Bade Türkoğlu'nun Ağzından
“Sana her şeyi anlatacağım Ragazzina! Ama bu duydukalarından sonra benimle İtalyaya gelmen gerek!”
Bu cümle uzun süre kafamda dönüp durdu, neden bir şeyleri anlattıktan sonra onunla gitmem gerekiyordu ki? bu çok saçmaydı! Arnaldo hala karşımda, bir eli oturduğu koltuğun yanına salmış bir elini ise çenesine yerleştirmiş şekilde tepkimi bekliyordu. Ben ise kaşlarımı çatmış, dizlerimi birleştirmiş ve ellerimi ovuşturarak ona bakıyordum. Kelimeler sanki bir türlü ağzımdan çıkmak istemiyor gibiydi, ağzımı açıp kapattım fakat ne diyeceğimi bilemediğimden geri sustum.
“Bir şey söylemeyecek misin?” aramızda ki gergin sessizliği Arnaldo bozmuştu “Aslında şuan ne diyeceğimi bilemiyorum” diye itiraf ettim. Buna ne denir ki? biri çıkıp babamın ölümünün şüpheli olduğını iddia ediyordu ve bana “Ragazzina!” diyebilecek kadar Arnaldo ile ilişkimizi biliyordu.
“Bak şuan kafan çok karışık ama bunları konuşmamız gerek...”
“Neden?” cümlesini bitirmesine izin vermeden geldiğinden beri aklımda olan soruyu sordum. Bu soruyu beklemediği için afallamıştı “Ne neden?” diye şaşkınca sordu, derin bir nefes alıp oturuşumu biraz daha dikleştirdim “Neden İtalyaya gelmen gerek dedin? Benim oraya gitmeyeceğimi biliyorsun!” diye yanıtladım.
Gözlerini kapatıp açtı ve bana doğru biraz eğilip “Bade... burada yaşayamazsın” kaşlarım aniden tekrar çatıldı “Hayır ben burada yaşayacağım” diye direttim. Annem ve babamı oraya gitme hayali uğruna kaybetmiştim. İnsanlar tam tersini söylüyor olsada, ben bunu hala atlamıyordum “Anlıyorum...” konuşmakta zorlanıyor gibi bir hali vardı, normalde her zaman sert ve özgüvenli duruşuyla beni kendine hayran bırakırdı fakat şuan bu hali ile benim alışkın olduğum Arnoldo ile alakası yoktu. Biraz nefeslenip devam etti “Bade, babanın otopsisi yapıldı hatırlıyorsun değil mi?”
“Evet biliyorum”
“Baban eceli ile hayata gözlerini yumdu, bu notu sana bırakan ise... anlarsınya benim iyiliğimi isteyecek insanlar değiller” kelimelerini özenle seçiyormuş gibi bir hali vardı, merakıma yenik düşüp “Neden seninle uğraşıyorlar?” diye sordum, sıkıntılı bir nefes alıp verdikten sonra “Benim bazı düşmanlarım var Bade, babanıda tanıyorlar dolayısıyla senide... bu yüzden de senin benden şüphelenmeni istemiş olmalılar” anlattıkları gayet makuldü aslında ama bir tık düşman kısmında takılı kalmıştım.
Ben hayatımı düzene sokmaya o kadar odaklanmıştım ki aslında Arnaldo’nun gereksiz zenginliğinden hiç şüphelenmemiştim. Her yere eli kolu uzanıyor ve hemen işini hallediyordu, İstanbula toplantılar vs. İçin sık geliyordu. Özel jeti vardı, dahası yanında ki ürkütücü tipli adamlar... bir dakika bir dakika, yoksa Arnaldo... hiiii olamaz değilmi? O-o bir şey mi?
