...
Sessizlik.
Belki de bulunduğum bu durumu anlatan en uygun kelime. Hiç kimseye açıklama yapma zorunluluğu olmadan kendini ifade etmeden susup sadece sessizliğe odaklanmak. Şu an bulunduğum durumda buna benzerdi.
Merih kaşlarını çatmış ellerini yumruk yapmış bir biçimde karşımda adını bilmediğim bu adama onu öldürecekmiş gibi bakıyordu. Etrafta ki karanlığa rağmen gözlerinin içinde ki o öfkeyi görebiliyordum.
"Neden buradasın?"diye sordu Merih dişlerinin arasından. Kendini ne kadar zor tuttuğunu gerilen çenesinden ve sinirden belirginleşen boyun çevresinde ki damarlardan anlayabiliyordum.
"Burada olduğunu duydum yine hangi sebeple içeri girdiğini merak ettim doğrusu fakat buraya suçsuz yere sadece bir kızı korumak amacıyla geldiğini duyduğumda şaşkına döndüm."diye itiraf etti uzun boylu adam.
Bunu daha çok imalı bir şekilde söylemişti. Uzun boylu esmer ten rengine sahip olan bu adam bakışlarını bana doğru çevirdiğinde korkuyla bakışlarımı kaçırdım.
"Seni daha önce buralarda görmedim."diye konuştuğunda bana doğru bir adım atmak için yeltendi fakat o adımını atamadan Merih hala öfke saçan gözleriyle yanıma doğru gelmeye çalışan bu adamın kolundan sertçe tuttu.
"Sanırım bu mahzene gelmek sana geçmişi hatırlattı unutma burada ikiyıl sadece ben kalmadım! Benimle beraber sende kaldın."diye açıkladı öfkeli çıkan sesiyle. Merih'le bu adamın arasında bir çekişmece vardı ikisi de birbirinden hiç haz etmiyordu. Merih'in açıklamasıyla uzun boylu adam Merih'e göz ucuyla baktı.
"Demek hala hatırlıyorsun, benim suç ortağım."diye mırıldandı alaycı bir ifadeyle. Bilmece gibi konuşuyorlardı neyden bahsettikleri hakkında hiç bir fikrim yoktu.
"Git buradan!"diye öfkeyle çıkıştı Merih.
Merih'in ani çıkışıyla beraber bir an da irkildim. Beklediğim bir durum değildi aniden çıkışması.
"Bu sefer dediğin gibi olsun Salkan fakat buradan çıkar çıkmaz yanındayım sanırım bazı şeyleri açığa kavuşturmanın zamanı geldi."diye mırıldandı Merih'in öfkeli sesinin aksine hafif bir tonla. Uzun boylu adam buradan gitmek için yöneldiğinde sanki unuttuğu bir şey varmış gibi aniden arkasını dönüp bakışlarını bana sabitledi.
"Seninle de en kısa zamanda tanışmayı umuyorum ufaklık, bu arada ben Sandar! Eminim bu ismi yakında hep duyacaksın."deyip aniden kaşla göz arasında karanlıkta kayboldu. Ben daha olanları idrak edememişken adının Sandar olduğunu öğrendiğim bu adam Merih ile ilgili aklımın karışmasına sebebiyet vermişti. Hem adının yakında hep duyacağını söylerken ne ima etmişti?
Tüm bunlar aklımı kurcalarken bana doğru dönen Merih'le bakışlarımı ona odakladım. Hala öfkeliydi bunu görebiliyordum.
"O adam kimdi?"diye sordum merakıma yenilerek. Sorumla beraber Merih'te bakışlarını bana doğru çevirdi.
"Önemsiz biri.
"Bu yüzden mi çok öfkelisin? Önemsiz biri olsa da ona bu kadar sinirlenir miydin?"diye sordum sakin çıkan sesimle.
"Önemli ya da önemsiz olması hiç bir şeyi ifade etmiyor."diye mırıldandı hala sert ve soğuk çıkan sesiyle.
"Doğru ya senin gözünde herkes aynı, aslında biliyor musun sadece o adama değil çevrende ki herkese karşı öfkeli ve sert bir yapın var."diye itiraf ettim. Aslında bunu söylemeyi başka bir zaman planlıyordum fakat bu itirafım şu an için en uygun zamandı.
