2. Bölüm: YILAN

1696 Words
"Yok kızım bugün nöbeti varmış. Baban yemek masasında seni bekliyor tek yemek istemedi." Hiç iştahım yoktu. Korku tüm bedenimi sarmışken yemeği midemin kaldıracağını düşünemiyordum zaten fakat babam yemek için beni beklediyse gitmesem kırılırdı ve babamı üzmek isteyeceğim bir şey değildi. Geniş holde, yalın ayaklarım iz bırakarak kendini belli etti. Ferah mutfağa giriş yaparken gözüm direk yemek masasına gitti. Daha doğrusu yemek masasında ki aşık olduğum adama. Hani kızların ilk aşkları babası olur derler ya. Bu söz çok doğruydu babama aşıktım resmen onu gördükçe içim gidiyordu. Babamdı o benim, iyi ki benim babam! Asmayı unuttuğum çantayı sandalyenin üzerine bırakıp babamın yanına gittim. Beni görünce asık yüzünün yerini gülümseme almıştı. "Sonunda geldin be kızım açlıktan ölecektim." Dedi tatlı bir sitemle. "Bende beni gördüğün için yüzünün gülüğünü sanmıştım! Aşk olsun baba." Sözleri bir çocuk misali dudağımı büzerek söylemiştim. "Seni de özledim tabi güzel kızım." Sözleri beni tatmin etmişti ve yanına gidip yanağına sulu bir öpücük bıraktım. Sandalyeye otururken, "Abim nerede?" Diye soru yönelttim bakışlarım babama doğru yönelirken. Yemeye başlamıştı bile. Acıkma konusunda ciddiymiş demek ki. "Abini bilmiyor musun kızım? Şu kafe senin bu kafe benim geziyordur şimdi." Abim hala ergenlikten çıkamamış çocuklar gibiydi! Babam siteminde oldukça haklıydı. Lisedeyken oldukça zeki bir öğrenciydi. Ben eşit ağırlık seçerken abim hep örnek gösterilmişti. Hep abimi örnek almam istenilmişti. Abim tıp kazanmıştı üniversitesini de okumuştu fakat çalışmıyordu. Onu anlamak neredeyse imkansızdı o kadar oku ama mesleğimi yapma! "Derslerden çok sıkılmış ve doktorluk yaparsa dersler aklına gelirmiş " böyle derdi. Annemle babam ona karşı çıkmamıştı. Şu sıralar ise kendine ait kafe açmayı planlıyordu. Babama anladım dercesine kafamı olumlu anlamda salladım. Babam sonunda tabaktan bakışlarını çekmiş ve yüzüme bakmıştı. Ağzı doluydu ve hızlıca çiğnemeye çalışıyordu. "Sen neden yemiyorsun?" Diye sordu şaşkın gözlerle bana bakarken. "Tokum ben masada yalnız kalma diye geldim yanına. Birazdan uyuyacağım yarın duruşma var." Açıklamanın ardından sıkıntıyla dışarıya nefesimi verdim. Uyuma fikri beni oldukça geriyordu. "Çok korkuyor musun? Yanında uyuyabilirim istersen. Belki daha az korkarsın." Herkesin aksine ailem bana inanıyordu ve ellerinden geldikçe yanımda olmaya çalışıyorlardı. Çözüm bulmak isteseler de yaşadığım normal şeyler değildi. "İyi olur aslında en azından dışarda beni korursun. Bilinç altıma erişemesen de beni dışardakilerden korur musun baba?" Adeta yalvarır gibi çıktı sesim. Ağlamamak için verdiğim dirençten dolayı boğazım sızlamıştı. Bazen çok doluyordum bana zor geliyordu yaşadıklarım. Oldukça zor. Hayatım boyunca böyle yaşayacağımı bildiğim için bu bana daha çok acı veriyordu. Boğuyordu bu düşünce beni. Ailem bana destek olmasaydı dayanamayıp kendimi öldürebilirdim çünkü her gün akıl almaz şeyler yaşamak boğazıma ip misali takılıyordu ve o ip gittikçe daha sıkılaşıyordu. Ne zaman beni boğardı ne zamana kadar dayanırdım bilmiyorum. "O zaman ben seni beklemeyeyim sen git pijamalarını giyin ben hızlı bir şekilde