Eliz kapıyı açarken attığı çığlık sesinin her dalgası apartman boşluğuna yayıldı. Her bir noktasını etkisi aldığına emindim. Gözlerimi irice açtım. Delirmiş olmalıydı bu kız! Yalın ayağına umursamadan evden çıkıp bana sıkıca sarıldı. Huzurla kapattım gözlerimi. Tek dostumdu, tek arkadaşımdı, abimle eş değerdi neredeyse.
"Hoş geldin." dedi sevecen tavrıyla. Saçlarım yüzünü kapatıyordu onun yüzünü ancak sarılması bittiğinde görmüştüm.
"Bu kadar çılgınca bir karşılanma beklemiyordum." dedim muzip tavırla. Beni içeri buyur etmediğini yeni anlamış olacak ki kapıyı ardına kadar açıp önce benim girmemi bekledi.
"O kadar aydır göremedim seni. Özledim, ondan bu çılgınca tavrım." deyip kıkırdadı.
Eliz Kayseri'ye üniversite okumak için gelmişti. Okulu bittiğinde ise burada çalışmaya başladı. Mütevazi bir apartmanda tek yaşıyordu. Bir kolejde matematik öğretmenliği yapıyordu.
Onun geniş salonuna oturduğumda aç olup olmadığı sordu. Gözlerim güzel yüzünde gezindi. Yüzü çok güzeldi! Benim çökmüş göz altlarımın aksine neredeyse hiç göz torbası yoktu. Uykusuzluk çekmezdi zaten o, aksine çok fazla uyurdu.
Aç olmadığımı söylediğinde yanıma oturdu. "Çok yorgun gözüküyorsun kuzum." Seslenmedim. Acılarımı paylaşabileceğim, bana inanan nadir insanlardan da olsa onu üzmeye hakkım yoktu.
"Ee bulalım mı bizim kıvırcığı." dedim çatallaşmış sesimle.
"Sizin çocuklarınız kesin kıvırcık olur." Gür bir kahkaha attığında göz devirmekle yetindim.
"Devirme o boncuk boncuk gözleri bir şey demedim." Yüzündeki gülümseme, içindeki enerji bana güç veriyordu.
"Anlatıyorum Eliz! Gevezelik edip aklıma bir şeyler sokma!" Ona kapılmaktan korkmuyor değildim. Belki her zaman onu rüyalarımda görecektim ve ona bağlanmama engel olamayacaktım. Zaten kendimi dizginlemeye çalışıyordum Eliz de böyle davranıp onu zihnime fısıldarsa işler benim kontrolümdün çıkardı ki bunu hiç istemezdim.
"Tamam be sustum." deyip adeta cırladı.
"Kalenin yan tarafındaki otobüs durağının oradan geliyorlardı. Saat altı gibi falandı. Yanında iki tane daha arkadaşı vardı. Şu an pek hatırlamasam da eğer gösterirsen tanırım."
Hmm'layıp eline telefonunu aldı. Neden daha önce söylemediğimi yirmi dört saat geçerse attıkları hikayelerin silineceğini söyleyip azarlamaktan da alı koyamadı kendini.
Çarşıdaki kafelere, kaleyi ve daha bir çok yeri sosyal medyada arattı. Tek tek bana gösterdi. Artık ümidimi kesecektim ki sonunda arkadaşlarının birini buldu. Heyecandan kalbim hızlandı. Kıvırcık bey! Bana merhem olman gerekiyor.
Arkadaşının takip ettiği tüm kıvırcık saçlı insanları göstermişti ama hiç birisi o değildi. Tabiri caize hevesim kursağımda kalmıştı. Nefesimi sıkıntıyla dışarı verdim. Eliz tüm takip ettiği insanlara bakacağını söyleyip beni rahatlatmaya çalışmıştı.
Paylaştığı fotoğraf, üçünün çekildiği bir fotoğrafı paylaşmıştı. Eliz yakışıklı olduğu görünce imalarını daha da anlamlandırmıştı. Bir yandan neden hesabını etiket yapmadığı için arkadaşına kızıyor, bir yandan hesabını arıyor ve diğer yandan da bizim olmamış çocuğumuzun kıvırcık saçlarından bahsediyordu.
Bense söylediklerini pek kulak kesilmiyor ve telefonuna dikkatle bakıyordum. Önümüzdeki gün yağış yoktu ve rüyayı yaşamak için uygun gün değildi. Fakat iki gün sonra yağış vardı ve ondan uzun bir süre sonra yağışlar kesilecekti. Onu bugün bulsam ve yarın ikna edip ne yapacağını anlatsam iyi olacaktı.
Çarşıda gördüğümde takip etmediğim için kendime kızmadan edemiyordum. Eliz birinin hesabına bakıp profil fotoğrafı olmadığı için istek atmıştı. Kısa süre sonra isteği kabul edilirken onu takip etmemesine bozulmuş olsa da bir şey demedi. Sonuçta o da benim için istek atmıştı. Hesaptaki kişinin kıvırcık saçlı olduğunu görünce 'lütfen bu olsun' adlı ümit dolu bakışlarını atıp fotoğrafı göstermişti. Oydu! Fotoğrafını gördüğümde aklıma rüyadaki kanlı yüzü geldi. Ah oysa şu an ne kadar da güzeldi yüzü. Hayranlıkla baktım fotoğrafa. Lanetimi sana da bulaştırdığım için affet beni kıvırcık beyefendi.
Eliz bakışlarımdan o kişi, rüyalarımın sahibi olan insan, olduğunu anlamış olmalıydı. "Çok büyük çizmiştin burnunu. Bende korktum vallahi büyük burunlu eniştem olacak diye. Bu çocuk fenaymış!" Fotoğrafa bakıp iç çektim. Maalesef fazla yakışıklıydı. Kayseri'de böyle insan olduğuna şaşırmıyor değildim.
Eliz telefonu kendine çekip bir şeyler bakındı. "Talas'ta oturuyor sanırım sürekli oralarda bir şeyler paylaşmış." Sesindeki heyecan beni canlandırmaya yetmiyordu. Bu kadar kendimi kaptıramazdım. Rüyamda onlarca inan görüyordum ve hepsine aynı hisleri besleyemezdim. Onlar sadece bana gönderilen cezaydı! Yaşamaya mahkum bırakıldığım insanlardı.
"Ben neden görmedim acaba. Hiç tanıdık gelmedi." Benimle değil de kendisiyle konuşuyor gibiydi. Kaşları çatık şekilde gözleri hala telefondaydı, bu hali beni gülümsetmişti. Eliz'de Talas'ta oturuyordu ve çevresi oldukça genişti. Tanımadığına ve hiç görmediğine bende şaşırmaktan kaçamadım.
"Ee nerede bulabilirim onu." Sabırsızla sorduğum soru sonrasında ellerimi gergince, dizime ritim tutarak vurmaya başladım. Eş zamanlı olarak bacaklarım titriyordu.
"Bu sanırım hakim." Ah olamazdı! Hakimlerin sürekli düşük gördüğü avukat olacaktım gözünde, deli olmadığım yetmezmiş gibi.
"Eliz ne diyorsun sen emin misin?" Dudaklarımdaki ölü deriyi dişlerimle soyarken kan tadı dilimin arasından ağzımın her zerresine yayılıp misafir oldu. Dudaklarım zevkle gülümsedi. Bu tadı seven tek ben miydim bilmiyorum ama mükemmel hissettiriyordu.
"Evet eminim artık. Fotoğraf falan paylaşmış. Cübbesi hakim cübbesi. Eğer savcı değilse tabii" Boğazıma sanki balığın kılçığı takılmış gibi rahatsızlık hissettim. Öksürsem çok mu klişe olurdu? Hadi ama hakimlerin avukatlara üstten baktığını herkes bilirdi. Aynı hukuk fakültesini bitirmiş olsak ta girdikleri sınav ile kendilerini bu denli yüceltmeleri normal miydi? Tamam, girdikleri sınavın zorluğu kanıtsanmazdı ama aramızda uçurumlarca fark olduğunu düşünmüyordum. Zaten insanları mesleklerine göre ayırmak ahmaklık olurdu.
"Çalıştığı adliyeyi bulamaz mısın?" deyip mihneti, her soluğuma aldığım nefeslerden birisini daha dışarı bıraktım.
"Sanırım buldum bile." Enerjik sesi yeniden canlanmıştı. Gür ses telleri olduğu aşikardı.
Dudaklarım mutlulukla yukarı kıvrıldı. Acılarıma son ver Kıvırcık bey!
Koca binanın önünde öylece bakıyorum. Eliz'i yanımda gelmemesi için zorda olsa ikna etmenin mutluluğu içimdeki gururun kabarmasına sebebiyet verdi. Bu kadar saçma nedenle sebepsiz kabaran gururumu öldürmeye çalıştım.
Bugün adliyede olup olmadığını bilmiyordum fakat onu burada bekleyecektim. Elimde başka bir bilgi yoktu, tek bilgiyi elimde yaşatacaktım. Bahçedeki, adliyenin girişine bakan, banka oturdum. Yaz ayları bitmek üzereydi ve akşam olduğundan ötürü hava serindi. Bedenim soğuğu tenimden içeri alarak varlığını bana hatırlattı.
Arabada üzerime giyineceğim hiç bir şey yoktu, ki adliyenin kapanmasına da oldukça az kalmıştı. Bu kadarına dayanabileceğini söyledim titreyen vücuduma. Normal insan pek üşümezdi bu havada ama ben sürekli üşüyen bir insandım. Öyle ki yaz aylarında dahi bana soğuk gelen günler oluyordu. Kış mı? Ah kışı hiç sormayın. Benim için işkence misali geçiyor. Kışı sevmeyen birisinin Kayseri'de yaşaması, durumlar çok tezat farkındayım ama bırakamıyorum, doğup büyüdüğüm şehri.