“Sanki puzzle parçalarını birleştirdin Ragazzina?” tam nokta atışı yapmıştı, kafamı kaldırıp onun gözlerine baktım. her zaman ki gibi bana ilgiyle ve şevkatle bakıyordu. Ben bu adamın öyle biri olmasına hiç ihtimal vermemiştim “Mafya!” dedi aniden. Zaten kocaman olan gözlerimi olabilirmiş gibi daha da açıp şaşkın şaşkın yüzüne bakıyordum. Ne kadar da rahat dile getirmişti bunu, gerçekten inanılmaz.
“A-ama sen ö-yle biri olamazsın” son çırpınışlarım olduğunun farkındaydım ama yine de içimde bir umut diyordum “Maalesef Ragazzina öyleyim” dedi ve ayağa kalktı “Senin için bunu kabul etmesi tabi ki oldukça zor ama senden kiçliğimi gizleyemem” diyip bana biraz daha yaklaştı ardından omuzlarımdan tutup beni ayağa kaldırdı. Ben hala tepsizce duruyor ve tek kelime etmiyordum “Evet ben buyum ancak şunu sakın unutma sen benim kızım gibisin. Bir daha yanında istemesen bile ben seni hep koruyacağım... Ragazzina”
Alnımdan öpüp benden uzaklaştı, gözlerime bakıyor bu dediklerine karşılık vermemi bekliyordu ama ben şuan cevap verecek durumda değildim “Biliyor musun Bade? Aynı babana benziyorsun kızım” dedi ve yüzüne kondurduğu her zaman ki kendinden ifadesiyle odadan çıktı.
Oda üzerime üzerime geliyordu sanki, en iyisi buradan çıkıp gitmek. Elime deri çeketimi aşdım ve hemen çıkıp Ömer’in odasına yöneldim, kapısına bir iki kez tıklattım ve “Gel” komutundan sonra girip “Ben çıkıyorum burası sende aksi bir durum olursa beni haberdar et!” dedim ve hemen kapıyı katapatmak istedim “Dur!” diye bağırmasıyla “Evet?” dedim,sorgularcasına yüzüne bakıyordum “Bade hanım, Bay Alessio yeni bir teklif göndermiş mailinize attım oradan bir bakın” dedi.
“Bu adam neden bu kadar ısrarcı sizce Ömer Bey?” fikrini gerçekten merak ediyordum “Bende bilmiyorum ama adam işinde çok iyi onu iyi biliyorum. Onunla ilgili araştırmalar yaptım isterseniz yarın bununla ilgili bir toplantı yapalım”
“Neden araştırdınız? Zaten çalışmak istemiyorum”
“Yapmayın Bade hanım, adam her seferinde nasıl oluyorsa kimsenin geri çeviremeyeceği tekliflerle karşımıza çıkıyor”
“Evet ama ben reddediyorum”
“Resmiyeti iki dakika kaldırsam?” sorusuna muzipçe gülüp kafamı salladım “Kızım bak bu kadar inatçı olmana gerek yok, adam mükemmel teklif göndermiş buraya ortak olmak istemiyor yeni bir zincir açmak ve senin araya ortak olman istiyor”
“Eee Ömer abi?”
“Ee si Bade hanım inadını bir kenara bırak ve şu teklife tamam de. Allahtan belanı istemiyorsan daha mükemmel bir teklif. Kendini tanıtmakta sana çok yardımcı olur, tamam bak adamın ukala tavırlarına bende sinir oluyorum ama herif işinde bir numara”
“Offffff” bu adamın ısrarlarından bıkmıştım artık, hem ne yalan söyleyim Ömer abi haklıydı adam işinde iyiydi ve teklif harikaydı “Pekala söyle yarın gelsin yine konuşalım” dedim
“Ohh be tamam” Ömer abinin tepkisine istemsiz gülümsemiştim “Şimdi çıkıyorum” dedim, sadece kafasını salladı galiba şuan karşı tarafla maille cevap veriyordu.
Otoparka gelip arabama bindim, kafamda tonlarca soru ve karmaşık düşünceler vardı. Hayatımı bir şekilde düzene sokmuştum ve Gülcan Sultan ile geçinip gidiyorduk ama şimdi sorunlar yığınla karşımda duruyordu.