"Burada durup seninle kişiliğimi tartışmayacağım."diye söylendiğinde bakışlarını umursamaz bir ifadeyle kaçırdı. Daha sonra bir kaç adım ileriye giderek etrafa göz attı.
"Gerçeklerden kaçıyorsun."diye karşı çıktım. Merih sanki çok yanlış bir şey söylemişim gibi kaşlarını çatarak bana baktı.
"Öyle bir şey yok."diye fısıldadı yanıma doğru bir adım atarak."Hiç bir şeyden kaçmıyorum çünkü biliyorum ki gizlenmen gereken şeyden kaçarsan bir süre sonra gizlenmekten kaçtığını ve seni kovalayan hiçbir şeyin olmadığını fark edersin."
Ben Merih'in kurduğu cümleyi kendi içimde tartışmaya başlarken o çoktan arkasını bana doğru dönmüştü. Ne ifade etmeye çalıştığını tam olarak anlayamamıştım. Tam konuşmaya başlayacağım sırada Troya kurulundan iki üye geldi.
"Ceza bitti çıkabilirsiniz."diye açıkladı. Ben içten içe buradan kurtulduğum için sevinirken Merih için aynı şeyi söyleyemeyecektim.
Gülümseyemez miydi hiç? Ne zaman baksam ya ifadesiz ya da öfkeli olurdu. Tıpkı az önce ki gibi! Troya kurulundan iki üye önden ben ve Merih arkasından onları takip etmiştik. Dakikalar sonra büyük bir kapının açılmasıyla önce sıcak bir hava dalgası daha sonra da gözlerimi kamaştıracak kadar yüksek olan ışık hücum etti.
Mahzen karanlık olduğu için bir anda ışıkla temas eden gözlerim kamaşmıştı. Bakışlarımı Merih'e çevirdiğimde hiç etkilenmediğini gördüm. Sanırım o alışıktı. Koskocaman iki yıl orada kalmıştı. Ben bir gün bile katlanamazken o içeri de iki yıl geçirmişti. Hangi sebeple girdiğini hala bilmiyordum fakat öğrenecektim.
İçeri adım attığımız ilk saniye karşıdan bize doğru gelen Egemen ve Olcay'ı gördüm. Gelir gelmez ikisi de Merih'le kucaklaştı. Ardından soluğu hemen yanımda aldılar.
"Nasılsın Afra iyi misin?"diye sordu Olcay ve Egemen aynı anda. Bende tebessüm ederek konuşmaya başlayacağım an da Merih benden önce davranıp konuşmaya başladı.
"Asmara."diye mırıldandı bir şeyler ima etmeye çalışarak. Egemen ve Olcay Merih'in ne kast ettiğini anlamış olacaklardı ki başıyla onayladılar.
"Hadi Asmara gidelim."diye söylendi Egemen. Daha sonra hep beraber kuruldan çıktık. Dışarı ilk adımı mı atar atmaz yaptığım ilk şey derin bir nefes almak olmuştu. İçerisi çok soğuk ve karanlıktı. Ayrıca da çok tehlikeliydi eminim orada tek başıma kalsaydım şu an dirimi değil ölümü götürüyor olurlardı. Son merdiveni de indiğimiz sırada arka arkaya dizilmiş üç araba gördüm.
Başta ki siyah olan Merih'indi.
Diğerleri de Egemen ve Olcay'a ait olmalıydı. Ben duraksamış hangisine bineceğimiz düşünürken Olcayın el salladığını gördüm. Adımlarımı olcayın arabasına doğru çevirdiğimde büyük bir gürültü ile yanımdan geçen Merih'in arabasının arkasından bakalakaldım.
MERIH SALKAN
İçimde ki öfke dinmemiş Sandarın yanına gidip onu ölesiye dövmek istiyordum. Arkadan korna çalan Egemen'in arabasıyla sağa çekip duraksadım. Sandarın yanına gittiğimi öğrenirse beni durdurmak için her şeyi yapacaktı. Bu yüzden arabayı durdurup aşağı indim. Aynı şekilde hemen arkamda o da durmuş arabadan inmişti.
"Nereye gidiyorsun bu kadar acele?"diye sordu endişeli bir şekilde.
