Kim Bu?

2184 Words
Bade Türkoğlu'nun Ağzından Koşuyordum, soluksuz kalana kadar koşuyordum. Bu sokaklar bana çok tanıdık geliyordu. Sanki, sanki eski evimizin sokağıydı burası. Ama neden buradaydım ben? bir an durup baktım etrafıma. Tuhaf bir şekilde her yer bulanıktı, gözlerimi ovuşturup tekrar baktım ama değişmedi. Biraz daha koşarak ne olduğunu anlamaya çalıştım. Yangın kokusu geliyordu, çok yoğundu ve bende öksürme isteği yarattı bu durum. Öksürerek ilerlemeye devam ettim, etrafıma baktığımda eski evimizin önündeydim ve dumanın oradan geldiğini farkettim. Nasıl? Nasıl yanardı burası? Neler oluyordu burada? İçerde biri bağrıyordu sanki, ilerledim biraz daha. Dumanlar yükseliyordu ve garip bir şekilde sadece bir yer yanıyordu “BADEEEE! BADE KIZIM AL ONU!” biri adımı sesleniyordu hem de bizim eski evimizde iyi ama “Kim Bu?” evin kapısını açıp içeri girdim. Yoğun bir duman vardı, neresinin yandığını buğulu görmeme rağmen seçmeye çalışıyordum. Yürüyemez hale gelince bir yere tutunma gereği duydum, bir anda acıyla elimi geri çektim. Babam ve annemin yatak odasıydı burası, duman ve ateşler buradan geliyordu. Duman yayılıyordu ama ateş sanki aynı yerde kalıyordu “Badeee! Badeee! Kızım onu al oradan” neyi alacaktım. Babamın sesini uzun zamandır duymuyordum, ne kadarda özlemişim bana seslenişini. Korkuyordum, az önce elim ayağım titriyordu, babam içerdeydi biliyorum. Derin bir nefes alıp kapının kolundan hafifçe tutmaya çalıştım, elim tekrar yandı ama açmayı başarmıştım. Oda dumanla boğuluyordu resmen ama ateş sadece babamın çalışma masasında ki bir bölmeden geliyordu. Çok tuhaftı “Kızım! Al onu” babam ateşin hemen önünde duruyordu ama neyi almamı istiyorsa neden kendi almıyordu? Dilim tutulmuştu, konuşmak istiyordum ama konuşamıyordum. Şuan aklımdan geçen tek şey gidip babama sarılmaktı. Ondan nefret ettiğimi daha sabah söylemiştim ama karşımda durunca nefretimin yerini büyük bir özlem ateşini almıştı. Sesim titreye titreye “B-BABA!” bana bakıp sadece “Hadi Bade al onu” eliyle çekmeceyi gösteriyordu, o tarafa baktığımda çekmecelerin yandığını gördüm. Babama neler olduğunu sormak için kafamı kaldırıp olduğu yere baktım ama yoktu “Baba! Baba neredesin?” etrafıma döndüm ama onu göremedim, odadan çıkıp koridorda koşmaya başladım nefes nefeseydim “Bade! Bade!” gelen sesle birden ayağa fırladım. Neler oluyordu böyle çok garip ve korkutucu bir rüyaydı “Yavrum ne oldu?” Babaannem başımda telaşlı bir şekilde bana bakarken ben rüyanın etkisinden çıkmaya çalışıyordum daha. Alnımdan ter damlalarının boğazıma doğru akışını hissediyordum, nefes nefese kaldığım için nefesimin düzene girmesini bekleyip bu rüyanın ne demek olduğunu düşünmeye başladım. Babamı ilk kez ziyaret ettikten sonra böyle bir rüya görmemin anlamı neydi? “Kuzum! Beni korkutuyorsun!” Tekrar baktım ve bu sefer içeri kaçmış sesimi bulup konuşmaya çalıştım “G-gülcan Sultan B-ba-babamı gördüm rüyamda” bunu söylerken çenem titremiş, sol gözümden bir damla yaş süzülmüştü. O