Arabanın içinde giyindiğim tişörtten mi yoksa korkudan mı bilinmez zangır zangır titriyordum. Kendime sakin olmam gerektiğini söylesem de pek işe yaramadığı aşikardı. İçim hışır meyve kadar genç, dışım ise ona tezat bir o kadar yaşlıydı sanki. İçim içime sığmazken dışım yorulmuş ve isteklerimi yerine getirmek istemiyordu.
Sabah Eliz, bana gideceğim yolu göstermişti. Yağmur hafiften yağmaya başlamış ve ben arabanın içerisinde Efdal'in yola çıkmasını bekliyordum. Ne zaman yola çıkacağını bilmediğim için orada çalışan kadına sevgilisi olduğumu ve sürpriz yapmam için ne zaman çıktığını bana söylemesini istemiştim. Evet, yalan söylemiştim ama mecburdum. Belki de işlediğim günahın altında ezilmemek için sadece uydurduğum bahaneydi ve o kadar da mecbur değildim. Bilmiyordum.
Normalde Eliz takip eder ve ne zaman yola çıkacağımı söylerdi ama o benim önüme atlamak için benimle birlikte gelmişti.
"Sakin ol Ayza, ilk defa yapmıyorsun ya!" Haklıydı, ilk defa birinin hayatını tehlikeye atmıyordum. Bu endişem farklıydı ama sebebini anlamıyordum. Sanırım zincirleme kaza olmasından ve onca insanın katili olmaktan korkuyordum. Tabi bunun yanında ek olarak mesleğimi kaybetme korkusu ve Efdal'in bizden şikayetçi olursa hapse düşme korkusu da vardı.
Endişem sanki tırnaklarımın içerisinde yer almış, bende onlardan kurtulmak istercesine kemiriyordum. Fakat bu canımı acıtmaktan başka hiçbir işe yaramıyor aksine daha fazla streslenmeme neden oluyordu.
Telefonumun çalmasıyla birlikte vakit kaybetmeden açtım. Adliyede çalışan kadın aramıştı.
"Efdal Bey henüz çıktı." Endişemi belli etmemeye çalışmak oldukça zor olsa da kibarca teşekkür edip kapattım.
"Eliz, bak Efdal'i aramayı sakın unutma. Ona ne söylemesi gerektiğini de yanlış söyleme. Lütfen yüzümüze gözümüze bulaştırmadan bitsin." Kollarımda gezinen kan sanki şiddetlenmiş ve fokurduyordu. Bu beni enerjik yapması gerekirken sanki tüm enerjimi sömürüyor beni oldukça güçsüz ve halsiz bırakıyordu.
"Sen bana bırak, o iş bende." dedi sanki yılların oyuncusuymuş gibi. Bu tavrı benim dudaklarımda ufak bir tebessüm oluşturdu.
Eliz arabadan inerken arabanın ön camından dışarı baktım. Rüyadaki gibi kasvetli bir hava vardı. Bu rüyamı gerçekleştirmem için bana avantaj sağlayacaktı. Memnuniyetle gülümsedim.
Rüyada ağladığımdan dolayı ruhumu karamsarlığa kaplamayıp göz yaşlarımı yuvasından çıkarmam gerekiyordu. Açıkçası bu işte profesyonelleşmiş sayılabilirdim, zaten ruhum meyuslar içindeyken yapmam gereken sadece ağlamam olacaktı.
Yaklaşık on dakika sonra oluşacak görüntüyü aklıma getirdim. Art arda birbirine çarpan arabaları, arabanın içerisindeki insanların katili olabileceğimi düşündüm. Zaten yeterince zor durumdayken rüyada ağlamam beni daha fazla çıkmaza sürüklüyordu. Onu gerçek hayata yansıtırken mecbur olarak moodumu düşürüyordum. Bu işlem ise başımın ağrımasına ve duygularımı kontrol etmeme zorluk çıkarıyordu.
Yola çıkmadan önce rüyada yaptıklarımı yazdığım kâğıdı yeniden okudum. Her şey, en ince ayrıntısına kadar aynı olmalıydı yoksa bütün uğraşlarım, tüm planlarım boşuna giderdi. Ben yeni bir organize hazırlamaya çalışırken ise her gün rüyada cezalar hayrat biçimde katlanarak bana gelecekti. Vücudum ise buna dayanamayacağını benim kulağıma fısıldayıp duruyordu.
Hızlanan kalp ritmime engel olmaya çalışırken sonunda başarmıştım ve bir göz yaşım yuvasından çıkıp bana teslim olmuştu. Diğerleri ise onun ardından gelecek, ilk göz yaşımın çıkması kadar zor olmayacaktı.
Emniyet kemerimi takarak derin bir nefes aldım. Bunu yapmamdaki amaç soğukkanlılığımı sağlamaktı. Kimsenin canından olmasına neden olmamam yoksa bunun vicdan azabıyla yaşayamazdım. Katil olmak yerine ölmeyi yeğlerdim.
"Allah'ım, içinde olduğum durumu biliyorsun. Beni de insanları da sağ salim çıkar bu olayın içinden." Her gece bunu dilesem de son duamdı bu benim. Son kez Allah'tan bu rüya için bir şey istiyor, son kez ondan bir şeyler isterken kendimden utanıyordum.