"Ruban abinin yanına gidiyordum kafamı dağıtmaya ihtiyacım var."diye yalan söyledim. Egemen her ne kadar inanmasa da başıyla onayladı.
"Bana da anlatabilirsin biliyorsun değil mi? İçeride ne oldu? Öfkeli görünüyordun."diye mırıldandı. Her duyguyu gizleyebiliyordum fakat öfke işte bu hissi gizleyemiyordum. Sanırım benim içimde ki en güçlü duygu öfkeydi.
"Biliyorum."deyip kaldırımın köşesine oturdum. Hemen yanıma egemende oturmuştu. Benden bir açıklama bekliyordu. Peki ben ne diyecektim? Nasıl açıklayacaktım bu içinde bulunduğum boktan durumu? Cebimden çıkardığım sigara paketim ve kibrit kutumu elime alıp kutudan bir dal kibrit alıp kutuda da ki o yanıcı bölgeye sürttüm.
Çıkardığım bir dal kibrit ilk denememde yanmış sönmemesi için onu ağzımda ki sigaranın ucuna götürüp içime çektim. Daha sonra benden bir cevap bekleyen egemene baktım.
"Sandar."diye konuşmaya başladım egemene doğru dönerek. Daha sonra sigaramdan bir çekiş daha alıp konuşmaya devam ettim.
"Mahzendeyken yanımıza geldi."diye devam ettim. Egemen tüm dikkatini bana vermiş bir şekilde dinliyordu. "Mahzende yabancı kız için kaldığımı biliyor, eline bir koz vermiş oluyorum."diye açıkladım.
"Nasıl bir koz?"diye sordu Egemen hafif ve yumuşak bir tonla.
"Oraya o kıza karşı bir şeyler hissettiğim için girdiğimi düşünüyor."
"Ve bu yüzden Afranın peşine takılacak diye korkuyorsun"diye devam ettirdi Egemen.
"Sen onu burada kalacağı süre içinde koruyacağına dair söz vermedin mi? Neden korkuyorsun? Sen onun yanındayken ne sana ne o kıza zarar veremez."diye konuşmaya devam etti. Söylediklerinde haklıydı fakat bilmediği bir durum daha vardı.
"Evet benim yanımdayken güvende ama ben her zaman onun yanında olamam biliyorsun."
"Biz ne diye buradayız oğlum? Sen olmadığın zaman biz varız biz sahip çıkarız ona."diye mırıldanarak elini omzuma vurdu.
"Tek sorun bu da değil, o çok saf ve tecrübesiz! Sandar'ın ne kadar tehlikeli olduğunu bilmiyor bilse bile başına bir bela açana kadar anlamayacak."diye söylendim.
Egemen gülümseyerek bana baktığında tuhaf bir şekilde ona baktım.
"Bu kısa zamanda onu bu kadar iyi tanıman şaşırtıcı."diye açıkladı neden gülümsediğini açıklayarak. Egemenin açıklamasıyla kaşlarımı çattım. Ona sinirlendiğini anlamış olacak ki yüzünde ki gülümseme çok uzun sürmeden silindi.
"Sadece şaka yapıyordum."diye mırıldandı. Daha sonra elini omzuma tekrar vurarak konuşmaya devam etti.
"Madem ortada çözülmesi gereken bir sorun, sahip çıkılması gereken bir kız var o zaman buna bizde dahiliz."diye konuştuğunda belli belirsiz tebessüm ettim.
"İyi ki varsın."dedim.
"Bunu bir iltifat olarak mi görmeliyim?"diye gevşek bir ifadeyle gülümsediğinde"Başıma Olcay kesilme lan."diye araya girdim. Daha sonra ayağa kalkarak arabama doğru yöneldim. Sandarın yanına başka bir gün gitmem gerektiğini aklımın bir köşesine not ederken Egemende kendi arabasına doğru yerleşti.
AFRA SOYKAN
Olcay mükemmel bir yemek yapacağını söyleyip mutfağa geçerken evde ki yardımcı olarak çalışan kadın bana bir kaç parça kıyafet vererek duş alacağım odayı gösterdi. Sanırım artık bir duş alıp rahatlamanın zamanı gelmişti. Ben bana gösterdiği odaya doğru geçerken arkamdan kapıyı kilitledim. Ben üzerimi giyinip kapının kilidini açtığım sırada orta yaşlı kadından saçlarımı kurutmak için saç kurutma makinesi isteyeceğim sırada odadan çıktım.