da şaşırmış ve aynı zamanda hüzünlenmişti ama yine her zaman ki gibi önceliğinin ben olduğumu hissettirerek “Kızım, ne gördün peki? Hayır olsun” demişti. Ona kısaca anlattığımda uzaklara daldığını görmüş ve daha fazla meraklanmıştım. “Sence bu rüyayı neden 5 yıldan sonra gördüm Sultanım?” derin bir iç çekip ellerimi tuttu ve “Kızım! Bence bu, bu bir mesaj gibi bir şey ama bende anlamadım” dedi. Mesaj mı? Ne mesasjı olabilir ki? “iyi ama Sultanım ben bu tür rüyaları 5 yıldır kesintisiz görüyorum” dediğimde şaşkınca bana baktı. Hemen dilimi ısırdım ama artık kaçırmıştım bir kere ağzımdan, maalesef geri dönüşü yoktu. Gülcan Sultan benim geceleri neler yaşadığımı bilmiyordu. Her gece bu tür rüyalar görüp nefes nefese kalışlarımı, uyku problemlerimi, sırf rahat uyuyabilmek için ekstra çok çalıştığımı ve en önemlisi ciddi anlamda panik atak ve ağlama krizleri yaşadığımı bilmiyordu. Nasıl söyleyebilirdim ki ona? Babamdan sonra hastalığı daha fazla ilerlemiş ve neredeyse artık tükenme raddesine gelmişti. “Neden demedin bana kızım? Ne görüyordun?” Neden demediğim kısmını atlayarak cevapladım “Sultanım ben nasıl desem? Hep yabancı bir yerde arsaların ağaçların ortasında koştuğumu ve birinin sürekli “Yapma” diye bağırdığını görüyorum. Hatta bu tür rüyaların başlangıcı annem ve babamın kaza geçirdiği gündü. Asla anlayamadım o rüyaları. Sürekli tekrarlayınca kabus diyip geçiştirdim” Babaannemin yüzü düşünceli bir hal aldı. Aslında ona anlatmak istememiştim ama işte dilimi tutamadım. Ben pişmalık denizinde yüzerken birden bire “Eski eve uğra ve yanan o çekmeceye bir bak bakalım yavrum” dedi. Kafamı hemen olumsuz anlamda salladım “Olmaz Sultanım! O eve gitmem bunu biliyorsun” o eve her girdiğimde kendimi boğulmuş gibi hissediyor ve geçirdiğim o mutlu günler aklıma geliyordu. Bu da kendimden daha çok nefret etmeme sebep oluyordu. “Ah benim Badem gözlü meleğim, yapma bunu kendine kuzum! Annen ve baban sen İtalyaya gitmek istedin diye ölmedi. Allah ömürlerini o kadar yazmış, bunda ne senin ne de bir başkasının suçu yok” bunu tabi ki bana ilk kez söyleyişi değildi. Belki haklıydı da ama ben kendimi affedemiyordum. Annem ve babam gitmememi ısrarla söylemelerine rağmen ben dinlememiş ve o havaalanına gitmiştim. Sanki annem bunu hissetmişti ve o yüzden gitme demişti gibi geliyordu. Gülcan sultanı ikna edip geri yerine yatırdım. Bu evim yerden ve özel ısıtmalıydı, babaannem için en ince ayrıntısına kadar düşünüp yaptırmıştım. Kadın zaten hastalıkla ve benimle cebelleşiyordu, onu her bakımdan rahat ettirmek istemiştim. Kahvemi elime alıp hazırlanmak için odama geçtim, dolabımdan bej renkte bir pantolan onun üzerine ise kahverengi ince askılı bir bluz seçip hemen giydim. Makyajımı yine aynı kahve tonda yapıp uzun koyu kahve saçlarımı dalgalı bıraktım, aynanın karşısına geçip kendimi biraz süzdüm ve “İşte hazırım” diyip deri ceketimi de alıp topuklu ayakkabılarımı giyidim. Çantamı aldım ve arabaya geçtim. “Bade hanım. Bay Alessio gelecekmiş, dün