Ruhuma acı efganlar attırıp göz yaşlarımın daha da hızlı akmasına neden olmuştum. Ağlamaya alışık olmadığımdan dolayı biraz zor da olsa alışmıştım.
Rüyamda ruhum acı çekip kanıyordu, gerçekte ise sanki hiç acı çekmemiş gibi bencilce davranıp onu bir kez daha kanattım. Buna daha ne kadar dayanırdı bilmiyorum fakat kanaması için onu zorladım, o ise emrime el mahkûm itaatte bulunmuştu. Benim vücuduma geldiğinden dolayı bir kez daha lanet etmişti belki de.
Arabayı çalıştırırken sakin olmayı diledim. Bir yandan da arabanın camına düşen yağmur damlalarını silgecten geçiriyordum. Rüyadaki gibi göz yaşlarım sıkça kendini boşaltıyor, ellerim se sıkıca direksiyonu tutuyordu. Ruhuma acılar çektirip bedenimin içerisinde hapsolmasını sağladım, bu benim daha çok acı çekmeme ruhumun ise daha çok kanamasına neden oluyordu. Ellerim tişörtüme gitti ve çekiştirdim. Zaten bedenim üşürken soğuk havayı daha fazla içime almıştım.
Sokak lambaları gözüme ilişti, hepsi bana rüyamı hatırlatıyordu adeta. Her şey rüyadaki gibiydi. Dışım ağlarken içimden bir his; bana her şeyin geçtiğini, artık bu rüyanın sonuçlarına katlanmam gerekmediğini söylüyordu. Sıkışan ruhuma tezat içsel gülüşlerim yer almıştı.
Ağladığımdan dolayı başım ağrıyordu. Sanki bedenim ve doğa bana yardım ediyordu. Her şey rüyadaki gibi ilerliyordu. Belki de ilk defa başımın ağrımasına sevindim.
Eliz Efdal'in arabasını görmüş olmalı ki aniden önüme çıktı. Arabayı karşı şeride kırarken sadece Efdal'e çarpmam için çoktan dua etmeye başlamıştım bile. Karşı şeride çıktığımı anladığımda sert fren yaparak adeta asfaltı kendime küstürdüm. Dünyadaki bir parça daha bana küsüp yüzünü dönmüştü. Bir kez daha kendimi yalnızlaştırmayı başarmıştım.
Ne zaman gözlerimim kapattığımı bilmesem de açmaktan korkuyordum. Bu rüyada da böyle olmuştu fakat şu an bilinçli olarak yapmıyordum. Kendim rahat biçimde yaşamak için ruhum birini öldürmeyi göze almıştı. Suçu ona atmak beni biraz rahatlıyor olsa da tüm düşüncelerin benim beynimden çıktığını biliyordum. Ruhum, ona bu suçlamayı yaptığım için tasvipte bulunmuyor bana kızıyordu. Ne kadar kızsa da küsemiyordu, küsse hiçbir şeyin değişmeyeceğini biliyordu çünkü.
Mütessir olan ruhum ona yaptığım suçlamayı kabul etmiş olacak ki gözlerim aralandı. Camdan baktığımda beni yağmur damlaları karşıladı. Ruhum tenevvüre ulaşmak istedikçe ben onu günahlara teşvik ediyordum. Belki de katil bile olmuştu.
Silgice elim giderken titrediğini fark etmem uzun sürmedi. Korkuyordum fakat soğukkanlı olup bu rüyadan kurtulmam gerekirdi. Silgice elim değişmiş olacak ki gözümün önüne yağmur sularından arınmış bir cam bahşedildi.
Arabadan inerken insanlar başıma toplanmaya başlamıştı. Ben ise kaç arabanın çarpıştığını görmek için onların aralarından sıyrılmaya çalışıyordum. Adımlarım Efdal'in arabasına gidiyorken kızmaması ve Eliz'in söylediklerini tekrar etmesi tek ümidimdi. Kapıyı açmaya çalışıyorum ama kapı kilitliydi, muhtemelen Eliz onu önüme atlamadan aramış ve şimdi de ne yapması gerektiğini anlatıyordu.
Rüyadaki gibi bazı insanlar gelip beni sarsıyor ve kızıyordu. Onlara açıklama yapmak istesem de yapmamıştım çünkü rüyada susuyordum. Bazıları ise beni merak edip nasıl olduğumu sorduklarında benim nasıl olduğumun önemi olmadığı söylüyordum. Her şey rüyadaki gibi olması içimi rahatlatıyordu. Sadece Efdal'in arabasına çarpmıştım diğer arabalar ona çarpmammış ve korktuğum gibi zincirleme kaza olmamıştı. Sadece Efdal yaralanmış olabilirdi. Belki de daha kötüsü fakat o an ölü olmamasını aklıma getirmemeye çalışıyordum.
Onun arabasının yanına dönerken o kapıyı bu sefer açmıştı. Rüyadaki gibi ikinci geldiğimde kapı bana açılmıştı. Yağmur şiddetli yağdığından dolayı kıyafetlerim ıslanmıştı. "İyi misiniz?" diye soruyorum. O an kafasının kanadığını ve emniyet kemerinin takılı olmadığı gördüğümden dolayı sevinmiştim. Evet, yine bencilce davranmışım ama sevinmekten başka bir şey yapamamıştım.