Soğuk parmak uçlarımı telefona dokundurdum saate göz ucuyla baktım. Kapanmasına iki dakika kalmıştı artık çıkacağını da sanmıyordum zaten. Yine de avucumun en ücra köşesinde kalan bir parça umutla bekledim. Gelmedi. Umutlarım ellerimin arasında tutuştu. Ellerim yanmadı, umut küle dönüştü. Geriye kalan ise temiz havaya yayılan kül ile umut kokusu karışımı oldu. Gökyüzü umutlarımın külünü taşımakla yükümlü tutuldu ve masumluğunu yitirdi bulutlar.
Bugün de rüyamı yerine getirmedim. Cezamı çekmesem de olurdu. Zaten gece, mahşer yeri gibi olan kabuslarımda yeni bir ceza daha bekliyordu. Ayşe teyzenin bana tokat atmasına ikna etmesem de olurdu. Gerçekleştirememiştim ve yine ceza gelecekti. Cezayı çekmem anlamsız olurdu.
Bedenim, sanki ölü bir ruhu ayağa kaldırır gibi zorlandı ben banktan kalkarken. Saatlerce beklediğimden dolayı kollarımla genleştim. Soğuktan dolayı gerilen bedenim ısıyı ihtiras ediyordu. İstediğini yerine getirmek için arabamı çalıştırıp ısıtıcıyı açtım. Gerilmiş vücudum sıcağa hasret biçimde karşıladı. Tenimdeki her hücre ısıyı içine çekti bu sayede vücudum gevşedi.
Beynim; şu an nereye gideceğini bilmez halde, arabayı kullanmamda yardımcı oluyordu. Kıvırcık beyin oturduğu semte gitmeye karar verdiğimde ise ani bir dönüş yaptığımdan dolayı tekerlekler adeta asfaltı yaktı. Pes edersem ardı arkası kesilmeyen yeni kabuslara bedenim ev sahipliği yapacaktı. Bunu istemezdim. Doğru düzgün yaşamam için elimdeki tek şans rüyaları yerine getirmemdi.
Öğrencilerin bolca bulunduğu bir semtti burası. Üniversitenin yakınlarında bulunduğundan dolayı burada kalmaları onlara avantaj sağlıyor olmalıydı. Aynı zamanda kafelerin ve eğlence mekanlarının bolca bulunduğu, geceye kadar canlı kalan nadir semtlerdendi. Kayseri'nin çoğu mahallesinde akşam dokuzdan sonra adeta hayat duruyor ve herkes evlerine çekiliyordu. Burası öyle değildi. Şehrin ışıklarının canlı kalıp insanın gözlerine görsel bir şov sunuyordu.
Hava henüz aydınlıktı. Kararmaya başlayana kadar sokakları talan edebilirdim. Her girdiğim sokakta beni karşılayan yepyeni insanlara bakamadan edemiyordum. İnsanları inceleyip onların ruh halini çözmek bana terapi misali geliyordu. İnsanları anlamak istiyordum. Bu durumun en önemli etkeni belki de yaşadığım olaylardı. Ben bir cehennemin içerisinde yanarken insanlar bana deli gözüyle bakmasına karşılık ben, her birini anlamak istiyordum. Belki de yaralarıma merhem olmayan insanlara merhem olmayı diliyordum.
Öyle korkunç rüyaları yerine getirmek zorunda kalmıştım ki... Vicdanımda hayat buluyordu hepsi, birer birer. Sesleri asla kesilmiyor ben ölene kadar benimle birlikte kalacaklarını bana fısıldıyorlardı. Her gece bir yenisi daha eklenirken sesleri de şiddetleniyordu. Vicdanımı rahat bırakmıyorlar, beni ise seslerini duymamak için sağır olmayı diliyordum. Ama ne sağır olmuştum ne de kör.
Küçüklükten beri benimle olan rüyalardan kurtulmak için görme yetkisi olmayan insanların rüya görüp görmediğini araştırmışım , o küçücük zihnim bunu düşünmüştü. Şayet rüya görmediklerini yazsaydı internetteki sayfalar, her gece Allah'a beni kör etmesi için dua etmeye hazırlamıştım kendimi. Fakat bu kabuslardan kaçma yolunu bulamamıştım. Kabuslar benimle birlikte ebediyen payidar kalacaktı.
Arabada, neden sokak sokak gezdiğimin mahiyetini unutmuş olacağım ki zihnimdeki düşüncelerden sıyrıldım ve onları en derin boşluğa gömdüm. Bir süre çıkamayacak ve beni rahat bırakacaklardı, ben ise Kıvırcık Beyi bulmak için girmediğim veyahut girdiğim fakat hatırlamadığım sokaklarda dolaşmaya devam edecektim. Ta ki onu bulana kadar!