ki toplantı verimli geçmemiş öyle diyor” göz devirdim. “Tamam Ömer Bey! Saat 14.00’a rendevu verin” kısa bir sessizlikten sonra “Geldi” cevabı gelince sinirden bir kahkaha attım. Bu kasıntı herif benimle her zaman görüşebileceğini mi sanıyor? “Beklesin Ömer Bey!” diyip cevap beklemeden kapattım. Adamın ismini duymak bile tüylerimi diken diken ediyordu. İstemsizce aklım düne gitti... Mezarda ki ziyaretimden sonra hemen arabama döndüm, bir türlü yakamı bırakmayan İtalyan bir iş adamı ile görüşecektim. Adam manyak mı? Takıntılı mı? anlamadım bir türlü. Resteurantı almak istemişti ilk başta ve ben onu kesin bir dille reddetmiştim. Fakat sadece birkaç gün sonra ortaklık teklifi ile gelmişti ve ben yine reddetmiştim. Galiba reddedilmeyi kabul edemeyen bir yapıya sahip, bu seferde yeni bir resteurant açmak istediğini ve benim ortak olamamı istemişti. Ömer abi ile kısa bir toplantı yapıp artık görüşmeyi kabul etmemiz gerektiği sonucuna varmıştık ve bugüne randevu vermiştim. Bir dinleyelim bakalım teklifini. Umarım konsantre sorunu yaşamam aklım mezarlıkta kalmıştı. Ama kendimi hemen toparlamam gerekiyordu. Arabamı otoparka bıraktım ve güneş gözlüklerimi başıma taç gibi takıp yürümeye başladım. Allah kahretsin hafif rüzgar vardı ve yırtmacımın olduğundan daha fazla açılmasına sebep oluyordu. Üstelik üşümüştüm, galiba Kışın geldiğini artık kabullenmem gerekiyor. Resteuranta girip hemen kendime sıcak bir kahve söyledim ve toplantı odasına doğru yürümeye başladım. Yolda Ömer abi ile karşılaştık, kısa bir baş selamından sonra “Geldi mi?” diye merak ettiğim şeyi sordum “Evet geldi. Adam sandığımızdan daha fazla zorlayacak bence “Hayal’i” çok beğendi” evet resteurantın adını “Hayal” olarak değiştirmiştim. Hallerim ailemi almış burayı vermişti bana. Ben başa geçtikten sonra bilmem acıdıklarından bilmem gerçekten iyi olduğundan müşteriler çoğalmış ve ben burayı daha da geliştirmiştim. Beğenmesine hiç şaşırmamıştım “Bende onu zorlarım” dedim büyük bir özgüvenle ve odaya girdim. “Merhaba Bade hanım?” uzattığı eli sıkıp “Merhaba Bay Alessio!” diyip karşısına oturdum, geri yaslanıp ayak ayak üzerine attım ve tek kaşımı kaldırarak “Evet sizi dinliyorum” diyip sözü ona bırakmıştım. Bu hareketimle biçimli kaşlarını şaşkınlıkla kaldırıp yeşil gözlerini bana dikti. Sonra geriye yaslandı ve bir elini arkasında duran adama kaldırıp “ver” işareti yaptı. Ne yalan söyleyim havalıydı, neyse bakalım teklifi ne? Dosya karşıma gelince açıp baktım ve teklifi incelemeye başladım. Sayfa çevirdikçe kaşlarımı çatmadan edemedim, en sonunda “Neden böyle bir teklifi bana sunma gereği duydunuz sorabilir miyim?” diyip şüpheyle karşımda sırıtan adama baktım. Derin bir nefes alıp ellerini masada birleştirdi “Çünkü burası ilk başta küçük bir resteuranttı fakat siz bu 5 yılda resmen zirveye taşıdınız. Bir ortak arayışındaydım zaten ve araştırmalarım sonucu size ulaştım. Nasıl bu hale geldiğini merak edip soruşturduğumda başarılarınızı takdir ettim gerçekten ve sizinle