yemeğimi yiyip gelirim. " Acı bir tebessümle gözlerimi sıkıca kapattım. Allah'ım ne olur bana yardım et. Acımı hafiflet. Masadan kalkarken çenem titremişti ve dişlerim birbirine çarpmıştı. Ah hayır ağlamayacaktım. Babamı kendi hayatım yüzünden üzmeye hakkım yoktu. Dişlerimi birbirine bastırarak odama gittim. Üzerimdekileri çıkarıp duş aldım. Saçlarımda havlu ıslaklığı emerken babam birazdan geleceği için hemen üzerimi giyindim. Saçlarımı kurutmazdım. Oldukça zahmetli bir işti bu benim için. Havlu bir süre saçımda bekledikten sonra hızlı hareketlerde acımasını önemsemeden taradım. Art arda esnemelerim durmuyordu. Vücudumun uyku isteği beni köşeye sıkıştırmıştı artık. "Baba, hadi çok uykum geldi!" Duyması için oldukça yükseltmiştim sesimi. Kapı açılırken babam pijamalarını giyinmişti bile. "Kızım o kadar yaşlanmadım henüz duyabiliyorum." Akabinde kahkaha attı. Keyfimi yerine getirmeye çalışıyordu. Tek kişilik yatak olmadığı için ikimizde sığabilirdik. Babam tüm gün uyumayacaktı ve bana ne olduğunu düşünecekti büyük ihtimalle ama şu an onu bile düşünemezdim. Yatağın; örtüsünü açıp bir ucuna yerleştim. Uykunun merhametsiz kolları beni bekliyordu. Huysuza gözlerimi kapattım. Uykuya dalmam fazla zaman almayacaktı bekle beni cehennem, ruhunu yok etmeye çalıştığın kız geliyor. Gözlerimde yaşlar eşliğinde elim direksiyonu oldukça sıkı tutuyor. Acı bedenimi istilası altına alıyor. Hayır, bu fiziksel bir acı değil tamamen içsel bir acı. Ruhum kanıyor. Tuzlu su adeta yanağımı yalayıp geçiyor. Yoğun caddede dar bir yolda ilerlerken dikkatimi veremiyorum. Yapabildiğim tek şey direksiyona hâkim olabilmek için onu sıkıca tutmak. Bir elim direksiyondayken diğeri önümdeki camı yağmur sularından arındırabilmek için silgiçlerin üzerinde duruyor. Arabamın otomatik olması açıkçası bana çok yardımcı oluyor. Art arda sıralanmış arabaların arasından insanlar geçmeye çalışıyor. Ben dikkatimi yola dahi veremezken insanlar karınca misali gözlerimin önünde geziniyor. Toparlanmam gerektiğini düşünüp koltuğumda olabildiğinde dik oturuyorum. Elim sanki beni boğan şey üzerimdeki tişörtmüş gibi onun yakasını çekiştiriyor. Hayır. Beni boğan şey duygularım ve zihnimde öldüremediğim düşünceler. Acıyı her zerreme hissediyorum. Bedenimi bir kez daha yakıp kavuruyor. Gözlerime vuran sokak lambası adeta beni kör ediyor. Bir yandan tek şerit yolda olduğumu düşünerek dikkatle arabayı kullanmaya çalışıyorum. Bir gözümü kısıp diğeriyle daha dikkatli yola bakıyorum. Dar yolda karşıdan gelen arabalar, arabanın arasındaki insanlar, önümde ve arkamda olup yola devam etmeye çalışanlar... Şakaklarımdan bir ağrı içeri sızıyor. Gözlerimi olabildiğince kısıyorum. Önüme aniden atlayan bir insan, son anda fark eden ben. Direksiyonu aniden karşı şerite kırıyorum kendi canımı hiçe sayarak. Peki ya çarptığım araba? Hayır, o an onu düşünemedim. Beynim bana oyun yaparcasına içerisinde, bozulan telefon misali sesler çıkarıyor. Ani bir şekilde fren yaparken sesin susmasını diliyorum. Evet, karşı yola geçerken art arda çarpışan arabalar dolduruyor gözlerimi. Belki de arabadaki tüm insanların katili olan bendim. Kafamın içindeki ses şiddetlenip ağrı dayanılmaz hal almaya başlıyor. Gözlerimi yola bakmaya zorluyorum ama o an tek yapabildiğim şey korkudan onları gerçeklerle yüzleştirmemek. Sonunda kendimi ikna edip gözlerimi aralıyorum. Fakat karşılaşmayı düşündüğüm bir manzara değil gözlerimin önüne serili olan. Sadece, sadece yağmur sularının arasına alınan bir cam görüyorum. Dışarıya olan bağlantımı kesen yağmur. Belki de ilk kez bana o zaman merhamet etti nefret ettiğim o sular. Arabanın silgicini çalıştırıyorum. Yağmur suları düşmeden hemen görebilmek için gözlerimi yola dikiyorum. Gördüğüm gibi art arda çarpışan arabalar bir kez daha seriliyor önüme. Gözlerimdeki yaş, bu sefer acıyla değil korkuyla akıyor bir kan misali. Elim arabanın kapısını açmak için kapı kulpuna gidiyor. Zihnim bana, "Hazır mısın?" diye soru yöneltiyor o an. "Hayır." diye çığlık atıyor korku. Ona acı yaşatmamam için bana yalvarıyor. Zihnimdeki sesler susuyor bu sefer. Sadece, sadece korkunun acı feryatları duyuluyor, arabadan adım attığım anda o sesler kesiliyor ümidini yitirmiş gibi. Hemen çarptığım arabanın yanına koşuyorum. Kıvırcık saçlı genç bir beyefendi. O an tek düşündüğüm ölü olmaması. Kapıyı açmaya çalışıyorum ama kilit buna izin vermiyor. O sırada, insanlar bana nasıl olduğumu soruyorlar. Nasıl olduğumun önemi olmadığını onlara anlatmıyorum. Onun ardındaki arabaya yöneliyor adımlarım bedenimi etkisi altına almış halde. Bir aile. Hepsinin yüzünden okunan korku bedenime bir acı daha hançerliyor. Adam arabadan çıkıp beni sarsıyor. Ne söylediğini duymuyorum sadece bedenimi hırsla yalpalıyor. Onun elinden beni oradaki insanlar kurtarıyor. Gözlerimi sondaki arabaya dikiyorum. Sadece üç araba diye sevinç içime tohum ekiyor fakat acı o tohumlara katlanamayıp onu zehirliyor. Geriye katil bir acı kalıyor. Sevinçlerimin katili... Sondaki arabayla diğer insanlar ilgilenirken saçlarımdan ve kıyafetlerimden aşağı sular şapırdıyor, ufak yağmur gölü oluşturan, yola. Çarptığım arabaya geri gidiyor bedenim. Göz yaşlarım belli olmuyor akan yağmurdan. Sadece hıçkırıklarım kanıt içimin yandığına. Başını direksiyona vuran adam zor da olsa ellerini kapıya götürüp kilidi açıyor. Etrafımdaki insanların ambulansı araması içime bir miktar ümit serpiyor. Kapıyı açıp yaralı genç beye bakıyorum. "İyi misiniz?" diye sorarken kafasından yüzüne doğru akan kan beni dehşete düşürüyor. Çığlık atmamak için dudaklarımı dişliyorum. "Ölmediğime göre iyiyim." Espri yapıp gülmesi beni de gülümsetiyor. "Bir şeyinizin olmamasına çok sevindim." Dudaklarımda bir tebessüm filizleniyor. "Ben bilerek yapmadım önüme birden birisi atladı o yüzden hakimiyeti kaybettim. Özür dilerim." Sadece kendimi açıklamakla yetiniyorum. Acımı anlatmadım. Belki de anlatmadım o gücü kendimde bulamadım. Arabanın torpido gözünü açıp ıslak mendille yaranın etrafını, yüzüne düşen kanı temizliyorum. Sanki yüzünü değil de ruhumu temizlemek istercesine yapıyorum bunu. O an gözlerim emniyet kemerine takılıyor. Takılı olmamasından dolayı başını çarptığı aşikardı. O an onu azarlamak için ruhum can atıyor ama ben susuyorum. Bir sandalyede oturuyor ve etrafı inceliyorum. Boş bir oda, odanın ortasındaki sandalyede oturan bedenim. Burası bizim evin bir odası. Hangi oda olduğunu anlamak amacıyla daha dikkatli bakıyorum. Büyük