun?” onu tehdit ettiğimin farkındaydı. Yüzüne bir korku yayıldı “N-ne demek i-istiyorsun?” işte böyle kekelersin! “Şu demek, ya kendine çeki düzen ver ya da gözümün önünden kaybol!” en ağır darbemi vurmuştum “sana bir hafta mühlet. İşini düzgün yaptığına ikna olursam kalırsın. Ha yok yine aynı şeklde devam edersen baban gibi tıpış tıpış gidersin sevgili kuzenim. Ve birde sakın bir daha beni babamla karşılaştırayım deme! Benim asla ona benzemediğimi ailede en iyi bilenlerdensin. Şimdi işinin başına dönebilirsin” sadece tamam diyip çıkmıştı odadan. Aptallar benim işle ilgili bir şey bilmediğimi zannediyorlardı, patron artık benimdi!
Eve gittiğimde babam yine yoktu. Bu döngüye alışmıştım en iyisi gidip mezardan alıyım. Artık evde daha fazla kalmasını istiyordum. Belki amcama ve çocuklarına böyle davrandığım için kızacaktı ama çocukluğumdan beri yapmak istediğim şeyleri yapmıştım. Açıkçası içimin yağların da erimişti
Babam yine mezar taşına sarılmış duruyordu. Kafayı yemesine ramak kalmıştı. Tolga beyle konuşmaya da ikna olmamıştı. Oflayarak yanına gittim “Baba hasta olacaksın!” babama dokunduğum anda eli boşa düştü ve bedeni savruldu. H-hayır o-olamaz! “Baba! Baba!” sarsmaya başladım. Gözyaşlarım yüzünden bulanık görüyordum ve bedenim buz kesmişti. Yapma baba bana bunu yapma! Elindeki fotoğraf ayaklarıma düştü, annemin fotoğrafı.
“Baba! Uyan babacım!” çaresizce kollarımın arasında olan babamın cansız bedenine mırıldanıyordum. Fotoğrafa baktım, birlikte sarılmışlardı ve aşkla bakıyorlardı. Hangi yıldı acaba? Arkasını çevirdim. “Handan seni asla yalnız bırakmayacağım sevgilim!”
Baba bana bunu nasıl yaptın? Babaannem amcalarım falan geldiler ben babama sıkı sıkı sarılmıştım. Amcam beni ayırmaya çalışıyordu “Bırak amca, babamı götürme! O-o hasta oldu uyuyor. Ne olur amca!” acıyla bakıyorlardı bana birden ayağa kalkınca başım döndü, sonrası zaten karanlık...
5 yıl sonra
Takvime baktım 21 Ekim 2024, bugün babamın ölüm yıl dönümü. Definden sonra hiç gitmedim mezarına, ama bu yıl gidecektim. Resteurant için büyük bir iş bağlamak üzereydim ve ne kadar istemediğimi iddia etsemde babamla bunu paylaşmak istiyordum.
Aynada son kez kendime baktım. Üstümde beyaz, ince askılı ama üzeri siyah puantiyeli, üst tarafı bedenime yapışan ama alta doğru bollaşan, diz kapağımın altında fakat baldırlarımdan başlayan yırtmaçlı bir elbise vardı. Saçımı yarım bağlamıştım. Hafifte makyaj. Bence yeterliydi. İlk başta mezarlığa uğrayacaktım ardından toplantıya geçecektim.
HANDAN TÜRKOĞLU ve İSMAİL TÜRKOĞLU! Ağlamayacaktım. anneme dualar okudum ardından babamın karşısına geçtim, ona kısaca yapmak istediğim işi anlattım. İçimden yıllardır tekrarladığım şeyleri ona sesli bir şekilde söylemek istiyordum “Seni asla affetmeyeceğim İsmail Türkoğlu! Ardında hem öksüz hemde YETİM BİR KIZ bıraktığın için asla affetmeyeceğim!”