çalışmak istedim” ilk başta bu kadar açıklama yapmasını beklemiyordum. Baştan ayağa onu süzdüm. Neredeyse 1.90-95 boylarında sportif bir yapısı vardı, açık tonlarda bir takım tercih etmişti ellerinde dövmeler vardı ve eminim ki kollarında da vardı. Yeşil gözleri kumral tenine çok yakışıyordu ve yerinde kirli sakalları ayrı bir karizma katmıştı. Dudaklarımı yana doğru kıvıp alaylı bir suratla kahverengi gözlerimi onun yeşillerine diktim. Bu hareketimle rahatsızca yerinde kıpırdamıştı. İşte amacıma ulaşmıştım “Sadece bu mu?” diye sorup iyice köşeye sıkıştırdım “Büyümek istersiniz diye düşündüm. Anladığım kadarı ile yönetim şeklinizde çok prestijli ve kendine has. Açıkçası bu şekilde bir resteurantla kalmanıza şaşırdım ve belki artık büyüme fikrine gidersiniz diye düşündüm” şuh bir kahha atıp “Peki. Sizin fikrinizin benim için önemli olacağını da nereden çıkardınız?” dumur olmuş suratına keyifle bakıp kahvemden bir yudum aldım “En azından teklifimi gözden geçirebilirsiniz” şuan aslında sinirlendiğini koyulaşan yeşillerinden ve çenesini sıkmasından anlıyordum. Belli etmeme çabası beni daha fazla gülümsetirken “Hayır! Büyümeyi şuan düşünmüyorum” diyip ayaklandım, ellerimi tokalaşmak için uzatıp “Geldiğiniz için teşekkür ederim bay Alassio Martinelli!” dedim, uzattığım ellerimi yumuşak bir şekilde tuttu ve ardından dudaklarına götürdü. Bu hareketi içimin titremesine sebep oluyorken aynı zamanda da öfkelendirmişti. Şuana kadar hiçbir erkeğe yakınlık göstermemiştim ve benden izinisiz böyle bir şey yaparak sınırlarımı ihlal etmişti. Elimi çekip arkamı dönüp gidecekken “Tekrar görüşmek üzere” dediğini duydum. Omzumun üzerinden ona bir bakış attım ve cevap vermeden çıktım. Odama gittiğimde çok sinirliydim, bu adamdan asla hoşlanmamıştım. Sürekli teklif göndemesi ve pes etmemesi şüphe çekiyordu. Bu adamı araştırmalıydım, aklıma gelenle hemen telefonuma sarıldım ve arama tuşuna bastım. İlk çalışta açtı “Bade! Nasılsın?” sıcakkanlı sorusuyla gülümseyip “İyiyim Arnaldo! Aslında senden bir şey istemek için aramıştım” diyip direk konuya girdim. Arnaldoya koşulsuz güveniyordum, 5 yıldır her zorluğumda benim yanımdaydı ve teyzemle ikisi benim yalnız olmadığımı hissettirmek için ellerinden geleni yapmışlardı. Onlara çok büyük bir minnet duyuyordum. “Tabii! Umarım bir sorun yoktur” hafif tedirgin bir tonla söylediği şeyle ona güven vermek istercesine konuştum “Hayır sanmıyorum. Uzun süredir bir iş teklifi alıyorum, bugün toplantı yaptık fakat adama bir türlü güvenemedim ve senden onu araştırmanı istiyorum” Kısa bir sessizlikten sonra “Kim ve ne zaman geldi bu teklif?” sıkıntıyla bir nefes verip “Bay Alassio Martinelli!” adını söylemem bile bedenimi buz kestirmişti. Neden böyle hissediyordum? “Ne?” karşıdan gelen sesle neye uğradığımı şaşırdım “Ne oldu Arnaldo?” kısa bir sessizlik oldu “Arnaldo?” diye tekrar seslendim “H-hayır bir şey olmadı sadece... sadece İtalyan biri madem neden daha önce demedin bana?” Onunla tanıştığımdan beri ilk defa kekelemişti, çok takılmamam gerektiğini düşündüm “Kabul etmedim zaten ve önemli olmadığını düşündüm” dedim “Tamam ben araştırıp sana döneceğim” diyip vedalaşmadan kapattı, şaşkınca “DIT DIT DIT” sesi ile bir süre bakıştım. Galiba telaşlandı diye düşündüm ve işime geri döndüm. Düşüncelerimi çalan telefonum kesti. Arayana baktım, Tolga hoca arıyordu cevapladım “Bade! Artık seni sürüyerek kliniğe getireceğim” eveeett canım Sultanım hemen Tolga hocayı aramıştı. O da kendince haklı, telaşlanıyordu. Aslında artık bende gitmeyi artık düşünüyordum, çünkü gece ağlama krizlerim beni çok yoruyordu “Tamam sakin ol geliyorum” oh çektiğini duymuştum “Çok şükür hadi gel bekliyorum” hemen rotamı Tolga abinin kliniğine çevirdim. “Hogeldin” bana bahşettiği içten gülümseme ile karşıladı “Hoşbuldum” hoş beşten sonra panik ataklarımın devam ettiğini, kabuslarımı ve en önemlisi 5 yıldır sonlanmayan ağlama krizlerimi, hepsini anlattım. Beni çok sabırla dinlemiş ve sinirlenmeme, hüzünlenmeme ve saçma sapan şeylere gülmeme bir tepki göstermeden dinliyordu. Bazen beni analiz ettiğini düşünüyordum ya da söylediklerimi tartıyordu. Anlatırken yine ağladığım için önümdeki masa peçeteyle dolmuştu. “Artık buraya sürekli gelmelisin Bade! Bu anlattıkların bir anlatma ile geçip gidecek şeyler değil maalesef, birde şu panik atakların... bunlar için ilaç tedavisi gerkiyor artık, üzüntüden olma durumlarını geçmiş görünüyor” sıkıntıyla bir iç çekip devam etti “Ağlama krizlerinin en başlıca sebebi, geçmişinle yüzleşmiyor olman Bade. Babandan nefret ettiğini söylüyorsun ama onun adını her andığında ağlamaların başlıyor. İçten içe onu affetmek istiyor ama affettiğinde öldüğünü kabullenmen gerektiğini bildiğin için ona nefret beslemeyi seçiyorsun. 5 yıldır mezara gitmiyorsun, gidersen orada olduğunu kabulleneceksin. Bade! Bu insanlar için kaçınılmaz son. Bunu kabullenmen ve hayatına öyle devam etmen gerekecek” söylediği her kelime sanki kalbime bir hançer gibi saplandı. O kadar haklıydı ki, ben babamın ölmesini kabullenmek istemiyordum. Beni onsuz, öksüz ve yetim bırakmasını kabullenemiyordum. Madem onunla yüzleşmem gerek “Tamam” diyip hemen arabama atladım, mezara doğru sürdüm. Neden bilmiyorum ama takip ediliyormuş gibi hissediyordum, sürekli arkama baktım ama yok, kimse yok. Allah allah! İsmail Türkoğlu bu yazı her seferinde içimi yakıyor. Bu yas evresini atlatamıyorum “Baba seni çok özledim” yine ağlamaya başladım. Mezarını sulamak için suyu alıp yavaş yavaş sulamaya başladım. Sularken bir şey farkettim, kağıt gibi bir şey hemen alıp baktım. Yan yana iki gencin fotoğrafı. Biri babam bunu biliyorum ama tanıyamadım, sanki bir yerden gözüm ısırıyor ama “Bu Kim?” anlayamadım, biraz daha baktım ama yok bir türlü anlayamıyorum. Yıpranmış bir fotoğraftı, arkasını çevirdim. “Babanın eceli ile öldüğünü mü zannediyorsun RAGAZZİNA?” nefesim sıklaştı, elim ayağım titredi. Razagazzina mı? B-bunu Arnaldo derdi bana...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD