Bade Türkoğlu'nun Ağzından
“Babanın eceli ile öldüğünü mü zannediyorsun RAGAZZİNA?”
Bu cümleyi kaç defa okudum bilemiyorum. Böyle bir şey nasıl olur? Eğer bir şüphesi olsa bana demez mi? Kafamda yüzlerce soru işareti ile fotoğrafla bakışıyorum.
Sürekli arkama bakmaktan kendimi alamıyorum, yine o takip edilme hissi. Biri benim buraya geleceğimi sanki biliyordu ve bunu bıraktı gibi bir his vardı ve işin kötü tarafı ben hislerimde kolay kolay yanılmazdım.
Elim sürekli telefona gidiyordu, Arnaldoyu aramak istiyordum. Fakat her seferinde bana “RAGAZZİNE” diyişi kafamın içinde yankılanıyordu. Şimdi ne yapmam gerekiyordu? Aklıma gelen şeyle hemen arabaya gittim.
“Kızım ne oldu? İyi misin?” yine babaanneme sığınmıştım. Şuan ondan başka kimseye güvenemiyordum. Aslında belki Arnaldoyu arasam bana her şeyi anlatırdı fakat yinede içim içimi yiyordu, bu tesadüf fazla geliyordu. Sultanıma döndüm ve biraz daha sakinleştiğime emin olunca konuşmaya başladım “Sultanım... b-bu fotoğrafta ki kim? Sen biliyor musun?” elimde ki eski fotoğrafı ona uzattım ve tedirgince cevap vermesini bekledim. Sürekli dizlerimi sallıyor, ellerimi ovuşturup oynuyordum. Saniyeler geçmiyordu sanki, babaannem fotoğrafa iyice bakıp yüzünde anlayamadığım bir ifadeyle bana baktı ve “B-bunu nerede buldun?” diye sordu
Ama benim sorumun cevabı bu değildi. Belki de tanımıyordu, sürekli düşüncelerle boğuşuyordum “Sultanım kim bu?”
“Nerede buldun Bade!” sesi sert ve sorusunun hemen cevaplanmasını ister gibi aceleci çıkmıştı. Bu hali beni şaşırtmıştı, çünkü kolay kolay sinirlenmezdi. Onu daha fazla bekletmek istemedim “Babamın mezarında buldum. Yarım saat önceydi galiba” hayretle bana baktı “S-sen babanın mezarına mı gittin?” bu sorusuna sadece kafamı salladım “Eeee tanıyor musun? Kim bu?” sorumla yüzünü buruşturdu, pek cevap vermek istemiyor gibi gözüküyordu. Bu hali beni meraklandırıyordu. Sabırsızca tekrar “Kim babaanne?” diye sordum. Sıkıntıyla bir nefes alıp “Arnaldo!” dedi.
“Ne?” elinden fotoğrafı çekip aldım. Tekrar incelemeye başladım. Evet bence de oydu. Ama çok tuhaf duruyorlardı, bir adım kadar önde Arnaldo gerisinde ise babam onun koluna dokunuyordu. Samimi desem değillerdi. “Arnaldoyu arayıp bu fotoğraftan onu haberdar etmelisin.” Fotoğraftan kafamı kaldırıp baktım, neden şimdi onu aramamı söylüyordu? “Sultanım! Fotoğrafın arkasında ne yazıyor sen biliyor musun?” sesim korkutucu şekilde sakin çıkıyordu. Kafasını iki yana salladı “Bilmiyorum” bu cevap üzerine fotoğradın arkasını çevirdim “Ama...” durup tekrar baktım yüzüne “AMA?” göz bebekleri titriyordu sanki “T-tahmin edebiliyorum”
“Ne?” Ağzımdan sadece bu soru çıkmıştı “Kızım Arnaldoyu ara ve bu fotoğraf işini ona sor” hala bana ne diyor bu kadın? “Ne yazıyor arkasında babaanne?” fotoğrafı yüzüne karşı sallayarak hesap soruyordum. Artık nefes alamıyor gibiydim, kalkıp hemen terasın kapısını açtım. “Babanın ölümü hakkında değil mi?” hayretle yüzüne baktım. Bunu nasıl bilebilirdi? “B-babaanne sen...” konuşmama izin vermeden lafımı kesti “Dediğimi yap Bade!”
Biraz sorguladım. Aslında haklıydı değil mi? Kafamda ki sorular engel olmasa çoktan arardım aslında “Kızım! O fotoğrafın anlamını sana sadece o açıklayabilir” dalgın halimden kurtulup kafamı salladım ve her zaman güven duyarak aradığım numaraya baktım. Bu sefer o duygu zedelenmişti, hesap sormak için parmaklarım hareket edecekti.
“Ragazzina! Bir problem yok değil mi?” açar açmaz söylediği şey kaşlarımı çatmama sebep oldu. “Nereden biliyorsun Arnaldo!” sesim mesafeli ve soğuk çıkmıştı ve eminim bunu farketmişti “Neden bu kadar sorgulayıcısın? Daha dün birini araştırmamı isteyen sendin ve tehrar aradığın için bir sorun olduğunu düşünüp endişelendim sadece” çok hızlı konuşmuştu. Ne zaman böyle hızlı konuşsa tedirgin demekti, ben bu araştırma işini de unutmuştum. Hemen saatime baktım 13.00 dı. Bir saat sonra birde görüşme vardı değil mi?
“Şey kusura bakma. Ben bu sefer... bu sefer başka bir şey için aradım” hala ona sorup sormamak arasında gidip geliyordum ama düşününce başka şansım yoktu “Tabi sor” onayından sonra fotoğrafı çekip hemen ona attım “Sana bir fotoğraf attım. Bakar mısın?” çok tedirgindim, elim ayağım titriyordu. “B-bunu s-sen nereden buldun?” sesi tuhaf bir şekilde tedirgin ve kırılgan çıkıyordu. Onun bu haline alışkın değildim. Dün Alessio nun adını duyunca da böyle bir tepki vermişti. “Mezarlıkta!” kesin ve sert bir şekilde konuşuyordum, birden aklıma yazı geldi hemen onu da çekip attım “Tekrar bakar mısın mesaj yerine” bu ne diyeceğini bilemediği haller beni daha çok çıkmaza sürüklüyordu “Tanrı’nın cezaları!” sesi ile irkildim “Ne oldu Arnaldo?”
“Sen bunu mezarlıkta mı bulduğunu söyledin?” sanki görebilecekmiş gibi kafamı sallayarak “Evet” dedim. Sert soluklarını duyuyordum galiba sinirlenmişti “Alessio ne zamandan beri seninle görüşmek istiyor?” konunun onunla ne ilgisi var? Ve onu tanıyor muydu? “Sen onu tanıyor musun?” neler oluyor ya “Ne zamandan beri Bade?” bugün kimse benim sorularımı önemsemiyor galiba, bıkkınlıkla “1 yıldır”
“Ne? 1 yıl mı? Ve sen bana bunu yeni mi söylüyorsun bade?” bana sesini yükselterek konuşmuştu. Bu beni afallatmıştı, bana karşı ne olursa olsun hep sakin ve anlayışlı davranırdı normalde “Sakin ol Arnaldo benim için basit bir iş teklifiydi” dedim elimde olmadan kırgın çıkmıştı sesim, biraz durup “Tamam ben hemen Türkiye ye geliyorum!” diyip kapattı.
Allahım sen bana sabır ver! Ellerimi havaya kaldırıp ettiğim sabır bana yeterli gelmedi. “Gülcan Sultan!” Arnaldo ile konuşurken yanımdan ayrılmıştı “Geliyorum” diye seslenmesi ile terasa çıktım, hava almam şarttı “Telefonun çalıyor” bir babaanneme bir telefona baktım, sesini duymamıştım. Kafamı sallayıp aldım telefonu ve capladım “Alo!”
“Bade hadi gel artık! Kurtar beni bu adamdan” Ömer abinin bıkkın sesi Alessio nun onu zorladığını anlamıştım “Gitmedi mi daha?” Derin bir nefes alıp verdi “Yok, manyak adam gitmiyor. Gel şununla konuş gitsin artık” ne oldu da böyle diyordu anlamadım ama evde durmak beni boğuyordu en azından resteuranta gitmek iyi gelir diye düşünüp “Tamam” dedim .
“Ben çıkıyorum” deri montumu tekrar giyip çıktım
“Sizi görmek ne kadar güzel!” Alayla suratına bakıp tokalaşmak için elimi uzattım “Sizi de Bade hanım” suratında ki sinir bozucu sırıtmasını bir an önce söndürmek istiyordum. Benim sınırlarımı çok zorluyordu. Onun yanında neden bu kadar sinirlendiğimi ve rahatsız olduğumu anlayamıyordum. Bu sefer odama çağırmıştım, toplantı yapacak değildim zaten ona düşüncelerimi söylemiştim. Koltuğuma oturup geriye yalandım, ayak ayak üstüne attım ve yan koltuğu gösterdim. Bu hareketimle üstünlük bende demek istiyordum. Acaba bu adamı duyunca Arnaldo neden öyle tepki vermişti? Kafamda ki düşünceler peşimi bırakmıyordu.
“Odanız çok hoş” odaya girdiğinden beri en ince ayrıntısına kadar incelemişti bay ısrarcı! Beğendiğini parlayan gözlerinden anlıyordum “Teşekkürler” yanda ki koltuğu es geçip hemen karşımda ki büyük deri koltuğa geçti, o da karşımda ayağının birini diğerinin üstüne atıp erkeksi bir şekilde oturdu. Bu kadar rahat olması kaşımı çatmama sebep oldu “Karşımda güzel oturun lütfen!” diye uyardım. Dudaklarını sol tarafına kıvırdı ve düzeltti kendini. “Neden geldiniz?” sabrım yoktu bu adama karşı “Neden ısrarla beni reddediyorsunuz?” soruma soruyla karşılık vermişti. Ağzımı açıp cevap verecekken kahveler geldi. Gelen kadın garson Alessio ya bakmaktan kahveleri dökecekti az daha? En sinir olduğum şey! Bana dönünce ona sert bakışlarımı atıp gitmesini işaret ettim. Kaçarak çıktı odadan. Çalışanları tekrar uyarmam gerekiyordu.
“Çok sertsiniz?” kahvesini içerken aynı zamanda gözlerini kısırak bana bakıyordu “Hayır! Sadece profesyonelim” neyi kast ettiğini anlamıştım tabiki. Kullandığı parfüm odayı dolduruyordu. Bu durumdan hoslanmıyordum. Kısacası ben genel olarak bu adamdan hoşlanmıyordum. Benimle sohbet etmeye çalışıyordu. Ona daha fazla tahammil göstermeyecektim“kahveniz bittiyse çıkabilirsiniz. Bir daha buraya çat kapı gelmeyin rica ederim, emrivakilerden hiç hoşlanmam” bilerek en zor Türkçe kelimeleri seçiyordum. Adam sinir bozucu şekilde güzel Türkçe konuşuyordu. Tek kaşını kaldırıp “Beni kovuyorsunuz yani?” sorduğu soru ile gülümsedim, kalkıp kapıya doğru ilerledim. Arkadan beni izlediğini biliyordum, izlenilmek beni geriyor olsa da bunu belli etmeden emin adımlarla ilerleyip kapıyı açtım ve ona döndüm.
“Beni kovuyorsun” dedi, sesi kısık ama aynı zamanda tehtidkardı, senli konuşmasına aldırmayıp “Belki evet, belki hayır” diyip elimle dışarıyı gösterdim. Bir elime bir gözlerime baktı, bana bir adım atıp “beni kışkırtıyorsun! Şunu sakın unutma teklifimi kabul etmen için her şeyi yapacağım piccolo uccello” elimi tutup dudaklarına götürdü ve odadan çıktı
Bense hala bana piccolo uccello demesindeydim yani minik kuş...
Sinirden odamda volta atıyordum. Neden vazgeçmiyordu? Ve bana nasıl onu söylerdi? “Ya Allah aşkına bi otur!” Ömer abinin haklı isyanı ile durdum “Neden vazgeçmiyor? Bu beni deli ediyor”
“Bade! Adam İzmir’e bizim resteuranttan daha büyük ve gösterişli bir yer açacak. Aslına bakarsan teklifini kabul etmelisin” kafamı iki yana salladım, teklifini kabul etmeyi kesinlikle istemiyordum
“Tak tak tak” kapı çalınca ara verdim “Gel”
“Konuşmamız gerek Ragazzina!” Oha nasıl bu kadar hızlı geldi, kolumda ki saate baktım. Şaşkınlıktan ağzım açık kaldı resmen saat 18.00 dı. “Bade!” şaşkınlığımı atıp “Ha şey evet gel” ne dediğimi ben bile bilmiyordum “İyi misin sen?” kafamı salladım ve karşılıklı koltuğa oturduk. Ömer abiye dönüp “Sen çık” dedi, hiç sevmezdi onu “EVET” hem sinirli hem gergin görünüyordu.
“Sana her şeyi anlatacağım Ragazzina! Ama bu duydukalarından sonra benimle İtalyaya gelmen gerek!”