Gözlerim o kadını ararken Merih'le göz göze geldik. O ne ara gelmişti ki? Bunları düşünmeyip bakışlarımı ondan çektim. O da fazla durmamış başka bir odaya geçmişti.
Karşıdan gelen egemeni görünce tebessüm ettiğini gördüm."Birini mi arıyorsun?"diye sordu yumuşak bir tonla.
"Aslında saçlarımı kurutmak için-"cümlemi tamamlamadan Egemen konuşmaya devam etti.
"Gel ben sana veriyim."dediğinde onu takip ettim. Koridorun sonunda ki odaya doğru ilerlerken bu evin ne kadar büyük olduğunu bir kez daha fark ettim.
"Sence de bu ev 3 kişi için fazla büyük değil mi?"diye sordum. Egemen arkasına bakarak gülümsedi.
"Sanırım artık 4 kişi olduk."dediğinde ifadesiz bir şekilde ona baktım. Daha sonra yalnış bir şey söylemiş gibi"Yani sen burada bizimle kalana kadar 4 kişiyiz demek istedim."diye düzeltti. Egemene geri cevap vermedim çünkü ne demek istediğini anlamıştım. Fakat ben burada kalıcı olacağımı düşünmüyordum.
Odaya girdiğimiz sırada Egemen çekmecelerin birinden saç kurutma makinesi alıp bana doğru uzattı. Daha sonra odadan çıkacağı sırada arkasına doğru dönüp bir şey hatırlamış gibi konuşmaya başladı.
"İşin bittiğinde mutfağa gelmelisin, Olcay harika yemekler yaptı."
Tebessüm ederek başımı olumlu anlamda salladım Egemen odadan ayrıldığında bende makinenin fişini prize taktım. Daha sonra ıslak saçlarımı kurulamaya başladım. Saçlarım ne çok uzun ne çok kısaydı. Bu yüzden saçlarımı kurutmakta zorluk çekmeden işimi hızlı bir şekilde bitirdim. Ben makineyi yerine koyarken odadan ayrılıp adımlarımı mutfağa doğru yönlendirdim.
Mutfağa doğru adımlarımı hızlandırdığımda mutfağın hemen yanında ki odanın kapısının aralıklı olduğunu gördüm.
Bu az önce Merih'in geçtiği odaydı.
Merakıma dayanamayarak bakışlarımı aralıklı olan kapıdan içeri gezdirdiğimde üstü çıplak olan bir Merih görmeyi tahmin etmemiştim. Arkasına dönmüş bir şekilde dolabından kendine uygun bir tişört çıkarıyordu. Bakışlarım yapılı vücuduna kaydığında hızla bakışlarımı kaçırıp mutfağa doğru yöneldim.
"Olcay'ın cennet dolu mutfağına Hoş geldiniz."deyip elinde ki tabakla görsel bir şölen yapmaya başladı. Ben Olcay'ın bu şebek tavrına gülümseyerek bakarken Egemen Olcay'ı gaza getirmek için ıslıklar çalıyor sesli bir şekilde alkışlıyordu. Birbirlerine karşı o kadar iyilerdi ki aralarında ki bu sevgiyi kimse çürütemezdi.
Arkamda hissettiğim başka bir varlıkla Merih'in geldiğini anladım. Merih tüm bunlara alışıkmış gibi hiç bir tepki vermeden mutfaktan dışarıya doğru açılan terasa doğru ilerledi. Fakat Olcay onu durdurmuş terasa çıkmasını engellemişti.
"Seninkiler kadar güzel olmasa da tadına bakmak istemez misin yavrum?"diye sordu alaycı bir şekilde ben Olcay'ın kullandığı "Yavrum"kelimesine gülmemek için kendimi zor tutuyordum.
"Gevşekliğin sırası değil Olcay, sigara içeceğim."diye cevap veren Merih'le bakışlarım önce sağ elinde ki bir paket sigaraya daha sonra sol elinde ki kibrit kutusuna kaydı. Merih'in sigara içtiğine şaşırmamış bir şekilde bakışlarımı ondan ayırdım. Olcay Merih'in terasa çıkması için ona yol verirken o çoktan dışarı çıkmış sigarasını yakmıştı.
Bende Egemen'e yardım ederek Olcay'ın hazırladığı yemekleri masaya yerleştirdim. Gerçekten de harika gözüküyordu yemekler.
Ben masanın en köşesinde Egemenle Olcay yan yana oturmuştu. Bakışlarım terasa kaydığında sigarasını söndürerek yanımıza gelen Merih'e kaymıştı. Merih içeri girdiğinde benim çaprazımda Olcay ve Egemen'in tam karşısında oturmuştu.
"Şu huyundan vazgeçmeyecek misin?"diye sordu Olcay Merih'e doğru bakarak.
"Hayır."diye kısa bir yanıt verdi Merih umursamaz bir şekilde. Ben hangi konudan bahsettiklerini anlamamış bir şekilde bakarken Egemen bunu anlamış olacak ki bana açıkladı.
"Merih yemeğe başlamadan önce sigara içer, biz her ne kadar onu bu huyundan vazgeçirmeye çalışsak ta pek işe yaramıyor."diye açıkladı yumuşak bir tonla.
Merih'i yavaş yavaş tanımaya başlıyordum. Kişiliğini, yapısını bunun gibi bir çok özelliğini öğreniyordum. Merih Egemen'in söylediklerini görmezden gelerek yemeğini yemeye devam ederken göz ucuyla Olcay'a bakıp konuşmaya başladı.
"Güzel olmuş."diye mırıldandı. Olcay alaycı bir şekilde gülümserken sesini değiştirip Merih'e cevap verdi.
"Bir daha söyle."dedi yapmacık bir tonla. Egemen Olcay'ın bu haline gülümserken Merih kaşlarını çoktan çatmıştı.
"Hadi ama tatlım bir daha söyle."dediğinde Egemen kendini tutamamış bir kahkaha patlatmıştı. Bende başımı öne eğerek Olcay'a gülerken Merih sinirle tabağını alıp mutfaktan çıkmıştı. Kesinlikle aralarında çok güçlü bir bağ vardı.
Hepsi birbirinden farklı karakterlere sahipti.
Egemen Olcay'a göre daha ciddi ve bilgili iken Olcay her şeyi taşkalaya alıyordu. Merih ise diğerlerin aksine huysuz ve öfkeliydi.Bu birbirinden farklı üç arkadaş nasıl bir araya gelmişti çok merak ediyordum.
Merih yanımızdan ayrıldığında Egemen Olcay'a dönerek çoktan konuşmaya başlamıştı.
"İki dakika duramadın değil mi?"diye konuştu alayla.
"Ne yapayım bu adamı öfkelendirmek çok hoşuma gidiyor."diye itiraf etti Olcay gülümsemeye devam ederek. İkisinin de bakışları bana kaydığında ilk konuşan Olcay olmuştu.
"Umarım beni yanlış anlamıyorsun Afra sadece bazen çok gevşek biri olabiliyorum bu da sadece Merih'e özel."diye açıkladı.
"Biliyorum."diyerek gülümsedim ona.
"Yaşadıkların için çok üzgünüz, mahzene kapatıldığınızı duyunca sizi çıkarmak için elimizden geleni yaptık."diye araya giren Egemen'in sesiyle bakışlarımı ona doğru çevirdim. Konu mahzene gelmişti. Belki de onlara aklımda ki soruları sormanın tam zamanıydı.
"Olan oldu artık sadece merak ettiğim bir şey var."diye itiraf ettim. İkisi de bakışlarını bana doğru sabitlediğinde dayanamayarak aklımı sürekli kurcalayan o soruyu sordum.
"Merih daha önce neden iki yıl boyunca mahzere kapatıldı?"diye sordum. İkiside böyle bir soru beklemiyor olacaklardı ki şaşırmış bir ifadeyle bana baktılar.
"Bunu sana Merih mi anlattı? İki yıl boyunca mahzende kaldığını?"diye sordu Egemen ciddi bir tonla.
"Hayır ben tesadüfen öğrendim."diye cevap verdim sorusuna karşılık.
"Orası biraz karışık, aslında bakarsan Merih'in hayatı oldukça karmaşık."diye itiraf etti Olcay. "Karmaşık"demişti Olcay. Bir insanın hayatı en fazla ne kadar karışık olabilirdi ki? Ben hala istediğim bir cevap almamış bir şekilde başımı hayal kırıklığı ile eğerken Olcay tekrar konuşmaya devam etti.
"Beğendin mi yemekleri?"diye sordu.
"Evet gerçekten de güzel olmuş."diye yanıt verdim.
"Merih'in yaptığı kadar lezzetli değil."diye düşüncesini belirtti Egemen benden sonra. Olcay Egemen'in itirafıyla kaşlarını çatsa da başıyla onayladı.
"Sanırım haklısın."diye mırıldandı Olcay Egemene doğru dönerek. Kapıdan gelen Merih'i görünce ikisi de sustu. Merih elinde ki tabağı bırakıp gideceği sırada Egemen'in sesiyle duraksamak zorunda kaldı.
"Yarın hep beraber bir şeyler yapalım diyorum sen ne dersin Merih?"diye sordu Egemen oldukça ciddi bir tonla. Merih hiç düşünmeden hızlı bir şekilde cevabını verdi.
"Benim işim var."diye kesin bir dille konuştu.
"Ne işiymiş bu kardeşim?"diye araya girdi Olcay.
"Keyfinize bakın siz."diye söylenip yanımızdan ayrıldığında Olcay garip ve bir o kadar da tuhaf bir şekilde Egemen'e baktı.
"Sen biliyor musun bu işi?"diye sordu Egemen'e.
"Hayır."diye kısa bir yanıt verdiğinde ikisi de uzatmayıp konuyu kapattılar. Egemenle Olcaya yaptığımız uzun bir sohbetin ardından hepimiz uyumaya geçtik. Ben kanepede ki yerimi alırken onlarda kendi odalarına geçmişlerdi.
Zaman geçtikçe hepsini birer birer tanımaya başlıyordum. Fakat şunun farkına varmıştım artık onların niyeti kötü değildi aksine sanki benim önüme bir barikat kurmuşlar beni koruyorlardı. Bu duyguyu en çokta Merih'te hissetmiştim. Mahzende yanımda oluşu, adının Sandar olduğunu öğrendiğim adamın bana yaklaşmasına dahi izin vermeyişi tüm bunlar aklımı kurcalıyordu. Daha öğrenmem gereken bir çok şey vardı.
Hem Merih'le ilgili hem diğerleri ile ilgili ve de bu şehirler ilgili bilmem gereken bir çok şeyin olduğunu düşünüyordum. Bakışlarımı pencereye doğru çevirdiğimde dışarı da yoğun bir esinti olduğunu fark ettim. Rüzgarın hızıyla ağaçlar ve dalları bir yandan bir yana savruluyordu. Gökte en ufak bir yıldız yoktu. Derin bir nefes alıp dışarıyı izlemeye devam ettim.
MERIH SALKAN
Saat gece yarısına gelmek üzereydi. Bakışlarım pencereden dışarıya kaydığında rüzgarın cama vuran sesini duydum. Çekmeceden yeni bir paket çıkarıp kibritimi aldım ve terasa doğru yöneldim. Terasta tam istediğim bir ortam vardı sessiz karanlık. Kendime bir sandalye çekip ilk sigaramı yaktım. Sigaramdan çektiğim her nefeste rahatladığımı hissediyordum.
"Sigara içmek için fazla geç değil mi?"diye sordu tanıdık gelen ses. Bakışlarımı sesin olduğu yöne sabitlediğimde giydiği cekete bir sarmaşık gibi sarınan yabancı kızı gördüm. Bir sandalye çekip yanıma oturmuştu.
"Sigaranın saati yoktur."diye mırıldandım sadece onun duyabileceği bir ses tonuyla. Yanımda oturuyordu ve bakışlarımı ona çeviremiyordum çünkü biliyordum ne zaman yüzüme baksam mahzende ağlayarak sayıkladığı o an geliyordu aklıma.
Onu buraya getirmenin pişmanlığını görüyordum. Ailesinden arkadaşlarından evinden ayırdığım için kendimden nefret ediyordum. Elimde ki sigara bittiğinde onu söndürüp bir diğerini yaktım.
"Bu şehirde hiç güneş açmaz mı? Geldiğimden beri ya yağmur yağıyor ya da kar."diye mırıldandı. Bakışlarımı ona çevirdiğimde göz göze geldik.
"Belirli zamanlar sadece."diye açıkladım.
"Bu belirli zamanlar da hangi zamanlar?"diye sorduğunda derin bir nefes aldım.
"Senin hiç göremeyeceğin zamanlar." Cümlemle beraber yere eğdiği başını bana doğru uzattı.
"Benim hiç göremeyeceğim zamanlar."diye tekrar etti.
"Çok özlediğin ailenin yanına gideceksin."diye fısıldadım onun duymayacağı bir şekilde fakat sanırım ses tonumu ayarlayamadığım için duymuştu.
"Keşke gidebilseydim onların yanına, ama gidemeyecek kadar uzaktalar bana."diye mırıldandı hayal kırıklığı ile başını öne eğerek. Ben şaşkın bir ifadeyle ona bakarken yüzünü yerden bir saniye bile çekmedi.
Şaşırmıştım çünkü anne ve babasını özlediğini sayıklarken daha önce yanında olduklarını düşünmüştüm. Afra bakışlarını yerden çekip gökyüzüne baktı.
"Gökyüzündeler ikisi de."diye fısıldadı gözleri yaşlı bir şekilde. Bende bakışlarımı gökyüzüne çevirdiğimde yutkundum. O gün o mezarlıkta o saate anne ve babasını ziyaret ediyordu. Suçluluk duygusuyla bakışlarımı gökyüzünden çekip Afraya çevirdiğimde sağ gözünden akan bir göz yaşı damlasının düştüğünü fark ettim.
Daha sonra ayağa kalkarak son bir kez bana doğru baktı. Ve hiç bir şey söylemeden yanımdan ayrıldı. Paketten çıkardığım bir dal sigarayı yakıp dudaklarıma doğru götürdüm.
*
Sabah yüzümde hissettiğim tüylü bir cisimle uyandım. Olcay ve Egemen hemen yanı başımda ellerinde yapay bir kuş tüyünü yüzümde dolaştırıyorlardı.
"Çek lan şunu yüzümden."diye tersleyerek ayağa kalktım. Etrafa baktığımda terasta uyuya kaldığımı fark ettim.
"Burada uyuyacak kadar mi güzeldi kafan?"diye sordu Egemen.
"Şifayı kaptın yavrum."diye arkasından destek çıktı Olcay. Ben her ikisine de öfkeli bir şekilde bakarken konuşmaya başladım.
"En son sigara içiyordum burada uyuya kalmışım."diye mırıldandım. Olcay masa da ki bitmiş sigara kutusunu işaret ederken konuşmaya kendisi devam etti.
"Yuh be oğlum iki paket bitirmişsin."diye söylendi.
"Paketlerin hesabını mı yapacaksın? Hadi içeri geçelim."dedim ellerimi birbirine sürterek.
Aklım dün geceye gittiğinde yorgunluktan ve baş ağrısından dayanamadan uyuya kalmış olduğumu tahmin ettim. Vücudum dün gece terasta uyuyakaldığım için soğuk bir akımla kaplanmıştı. Hızlı bir şekilde odama doğru yürüyüp kendimi sıcak bir duşa attım.
Duştan çıkıp kahvaltıdan hemen sonra dışarı çıkacağım için siyah pantolonumu üzerime geçirdim. Üzerine de beyaz gömleğimi geçireceğim sırada aniden kapı açıldı. İçeri yeni uyanmış gözlerini açmakta zorlanan afra girdiğinde bakışları beni buldu. Sanki çok tuhaf bir şey görmüş gibi arkasını dönüp gözlerini kapattı.
"Ö-Özür dilerim."diye kekeledi utangaç bir ses tonuyla. Ben hala ne için özür dilediğini bile anlamamıştım.
"Ne için özür diliyorsun?"diye sordum hala sırtı bana dönük olan yabancı kıza.
"Ben odaları karıştırdım, tekrar özür dilerim."diyerek hızla odadan çıktı. Arkası dönük olduğu için yüz ifadesini göremesem de bu şaşkın hali ister istemez yüzümde bir tebessüme sebep olmuştu. Vakit kaybetmeden beyaz gömleğimi üzerime geçirdim daha sonra odadan çıkarak mutfağa doğru ilerledim.
AFRA SOYKAN
Hepimiz masaya yerleştiğimizde hemen arkadan Merih'te geldiğinde başımı utançla yere eğdim. Az önce çok kötü rezil olmuştum. Yüzümü yıkamak için lavobaya gideceğim sırada yanlışlıkla Merih'in odasına girmiştim. Ben hala utangaç bir ifadeyle başımı öne eğerken Merih çoktan sandalyesine yerleşmişti.
"Afra."diye bana seslenen Egemen'in sesiyle ona doğru döndüm.
"Neden yemiyorsun?"diye sordu yumuşak bir tonla. Üçünün de bakışlarını üzerimde hissettiğimde yutkundum.
"Hiç iştahım yok."diye cevap verdim. Cevabımla beraber Olcay konuşmaya başladı.
"Neden beğenmedin mi?"diye sordu.
"Hayır çok güzel gözüküyor hepsi".diye hızla cevap verdim.
"Sırtında ki yaran mı ağrıyor? Gerçi yavaş yavaş iyileşmeye başladığını düşünüyordum."diyerek araya girdi Egemen.
"Yok hayır ağrımıyor."diye açıkladım. Fakat ne Olcay ne de Egemen inanmış ısrar edip durmuşlardı. Bakışlarımı Merih'e çevirdiğimde umursamaz bir şekilde kahvaltısını yapmaya devam ediyordu. Merih'in birden bakışlarını bana çevirmesiyle bir an da göz göze geldik.
"Bir an önce yemeye başlarsan iyi edersin, bekletilmeyi sevmem."diye konuşmaya başladı. Bekletilmeyi sevmem derken neyi kast etmişti?
"Beni neden bekleyeceksin ki?"diye sordum meraklı çıkan sesimle. Merih sorumla beraber bakışlarını bana çevirdiğinde derin bir nefes aldı.
"Buradan çıkman için Troya kurulu üyeleri ile konuşup bir çözüm yolu bulacağım seninde orada olman gerekiyor."diye açıklama yaptığında bunu neden dün söylemediğini düşündüm. Fakat fazla düşünmeden Egemen'in araya girmesiyle düşüncelerimden sıyrıldım.
"Troya kuruluna mı gideceksiniz?"diye sordu. Merih cevap vermek yerine sadece başını olumlu anlamda sallamak ile yetindi. Daha sonra Egemen bir bahane bularak Merih'i masadan kaldırıp içeri geçirdi. Ben aralarında ki gizemi merak ederken masadan kalktım. Olcay kahvaltı yapmaya o kadar odaklanmıştı ki benim ayağa kalktığımı bile fark etmemişti.
Bunu fırsat bilerek nereye gittiklerini aramaya koyuldum. Merih'in kaldığı odanın aralıklı olduğunu gördüğümde onları dinlemeye başladım.
"Bunun daha iyi olacağına emin misin? Yani görünmezler şehrinden ayrılıp diğer dünyaya gitmek bu çok tehlikeli değil mi?"diye soran Egemenle gözlerim irileşti. Nasıl oluyordu bu? Buradan çıkmanın imkansız olduğunu onlar söylemişti. Merih nasıl çıkacaktı peki? Hem hangi sebeple? Kafam iyice karıştığında tüm dikkatimi onlara verdim.
"Tehlikeli olduğunu biliyorum, ama aklımda ki bu soruların cevabını bir tek orada bulabilirim."diye açıkladı Merih. Aklında ki sorular da neydi? Neden aklında ki soruların benimle ilgili olduğunu düşünüyordum?
"Geç kalmayacağım gece burada olurum."diye açıkladı.
"Sandar yada başka biri görürse neler olabileceğini biliyorsun değil mi?"diye sordu. Sandarın öğrenmesi neyi değiştirecekti ki? O kimdi? Madem Merih bugün benim yaşadığım dünyaya gidecekti o zaman bende onun arkasından takip edecektim.
Zaten başından beri belliydi, ben bu dünyaya ait değildim ve asla da olamayacaktım.