Tolga hoca daha geçenlerde bana “Yaşamayı sev Bade! Şu arabaya bindiğinden beri hiç şarkı açıp dinledin mi? Sabahları kahveni alıp terasta kuş cıvıltılarını, araba kornalarını dinleyerek içip yaşadığına şükür ettin mi? Hayat ellerimizden kayıp gidiyor ama sen kaç defa yaşamak istedin Bade?” diye sormuştu.
Haklıydı ben bu arabaya bindiğimden beri hiç şarkı dinlememiştim, işten kafamı kaldırıp hiç etrafa göz gezdirmemiştim. Evet aslında ben kaybettiklerimden sonra yaşamayı hiç istememiştim.
Fakat bu aralar içimde tuhaf şeyler vardı, şarkı dinleyesim geliyordu. Sorunlarım gözümde bir dağ gibi görünmüyordu. Mesela bugün Arnaldoya bağırıp çağırmam gerekiyordu ama içten içe bildiğim şeyi sesli söyleyince tek kelime etmemiştim. Şuan bu bile gözümde çok ta büyük bir sorun değildi.
Trafikte ilerlerken aklıma bir gelen şeyle hemen Tolga Hocayı aradım “Evet Bade!” biraz neşeli bir sesle “Hocam size bir şey sormak istiyorum” dedim, kısa bir sessizlikten sonra “Sor bakalım” dedi “Arabada giderken hangi şarkılar dinlenir?” gür bir kahkaha attıktan sonra “Demek önerime ihtiyacım var ha?” diye alayvari bir şekilde sordu bende hiç gücenmeden “Evet” dedim
“Kıraç-Yıllar sonra” dedi ve kapattı. Manidar bir şarkı seçimiydi gerçekten. Dur bakalım nasıl bir şeymiş? Hemen telefondan şarkıyı açıp dinlemeye başladım
Yıllar sonra da bir hazan sabahında
Sessizce uyanırsam yüreğimde olacaksın
İşte o an nerelerden duyacaksın
Vakit çok geç bitmiş olacak
Beni nereden bulacaksın
Bir defa kaybedersem
Belki bir daha bulamam
Seni şimdi istiyorum
Yıllar sonra duyamam
Neredesin sen sabahım
En yürekten dualarım
Biliyorum doğacaksın
Umudusun sen bahtımın
Ortasında kalbimin
Bir yer açtım senin için
İstersen sonsuza kadar
Gelme yine ben beklerim
Şarkı akıp geçiyordu ama benim aklımda hep aynı kişi dolanıyordu Alessio Martinelli...
Bu adam neden aklıma gelip duruyordu?
Hayatınızda kaç kez yaşadığınızı hissedersiniz? Veya bir insanın ortalama kaç kez heyecandan kalbi deli gibi çarpar? Bana sorarsanız bunların cevabını bile bilmiyorum. Çok düşündüm yol boyunca, beş yıldır yaşam belirtelirim sadece yemek yemek, uyumak-uyanmak, işe gidip gelmek. En son ne zaman kahkaha attım? Kalbimin kan ponpalamak dışında başka işlevleri var mıydı? En sevdiğim şarkı hangisiydi veya film? Hatırlamıyorum, en ufak bir fikrim bile yok!
Anne ve babamı kaybettikten sonra bu tür şeylere yabancılaştım, herkesi her şeyi kendimden uzaklaştırdım. Yabancı olmadığım tek bir duygu var korku! Şuan bile baki olan, eve gittiğimde babaannemi yaşıyor bulabilecek miyim? Yarın uyanabilecek miyim? Hep kafamda bir bilinmezlik...
Aşk mı? Benim için bu hayatta insanın başına gelebilecek en kötü şey! Romantik hayallere kapılmadım hiç, birinden mesaj beklemek nasıl bir şey bilmiyorum, biriyle evlenme hayalleri kurmak nasıl bir his onu da bilmiyorum... Hayal kurmayı bile çok uzun zaman önce bıraktım çünkü işler istemediğim gibi gitmediğinde büyük bir ateşin ortasında buluyorum kendimi, o ateşin ortasında olmaktansa ateşin ta kendisi olmayı tercih ettim!
Eve geldiğimde yol bıyunca tekrar eden şarkıyı kapattım, güzel bir hismiş bu! Eşyalarımı arabadan aldım ve eve doğru yürümeye başladım. Kapıya geldiğimde kilitle uğraşmak istemeyip zili çaldım “Geldim!” Gülcan sultanın neşeli sesi ile tebessüm ettim. Bu kadı ermiş falan mı acaba? Bu kadar şey yaşadıktan sonra nasıl gülebiliyor? “Ahh yavrum hoşgeldin! Bak bugün sana fırında tavuk yaptım” dedi, evde yemek yapmasını istemiyordum ama bazen dayanmıyordu işte “mis gibi kokuyor” dedim ve içeri girdim.
“Sen bana kızmayacak mısın?” şaşkın şaşkın bakan ela gözleri ile gülümsemem daha da büyürken “Hayır sultanım!” dedim, hala bana bakıyordu “Eee hadi yemeyecek miyiz?” dedim “Kızım bugün seni mutlu edecek bir şey mi oldu?” diye sormasıyla yemek masasına giden ayaklarım durdu, mutlu mu? Kendimi bir yokladım, hayır aksine canımı sıkan şeyler oldu “Hayır!” diye kestirip attım “Arnaldo oğlum yok mu? Ben o da gelir sanmıştım” ahh babaanne laf arıyordu farkındaydım, hiç yalan söyleyemezdi “Gülcan sultan...sormak istediğini sorsan ve bize şu saçma diyoloğu yaşatmasan” dedim manidar bir şekilde bakarak, hemen gülümseyip “Ne konuştunuz?” diye çıkardı ağzından baklayı, sıkıntıyla bir nefes aldım “Evet ve bana ne iş yaptığını söyledi” dedim
“Yaaaaa” dedi, şaşırmadı! “Neden şaşırmadın?” diye sordum, bana cevap vermeyip masaya doğru yürüdü. Ben arkasından anlamaz bir şekilde bakarken bana yerimi gösterdi, masada konuşmak istiyor galiba diye düşündüğüm için geçip karşında ki yerime oturdum “Bu zaten gizli bir şey değildi, sen sorgulamadın” dedi aniden. İl başta ne diyeceğimi şaşırdım “N-nasıl?”
“Bak kızım, Arnaldo ve baban uzun yıllardır tanışıyor keza bende Arnaldoyu uzun zamandır tanırım. Her şey gözlerini önündeydi ama sen o kadar nefret doluydun ki hiçbir şeyi göremedin?” kaşlarımı çatarak yüzüne baktım “Savunman bu yani?” diye kızgınlığımı belli ederek konuşmuştum. Kafasını iki yana salladı ve servis yapmaya başladı. Bu kadının rahatlığı şaka mı?
“Yavrum artık bazı şeyler için bahanelerin arkasına sığınmaktan vazgeçmen gerek! Arnaldo bu işi yapıyor diye sevmekten vaz mı geçeceksin? Ben söyleyeyim hayır! Kızacaksın, kabullenmek istemeyeceksin ama günün sonunda onu sevmeye devam edeceksin. Hayatı bu kadar irdeleme!” uzun zaman sonra ilk defa bu kadar keskin ve uzun konuşmuştu, sözleri beni düşündürmüştü. Ben çok mu irdeliyordum hayatı?
“Babanın bir günlüğü vardı, rüyanda bile görmüştün, onu gidip okumalısın. Bazı şeyleri duymak istemiyorsun ama öğrenmen gereken şeylerden kaçamazsın” Bu kadın bugün neden böyleydi ki? sadece baktım yüzüne, emin değildim o eve gidersem her şey yeniden başlayacak gibi geliyordu.
Yemeği yedikten sonra hemen bulaşıkları topladım, odama gidip bir duş aldım. Çıktıktan sonra spor kıyafetlerimi giydim. Cesaretli olmam gerekiyordu, ben hiç korkak olmamıştım “Gülcan sultan! Ben çıkıyorum” dedim “Biliyordum gideceğini, geri gel ama o evde kalma” dedi. Ondan uzak kalmamı istemezdi hiç. Arnaldonun teklifini reddetmem sebebin en büyük sebebi buydu, tamam diyip çıktım evden.
Eski eve yaklaşırken içimde tuhaf bir his vardı, ne yapacaktım bilemiyorum. O gördüğüm rüya çok tuhaftı, haber gibi bir şey miydi acaba? Arabayı park edip indim, etrafa bakarken çok hüzünlenmiştim. Çok boş ve sessizdi, karanlık ve bir o kadar da soğuk!
Alassio Martinelli’nin Ağzından
“E-Efendim L-lütfen acıyın bana...b-ben bir şey yapmadım...sadece...sadece” Kafamı şişirmişti artık, yalvarmalarını dinlemeden elimde ki babamdan bana geçen silahı ona doğru doğrulttum ve iki el kafasına ateş ettim. Teslimatımın içine çomak sokmuştu ve benim bunu affedeciğimi sanan ahmak herifin tekiydi. Zaten dünyada fazlalıktı!
“Bay Alassio! Keşke adamı öldürmeseydiniz, işimize yarayabilirdi” Marco beni kapıda görür görmez yanıma gelmiş ve hemen saçma önerilerine başlamıştı. Ona sert bir bakış attım “Marco ben kimseyi affetmem! Ölmesi gerekiyorsa ÖLECEK!” diye cevap verdim ve bu pis depodan çıkmak için adımlarımı hızlandırdım. Benim gibi OKB hastası biri için fazla pisti!
Depodan çıkar çıkmaz arabama doğru yürüdüm, yanımda ki diğer korumaya döndüm ve “Arabaya hemen temiz bir naylon serin!” dedim. Eminim bütün mikroplar üzerimdeydi ve en sevdiğim arabayı bu şekilde kirletemezdim “Hemen efendim” diyip koşarak gitti. Marco’ya döndüm “Şu Resteurant işi ne oldu?” diye sordum “Merak etmeyin efendim tam da lakabınıza göre dizayn ediliyor” cevabı memnun etmişti. Lakabım KAFES(Gabbia)’ti, Benim kafesime giren bir daha asla çıkmazdı. Bu aralar ise radarımda tek bir kişi vardı “ Bade Türkoğlu”
Bu kadının adını anmak bile bedenimin elektriklenmesine yol açıyordu, Çok garip bir kadındı. Sanki hayatıma planlı bir şekilde girmiş gibiydi, doğrusunu söylemek gerekirse benim onun hayatına girmem tamamen onu kafesime almaktı ama o kurduğum bütün oyunları ber teraf etmişti. Bunu nasıl başarıyordu hala anlamış değilim, onun yüzünden Türkiyeye... ne derdi bu türkler? Ha kazık çakmaktı galiba, ne tuhaf bir deyim...
“Efendim!”
“Ha?”
“Binmeyecek misiniz? Daldınız sanırım, seslendim ama duymadınız” Öyle mi olmuş? Her neyse cevap vermeden bindim arabaya. Bu kadın benim ayarlarımla oynadı son bir yılda, kabul de etmiyor teklifimi. O böyle yapınca farkında değil daha da hırslanıyorum. 35 yıllık hayatım boyunca kimse bana karşı gelmedi veya teklifimi bu şekilde reddetmedi. Ama bu kadın bugün beni resmen kovmuştu! Hah beni nasıl kovabilir? O anlar aklıma geldikçe yüz hatlarımın gerildiğini hissediyordum.
O an beni çok etkilemişti, normalde kadınların etrafımda olmasına ve bir bakışıma bile muhtaç olmalarına alışkındım. Fakat Bade, gözlerimin taa içine derinden bakıyor, beni reddediyor ve en önemlisi kendine çok güveniyordu. İlk başta bu halini güzel olmasına yormuştum ama hayır onun kendine güveni bu değildi, çocuk diyebileceğimiz bir yaşta anne ve babasını kaybetmiş, sıradan bir resteurantı büyüleyici bir hale getirmişti “Her şeyi kendi başına halletmiş bir kadın yumuşak bakamaz” bana her bakışında bu cümle aklıma geliyordu.
“Geldik efendim” Marco’nun dediği şeyle düşüncelerim bölündü, kafamı sağa sola sallayıp kendime gelmeye çalıştım. Şu lanet kadını kafamdan atmam gerekiyordu! Arabadan inip hemen yalının kapısına yürüdüm, ben daha kapıya yeni yaklaşmışken kapı hemen açıldı “Hogeldiniz Bay Alassio!” diyen hizmetçiye sadece bir bakış attım ve odama doğru çıkmaya başladım. Birden aklıma gelen şeyle Marcoya döndüm “Arabayı temizlet” diyip cevap vermesine izin vermeden odama gittim
Güzel bir duş alıp temizlendim, yeni kıyafetlerimi seçmek için giyinme odama adımladım. Bej, çizgili bir takım seçtim, takımıma uygun bir saat ve ayakkabı seçtikten sonra hemen hazırlanmaya başladım. Ben saçımı yaparken kapı tıklandı “Gel!” diye sertçe söyledim, odamdayken rahatsız edilmekten hiç hoşlanmazdım “Efendim kıyafetleriniz çöpe mi atılacak?” Ah hizmetçi kız! Çok basit numaralar bunlar, afrodizyak etkili parfümü ile beni etkiyebileceğini zannediyor “Evet! Çık!” dedim bir çırpıda, koşarak çıktı tabi odadan. Depodan geldiğim her gün kıyafetlerim hemen çöpe atılır, arabam yıkanır ve tabii bende güzelce temizlenirim. Bu oda bile günde 3 kez temizleniyor, kullanılan lavolar her kullanımdan sonra yoğun temizlik malzemeleri ile temizleniyor.
Şaka gibi değil mi? Benim gibi temizlik hastası bir insanın işi kanla!
Hazırlandıktan sonra eldivenlerimi de taktım, bunları o kadının yanında takmıyordum garip bir şekilde hiçbir şeye temas etmeyi sevmeyen Alassio Martinelli onun ellerine dokunmak için can atıyordu. Bu çok tehlikeliydi! Yarın tekrar oraya uğramayı aklıma koydum ve odadan aynı hızla çıkrım, iş yerine geçmem gerekiyordu. İtalya da ben yokken işler nasıldı kontrol edip eksikliklere yapılacak düzenlemeleri sağlayacaktım ve ardından resteuranta bakmaya geçecektim. Evden çıkınca “Şirkete!” diyip hali hazırda olan arabay bindim “Efendim size bir haberim var!” tek kaşımı kaldırıp sağ kolum Marco’ya baktım “Ne?” gevşek gevşek sırıtıp “Bade hanım son teklifinizle ilgili görüşmek için yarın tplantı talep ediyor” gözlerim şaşkınlıkla kocaman açılırken bu yaşıma kadar var oluş sebebi kan pompalamak olan kalbim il defa hızlı hızlı atmaya başladı. Demek kafese girmek üzerisin ha piccolo uccello?
“Efendim takip ediliyoruz!” gözlerim hızla şoföre döndü “Ne diyorsun lan sen?” diye hiddetle sordum “Efendim birkaç araba takip ediyor” dedi tekrar. Kim buna cesaret edebilirdi? “Kim?” sesimde ki soğukluk ve sertlik elbette hissediliyordu “Bilmiyorum ama sanki arabada kartal işareti var!” cevabına karşılık kaşlarım istemsizce çatıldı, kartal mı? Aklıma gelen kişi ile dişleri sıktım “ARNALDO!”