bir oda olmadığı görünce Ayşe teyzenin odası olduğunu anlıyorum. Olanları idrak etmeye çalışıyorum önce. Neden burada, sandalyenin üzerinde olduğumu, neden odada eşyanın olmadığını... Bir sesin gelmesiyle bakışlarım yön değiştiriyor sesin sahibini anlamak için. Çalışanımız Ayşe teyze gülerek yanıma geliyor. Ne yaptığını anlayabilmek için gözlerim ondan sabit kalıyor. "Küçük yılan." deyip tokat atmasıyla yanağımda keskin bir sızı hissediyorum. Bedenim sandalyede duramayıp yere düşüyor. Gözlerim korkuyla karşımdaki çok sevdiğim kadına bakıyor. Attığı tokatla değil tokadın sahibinin o olmasına ağlıyor aciz ruhum. Gözlerimi açtığımda babam yanı başımda endişeli gözlerle bana bakıyordu. Tahmin ettiğim gibi uyumamıştı benim için çok endişelendiği aşikardı. Hızla inip kalkan göğsüme engel olmak istercesine nefesini düzene sokmaya çalıştım ama nafileydi. Defalarca aynı rüyayı görmüş olmama rağmen vücudum titriyor dişlerimi korktuğumdan dolayı sabitleyemediğimden birbirlerine çarpıyordu. Onları kenetlemeye çalışsam da pek başarılı olduğum söylenmezdi. Babam beni sakinleştirebilmek için saçlarımı okşamaya başladı. Beni rahatlattığı, nefesimin düzene sokulmasından belliydi. "Uyuduğumda bir değişiklik yok muydu baba?" defalarca aynı soruyu sormaktan bıkmadım. Her uyuduğumda beni izlerdi ama yüzümün tek mimik dahi oynamadığı söylerdi. "Maalesef tatlım." dedi. Şaşırmamıştım cevaba ama üzülmekten kendimi alı koyamadım. Nasıl olur da rüyada onca acıyı çekerken öylece yatakta yatıyor olabilirdim? Vücudum nasıl gerçek hayattan kendini bu kadar soyutlaya bilirdi anlamak mümkün değildi. Artık çokta kurcalamıyordum bu durumu zaten. Ne kadar düşünürsem düşüneyim hiçbir yere varmadan olduğum yerde sayıyordum. Boşa kürek çekmek kadar anlamsızdı. "Rahatça uyuyabiliriz artık." Zoraki bir şekilde gülümsedim. Elim yanağıma gitti. Dışarıdan hiçbir iz olmadığına emindim fakat yanağımdaki keskin sızı hala kendini belli ediyordu. Yavaş yavaş etkisinin kaybedecekti ve ben ancak o zaman uyuyabilecektim. Gerçek hayattakinden farklıydı rüyadaki acılarım. Daha keskini, daha acımasızı... Babam yatmama için kolunu yastığımın üzerine bıraktı. Ne zaman kalktığını bilmediğim bedenim yatağa yeniden sabitlendi. Ceza bitmişti. İşte şimdi uykunun tatlı yüzüyle karşılaşacaktım. Bu sefer bana merhametli kollarını açtı. Duruşma bitmişti ve ben bahçeye zar zor kendimi atmıştım. Müvekkilim yanıma gelip minnetle bana bakıp teşekkürlerini iletti. Bu benim işimdi ama onun minnet dolu bakışları istemsizce gururlanmama neden olmuştu. Büroya gitmem gerekmiyordu bugün herhangi bir işim yoktu ve Yaren Hanım, büronun sahibi, bir nevi patronumuz gelmeme gerek olmadığı söyledi. Staj yaptığım dönemde beni oldukça zorlamışlardı fakat mesleğe geçişimden itibaren çok rahattım. Şimdi ise kıvırcık saçlı beyi bulmaya çalışacaktım. Çalışacaktık desem daha yerinde olur. En yakın arkadaşım, Eliz bana yardım edecekti. Tabii ki üstün araştırma yeteneği sayesinde. Seni bulacağım, maalesef kaza da yapacağız. Bana acıyı daha fazla yaşatmana izin vermeyeceğim kıvırcık bey! Seni, her defasında kanlı bir şekilde görüp aynı dehşete düşmeme izin veremem artık.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD